LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te belirti ifadesini içeren 99 kelime bulundu...

a'lem

  • Daha iyi bilen. En iyi bilen.
  • Yarık dudaklı.
  • Alâmetli, belirtili.

a'raz / a'râz / اعراض

  • Belirtiler. (Arapça)

alaim / alâim

  • Alâmetler, belirtiler.

alaim-i iman / alâim-i iman

  • İman alâmetleri, belirtileri.

alamet / alâmet / علامت

  • Belirti.
  • Bellik, belirti.
  • Belirti.
  • İşaret, iz, alamet, belirti. (Arapça)
  • Çok iri. (Arapça)

alamet-i hiddet / alâmet-i hiddet

  • Hiddet, kızgınlık belirtisi.

alamet-i i'caz / alâmet-i i'câz

  • Mu'cize oluş alâmeti, belirtisi.

alamet-i ihmal / alâmet-i ihmal

  • İhmal belirtisi, başı boş bırakılmışlık işareti.

alamet-i kabul / alâmet-i kabul

  • Kabul belirtisi.

alamet-i kıyamet / alâmet-i kıyamet

  • Kıyametin kopmasını haber veren belirtiler.

alamet-i kıymet / alâmet-i kıymet

  • Kıymetin belirtisi, verilen değerin işareti.

alamet-i makbuliyet / alâmet-i makbûliyet

  • Kabul görmesinin işaret ve belirtisi.

alamet-i mana / alâmet-i mânâ

  • Mânâyı gösteren belirti, işaret.

alamet-i muvaffakiyet / alâmet-i muvaffakiyet

  • Başarı belirtisi, işareti.

alamet-i sadıka / alâmet-i sadıka

  • Doğruluk işareti, belirtisi.

alamet-i sefer / alâmet-i sefer

  • Sefere çıkma belirtisi.

alamet-i sukut / alâmet-i sukut

  • Düşme belirtisi, alçalma alâmeti.

alamet-i sürur / alâmet-i sürur

  • Sevinç alâmeti, belirtisi.

alamet-i zahire / alâmet-i zâhire

  • Gözle görülen belirti.

anonim

  • yun. Yapıcısının adı belirtilmeyen eser.
  • Sermayesi hisselere bölünerek, her ortağın mes'uliyet ve salâhiyeti sermayedeki hissesiyle orantılı bulunan ortaklık, şirket.

araz / عرض

  • Belirti, sonradan meydana gelen özellik.
  • İşaret, belirti. (Arapça)
  • Tesadüf. (Arapça)

asal

  • Ahlâk. Karakter.
  • Alâmet, işaret, belirti.

asar-ı hayat / âsâr-ı hayat

  • Hayat eserleri, belirtileri.

bazı umur-u mermuze-i gayr-ı mesmua

  • Daha önceden işitilmemiş ve îma ve işaret yoluyla belirtilmiş bazı işler.

biyokimya

  • Canlıların kimya ile ilgili yapılarını, tepkilerini, belirtilerini inceleyen bilim dalıdır. 19. Asırda başlatılan bu çalışmalarla proteinler, vitaminler, hormonlar anlaşılır duruma gelindi.

cilve-i inayet-i rabbaniye / cilve-i inâyet-i rabbâniye

  • Rabbimizin yardım ettiğini gösteren yansımalar, belirtiler.

dakik ve amik işarat / dakik ve amîk işârât

  • İnce ve derin işaretler, belirtiler.

deneycilik

  • (Ampirizm) Fels: İnsan zihninde mevcut her bilginin ve her düşüncenin kaynağı tecrübe (deney) olduğunu iddia eden felsefi görüş. Bu görüş, tecrübenin ehemmiyetini belirtirken aklın ve dinin rolünü inkâr ediyor. Tecrübe maddi dünyayı anlamak için gerekli ama, yeterli değildir. Tecrübe görüneni ve müş

emarat / emârât / امارات

  • Emareler, belirtiler.
  • İşaretler, belirtiler. (Arapça)

emarat-ı haşr / emârât-ı haşr

  • Haşrin belirtileri, işaretleri.

emarat-ı haşriye / emârât-ı haşriye

  • Haşrin emâreleri, belirtileri.

emare / emâre / اماره / اَمَارَه

  • Alâmet, işaret, nişan, iz, ip ucu, belirti.
  • Belirti, iz.
  • İz, belirti, bellik.
  • Belirti.
  • İşaret, belirti. (Arapça)
  • Belirti.

emare-i i'caz / emâre-i i'câz

  • Mu'cizelik belirtisi.

eser-i hayat

  • Hayat alâmeti, hayat eseri, hayat belirtisi.

eser-i hiddet

  • Hiddet belirtisi, öfkeli hâl.

eser-i himayet

  • Koruma, himaye etme eseri, belirtisi.

eser-i inayet-i rabbaniye / eser-i inâyet-i rabbâniye

  • Allah'ın özel yardım eseri, belirtisi.

eser-i itab

  • Azarlama belirtisi.

eser-i tereddüt

  • Tereddüt belirtisi.

eşrat / eşrât

  • Şartlar, belirtiler.

fal / fâl

  • Fal, belirti, uğur.

falihayr / fâlihayr

  • İyilik belirtisi.

içtihad

  • Dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur'ân ve hadisten hüküm çıkarma.

içtihadat / içtihadât

  • İçtihatlar; dinen kesin olarak belirtilmeyen konularda Kur'ân ve hadîse dayanarak hüküm çıkarma işlemleri.

içtihadi / içtihadî

  • İçtihatla ilgili; dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur'ân ve hadise dayanarak hüküm çıkarmayla ilgili olan.

ifade / ifâde / افاده

  • Söylem, anlatım, dile getirme. (Arapça)
  • İfâde edilmek: Anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek. (Arapça)
  • İfâde etmek: Anlatmak, belirtmek, dile getirmek. (Arapça)

irhasat / irhâsât

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğinden evvel meydana gelen ve peygamber olacağına işaret eden harika hâller, belirtiler.

irhasat-ı ahmediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğinden evvel meydana gelen ve peygamber olacağına işaret eden harika haller, belirtiler.

işaret / işâret

  • Anlamlı davranış, belirti.

izhar-ı ubudiyet / izhar-ı ubûdiyet

  • Kulluğun gösterilmesi, belirtilmesi.

kadastro

  • Bir ülkedeki arazi ve mülklerin alanını, sınırlarını ve yerini belirtip plânlama işi. (Fransızca)

kanun-u sarahat-i kur'aniye / kanun-u sarâhat-i kur'âniye

  • Kur'ân'daki açıkça belirtilen kanunu, hüküm.

karine / karîne

  • Belirti.

karine-i hal

  • Durumun gösterdiği alâmet, belirti.

karine-i latife / karine-i lâtife

  • Güzel, hoş belirti.

kemal-i içtihad / kemâl-i içtihad

  • Tam ve mükemmel bir içtihad; dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur'ân ve hadisten hüküm çıkarma.

ma'rife

  • Mânâ ve mefhumu belirtilmiş olan söz, belirli.

matruh

  • Tarh edilmiş, çıkarılmış.
  • Belirtilmiş, konulmuş (vergi)
  • Temeli atılmış (Binâ).

mazbut

  • Zabtolunmuş, elegeçirilmiş.
  • Sağlam.
  • Yazılmış. Kaydedilmiş. Hatırda tutulmuş. Derli toplu.
  • Muhâfazalı. Korunmuş.
  • Belli, belirtilmiş.

mechel

  • (Çoğulu: Mecâhil) Belirtisiz, işaretsiz, nişansız.
  • Yolu ve izi olmayan çöl.

menzur

  • (Nezr. den) Adanmış, nezrolunmuş, va'dedilmiş. Adak olarak belirtilmiş.

mermuz

  • (Remz. den) Açıktan belirtilmeyip, işaret ve remz ile anlatılan. İmâ edilmiş olan.

mesail-i cüz'iye-i fer'iye-i hilafiye / mesail-i cüz'iye-i fer'iye-i hilâfiye

  • İhtilaf konusu olan, hakkında farklı görüş belirtilebilen cüz'î (bireylerle ilgili) ve fer'î (imanla ilgili olmayan, amellerle ilgili) meseleler.

mesail-i hilafiye / mesail-i hilâfiye

  • İhtilâf mevzuu olan, hakkında farklı görüş belirtilebilen meseleler.

mesele-i içtihadiye

  • Dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur'ân ve hadise dayanarak hüküm çıkartmayla ilgili olan mesele.

mevakıt

  • (Tekili: Mevkıt) Evvelden belirtilmiş olan vakitler.

mevsuf

  • Vasfolunmuş, vasıflanan, belirtilen.

mezbur / mezbûr / مزبور

  • Anılan, belirtilen. (Arapça)

mezkur / mezkûr / مذكور

  • Zikredilen, belirtilen, adı geçen. (Arapça)

mikat / mîkat

  • Bir iş için belirtilen zaman veya yer.
  • Mekke yolu üzerinde hacıların ihrama girdikleri yer.

mu'lem

  • (İlm. den) Belirtilmiş, işâretlenmiş.

muayyin

  • (Ayn. dan) Tâyin eden, belirten, belirtici.

müeccel

  • Tecil edilmiş, ileriye bırakılmış, ileride yapılmak üzere vakti belirtilen, ertelenmiş.

muhadded

  • Sınırı belirtilmiş olan. Sınırlanmış, tahdid edilmiş.

müzafünileyh

  • Belirtili isim tamlamasında belirtilen isme denir.

nefy ve isbat zikri / nefy ve isbât zikri

  • "Lâ ilâhe illallah" mübârek sözünü diyerek yapılan zikr (Lâ ilâhe) yâni Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur, nefy; (illallah) yâni Allahü teâlâ vardır demek de isbât ifâdeleriyle belirtilmiştir.

nekre

  • Belirsiz olan.
  • Çıban ve yaradan çıkan kan ve irin.
  • Garip ve gülünç fıkralar.
  • Hoş sohbet ve hazır cevap kimse.
  • Gr: Belirtilmemiş isim, neye delâlet ettiği belli olmayan (harf-i tarifsiz) isim.

nişan / نشان

  • İz. (Farsça)
  • Belirti. (Farsça)
  • Nişan yeri. (Farsça)
  • Devlet madalyası. (Farsça)

nişane / nişâne / نشانه

  • Belirti, işaret. (Farsça)

rumuzat-ı hayat / rumuzât-ı hayat

  • Hayat belirtileri, işaretleri.

rumuzat-ı hayatiye / rumûzât-ı hayatiye

  • Hayatın belirtileri, işaretleri.

sabıkan mezkur / sabıkan mezkûr

  • Daha önceden belirtilen.

salifü'z-zikr / sâlifü'z-zikr

  • Bahsi geçen, belirtilen.

şeret

  • (Çoğulu: Eşrât) Alâmet. İşaret, belirti.

şiar

  • İz, belirti, işaret, nişan, ayırt edici iyi âdet.
  • Üstünlük veren işaret.
  • İnsanın gömleği.
  • Ölüm.
  • (Tekili: Şa'r) Kıllar.

şiar-ı raz / şiar-ı râz

  • Sırların şiarı, sırları gizleyen perde, alamet, belirti.

sıfat terkibi

  • Sıfat tamlaması. Meselâ: "Kâmil insan" kelimeleri bir sıfat terkibidir. Burada Türkçe ifâdeye göre "kâmil insan" terkibinden birinci kelime sıfat (belirten), ikinci kelime ise mevsuf (belirtilen) dir. Farsça kâideye göre "insan-ı kâmil" diye söylenir.

sıyga

  • Gr. kip fiillerde belirli bir zamanla konuşanın, dinleyenin ve konuşulanın teklik veya çokluk olarak belirtilmiş biçimi.

ta'yin-kerde

  • Belirtilmiş. Tâyin edilmiş. (Farsça)

tebarüz eden

  • Belli olan, belirtilen, görülen.

tenebbüh

  • Uyanış; filizlenip hayat belirtisi kazanma.

tereşşuhat / tereşşuhât

  • Sızıntılar, belirtiler.

tereşşuhat-ı siyasiye ve dünyeviye / tereşşuhât-ı siyasiye ve dünyeviye

  • Siyasî ve dünyevî menfaat olduğunu gösteren belirtiler.

tevessüm

  • Bir işaret, belirti ortaya çıkma, görünme, bir şeyi işaretlerinden hareketle bilme, iyice anlama.

tevki'

  • Alâmet, işaret, belirti, nişan.
  • Sultan.
  • Kılıca nakış yapmak.

tezahürat-ı hayat

  • Hayat belirtileri ve görüntüleri.

tezahürat-ı hayatiye / tezahürât-ı hayatiye

  • Hayat belirtileri ve görüntüleri.

zaruriyat / zaruriyât

  • Dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen işler.

zaruriyat-ı dini / zaruriyât-ı dinî

  • Dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen emirler.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın