LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bakan ifadesini içeren 160 kelime bulundu...

ab-rane

  • Su borularına ve su yollarına bakan mühendis. (Farsça)

abil

  • Koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan.
  • Çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan hayvan.

adliye nezareti

  • Adalet Bakanlığı.

adliye ve dahiliye vekaleti / adliye ve dahiliye vekâleti

  • Adalet ve İçişleri Bakanlığı.

adliye vekaleti / adliye vekâleti / عَدْلِيَه وَكَالَتِي

  • Adalet Bakanlığı.
  • Adalet bakanlığı.

adliye vekili

  • Adalet Bakanı.

akl-ı feal / akl-ı feâl

  • İşrâkiyye (Yeni Eflâtunculuk) felsefesinde ukûl-ı aşerenin (on akılın) sonuncusu olup, yaşadığımız âlemle alâkalı akla verilen ad. Öldürme ve yaratma işlerine bakan mertebe.

alay emini

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir.

alusi / alusî

  • Nazlanarak göz ucu ile bakan kimse. (Farsça)

ankara maarif dairesi

  • Ankara Eğitim Dairesi; Millî Eğitim Bakanlığı.

atıf / âtıf

  • (Atf. dan) Yüzünü çeviren, bakan. Meyleden, yönelen.
  • Bağlaç.
  • Şefkat edici kimse. Merhametli, müşfik.
  • Yarış atlarının altıncısı.
  • Gr: İki kelimeyi birbirine bağlayan harf veya kelime.

ayn-ür rıza / ayn-ür rızâ

  • Rıza gözü. Kusuru görmeden bakan muhabbet gözü.

aziz-i mısır

  • Mısır Mâliye Bakanı.

bab-ı seraskeri / bab-ı seraskerî / bâb-ı seraskerî / بَابِ سَرْعَسْكَر۪ي

  • Osmanlı Devletinde askerlik işleriyle uğraşan bakanlık; askeriyenin başı.
  • Serasker kapısı. Eski Milli Müdafaa Vekâleti. Milli Savunma Bakanlığı. Şimdiki İstanbul Üniversitesi'nin kapısı.
  • Savunma Bakanlığı kapısı.

başvekalet / başvekâlet / بَاشْ وَكَالَتْ

  • Başbakanlık.
  • Başbakanlık.
  • Başbakanlık.

başvekil

  • Başbakan.
  • Başbakan.

büruc

  • (Tekili: Burc) Burç, aslında âşikar şey mânasına gelir. Her bakanın gözüne çarpacak şeklide zâhir olan yüksek köşk mânasına da kullanılmıştır.
  • Bunlara teşbihen veya zuhur mânâsıyla semâdaki bir kısım yıldızlara veya bazı yıldızların toplanmasından meydana gelen şekillere ve farazi su

çeş

  • "Deneyen, sınayan, tadına bakan" mânâsına gelerek kelimelere eklenir. (Farsça)

çeşende

  • Tadıcı, tadan, tadına bakan. (Farsça)

çeşm-i im'an / çeşm-i im'ân

  • Dikkatli bakan göz.

cihet-i melekutiyet / cihet-i melekûtiyet

  • Birşeyin iç yüzü, aslı, hakikati; varlıklara hükmeden İlâhî fiil, isim, sıfat ve şuûnâta bakan yön.

dağıt

  • Emin.
  • Nâzır, bakan.
  • Şiddet veren.
  • Üzüm toplamada kullanılan âlet.

dahiliye bakanlığı

  • İçişleri Bakanlığı.

dahiliye nazırı / dahiliye nâzırı

  • İçişleri Bakanı.
  • İçişleri Bakanı.

dahiliye vekaleti / dâhiliye vekâleti / دَاخِلِيَه وَكَالَتِي

  • İçişleri Bakanlığı.
  • İçişleri Bakanlığı.

dahiliye vekili / dâhiliye vekîli / دَاخِلِيَه وَكِيلِ

  • İçişleri Bakanı.
  • İçişleri Bakanı.

defterdar / defterdâr / دفتردار

  • Defter tutan. Devletin gelir ve masraflarını tutan vazifeli memur. Eskiden Maliye Nâzırı bu nam ile anılırdı. Bir vilayetin maliye işlerine bakan memur.
  • İldeki en üst düzey maliye yetkilisi. (Arapça - Farsça)
  • Maliye bakanı. (Arapça - Farsça)

defterdarlık

  • Eskiden maliye bakanlığı.
  • Şimdi vilâyetlerin mali işlerine bakan daire.

der-ban

  • Kapıcı, kapıya bakan. (Farsça)

divan

  • Eskiden yaşamış şâirlerin şiirlerinin toplandığı kitap.
  • Büyük meclis. Büyük ve idâre işlerine bakan bilgili, nüfuzlu kimselerin toplandıkları yer.

diyanet riyaseti dairesi

  • Diyanet İşleri Bakanlığı.

ehl-i medeniyet

  • Dünyaya yalnız dünya için ve maddî zevk ve menfaatleri için bakanlar.

ekselans

  • Eskiden bakanlar, elçiler ve cumhurbaşkanları için kullanılan bir ünvan. (Fransızca)

eşveş

  • Göz ucuyla bakan kişi.
  • Yüksek bina.

eyyühe'n-nazır / eyyühe'n-nâzır

  • Ey (bu yazıya) bakan, nazar eden.

falcı

  • Fala bakan, gaybı bildiğini iddiâ eden. Gaybı anlamak için güyâ bir takım vâsıtalara mürâcaat eden kimse. Atılan boncuk ve baklaya, koyunun kürek kemiğine ve sâir şeylere bakıp bunlardan manâ çıkarır görünen; gaybden haber verdiğini iddiâ eden kimse.

feyyal

  • Fil çobanı. File bakan kimse.

fukara-perver

  • Fakire bakan. Fukarayı koruyan. (Farsça)

gamze-figen

  • Gamze saçan, süzgün süzgün bakan. (Farsça)

haniye

  • Şarap.
  • Erkeği öldükten sonra evlenmeyip, çocuğuna bakan kadın.

har-bende

  • Seyis. Eşek ve katır gibi yük hayvanlarına bakan kimse. (Farsça)
  • Tar: Saray katırcıları. (Farsça)

harbiye / حربيه

  • Harp okulu. (Arapça)
  • Harbiyeli: Harp Okulu öğrencisi. (Arapça)
  • Harbiye nezareti: Savunma bakanlığı. (Arapça)

harbiye nezareti

  • Osmanlı Devletinde Harb Bakanlığı, bugünkü Millî Savunma Bakanlığına verilen ad.

hariciye / خارجيه

  • Dışa bağlı, dışarıya ilişkin. (Arapça)
  • Dışişleri bakanlığı. (Arapça)

hayat-ı maddiye-i nefsiye

  • Hayatın madde ve nefse bakan yönü.

hey'et-i vekile / hey'et-i vekîle / هَيْئَتِ وَك۪يلَه

  • Bakanlar kurulu.
  • Vekiller hey'eti, icra vekileri hey'eti. Bakanlar Kurulu. Başbakanın riyaset ettiği heyet.
  • Bakanlar kurulu.

hey'et-i vekile reisi

  • Bakanlar kurulu başkanı, Başbakan.

heyet-i vekile

  • Bakanlar Kurulu.

heyet-i vekile reisi

  • Bakanlar Kurulu Başkanı, Başbakan.

heyet-i vükela / heyet-i vükelâ

  • Vekiller heyeti, Bakanlar Kurulu.

hıdr-ı bahreyn-i velayet / hıdr-ı bahreyn-i velâyet

  • İki denize (âleme) bakan Hızır'ın veliliği.

hiştendar / hîştendar

  • Kendine iyi bakan, sağlığını koruyan. (Farsça)

hükumet reisi / hükûmet reisi

  • Başbakan.

ibrikdar

  • Eskiden sarayda büyük devlet adamlarının konaklarında su döken ve leğen ibrik işlerine bakan kimse.

icra vekilleri hey'eti

  • Vekiller heyeti. Başvekilin riyaset ettiği bakanlardan meydana gelen hey'et.

idarehane

  • Bir işe bakan hey'etin veya bir işi idare edenlerin toplanarak iş gördükleri yer ve dâire. (Farsça)
  • Dergi, gazete vs. gibi yayınların yazı işlerine bakılan dâire. (Farsça)

ihtisab

  • Hesab sorma, mes'uliyet.
  • İhtisab dâiresinin aldığı vergi.
  • Emr-i bilma'ruf nehy-i an-ilmünker vazifesi,
  • Ceza.
  • Eskiden belediye işlerine bakan memurun işi ve dâiresi.

imam-ı mübin / imâm-ı mübîn / اِمَامِ مُب۪ينْ

  • İlâhî ilim ve emrin bir ünvanı; gayb âlemine bakan, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı kader defteri.
  • Her şeyin vukūundan evvel ve sonra yazılı olduğu kader defteri; Allahın şimdiki zamandan ziyâde, geçmiş ve geleceğe bakan ilmi.

istizah

  • Belirsiz ve mübhem bir şey hakkında açık söylenmesini istemek. İzah istemek.
  • Gensoru. Bir mes'ele hakkında mebuslar tarafından başbakana veya bakanlardan birine açılan ve sonunda soruşturma yapılması istenilen sual.

kabine

  • Bakanlar kurulu.
  • Vekiller hey'eti. Bakanlar kurulu. (Fransızca)
  • Küçük oda. (Fransızca)
  • Doktorun muâyene yeri. (Fransızca)

kadı

  • Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları.

kararname

  • Bakanlar Kurulu'ndan çıkan resmî emirler. (Farsça)
  • Verilen karârı bildiren yazı. (Farsça)

kazi

  • (A, uzun okunur) Dâvalara hüküm ve kaza eden. Şeriat kanunlarına göre dâvalara bakan hâkim. Kadı.
  • Yapan, yerine getiren.

kem göz

  • Kötü niyetle bakan göz.

kitab-ı mübin / kitâb-ı mübîn / كِتَابِ مُب۪ينْ

  • Kaderde olan her şeyin gerçekleşmesinde esas tutulan kānunların bütünü; Allahın geçmiş ve gelecekten ziyâde, şimdiki hâle bakan ilmi.

kondüktör

  • Kılavuz, memur, müdür. (Fransızca)
  • Trenlerde vagon ve bilet işlerine bakan vazifeli kimse. (Fransızca)

maarif / maârif / معارف

  • Tahsil ile elde edilen ilim, malûmat, bilgi.
  • Meharet. Üstadlık. Hüner.
  • Marifetler. Mâruflar. Kültürler.
  • Çehrenin manzarada zâhir olan yerleri.
  • Bir memleketin okullarını ve tahsil ihtiyacını idâre ve te'mine çalışan bakanlık.
  • Maarif nezareti: Millî eğitim bakanlığı.
  • Bilimler. (Arapça)
  • Kültür. (Arapça)
  • Millî Eğitim Bakanlığı. (Arapça)

maarif dairesi

  • Eğitim dairesi, Millî Eğitim Bakanlığı.

maarif nazır vekili

  • Millî Eğitim Bakan Yardımcısı.

maarif nazırı

  • Milli Eğitim Bakanı.

maarif vekaleti / maarif vekâleti

  • Millî Eğitim Bakanlığı.

maarif vekili / maârif vekîli / مَعَارِفْ وَك۪يلِي

  • Milli Eğitim Bakanı.
  • Eğitim bakanı.

maarif yangını

  • Millî Eğitim Bakanlığında çıkan yangın.

maarif-i umumiye nezareti

  • Maarif vekâleti. Milli Eğitim Bakanlığı.

maddi cihet / maddî cihet

  • Maddeye bakan yön.

mahkeme-i şer'iyye

  • Şeriat mahkemesi. şeriat hükümlerine göre dâvalara bakan mahkeme.

makam-ı ali / makam-ı âlî

  • Yüce ve âli makam. Eskiden bu tabir, bakanlıklar hakkında kullanılırdı.

makam-ı külliye / makam-ı küllîye

  • Genele bakan kapsamlı makam.

maliye / ماليه

  • Devletin gelir ve masraflarının idaresi.
  • Gelir gider hesablarına bakan resmi dâire.
  • Devletin gelir ve gider işlerini takip eden bakanlık ve ona bağlı daireler. (Arapça)

mana-yı ismi / mânâ-yı ismî

  • Bir şeyin sahibine değil de, bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı.

meclis-i vükela / meclis-i vükelâ

  • Kabine toplantısı. Bakanlar kurulu toplantısı.

mektub-u sami / mektub-u sâmî

  • Başbakanlık (sadaret) makamından yazılan resmi mektublar.

melekut / melekût

  • Melekler âlemi, varlıkların ilâhî isimlere bakan iç yüzü.

mevleviyyet

  • Mevlevilik. Mevlevi tarikından olmak.
  • Mollalık.
  • Müderrislikten sonra gelen ilmiye sınıfından oluş.
  • Eyâlet kadılığı; yani, bir eyâletin bütün hukuki ve kazai işlerine bilfiil bakan kadı. "Mevâli" de denir.

mi'mar

  • İmar eden. Hüner sâhibi. İnşaat plânlarını yapan ve bunların kurulmasına bakan san'atkâr. Binâ inşa eden mühendis.

mıknatıs

  • yun. Demir ve benzeri mâdenleri kendine çekici hususiyeti bulunan câzibe.
  • Başka te'sir altında kalmadan kuzey ve güney kutuplarına doğru yönünü değiştiren demir çubuk. (İki kutbu bulunan bu mıknatıslı çubuğun şimale bakan kısmına şimal (kuzey) ucu, cenuba çekilen ucuna da cenub (güne

milli müdafaa vekaleti / millî müdafaa vekâleti

  • Millî Savunma Bakanlığı.

mir-ab

  • Bir kentin su işlerine bakan kişi. (Farsça)

mir-ahur

  • Sarayda at işlerine bakan memurun ünvanıdır. (Farsça)

mubassır

  • Gözetici, bekleyici, bakıcı.
  • Eskiden gümrüklerde muhafaza memuru ve mektebte talebenin inzibatına bakan memur.

müddei-yi umumi / müddei-yi umumî

  • Milletin umum haklarını korumak üzere muhakemede hazır bulunan vazifeli, hukuk tahsilini bitirmiş hükümet memuru. Adliye bakanlığına bağlı, icra kuvvetini birlik halinde temsil eylemek üzere teşekkül eden, adlî idare makamında bulunan şahıs. Savcı.

müdir / müdîr

  • (Müdür) İdâre eden. Çeviren bakan.
  • İdareden anlayan.
  • İdare memuru. Bir dairede memurların başı.
  • Nâhiye merkezinin idare memuru.

müfti / müftî

  • Fetvâ veren.
  • Vilâyet ve kazâlarda din işlerine bakan, İslâm âlimlerinin dînî bir konuda vermiş oldukları hükümleri yâni fetvâyı, insanlara bildiren kimse; nakleden me'mur.
  • Fetvâ veren, yâni herhangi bir şeyin, İslâm dînine uygun olup olmadığını bildiren, Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şer

mührdar

  • Eskiden bir bakanlık veya dairenin resmi mührünü kullanmakla görevli olan kimseye verilen ad. Hususi kalem müdürü. (Farsça)

muhtesib

  • (Hisab. dan) Belediye işlerine bakan memur.
  • Kanundan ziyâde idâri ve örfi işler için karar veren. İhtisâb ağası.

mukayyed

  • Kayıtlı. Serbest olmayan. Sınırlı. Bağlı.
  • Deftere geçmiş, kaydedilmiş olan. Bağlanmış. El veya ayağında zincir, kelepçe bulunan. Mevkuf olan.
  • Bir işe ehemmiyet veren. İşine önem verip bakan.

müneccim

  • Yıldız falına bakan, astroloji ile uğraşan.
  • Yıldızların hareketlerini gözetleyerek geleceğe dâir haber verdiğini iddiâ eden, yıldız falına bakan kimse. Astrolog.
  • İlm-i nücûm yâni astronomi ilmiyle uğraşan kimse. Astronom.

musahib / مصاحب

  • Arkadaş, sohbet arkadaşı. (Arapça)
  • Padişahın özel işlerine bakan. (Arapça)

müşahidin / müşahidîn

  • (Tekili: Müşahid) Görenler, bakanlar. Müşahede edenler.

müşreib

  • Nâzır, bakan.
  • Muhtaç.

müşrif

  • Etrafı gören, etrafa bakan.
  • Yüce yer, yüksek yer.
  • Yükselen, çıkan.
  • Bir hal almağa yüz tutmuş olan.
  • Yükselen, çıkan.
  • Ölüme pek yakın bulunan.
  • Etrafa bakan, etrafı gören.
  • Vakıf malı koruyan kimse.

müstemlekat nazırı / müstemlekât nâzırı

  • Sömürgelerden sorumlu bakan.

müsteşrif

  • Nâzır, bakan.
  • Eğik, mâil.

mutata'ım

  • Tadan. Tadına bakan.

mütebassır

  • (Basar. dan) Dikkatle bakan, ilerisini gören, iyice düşünen. Basiretli.

mütefe'il

  • (Çoğulu: Mütefe'ilîn) (Fâl. dan) Fala bakan, fal açan.
  • Hayra yoran, uğur sayan.

mütefe'ilin / mütefe'ilîn

  • (Tekili: Mütefe'il) Fala bakanlar.
  • Hayra yoranlar.

mütehaddi

  • Çekişen, çekişip kavga eden. Tahaddi eden.
  • Dikkatle bakan.

mütelakki

  • Telakki ve kabul eden, ...nazarıyla bakan.

mütemevvin

  • İyâline çok nafaka veren. Ailesine, çoluk çocuğuna iyi bakan.

mütenazır / mütenâzır / متناظر

  • Birbirine bakan. (Arapça)
  • Simetrik. (Arapça)

mütenazzır

  • Dikkatle bakarak düşünen. Düşünerek dikkatle bakan.

mütezevvik

  • (Zevk. den) Zevk ve safâ eden.
  • Tadına bakan. Birkaç defa tadan.

nafıa / nâfıa / نافعه

  • Bayındırlık işleri. (Arapça)
  • Nâfıa müdüriyeti: Bayındırlık müdürlüğü. (Arapça)
  • Nâfıa nâzırı: Bayındırlık bakanı. (Arapça)
  • Nâfıa nezareti: Bayındırlık bakanlığı. (Arapça)
  • Nâfıa vekâleti: (Arapça)

nakıf

  • Kırıcı, kıran.
  • Bakan, nâzır.

nazar eden

  • Bakan.

nazar-baz / nazar-bâz

  • Neşe ile bakan. (Farsça)

nazar-endaz

  • Bakan, seyreden.
  • Göz atmak. Göz atan, bakan, nazar eden. (Farsça)

nazarendaz

  • Nazar eden, bakan.

nazır / nâzır / ناظر / نَاظِرْ

  • (Çoğulu: Nüzzâr) Nazar eden, bakan.
  • Bir idarenin veya dairenin umur ve işlerine bakan en büyük memur. Bir işin idaresine memur reis.
  • Kabine azalarından herbiri. Nâzır. Vekil. Bakan.
  • Vâsinin yapacağı tasarruflara nezarette bulunmak üzere musi veya hâkim tarafından tayi
  • Bakan.
  • Nazar eden, bakan.
  • Bakan. (Arapça)
  • Nezaret eden. (Arapça)
  • Bakan, gözeten (Allah).

nazır-ı binazir / nâzır-ı bînazîr

  • Benzersiz bakıcı, dikkatle bakan.

nazıra

  • Nazar eden, nezaret eden, bakan.
  • Göz.

nazırlık / nâzırlık

  • Bakanlık. (Arapça - Türkçe)

nazzare

  • Bir şeye bakan kavim.

nezaret

  • (Nazar. dan) Bakmak, seyir, bakış.
  • Nâzırlık etmek. Göz etmek.
  • Tenezzüh.
  • Reislik.
  • Vekillik, nâzırlık, bakanlık.

nezzar

  • Seyreden, bakan.

nezzare / nezzâre

  • Seyirci, seyreden, bakan. Nezaret eden, müfettiş, mürakabe ve kontrol eden. Vekillik eden.
  • Birbirini takip eden, birbirine bakan.

nigeh-endaz / nigeh-endâz

  • Bakan, bakıcı, bakıveren. (Farsça)

nüzzar

  • (Tekili: Nâzır) Bakanlar. Nâzırlar.

raiyyet-perver

  • Halka iyi bakan, iyi idare eden. İnsanların ihtiyacını te'min eden, onların iyiliğini seven ve onlar için iyilik isteyen. (Farsça)

rasıd

  • (Çoğulu: Râsıdân) (Rasad. dan) Gözleyen, gözeten, rasad eden. Dikkatle bakan.

reis-i hükumet / reis-i hükûmet

  • Hükümet başkanı, başbakan.

reis-i vükela / reis-i vükelâ

  • Başbakan.
  • Vekillerin başı. Başvekil. Başbakan.

reis-ül küttab

  • Eskiden Hâriciye Nâzırı, Dışişleri Bakanı.

renna'

  • Devamlı kadınlara bakan kimse.

revak-ı uhreviye / revâk-ı uhreviye

  • Âhirete bakan revak, kemer.

sadaret / sadâret

  • Osmanlı İmparatorluğunda başvezirlik, sadrâzamlık, başbakanlık makamı.
  • Başbakanlık.

sadrazam / sadrâzam

  • Osmanlı Devletinde hükümet başkanı, başbakan.

sadrazam-misal

  • Başbakan gibi.

şafin

  • Göz ucuyla bakan kişi.

sayir

  • Bakan, seyreden. Seyredici.

seciye-i avra

  • Bir gözü kör olan seciye; olaylara sadece şahsî çıkar açısından veya sadece dünyevî açıdan bakan seciye, huy.

serasker / سرعسكر

  • Ordu kumandanı. Komutan. (Farsça)
  • Harbiye nâzırı, milli savunma bakanı. (Farsça)
  • Başkomutan. (Farsça - Arapça)
  • Savunma bakanı, harbiye nazırı. (Farsça - Arapça)

seraskeri / seraskerî / سرعسكری

  • Başkomutanlık. (Farsça - Arapça)
  • Savunma bakanlığı, harbiye nazırlığı. (Farsça - Arapça)

seray-dar

  • Eskiden büyük yerlerde yemek ve sofra işlerine bakan kimse. (Farsça)

serçeşme

  • (Çoğulu: Serçeşmegân) Çeşme başı, su başı. Pınar. (Farsça)
  • Pir, şeyh. Baş. (Farsça)
  • (Tanzimattan evvel) yardımcı askerlerin maddi işlerine bakan kimse. (Farsça)

şeyh-ül islam

  • Osmanlı Devleti zamanında din işlerine bakan ve sadrazamdan sonra gelen en yüksek vazifeli şahıs. Âlimlerin reisi.

şeyhülislam / şeyhülislâm / شَيْخُ اْلاِسْلَامْ

  • Osmanlı Devleti zamanında dînî meselelerle şerîat mahkemelerine bakan en yüksek rütbeli din adamı.
  • Din işlerine bakan ilmiye sınıfının başı.

seyis

  • Atın tımarına, yemine vesairesine bakan adam, uşak.

süturban / süturbân

  • Hayvana bakan. Seyis. (Farsça)

tilmiz-i avrupa

  • Avrupa öğrencisi; Batı felsefesinden ders alan, hayata bu gözle bakan öğrenci.

vekalet / vekâlet / وكالت

  • Vekillik. Birisinin nâmına iş görme. Kendi nâmına hareket etme salâhiyetini başkasına verme. Nezâret, bakanlık.
  • Vekilin vazife gördüğü bina.
  • Vekillik, bakanlık.
  • Vekillik. (Arapça)
  • Bakanlık. (Arapça)
  • Avukatlık. (Arapça)

vekaletpenah / vekâletpenâh

  • Padişahın vekili olan, sadrâzam. Başvekil. Başbakan. (Farsça)

vekil / وكيل

  • Başkasının işini gören. Bir adamın yerine hareket etme selâhiyeti olan kimse.
  • Nâzır. Bakan.
  • Avukat. (Arapça)
  • Biri tarafından yetki verilmiş. (Arapça)
  • Bakan. (Arapça)

vekil-i dahiliye

  • İçişleri Bakanı.

velayet-i kübra

  • Büyük velilik. Akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan ve veraset-i nübüvvetten gelen gayet kısa, fakat yüksek olan ve tarikat berzahına uğramadan zâhirden hakikata geçen velilik mesleği. (Sahabeler gibi)

vezir / vezîr / وزیر

  • Eskiden bakanlık görevini üstlenen kişi. (Arapça)

vükela / vükelâ / وكلا

  • (Tekili: Vekil) Vekiller. Bakanlar. Nâzırlar. Kendilerine iş havale edilenler.
  • Askerî âmirler, komutanlar; bakanlar.
  • Vekiller, bakanlar.
  • Vekiller. (Arapça)
  • Bakanlar. (Arapça)

zahirbin / zâhirbîn / ظاهربين

  • Sadece görünüşe bakan. (Arapça - Farsça)

zahirperest / zâhirperest / ظاهرپرست

  • Sadece dış görünüşe bakan. (Arapça - Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın