LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bire ifadesini içeren 161 kelime bulundu...

adalet-i izafiye / adalet-i izâfiye

  • Göreceli adalet; toplumun selâmeti için birey hukukunun feda edilmesini öngören adalet.

adetullah / âdetullah

  • (Sünnetullah da denir.) Tabiatta canlı cansız bütün varlıkların nasıl hareket edeceklerini belirliyen Allah'ın emirleri, O'nun koyduğu değişmez düzen. Meselâ oksijenle hidrojenin birleşmesinden su meydana gelir. Işık, geldiği açıya eşit bir açı ile yansır ki, bunlar birer âdetullahdır. "Âdetullah" y

adgasu ahlam / adgâsu ahlâm

  • Karışık rüyâlar. Tâbire değmeyen rüyâlar.

adiyat / âdiyat

  • (Tekili: Âdi) Her zaman meydana gelen hârikulâde ve birer mu'cize-i kudret olmakla beraber, insanlarca alışılmış olduğundan kuymeti bilinmeyen hâdiseler.
  • Kıymetsiz şeyler.

ale-l-infirad

  • Ferd olarak. Birer birer.

alelinfirad / alelinfirâd / على الانفراد

  • Birer birer. (Arapça)

an-ı vahid / an-ı vâhid

  • Aniden, birdenbire, bir an.

ani

  • Ansızın, birdenbire. Bir anda. Hemen.
  • Son derece kızgın.
  • Olgunlaşmış, kemale erişmiş.

aşk-ı kimyevi / aşk-ı kimyevî

  • Fıtrî meyil ve alâka. Kimyevî unsurlar arasında birbirlerine karşı olan cazibe ve birleşme meyelanları ki; birer İlâhi emir ve kanunlardır.Fransızcası: Affinite (afinite) dir.

badih

  • (Bâdihe) Beklenmedik ziyaret.
  • Erkek ziyaretçi.
  • Birden bire gelen ilham.
  • Ansızın, âniden.

badir

  • Hemen yapmak isteyen.
  • Birdenbire vuku bulan.
  • Dolunay.
  • Büyümüş (çocuk).
  • Olgun (meyva).

badire

  • Birdenbire meydana gelen hâl. Felâket. Musibet.
  • Kabahat.
  • Birden, zahmetsizce söylenen söz.
  • Kılıcın, namlunun veya her çeşit nebatın ucu.
  • Zor geçit.

bagteten

  • Ansızın. Füc'eten. Birdenbire. Apansız.

bağteten / بغتة

  • Ansızın, birdenbire. (Arapça)

baskın

  • t. Ağır, sakil.
  • Basıp geçen, galip, üstün.
  • Ansızın, birdenbire hücum.

bedahet

  • Açıklık. Zâhir delil. Belli, açık, aşikâr.
  • Birdenbire, hazırlıksız söz söyleme.
  • Atın yürümesi.
  • Her şeyin evveli, öncesi.

bedaheten

  • Birdenbire, aniden, ansızın. Düşünmeksizin. Açık ve zâhir olarak.

bedihe

  • Birdenbire ve düşünmeden söylenilen güzel söz. Hazırcevaplık.
  • Başlangıç.

berk-i basar

  • Gözün şimşek çakması.
  • Birdenbire tepesinde çakan şimşekten mâruz olduğu dehşet ve şiddet hâlinden mecaz olarak, ansızın başına gelen mühlik hâdisenin şiddetli âlâm ve ıztırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin intibahı ifade eder.

bilmutabakat

  • Tam bir uygunlukla birebir.

bora

  • yun. Birdenbire çıkan fırtına. Pek şiddetli rüzgâr.

buak

  • Şiddetli sel.
  • Şiddetli ses, sadâ. Haykırış.
  • Birden bire, ansızın gelen yağmur.

bürme

  • (Çoğulu: Birem-Birâm) Çömlek yapımında kullanılan yumuşak taş.
  • Çömlek.
  • Baş örtüsü.

cani

  • Cinayet işlemiş olan. Birisini öldürmüş veya yaralamış bulunan. Caniler nasıl haksız yere insanı öldürüyorlar ve onların hayatlarına son veriyorlarsa; kâfirler, inkârcılar, dinsizler de birer cani sayılırlar. Çünkü Allah'ın eserleri olan canlı ve cansız varlıklar onun sonsuz kudretini, ilmini, irade

cemre

  • Hacıların şeytan taşlarken attıkları taşlar veya bu taşların atıldığı yer. Çoğulu cimâr ve cemerât'tır. Minâ'da birbirlerine birer ok atımı mesâfede bulunan üç taş yığını vardır. Bunlardan birincisine Cemre-i ûlâ (birinci cemre), ikincisine Cemre-i vustâ (orta cemre) ve üçüncüsüne Cemre-i Akabe adı

cüz'i hadise-i şer'iye / cüz'î hâdise-i şer'iye

  • Şeriatın ferdî, bireysel meselesi, olayı.

cüz'i-yi müşahhas / cüz'î-yi müşahhas

  • Somut bir fert, birey.

cüz'iyet / cüz'îyet

  • Ferdîlik, bireysellik.

cüz'iyyat / cüz'iyyât

  • Fertler, bireyler, birimler.

cüz-ü cüz'i / cüz-ü cüz'î

  • Ferdî, bireysel bir parça.

def'aten

  • Birden bire, bir defada.
  • Hemen, birdenbire âni olarak. Beklenmedik anda. Bir def'ada.

def'i / def'î

  • Birdenbire, kısa zamanda gerçekleşme.

defaten / defâten

  • Birdenbire.

dümuk

  • Ansızın duhul etmek, birdenbire girmek.

düstur-u cüz'i / düstur-u cüz'î

  • Bireysel kural; cüz'î ve sınırlı bir alanda geçerli olan kanun.

ebz

  • Ürkme, korkma. Kaçma, kaçış.
  • Aniden, birdenbire ölmek.

ecel-i na-gehan / ecel-i nâ-gehan

  • Ansızın gelen ecel. Birdenbire âni ölüm, vefat.

efrad / efrâd / افراد

  • Fertler, bireyler.
  • Bireyler, insan tekleri.
  • Fertler, bireyler. (Arapça)

efrad-ı aşiret

  • Aşiretin fertleri, bireyleri.

efrad-ı ümmet

  • Ümmetin bireyleri.

efraden / efrâden

  • Fertler, bireyler olarak.

efradın zerrat-ı hürriyatı / efrâdın zerrât-ı hürriyâtı

  • Bireylerin bütün zerrelerinin hürriyetleri, bireylerin bütün varlıklarıyla hür ve özgür olmaları.

efrat

  • Fertler, bireyler.

elif

  • Birinci harf-i hecânın adı.
  • (Ülfet. den) : Bütün harflerle ülfet edebildiği için böyle isimlendirilmiştir. Ebcedî değeri de bire delâlet eder.

emr-i cüz'i / emr-i cüz'î

  • Bireysel, ferdî iş; küçük ve basit bir iş.

fec'et

  • Birdenbire.

ferd / فرد

  • Birey.
  • Fert, birey, tek, benzersiz.
  • Tek. (Arapça)
  • Birey. (Arapça)

ferd-i mükemmel

  • Mükemmel fert, birey.

ferd-i müslüman

  • Müslüman fert, birey.

ferd-i şahs

  • Şahsî fert, birey.

ferden ferda / ferden ferdâ

  • Birer birer.

ferdiyet zamanı

  • Bireysellik dönemi; büyük velîlerin çıktığı zaman.

ferdiyyet / فردیت

  • Bireylik. (Arapça)

fevkalferd / فوق الفرد

  • Birey üstü. (Arapça)

fevr

  • Hemen. Birdenbire. Acele. Sür'at.
  • Bir adamın geldiği semt ve cihet.
  • Suyun kaynayıp fışkırması.

fevren

  • Birdenbire, sür'atle, çarçabuk.
  • Çarçabuk, birden bire.

fi'l-i mün'akis

  • Organizmanın bir uyarmaya karşı birdenbire aldığı vaziyet, refleks.

fica

  • Birdenbire, ansızın.

fikr-i infiradi / fikr-i infiradî

  • Tek başına olma fikri, bireysel düşünce, sadece kendini düşünme.

forsa

  • Buharlı gemilerin icadından evvel yelkenli gemilerde kürek çekmeğe mahkum harp esirleri. Bunlar, kaçmamaları için birer ayakları güvertelere çakılı bulunurlardı. Ayaklarından bağlı olmaları münasebetiyle bunlara payzen namı da verilirdi. Bununla birlikte payzen tabiri, daha çok cürüm ve cinayet erba

füc'e

  • Ansızın, birdenbire.

füc'eten / فُجْأَةً

  • Apansızın. Birdenbire. Ansızın. Hiç beklenmedik anda.
  • Ansızın, birdenbire.
  • Birdenbire.

fücêten

  • Birdenbire.

gayr-ı me'mul

  • Umulmadık. Beklenmedik. Birdenbire.

hacir

  • Hicret eden. Bir yerden bire yere göçen.
  • Sayıklıyan.

hadisat-ı cüz'iye / hâdisât-ı cüz'iye

  • Ferdî hâdiseler, bireysel olaylar.

hads

  • Birdenbire sezilen bilgi.

hadsen

  • Birdenbire sezmekle.

hadsi / hadsî

  • Birdenbire sezilen.

hece

  • (Hecâ) Bir defada söylenebilen, bir veya birkaç harfden meydana gelen sözcük.
  • Harfleri birer birer söyleyerek okuma.

heyecan

  • Birden bire şiddetle hislenme. Ürperme.
  • Coşkunluk. Coşmak.

hipotenüs

  • Mat: Bir dik üçgende dik açının karşısında bulunan kenar. (Diğer kenarların her birerlerinden büyük, toplamlarından küçüktür.) (Fransızca)

hırpadak

  • Birdenbire, hemencecik.
  • Uygun bir şekilde, münâsib bir tarzda. Tıpatıp.

huruf-u kudsiye-i şifre-i ilahiye / hurûf-u kudsiye-i şifre-i ilâhiye

  • Birer İlâhî şifre olan kutsal harfler.

huruf-u mukattaa / hurûf-u mukattaa

  • Bazı sûre başlarında bulunan ve birer İlâhî şifre niteliğinde olan harfler (Yâ sin, Elif lâm mim, Ha mim vb.).
  • Bazı sûrelerin başlarında bulunan ve birer İlâhî şifre özelliğini taşıyan Arapça hece harfleri.

huruf-ul mukattaa

  • Gr: Kur'an-ı Kerim'de sure başlarında bulunan, kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı hafler. Elif Lâm Mim, Yâ Sin, Elif Lâm Râ... gibi. Bunlar İlahî birer şifre olup, mânalarını anlayanlar Resul-ü Ekrem (A.S.M.) ve O'nun vârisleridir.

iftica'

  • Birdenbire, ansızın olma.

iftitah tekbiri

  • Namaza başlarken alınan tekbir. Namaz, her nevi dünya meşguliyetinden alâkayı keserek kılındığı için, Allahü Ekber diye iftitah tekbirini alarak namaza başladıktan sonra ibadet esnasında dünya işi haram olup namazı bozar. Bu mâna için bu tekbire, tahrime adı da verilir.

ihtilaf-ı meşreb / ihtilâf-ı meşreb

  • Bireysel tarzdan dolayı ortaya çıkan farklılık.

ılgıdır

  • Bir metre kadar uzunluğunda, uçlarına birer karış kadar iki çivi sokulmuş ağaçtan yapılma bir ölçü âletidir.

indifak

  • (Su) birdenbire ve şiddetle dökülme.

irtical

  • Hazır cevaplılık. Düşünmeden ve birdenbire açıkça güzel söz veya şiir söylemek.

istiğrak

  • Bir şeyi baştan aşağı kaplamak. Tasavvuf erbabının vecde gelip kendinden geçmesi.
  • İstiğrak lâmı: Bir cinsin bütün bireylerini içine alan belirtme edatı, lâm-ı tarif, diğer adıyla harfi tarif.

istikra / istikrâ

  • Birey veya olayları tek tek inceleyerek onlardaki ortak vasıfları tesbit etmek sûretiyle çıkartılan genel sonuç; tümevarım, endüksiyon; yani peygamberleri tek tek araştırıp "peygamberliğin sebebi olan küllî esaslar"ı tespit etmek bir istikra işlemidir. İşte bu esaslar Peygamber Efendimizde en mükemm

iza / izâ

  • Arabça kelimelerin başında kullanılırsa; birdenbire, bir de bakılır ki, gibi mânalara gelir. İsim cümlesinin evvelinde bulunur.
  • Birdenbire.

kahkari / kahkarî

  • Birdenbire geri dönme, aniden arkaya dönme.
  • Geri çekilmekle ilgili, geri dönmekle ilgili.

kaza

  • Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ.
  • Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
  • Allah'ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi.
  • Hâkimlik, hâkimin hükmü.
  • İstemeden yapılan zarar.
  • Hükmeylemek, hüküm.
  • Bir şeyi birbirine lâzım kılmak.

kaziye-i şartiyye-i muttasıla

  • Man: Mevzu ile mahmulü birer cümle olmakla, birinde bir şeyin üzerine olunan hüküm, diğerinde gösterilen şarta mütevakkıf olan kaziyyedir. (Eğer bir cisim ağır ise, bir yere yerleştirilmedikçe düşer gibi.)

kebair / kebâir

  • (Tekili: Kebire) Büyük şeyler, büyük günahlar. Kebairin sıralanışı:-Allah'ı inkâr etmek.-Allah'a şirk koşmak.-Kat'iyyen sâbit olan dini bir hükme inanmamak.-Allah'ın rahmetinden ümidini kesmek.-Allah'ın cezasından, mekrinden ve azabından emin olmak.-Günah üzerinde ısrar etmek. Yâni, herhangi bir gün
  • Büyük günâhlar. Müfredi (tekili) kebîredir.

keffaret-i yemin

  • Yaptığı bir yemine sadık kalmayıp bozan bir müslümana lâzım gelen keffâret demektir ki: Muktedir ise, müslim veya gayr-i müslim bir köle veya câriye azad etmekten; muktedir değil ise, on fakiri akşamlı sabahlı doyurmaktan veya on fakire birer parça libas giydirmekten; bu üç şeyden birine muktedir ol

keşakeş

  • Münâkaşa, çekişme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, tasa, gam. (Farsça)
  • Sıkıntı, felâket, ıztırab. (Farsça)
  • Tereddüt, kararsızlık. (Farsça)
  • Pehlivanların birbirleriyle mücâdeleleri. (Farsça)
  • İki kişinin, bir şeyi birer uçlarından tutup, her birinin kendine doğru çekmesi. (Farsça)

kezame

  • (Çoğulu: Kezâyim) İki kuyu arasındaki yarıklar ve delikler. (Su birinden birene akar).
  • Terazi iplerinin kendinde toplandığı halka.

kıyamet-i şahsiye-i umumiye

  • Şahsa, bireye ait umumî kıyamet.

külliyetiyle

  • Bütün fertleriyle, bireyleriyle.

kuva / kuvâ

  • (Tekili: Kuvvet) Güçler. Kuvvetler.
  • Hisler. Hasseler. Takatler.
  • Şeriatın birer hükmü.

mahluk-u cüz'i / mahlûk-u cüz'î

  • Ferdî, bireysel mahlûk; mahlûkların her bir bireyi.

mahlukatın hukuku / mahlûkatın hukuku

  • Hukuk-u ibâd; kul hakları; toplum bireyleri arasında birlikte yaşamaktan doğan, yükümlünün irade ve tercih hakkının bulunduğu haklar; mülkiyet, sağlık, alışveriş, borç gibi.

makasıd-ı cüz'iye

  • Ferdî, bireysel gayeler.

meclisin ehli

  • Meclisin bireyleri.

medar-ı nazar bir ferd / medâr-ı nazar bir ferd

  • Âyetin baktığı, gösterdiği bir ferd, bir birey.

mektub-u rabbani / mektub-u rabbânî

  • Her şeyi terbiye edip besleyen Allah'ın birer mektup gibi yarattığı varlıklar.

mektub-u rahmani / mektub-u rahmânî

  • Sonsuz rahmet sahibi Allah'a ait herbiri birer mektup gibi mânâlar ifade eden varlıklar.

mektub-u samedani / mektub-u samedânî

  • Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eser.

mektubat / mektubât

  • İmam-ı Rabbânî'nin yazdığı bir eser.
  • Allah'ın birer mektup gibi yazdığı ve san'atla yarattığı eserler, varlıklar.

mektubat-ı ilahiye / mektubat-ı ilâhiye

  • İlâhî mektuplar; Allah'ın birer mektup gibi yazdığı ve san'atla yarattığı eserler, varlıklar.

mer'abe

  • Ansızın olarak birdenbire korkutmak.
  • Tenha ve korkunç yer.

mesail-i cüz'iye-i fer'iye-i hilafiye / mesail-i cüz'iye-i fer'iye-i hilâfiye

  • İhtilaf konusu olan, hakkında farklı görüş belirtilebilen cüz'î (bireylerle ilgili) ve fer'î (imanla ilgili olmayan, amellerle ilgili) meseleler.

mesalih-i cüz'iye-i müteferrika

  • Birbirinden farklı, cüz'î, bireysel faydalar.

mevcudat mektubatı

  • Varlık mektupları; Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eserler.

mi'şar

  • Mat: Onda bir. (1/10)
  • Bâzılarınca da binde bire denir.

mu'tezile

  • Aklına güvenerek ve "kul, fiilinin hâlikıdır" demekle hak mezheblerden ayrılan bir fırka. Bunlar dalâlet fırkalarının birincisidir. Vâsıl İbn-i Atâ nâmında birisi buna sebeb olmuştur. Bu kişi Hasan Basri Hazretlerinin talebesi iken, günah-ı kebireyi işleyen bir kimsenin ne mü'min ve ne de kâfir olma

mubemu

  • Tel tel, kıl kıl. Birer birer. İnceden inceye, çok dikkatle. (Farsça)

müfred

  • (Müfret) Tek, yalnız. Müteaddid olmayıp yalnız birden ibaret olan.
  • Basit, mürekkeb olmayan.
  • Gr: Yalnız bir şey veya şahsa işaret eden veya bire mahsus olan kelime. Cemi veya tesniye olmayan.
  • Edb: Başı ve sonu olmayan tek ve kafiyesiz beyit.

müfredat

  • Bir bütünü meydana getiren şeylerin her biri.
  • Bir şeyin içindekiler.
  • Basit ve gayr-i mürekkeb şeyler.
  • Toptan mâlum olan şeylerin tafsilâtı, birer birer zikrolunmuşları.
  • Edb: Tek tek ve ayrı ayrı beyitler.
  • Gr: Bir ibareyi meydana getiren kelimelerin her

muhtar cüz'

  • Özgür birey.

mukattaat

  • Bazı sûrelerin başlarında bulunan ve birer İlâhî şifre özelliğini taşıyan kesik harfler.

mukattaat-ı huruf / mukattaât-ı huruf

  • Bazı sûrelerin başlarında bulunan ve birer İlâhî şifre özelliğini taşıyan kesik harfler.

münferiden

  • Tek tek, yalnız olarak, ayrı ayrı, birer birer.

münteha-i ruh / müntehâ-i ruh

  • Ruhun son hâli, bireylere verilmiş olan ruh.

müşagare

  • Mehir alıp vermemek için, iki kişi birbirlerinin yakınlarından birer kadınla evlenme.

mütebadir / mütebâdir

  • Birden bire akla gelen. Ortaya çıkan.
  • Birdenbire akla gelen.

mütehevvirane / mütehevvirâne

  • Birdenbire saldırarak. (Farsça)
  • Kızgınlıkla. Hiddetlice. Birden öfkelenir surette. (Farsça)

mütenafi

  • (Nefy. den) Biribirene zıt olan.

na-gehan

  • Birdenbire, ansızın, âniden. (Farsça)

nagah / nagâh / nâgâh

  • Birdenbire, ansızın, hemen. (Nâgeh, nâgehan, nagehâne, nagehânî) (Farsça)
  • Ansızın, birden bire.
  • Birdenbire.

nassiye

  • (yun: Dogmatizm) Fls: Bir görüşün doğruluğuna peşin olarak inanan ve bu inanışlarını tenkide tabi tutmayanların düşünüş tarzı. Son heceleri .. izm ile biten görüşler, taraftarlarınca peşin olarak kabul edildiklerinden birer dogmatik görüş örneğidir. Meselâ; komünizm, materyalizm, darvinizim, birer d

nebair

  • (Tekili: Nebire) Torunlar.

nebir

  • (Nebire) Torun.

necaset-i hafife

  • Hanefî mezhebine göre pis olduğuna dair şer'î bir delil mevcud olan şeydir. Diğer bir tabire göre murdar olmadığı rivayet edilen şeydir. (Eti yenen hayvanların bevilleri gibi.) Bedenin veya elbisenin dörtte birinden az miktarı namaza mani olmaz.

nesh

  • Ist: Şer'i bir hükmü yine şer'i bir emirle kaldırmaktır. (İtikada ait olan ve zamanla değişmeyen hükümlerde nesih olmaz, bunlar sabit birer hakikattırlar.)
  • Bir şeyin aynını kopya etmek, aynını çoğaltmak.
  • İbtal etmek, hükümsüz bırakmak, değiştirmek.
  • Nakletmek, kaldırma

nüfus

  • Bireyler, insanlar.

özr

  • Abdesti bozan bir şeyin bir namaz vakti durdurulamayıp, devâm etmesi. İdrârını tutamama, iç sürmesi, yel kaçırmak, burun kanaması, yaradan kan, sarı su akması, ağrı ile göz yaşı akması birer özür olup, özürlü erkeğe mâzûr, kadına ma'zûre denir.
  • Mâzeret. Af talebi, engel.

palas pandıras

  • Hemen, birden bire, hazırlıksız, habersiz.

ra'd

  • Gök gürültüsü.
  • Bulutları sevk ve nezaret ile vazifeli bir melek adı.
  • Tehdit etmek, korkutmak. (Terennümat-ı hava, na'rât-ı ra'diye, nağamat-ı emvac, birer zikr-i azamet. Yağmurun hezecatı, kuşların seceatı birer tesbih-i rahmet, hakikata bir mecaz... Lemeat'tan)

realizm

  • Umumi fikirleri birer hakikat sayan felsefi görüş. Hadiseleri olduğu gibi anlatma ve gösterme gayesi güden san'at çığırı, fikri.

sadme

  • Bir vuruş, çarpma, vurma, çatma.
  • Birden bire patlama.
  • Ansızın başa gelen musibet.

sağnak

  • Birdenbire ve çok fazla yağıp geçen yağmur.

sebr ve taksim

  • Mantıkta bir isbatlama tarzı ve usulüdür. Bu iki kelime beraber kullanıldığı gibi, "delil-i taksim, delil-i münkasım" gibi tâbirlerle de söylenir. Bu isbatlamada bir şeyin aslında bulunan vasıflar, illet olmaktan birer birer ibtal edildikten sonra, tam illet olmaya elverişli olan tesbit edilir. (Lât

sekte

  • Durma, kısılma.
  • Kanın birdenbire durması.
  • Bir işin görülmesinde kesiklik, durgunluk hâsıl olmak.
  • Tecvidde: Kıraat esnasında nefes almadan sesi kesmeğe denir.

serdab

  • Yer altında olan serin ve soğuk oda, bodrum. Böyle yerler ekseriyetle sıcak bölgelerde, gündüzleri sıcaktan korunmak için yapılırdı. Anadolu'nun bazı yerlerinde buna "zir-i zemin" denilir. (Farsça)
  • Tar: Padişah saraylarında, sağ ve sol taraflarında birer oda bulunan üç köşeli sofalara verilen (Farsça)

ta'dad / ta'dâd

  • Sayı saymak. Sayıp dökmek. Birer birer söylemek. Sıralamak.
  • Sayma.
  • Birer birer söyleme, sayıp dökme.

tareyan

  • Oluverme, geliverme, birdenbire çıkma.

tari / tarî

  • (Tarâ. dan) Birdenbire çıkan, ansızın görünen.

tayyımekan / tayyımekân

  • Bir yerdeyken birdenbire başka yerde olmak.

tayyızaman

  • Bir zamandan birdenbire başka zamana geçmek.

tebadür / tebâdür

  • Birdenbire aklına gelme.

tehevvür

  • Korkusuzlukla düşünmeden hareket etmek. Sonunu düşünmeden birden bire karar vermek.
  • Kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesi; maddi mânevi hiçbir şeyden korkmamak hâleti.

telhid

  • (Lahd. dan) Mezar çukuru kazma. Kabire lâhid yapma.
  • Gömme.

temsil-i cüz'i / temsil-i cüz'î

  • Bireysel, ferdî bir temsil.

tercüman-ı ayat-ı tekviniye / tercüman-ı âyât-ı tekviniye

  • Kâinatta Allah'ın varlığının birer delili olan maddî ayetleri insanlara tercüme eden, rehber.

terkib-i bend

  • Edb: Birkaç bendden meydana getirilmiş manzumenin hususan gazel şekli olup müteaddit manzumeler birer beytle birbirine bağlanmıştır.

teşahhus

  • Belirlenme, şahıslanma, bir birey hâline gelme.

teşahhusat-ı cüz'iye

  • Ferdî şahıslanma, bireysel kimlik ve yapı kazanma.

teşebbüs-ü şahsiye

  • Bireysel girişimcilik.

vahid-i sahih

  • Sağlam birey, küsuratsız sayı; tamsayı.

vehleten

  • Birdenbire. İlkin. Ansızın.

vesait-i esbab

  • Birer vasıta olan sebepler.

yegan yegan / yegân yegân

  • Ayrı ayrı. Birer birer. (Farsça)

yegden

  • Birden, birdenbire. (Farsça)

yekayek / yekâyek

  • Birer birer. Tek tek. (Farsça)
  • Ansızın. (Farsça)

yekbeyek / یك بيك

  • Bir bir, birer birer. (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın