LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bir su ifadesini içeren 111 kelime bulundu...

adeta / adetâ

  • Âdet olduğu üzere, her vakitki gibi, alelâde. Bayağı surette, âdi bir suretle. Düpedüz.

akik

  • Çoğunlukla kırmızı renkte olan değerli bir süs taşı.

ale-l-ıtlak

  • Umumiyetle. Mutlaka. Bir suretle kayıtlı olmayarak. Mingayri tahsis.

amme

  • Bir suâl cümlesi. Neden, nelerden, neyi?... meâlindedir.

an-ı vahid / ân-ı vâhid

  • Bir an, pek kısa bir süre.

ankebut suresi

  • Kur'an-ı Kerimin yirmidokuzuncu suresidir. Mekkidir. (Allahtan başkasına güvenenlerin, dünyayı avlamak için kurdukları teşkilâtını bir örümcek ağına benzeten, örümcek meseli zikrolunan bir suredir.)

asel

  • Bal. Şehd.
  • Tatmak.
  • Su akarken yüzünde hâsıl olan kabarcık.
  • Cennette bir su.

bari / bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah.

bari' teala ve tekaddes / bâri' teâlâ ve tekaddes

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir surette yaratan, yüce ve her türlü eksiklikten uzak Allah.

başmuharrir

  • Başyazar, bir süreli yayında başmakaleleri, başyazıları yazan yazar.

batarya

  • İtl. Elektrik elde etmek için hazırlanmış şişeler takımı.
  • Ask: Bir subayın emrine verilen belli sayıdaki ağır silâhlarla bunların hizmetinde bulunan insan, hayvan ve malzemenin hepsine birden verilen isim.

begonya

  • Etli ve güzel renkli yaprakları olan bir süs bitkisi. (Fransızca)

bid'at-ı hasene

  • Resûlullah'ın ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan meydana çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olmayan minâre, medrese, mektep yapmak, İslâmî ve faydalı kitaplar yazmak gibi güzel şeyler.

bid'at-ı seyyie

  • Resûlullah'ın ve Eshâbının zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan meydana çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olan bozuk inanış ve ibâdet olarak yapılan işler.

bilhads

  • Hads ile. Son derece bir sür'at-i intikal ile.

bir guna / bir gûna

  • Hiçbir suretle. Bir suretle. Bir türlü.

cennet

  • Allah'a (C.C.) inanan ve O'na ibadet ve itaat edenlerin, iman ve İslâmiyyet'e ihlâs ve sadâkatle hizmet edenlerin, Kur'ana bir hizb-ül Kur'ân olarak mücâhidâne bir sûrette hizmetkâr olan mücâhidlerin, cihâd-ı diniyye erlerinin âhirette fazl-i İlâhi ile gidip ebediyyen içinde kalacakları mekân ve mes

cereyan / cereyân / جَرَيَانْ

  • Bir süreç içinde gerçekleşme.

cez'

  • Damarlı akik. Göz boncuğu adı verilen, kara alaca ve kıymetli bir süs taşıdır.

cuşacuş

  • Çok coşkun, taşkın. Pek coşkun ve taşkın bir sûrette. (Farsça)

dervişane / dervişâne

  • Dervişe yakışır halde, saflık ve kalenderlikle. Müstağni ve fakir bir surette. (Farsça)

dugmus

  • (Çoğulu: Degâmis) Rengi siyaha yakın küçük bir su canavarı.

ebru / ebrû

  • Kaş, dalga dalga kırmızı yanak, bir süsleme sanatı.

edibane / edibâne

  • Edibe yakışır, terbiyeli bir surette. Edebiyatçı gibi. (Farsça)

emirane

  • Emredene yakışır bir surette. Emir gibi. (Farsça)

fail-i müşterek / fâil-i müşterek

  • Huk: İşlenmiş olan bir suçta parmağı olan. Suç ortağı.

fakirane / fakirâne / فَق۪يرَانَه

  • Fakir bir sûrette.

fenn-i meani / fenn-i meânî

  • Güzel söz söylemeyi ve güzel yazmayı öğreten, edebiyatın bir şubesi.

fevkalade / fevkalâde

  • Âdetin fevkinde. Ayrıca, hususi surette. Bilinenlerin üstünde. Müstesna ve yüksek bir surette.

fidye

  • Bir suçtan veya esirlikten kurtuluş parası.

füru'

  • (Tekili: Feri') Bir kökten ayrılmış kısımlar. Dallar. Budaklar.
  • Bir sülâleden gelmiş torunlar. Çocuklar.
  • Fık: Cüz'î hüküm ve kaideler. Ahkâm-ı cüz'iyye.

gaşiye

  • Perde, kıyamet, bir sûre.

gunm

  • Bir şeye meşakkatsiz nâil olmak veya düşmandan doyumluk almak mânalarına gelir ve alınan doyumluğa da isim olarak ıtlak olunur ki ganimet de, her iki mânada böyledir. Şeriatta ise ganimet, küffardan anveten, yani harben alınan maldır. Binaenaleyh, velevse harbin neticesi olsun bir sulh ve ahd ile al

hadd-i te'dib

  • Bir suç işleyeni başkalarına örnek olacak şekilde cezalandırmak. Darp ve ta'zir gibi.

hakk-ul yakin / hakk-ul yakîn

  • (Hakk-al yakîn) Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali. Ateşin yakıcı olduğunu bütün hislerimizle yakından duyup yaşadığımız gibi.

halisane / hâlisane

  • Hâlise yakışır bir surette. Hâlis kimselere mahsus bir niyet ve fiil ile. (Farsça)

hatır-ı rahmani / hatır-ı rahmanî

  • Tasavvuf ehlinin kalbinde, Allah'ın cemal-i vahdetinin tecellisiyle tam bir sükûnet olması. Buna muhabbetullah da denir.

hayteur

  • Bir vaziyette durmayan.
  • Arslan.
  • Kurt.
  • Belâ.
  • Cin tâifesinden bir nesne.
  • Bir su böceği.

hergele

  • Binilmek ve yük taşımak için alıştırılmamış at, kısrak, beygir veya merkep sürüsü.
  • Böyle bir sürüye dahil olan hayvan.
  • Mc: Terbiye ve görgüden büsbütün mahrum adam.
  • Bir işe yaramaz işçi kalabalığı.

hergiz

  • Aslâ, kat'iyyen. Hiçbir suretle. (Farsça)

hibriziyy

  • Acem askerlerinden şanlı bir süvârinin adı.

hıkmık etmek

  • Bir işten veyahut bir suale cevap vermekten kaçınmak için esassız bahaneler ileri sürmeye çalışmak. Tereddütlü davranmak. (Türkçe)

hizb-ül kur'an

  • Kur'an Cemaatı. Kur'an'a ciddi ve samimi olarak bağlanıp, ona hizmet için mücahidane bir surette çalışan ve fenâlıklardan korunan müslümanların topluluğu ve cereyanı.
  • Kur'an'ın bir cüz'ünün dörtte biri.
  • Zikir ve dua için Kur'an'dan alınmış bir kısım âyetler.

hükümdarane

  • Hükümdar gibi, hükümdara yakışır bir surette.

ibrik

  • Bir su kabı.

ifk

  • Bühtan. Bir suçu birisine yüklemek. İftira.

iftira

  • Birine aslı olmayan bir suç yükleme.

ihraz

  • Nail olmak. Erişmek.
  • Kazanmak. Kesbetmek.
  • Birisini güzel bir surette korumak.

ihtikar / ihtikâr

  • Vurgunculuk; fazladan kazanç sağlamak amacıyla, hayat için zarurî olan ihtiyaç maddelerini satın alıp fiyatı artsın diye bir süre saklama.

ilm-i belagat / ilm-i belâgat

  • Edb: Güzel söz söyleme veya yazmayı öğreten ilim. Edebiyatın bir şubesi.

inkıta-i hilafet / inkıta-i hilâfet

  • Halifelik kurumunun bir süre kesintiye uğraması.

istinsah / istinsâh

  • Nüshasını çıkarma, bir sûretini çıkarma, kopye etme.

izn-i bari / izn-i bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın izni.

kabile

  • Birlikte yaşayan, konup göçen, bir sülâleden türemiş insanlar. Bir reisin idaresi altında bulunan ve ekserisi aynı soydan gelen insanlar.

kat'iyyü'd-delalet / kat'iyyü'd-delâlet

  • Metnin mânâya olan işareti kesin olması, "Acaba metinden bu mânâ mı kastediliyor?" şeklinde bir şüphenin bulunmaması.

kemal-i iz'an / kemâl-i iz'an

  • Kesin bir şüphesizlik, tam bir inanç.

kerimane

  • Kerim olana mahsus hâlde. Lutfederek. Kerime hâs bir suretde. (Farsça)

kısas / kısâs

  • Cinayette ödeşmek. Bir suç işliyenin aynı şekilde cezalandırılması. Öldürme veya yaralanmada suçlu olana aynı şeyin yapılması. Suçsuz yere adam öldürene veya yaralayana şeriatın aynı cezayı tatbik etmesi.
  • İşlenen bir suçun cezası.

kuffaz

  • Kadınların ellerine ve ayaklarına taktıkları bir süs eşyası.
  • Eldiven.

la'l

  • Kırmızı. Al renk.
  • Dudak. Kırmızı ve kıymetli bir süs taşı.

laceverd

  • Lacivert.
  • Koyu mavi renkte değerli bir süs taşı.

laraybe fih / lâraybe fih

  • Onda hiçbir şüphe yoktur.

linç

  • Halk tarafından öldürülme. Halkın bir suçluyu tutup derhal öldürmesi.

mahrurane / mahrurâne

  • Ateşli ateşli. Hararetli bir surette. (Farsça)

maznun

  • (Zann. dan) Zannolunmuş. Zan altında bulunan, kendisinden şüphe edilen.
  • Huk: Bir suç dolayısı ile sorguya çekilen kimse. Sanık.

mercan

  • Denizden elde edilen bir süs maddesi.

meşhur hadis veya hadis-i meşhur

  • Asr-ı evvelde, Ahâdi hadis kabilinden iken ikinci asırda iştihar edip, kizb üzerine ittifakları aklen tecviz olunmayan bir cemaat tarafından rivâyet olunan hadis. İlm-i yakin derecesinde karib bir surette kalbe itmi'nan verir.

metin / metîn

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kudretli, kâmil (kusursuz, noksansız) olan, hiçbir sûrette za'fiyet, âcizlik, güçsüzlük meydana gelmeyen.
  • Hadîs-i şerîfi rivâyet eden (nakleden) râvîlerin (zâtların) sıra ile isimleri demek olan sened kısmından sonra gelen hadî

millet

  • Bir dinden olanların topluluğu. Din, dil ve târih beraberliği bulunan insan cemaatı. Sınıf. Topluluk.
  • Bir sülâleden gelenlerin hepsi.
  • Maddi, mânevi bir unsurdan sayılıp beraber yaşayanların hepsi.

mizmar

  • Düdük, kaval.
  • Mukaddes Zebur Kitabının her bir suresi.
  • Hançere, nefes borusu.

muavaza / muâvaza

  • İki tarafın da ivaz vererek, anlaşarak yaptığı akit. Sayışma. Bir şeyi diğer bir şeye bedel, ivaz olarak vermek. Aslı olmadığı halde menfaat celbi için hususi bir surette müzakere ile yapılan hileli iş. Yapmacık.

mücazat

  • Karşılık.
  • Bir suça verilen ceza.

müdafaa

  • Bir hücuma ve zarar veren bir harekete karşı durmak. Def'etmek. Savmak.
  • Düşman hücumunu men'etmek.
  • Mahkemede: İddiacının dâvasını def' edecek bir surette bir iddia dermeyân etmek, beyânatta bulunmak.

müdara

  • Dost gibi görünme. Yüze gülme.
  • Başkalarının fikirlerine uyarcasına hareket etmek.
  • Sulh ve salâh üzere bulunmak. (Meşru bir surette ve iyi bir netice için yapılan müdârâ memduhtur. Fena bir netice için ise, kötüdür; İslâmlığa yakışmaz, İslâm onu men'eder.)

mülukane / mülûkâne

  • Padişahlara yakışır bir surette. (Farsça)

mustalık gazası

  • Benî Mustalık gazasına Müreysî gazası da denilir. Benî Mustalık, Huzaa'nın bir şubesidir. Müreysî de bunların bir kuyusudur. Benî Mustalık, Resul-i Ekrem'le harb etmek üzere bu kuyu başında toplandıkları için bu sefer bu isimle anılır. Çeşitli râviler, bu gazanın hicrî dört veya beş veya altıncı sen

mütehakkimane / mütehakkimâne

  • Mütehakkim bir surette. Tahakkümle, zorbalıkla. (Farsça)

nev'an-ma

  • Bir dereceye kadar, bir bakıma göre, bir suretle.

nev'umma

  • Bir derece, bir suretle.

nümüvv-ü tabii / nümüvv-ü tabiî

  • Tabiî ve normal bir süreçte meydana gelen gelişme.

rıza-yı bari / rıza-yı bârî

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın rızası.

ruhsat

  • (Çoğulu: Ruhas-Ruhsat) İzin, müsaade.
  • Genişlik.
  • Kolaylık.
  • Fık: Kulların özürlerine mebni, kendilerine bir suhulet ve müsaade olmak üzere, ikinci derecede meşru' kılınan şeydir. Sefer halinde Ramazan-ı Şerif orucunun tutulmaması gibi. Vuku' bulan ikraha mebni, birisini

rümye

  • Ağaçtan nakşolmuş bir suret.

şahane

  • Şah gibi, şaha yakışır bir surette.

sasaniler

  • İran'da ikibin yıl önce devlet kuran bir sülâledirler. İlk meşhur hükümdarları Erdeşir'dir. Devleti kuvvetlendirdi ve Doğu Anadolu'yu Romalılardan aldı. Ünlü pâdişahlarından ve âdil ismi ile tanınan Nuşirevan İslâmiyetten önce yaşamıştır. Altıyüz seneden ziyade devletleri devam eden Sâsâniler, İslâm

şefi' / şefî'

  • Şefâat eden, bir suçun, günâhın bağışlanması için vâsıta, aracı olan.

sıfat-ı zatiyye / sıfat-ı zâtiyye

  • Allahü teâlânın zâtında (kendisinde) bulunup diğer varlıklarda bulunmayan, yalnız Allahü teâlâya mahsûs sıfatları. Bu sıfatların sonradan yaratılan varlıklarla hiçbir sûrette bağlantıları yoktur. Bu sıfatlara sıfat-ı Vücûdiyye ve sıfat-ı Ulûhiyyet de denir.

şir'a

  • (Şeria-Meşrea) Lügat mânası, bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda insanların, hayat-ı ebediye ve saadet-i hakikiyeye vusulü için Allah'ın vaz' u teklif ettiği ahkâm-ı mahsusaya ve mezheb-i müstakime bil'istiare ıtlak edilmiştir ki, din demekt

şüfea'

  • (Tekili: Şefi') Şefaatçiler. Şefaat edenler, bir suçun bağışlanması için aracılık yapanlar.

şükr-ü külli / şükr-ü küllî

  • Umumî ve kapsamlı bir şükür.

sultan-ı ruh

  • Ruh sultanı, bir sultan olan ruh.

ta'zir-i te'dib

  • Âkıl bâliğ olduğu halde henüz mükellefiyet çağında bulunmayan bir çocuğun yaptığı bir suçtan dolayı hakkında te'dib ve ta'zib maksadıyla yapılan ta'zirdir.

ta'zir-i ukubet

  • Mükellef bir şahıs tarafından irtikâb olunup da şer'an muayyen bir cezası bulunmayan bir suçtan dolayı ukubeten yapılan ta'zirdir. Mücrimin bu hususta müslim ile gayr-i müslim; hür ile âbid; erkek ile kadın olması müsavidir.

tabir-i hakimane / tâbir-i hakîmâne

  • Hikmetli ifade; sorulan bir suale, soranın hâlini dikkate alarak cevap verme.

tahliye-i sebil

  • Bir suçluyu bırakma, salıverme.

tasyir

  • Bir surete koyma. Bir şekle vardırma.

tavus

  • Meşhur bir süslü kuşun adı.

tayhuc

  • Turaç kuşu (Bir sülün nevidir.)

tayy-ı zaman

  • Zamanı aşma; çok uzun zamanı pek kısa bir sürede görme ve yaşama.

teenni-i hikmet / teennî-i hikmet

  • Bilimsel bir süre veya bekleme, ihtiyatlı hareket.

telkin / telkîn

  • Definden sonra meyyitin (vefât edenin) yüzüne karşı ayakta durarak okunan, kabir suâllerini ve cevaplarını bildiren sözler.

tenasüh-vari / tenasüh-vâri

  • Tenasühe benzer bir surette. (Farsça)

terdid

  • Geri çevirmek, geriletmek.
  • Edb: Karşısındakini merakta bırakacak ve neticeyi sezdirmeyecek şekilde söz etmek.
  • İki ihtimâlle fikir anlatmak. Muhatabın beklemediği bir surette sözü bitirerek söze kuvvet vermek.

üslub-u hakim / üslub-u hakîm

  • Edebî san'atlardan biridir. Sorulan bir suale, soranın halini nazara alarak başka bir sual gibi telâkki edip, ona göre cevab vermek demektir. Meselâ : Bazı Ashab Resulüllah'a (A.S.M.) hilâlin ince başlayıp, kalınlaşarak bedr şekline gelip, sonra yine başladığı şekle dönmesinin sebebini sordular. Bun

vechen

  • Bir vechiyle. Bir suretle. Bir bakımdan.

vechen min-el vücuh

  • Hiçbir suretle.

yakiniyyat / yakîniyyât

  • Yakînî bir surette bilinenler.

yakut / yâkut

  • Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.
  • Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.

yamur

  • Başının ortasında bir sürü boynuzları olan bir cins geyiğin erkeği.

zeberced

  • Zümrütten daha açık renkte bir süs taşı.

zemzem

  • Çok mübarek bir su.
  • Kâbe-i Mükerreme'nin yanındaki maruf kuyu.
  • Kelimenin lügat manası: Yavaş yavaş teganni ve terennüm eylemek, hafif ve yavaş yavaş türkü söylemek.
  • Çok bol.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın