LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bakış ifadesini içeren 166 kelime bulundu...

ab-ı hayat / âb-ı hayât

  • Hayat suyu. Saf ve berrak su. İnce ve derin mânâlı söz. Tasavvufta mürşid-i kâmil denilen evliyâ zâtların, insanların mânen canlı, kalblerinin uyanık olmalarına vesîle olan mübârek sözleri, mânevî nazarları (bakışları) ve kıymetli kalblerinden fışkır an teveccüh. Bir şeyin kıymetini kuvvetli bir şek

ahfeş

  • Küçük gözlü, zayıf bakışlı.
  • Yalnız gece gören kimse.
  • Üç büyük Arab âliminin lâkabı.
  • Bulutlu günde görüp bulutsuz günde görmeyen.

ahu-nigah / ahu-nigâh

  • Ceylan bakışlı

ahunigah / âhûnigah / آهونگاه

  • Ceylan bakışlı. (Farsça)

ayn-üs suht

  • Kızgınlık ile bakış, hiddet gözü.

bed nazar

  • Kötü bakış.
  • Kötü bakış.

bed-nigah

  • Kötü bakışlı. (Farsça)

bednigah / bednigâh / بدنگاه

  • Kötü gözlü, kötü bakışlı. (Farsça)

bendeka

  • Hiddetle bakma, sert bakış.
  • Bir şeyi fındık kadar ufak yapma.

besaret

  • Göz açıklığı. Dikkatle bakış.

birşam

  • Hiddetli nazar, kızgın bakış.

çeşm-i gazub

  • Kızgın bakış.

çeşm-i hoş-nigah / çeşm-i hoş-nigâh

  • Güzel bakışlı göz.

daire-i nazar

  • Görüş dairesi, bakış açısı.

delil

  • İşaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey.

dikkat-i nazar

  • İnceden inceye düşünme ve bakma. Bakış inceliği.

elhaz

  • (Tekili: Lahz) Göz ucu ile bakışlar.

enzar / enzâr / انظار

  • (Tekili: Nazar) Bakışlar, görüşler. Seyr.
  • Bakışlar, dikkatler.
  • Nazarlar, bakışlar.
  • Bakışlar.
  • Bakışlar, gözler. (Arapça)

enzar-ı alem / enzâr-ı âlem

  • Bütün varlık âleminin bakışları.

enzar-ı dikkat / enzâr-ı dikkat

  • Dikkatli bakışlar, dikkatli görüşler.
  • Dikkatli bakışlar.

enzar-ı halk / enzâr-ı halk

  • Halkın dikkati, bakışı.

enzar-ı nas / enzâr-ı nâs

  • İnsanların bakışları, görüşleri.

ergide-nigah / ergide-nigâh

  • Öfkeli, hiddetli bakış. (Farsça)

felsefe hikmeti

  • Felsefe ilmi ve bakış açısı.

fenni bir nazar / fennî bir nazar

  • İlmî, bilimsel bir bakış.

gamz

  • Süzgün bakış.

gamze / غمزه

  • Süzgün bakış.
  • Göz kırpma, gözle işaret, Nâz ile bakma, süzgün bakış.
  • Çene veya yanak çukurluğu.
  • Yanak çukuru. (Arapça)
  • Çene çukuru. (Arapça)
  • Süzgün bakış. (Arapça)

gamze-i cadu / gamze-i câdu

  • Büyüleyen gamze. Süzgün bakış.

gamze-i cellad / gamze-i cellâd

  • Cana kıyan yan bakış.

gamze-i dil-duz

  • Gönül delen süzgün bakış.

gamze-i fettan / gamze-i fettân

  • Câzibedar ve süzgün bakış.

gamze-i hunhar

  • Kan içen yan bakış.

gayrın nazarı

  • Başkasının bakışı.

hakikat nazarı

  • Gerçeği gören bakış.

haram nazar

  • Haram bakış.

harfi nazar / harfî nazar / حَرْفِي نَظَرْ

  • Başkasını gösteren ma'na ile bakış.

hasr-ı nazar etmek

  • Bakışı tek bir yere yöneltmek.

hoşnigah / hoşnigâh

  • Güzel bakışlı. (Farsça)

ilhaz

  • Yan bakışla bakma.

insaf

  • Merhamet ve adalet dairesinde hareket, vicdanlı bakış.

ipnotizma

  • (Hypnotisme) Telkin ile kabiliyetli bir kimsenin üzerinde, söz ve bakış ile elde edilen bir çeşit uyku hâli. (Fransızca)
  • Uyuşukluk. İradesizlik hâli ve bu hâle ait vaziyetler. (Fransızca)

irca-i nazar

  • Bakışı gerilere çevirme, mâziye bakma.

isabet-i nazar

  • Göz değmesi, bakışın incitmesi.

kecnazar

  • Kıskanç, hasetci. (Farsça)
  • Eğri bakışlı. (Farsça)

kecnigah / kecnigâh

  • Eğri bakışlı. Bakışları eğri olan kimse. (Farsça)

kejçeşm

  • Şaşı, eğri bakışlı. (Farsça)

lahza

  • Göz açıp kapayacak kadar kısa zaman. Bir an. En kısa zaman. Göz ucu ile bir bakış. Zaman.

lemh

  • Göz atma, bir defa bakış.
  • Parlama, parıltı.

lemh-i basar

  • (Lemhat-ül basar) Göz atma. Bakma. Çabuk bir bakış.
  • Çok az bir zaman.

lemha

  • Göz atma, süratle bakış.

manyetizma / مَانْيَه تِيزْمَه

  • Bakışla etki altına alma.

manzar

  • Bakış yeri.

manzar-ı ala / manzar-ı âlâ

  • En yüksek bakış yeri. Kudsi ve en yüksek manzara. Cennet manzarası, arş-ı azam.

medar-ı nazar / medâr-ı nazar

  • Bakışları üzerinde toplayan; odak noktası.

medd-i nazar etmemek

  • Bakışlarını yöneltmemek, gözlerini dikmemek.

mütelahiz

  • (Çoğulu: Mütelahizîn) Gözucu ile bakışanların beheri.

mütelahizin

  • (Tekili: Mütelahiz) Gözucu ile bakışanlar, telâhuz edenler.

mütenazıran

  • Bakışık olarak, simetrik tarzda.

nakf

  • (Çoğulu: Nuküf-Enkâf) Başı dimağından yarmak.
  • Bakış, nazar.

nazar / نظر / نَظَرْ

  • Bakış, görüş, göz değmesi.
  • Göz atmak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek.
  • Gözdeğmesi.
  • İltifat.
  • İtibar.
  • Bakış. (Arapça)
  • İlgi gösterme, iltifat etme. (Arapça)
  • bakış açısı. (Arapça)
  • Bakış.

nazar ve teveccüh-ü fazılane / nazar ve teveccüh-ü fâzılâne

  • Faziletli, değerli teveccüh ve bakış.

nazar-ı acizi / nazar-ı âcizî

  • Âcizin nazarı; benim bakışım anlamında, tevazu ifadesi olarak kullanılan söz.

nazar-ı ahmedi / nazar-ı ahmedî

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in bakışı.

nazar-ı akli / nazar-ı aklî

  • Aklî bakış, akıl gözü, aklın anlayışı.

nazar-ı amme / nazar-ı âmme

  • Umumun bakışı, genel bakış.

nazar-ı beşer / نَظَرِ بَشَرْ

  • İnsanın bakışı.

nazar-ı dalalet / nazar-ı dalâlet / نَظَرِ ضَلَالَتْ

  • Hak yoldan sapmış, inançsızlık bakışı.
  • Haktan sapma bakışı.

nazar-ı dekaik-aşina / nazar-ı dekaik-âşinâ

  • İnceliklere nüfuz eden bakış.

nazar-ı dikkat / نَظَرِ دِقَّتْ

  • Dikkatle bakış.
  • Dikkatli bakış.

nazar-ı ehl-i dikkat

  • Dikkatli olan kimselerin gözü, bakışı, ilgisi.

nazar-ı fakirane / nazar-ı fakirâne

  • Benim bakış açım anlamında, tevazu göstermek için kullanılan ifade.

nazar-ı fikir

  • Fikrin gözü, düşünce bakışı.

nazar-ı fikri / nazar-ı fikrî

  • Fikrî nazar, düşünceye ait bakış, görüş.

nazar-ı gaflet

  • Hakikatten habersiz şekilde bakış.

nazar-ı gaflet ve dalalet / nazar-ı gaflet ve dalâlet

  • İman hakikatlerine karşı duyarsız davranan ve hak yoldan sapanların bakışı.

nazar-ı gayb-bini / nazar-ı gayb-bînî

  • Gaybı gören bakış.

nazar-ı hafi-i gaybi / nazar-ı hafî-i gaybî

  • Görünmeyeni, ileride olacakları görecek şekilde gizli bakış.

nazar-ı hak

  • Gerçek, doğru bakış.

nazar-ı hayret

  • Hayretli bakış.

nazar-ı heves

  • Arzulu bakış.

nazar-ı hikmet / نَظَرِ حِكْمَتْ

  • Hikmet bakışı.

nazar-ı hissi / nazar-ı hissî

  • Hissî, maddî bakış.

nazar-ı hürmet

  • Saygı dolu bakış.

nazar-ı ibret / نَظَرِ عِبْرَتْ

  • İbretle bakış.
  • İbret bakışı.

nazar-ı ihata

  • Her şeyi içine alan, kuşatan bakış.

nazar-ı inayet / nazar-ı inâyet / نَظَرِ عِنَايَتْ

  • Önem ve özen ihtiva eden dikkatli bakış,.
  • Yardım bakışı.

nazar-ı insaf

  • İnsaf bakışı.

nazar-ı insan

  • İnsanın dikkati, bakışı.

nazar-ı irfan

  • Bilgece bakış.

nazar-ı istiğrab

  • Garip ve hayretli bakış.

nazar-ı istihsan

  • Güzel gören ve beğenen bakış.

nazar-ı kudret

  • Kudretin nazarı; İlâhî kudretin bütün varlıklara bakışı, nazarı.

nazar-ı külli / nazar-ı küllî

  • Herşeyi görebilen bakış.

nazar-ı kur'an / nazar-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın nazarı, bakış tarzı.

nazar-ı kur'ani / nazar-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın bakış açısı.

nazar-ı merhamet

  • Merhametli bakış.

nazar-ı millet

  • Milletin bakışı, düşüncesi.

nazar-ı muhabbet

  • Sevgi bakışı.

nazar-ı muhammedi / nazar-ı muhammedî

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) bakışı.

nazar-ı müsamaha

  • Hoşgörülü bakış.

nazar-ı mütalaa / nazar-ı mütâlaa / نَظَرِ مُطَالَعَه

  • Dikkatli okuma gayeli bakış.

nazar-ı nefret

  • Nefret içeren bakış, nefretli bakış.

nazar-ı nübüvvet / نَظَرِ نُبُوَّتْ

  • Peygamberlik bakışı.
  • Peygamberlik bakışı.

nazar-ı peygamber

  • Peygamberin bakışı.

nazar-ı rabbani / nazar-ı rabbanî / نَظَرِ رَبَّانِي

  • Terbiye edici olan (Allahın) bakışı.

nazar-ı rabbaniye / nazar-ı rabbâniye

  • Her bir varlığı terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın bakışı.

nazar-ı rağbet / نَظَرِ رَغْبَتْ

  • İstekli ve değer veren bakış.
  • Rağbet bakışı.

nazar-ı rahmet

  • Şefkat ve merhametlice bakış.

nazar-ı rıza

  • Memnuniyet dolu bakış.

nazar-ı san'at-perverane

  • San'atkârane bakış.

nazar-ı şari / nazar-ı şâri

  • İlâhî bakış; İslâmî hükümleri bildiren Allah'ın bakış açısı.

nazar-ı sathi / nazar-ı sathî

  • Yüzeysel bakış.

nazar-ı sathi ve tebei / nazar-ı sathî ve tebei

  • Derine inmeyen yüzeysel ve dolaylı bakış.

nazar-ı şefkat

  • Şefkatli bakış.

nazar-ı şer'i / nazar-ı şer'î

  • Şeriata, dinin bakışına göre.

nazar-ı şeriat

  • Şeriata, dinin bakışına göre.

nazar-ı şübhe / نظر شبهه

  • Şüpheli göz, şüpheli bakış.

nazar-ı şuhud ve işhad / nazar-ı şuhud ve işhâd

  • Görmek ve başkalarına da göstermek isteyen bakış.

nazar-ı şuur

  • Şuurlu ve bilinçli bakış.

nazar-ı takdir

  • Kıymet veren, değer bilen bakış.
  • Kıymet biçme bakışı, takdir bakışı.

nazar-ı takdir ve hürmet

  • Takdir ve hürmet bakışı.

nazar-ı tebei / nazar-ı tebeî

  • Dolaylı bakış, bir şeye bağlı kalarak başkalarına bakma.

nazar-ı teftiş

  • Denetleme bakışı.

nazar-ı umum

  • Genelin bakışı.

nazar-ı umumi / nazar-ı umumî / nazar-ı umûmî / نَظَرِ عُمُوم۪ي

  • Genelin bakışı, görüşü.
  • Umumun bakışı.

nazar-ı velayet / nazar-ı velâyet

  • Velîlik bakışı, velâyet gözü.

nazar-ı zahiri / nazar-ı zâhirî / نَظَرِ ظَاهِر۪ي

  • Dışa dönük, yüzeysel bakış.
  • Yüzeysel bakış.

nazaran / نَظَرًا

  • Bakışla.

nazargah / nazargâh / نظرگاه

  • Bakış yeri, bakılan yer.
  • Bakış yeri. (Arapça - Farsça)
  • Bakılan yer. (Arapça - Farsça)

nazarı amm / nazarı âmm

  • Bakışı geniş ve kuşatıcı.

nazarın kusuru

  • Bakış, görüşün kusuru ve kısalığı.

nazarıyla

  • Gözüyle, bakışıyla.

nazarlı

  • Görüşlü, bakışlı.

nazra

  • (Bir tek) bakış.

nazragah / nazragâh

  • Gözle bakılan yer, bakış yeri. Göz önü. (Farsça)

nec'e

  • Şiddetli nazar. Şiddetli bakış.

nergis

  • (Nerges - Nercis) İri papatya biçiminde ortası yeşil veya sarı, yaprakları gri ve sarı bir çiçek. Suyu, uyuşturucudur. Mahmur bakışı andırır.

nezaret

  • (Nazar. dan) Bakmak, seyir, bakış.
  • Nâzırlık etmek. Göz etmek.
  • Tenezzüh.
  • Reislik.
  • Vekillik, nâzırlık, bakanlık.

nigah / nigâh / نگاه

  • (Nigeh) Bakmak, nazar etmek. Bakış. (Farsça)
  • Bakış.
  • Bakış.
  • Bakış. (Farsça)
  • Nigâh eylemek: Bakmak. (Farsça)

nigah-ı gazab / nigâh-ı gazab

  • Öfkeli bakış, kızgınlık bakışı.

nigah-ı hayret / nigâh-ı hayret

  • Hayret bakışı.

nigah-ı tedkik / nigâh-ı tedkik

  • Araştırma bakışı, tedkik etme nazarı.

nigah-ı tegafül / nigâh-ı tegafül

  • Hâli ve gayeyi anlamazlıktan gelen bakış.

nigeh / نگه

  • Bakış. (Farsça)

nimlahza

  • Yarım bakış. Gözucuyla bakış. (Farsça)
  • Çok kısa zaman. (Farsça)

nimnigah / nimnigâh

  • Yarı bakış. Gözucuyla bakma. (Farsça)

nokta-i nazar / نُقْطَۀِ نَظَرْ

  • Bakış açısı.
  • Bakış açısı.

noktainazar

  • Bakış açısı, görüş.

paravan

  • İtl. Eskiden haremle selâmlığı ayıran ve şimdi de ilk bakışta görülmesi caiz olmıyan yerleri örten perdeler.
  • Daha ziyade kapıların dışına veya içine konan, katlanır, taşınır tenteneli perde.
  • Gizleme vasıtası.

perdedar-ı dest-i kudret / perdedâr-ı dest-i kudret

  • Kudret elinin perdecisi; hikmetli olduğu hâlde ilk bakışta çirkin gibi görünen hâdiselerde İlâhî kudreti gizleyen perde.

sarf-ı nazar / صَرْفِ نَظَرْ

  • Bakışını çevirme, vazgeçme.

sarf-ı nazar etme

  • Bakışı başka bir yöne çevirme, bakmama.

sathi nazar / sathî nazar

  • Sığ, yüzeysel bakış, görüş.

semavi gözler / semâvî gözler

  • Göklerdeki melekler ve ruhânîlerin bakışları.

şezre

  • Bir kimseye yüz yüze bakmayıp şiddet ve öfke ile yandan bakış. Hasmâne bakış. Dargın bakışı gibi bakma. Göz değdirme.
  • İpi soluna bükme.
  • Tersine bükülmüş ip, urgan.
  • El değirmenini sola doğru çevirme.
  • Şiddet, suubet, zorluk.

su-i nazar / sû-i nazar

  • Kötü nazar, bakış.
  • Kötü nazar, bakış.

suinazar / sûinazar / سوء نظر

  • Kötü gözle bakış. (Arapça - Farsça)

tarf

  • Göz, bakış, nazar. Göz ucu.
  • Soyu temiz kimse.
  • Her şeyin nihayeti, sonu.
  • Göz kapaklarını yummak veya oynatmak.
  • Göze bir şey dokundurmakla yaşartmak.
  • Koz: Menazil-i Kamer'den bir menzil adı. (Kamer menzillerinden birisinde aslanın alnını teşkil eden dört
  • Görüş, bakış.
  • Göz, nazar, bakış.

tarf'

  • Görüş, bakış.

tarz-ı nazar / طَرْزِ نَظَرْ

  • Bakış tarzı, şekli.
  • Bakış tarzı.

telahuz

  • Gözucu ile bakma. Gözucu ile bakışma.

tenazur / tenâzur / تناظر

  • Birbirine karşı olmak. Simetri hâli.
  • Bakışmak. Bir iş hususunda birbirine bakmak.
  • Bakışma, simetri.
  • Bakışma, bıkışım, simetri. (Arapça)

tenazuri / tenâzurî / تناظری

  • Bakışık, simetrik. (Arapça)

tevhid-i zahiri / tevhid-i zâhirî

  • Yüzeysel bir bakış açısıyla "Allah'ın ortağı yok ve bu kâinat Onun mülküdür" şeklindeki îmânî tasdik.

ufk-u nazar

  • Bakış ufku, görüş mesafesi; insanın görebileceği alan.

yeknazar

  • Yeknazarda: İlk bakışta, bir bakışta. (Farsça - Arapça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR