LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bak kelimesini içeren 90 kelime bulundu...

atf-ı nigah / atf-ı nigâh

  • Bakma, göz atma.

ayn-ül kıtr

  • Bakır kaynağı.

azra / azrâ / عذرا

  • Bâkire. (Arapça)

bakiyane / bâkiyâne

  • Bâki olana yakışır surette. Ebediyyete yakışır şekilde. Sonsuzca. (Farsça)
  • Bakice, sonsuzca.

bakiyat / bâkiyat / bâkiyât

  • Bâkî şeyler, devamlı ve kalıcı olanlar.
  • Bakiler. Devam edenler. Geri kalanlar.
  • Baki olanlar, kalıcılar.

bakva

  • Bâkilik, ebedilik, sonsuzluk.

beddal

  • Bakkal.

besbele

  • Bakla.

cihetle

  • Bakımdan.

dar-ül huld / dâr-ül huld

  • Baki olan yer. Cennetin bir bahçesi. Cennet.

ehl-i bekà

  • Bâkî olanlar, sonsuza dek yaşayanlar.

elbaki hüve'l-baki / elbâki hüve'l-bâki

  • Bâkî olan sadece Odur.

enzar / enzâr / انظار

  • Bakışlar, dikkatler.
  • Bakışlar.
  • Bakışlar, gözler. (Arapça)

fels

  • Bakır para, pul.

ful

  • Bakla. Fasulye.

füls-i ahmer

  • Bakır sikke, kızıl mangır.

fülus / fülûs

  • Bakır paralar.

haller

  • Bakla.

hamze

  • Baklaya benzer bir bitki.

hanşuş

  • Bakiyye, artan.

hasr-ı nazar etmek

  • Bakışı tek bir yere yöneltmek.

haysiyetiyle

  • Bakımından.

hey'et-i vekile / hey'et-i vekîle / هَيْئَتِ وَك۪يلَه

  • Bakanlar kurulu.
  • Bakanlar kurulu.

hey'et-i vekile reisi

  • Bakanlar kurulu başkanı, Başbakan.

heyet-i vekile

  • Bakanlar Kurulu.

heyet-i vekile reisi

  • Bakanlar Kurulu Başkanı, Başbakan.

hüve'l-baki / hüve'l-bâkî

  • Bâkî kalan Allah'tır.

hüve-l baki / hüve-l bakî

  • Bâkî ancak O'dur. Allah (C.C.)

hüvelbaki / hüvelbâkî

  • Baki olan Allahtır.

ibkà

  • Bâkîleştirme, sürekli ve kalıcı hale getirme.

irca-i nazar

  • Bakışı gerilere çevirme, mâziye bakma.

itibariyle

  • Bakımından. (Arapça - Türkçe)

izabe-i nuhas / izâbe-i nuhas

  • Bakırın eritilmesi.

izabe-i nühas

  • Bakırın eritilmesi.

jengari / jengarî

  • Bakır yeşili. Bakır pası renginde olan boya. (Farsça)

kabine

  • Bakanlar kurulu.

küliçe-i nühas

  • Bakır külçesi.

levha-i temaşa / levha-i temâşâ

  • Bakılacak, seyredilecek tablo.

lezaiz-i bakiye / lezâiz-i bâkiye

  • Bâki, sonsuz lezzetler.

maden-i nühas / mâden-i nühas

  • Bakır madeni.

manyetizma / مَانْيَه تِيزْمَه

  • Bakışla etki altına alma.

manzar

  • Bakış yeri.

manzara

  • Bakılıp seyredilen yer.

medar-ı nazar / medâr-ı nazar

  • Bakışları üzerinde toplayan; odak noktası.

medd-i nazar etmemek

  • Bakışlarını yöneltmemek, gözlerini dikmemek.

mis

  • Bakır. (Farsça)

mütenazıran

  • Bakışık olarak, simetrik tarzda.

nahhas

  • Bakırcı.

nazar / نَظَرْ

  • Bakış, görüş, göz değmesi.
  • Bakış.

nazar eden

  • Bakan.

nazar etme

  • Bakma, düşünme.

nazar etmek

  • Bakmak.

nazar-endaz

  • Bakan, seyreden.

nazar-gah / nazar-gâh

  • Bakılan yer. Nazar edilen yer. (Farsça)

nazar-ı şuhud

  • Bakıp şahit olma.

nazaran / نَظَرًا

  • Bakarak, –göre.
  • Bakışla.

nazargah / nazargâh

  • Bakılacak yer.
  • Bakış yeri, bakılan yer.

nazarı amm / nazarı âmm

  • Bakışı geniş ve kuşatıcı.

nazarın kusuru

  • Bakış, görüşün kusuru ve kısalığı.

nazır / nâzır / نَاظِرْ

  • Bakan.
  • Bakan, gözeten (Allah).

nazıra-han / nazıra-hân

  • Bakarak taklid eden. (Farsça)

nazırlık / nâzırlık

  • Bakanlık. (Arapça - Türkçe)

nezaret

  • Bakma, gözetme.

nezaret etmek

  • Bakmak, gözetmek.

nigah / nigâh / نگاه

  • Bakış.
  • Bakış.
  • Bakış. (Farsça)
  • Nigâh eylemek: Bakmak. (Farsça)

nigeh / نگه

  • Bakış. (Farsça)

nigeh-endaz / nigeh-endâz

  • Bakan, bakıcı, bakıveren. (Farsça)

nigeran

  • Bakıveren, bakıcı. (Farsça)

nokta-i nazar / نُقْطَۀِ نَظَرْ

  • Bakış açısı.
  • Bakış açısı.

noktainazar

  • Bakış açısı, görüş.

nuhas / nuhâs

  • Bakır.

nühas

  • Bakır.

nuhasi / nuhasî

  • Bakırlı, bakırla alâkalı, bakırdan.

ömr-i baki / ömr-i bâkî

  • Bâkî, devamlı ve kalıcı ömür.

renv

  • Bakma hususunda mübâlağa etmek.

sarf-ı nazar / صَرْفِ نَظَرْ

  • Bakışını çevirme, vazgeçme.

sarf-ı nazar etme

  • Bakışı başka bir yöne çevirme, bakmama.

sayir

  • Bakan, seyreden. Seyredici.

şecere-i bakıye / şecere-i bâkıye

  • Bakî, sonsuz bir ağaç.

sure-i el-bakara / sûre-i el-bakara

  • Bakara Sûresi.

tahfe

  • Bakla otunun yukarı ucu.

tarz-ı nazar / طَرْزِ نَظَرْ

  • Bakış tarzı, şekli.
  • Bakış tarzı.

temaşa etme

  • Bakma, seyretme, gözlem yapma.

temaşa etmek / temâşâ etmek

  • Bakmak, seyretmek.

tenazur / tenâzur / تناظر

  • Bakışma, simetri.
  • Bakışma, bıkışım, simetri. (Arapça)

tenazuri / tenâzurî / تناظری

  • Bakışık, simetrik. (Arapça)

tımar

  • Bakım, hizmet.

ufk-u nazar

  • Bakış ufku, görüş mesafesi; insanın görebileceği alan.

unzur

  • Bak, gör (Meâlinde emir).

zengar / zengâr

  • Bakır pası nev'inden bir mâden. Boyacılar kullanılır. Öldürücüdür. Yeşil renktedir.