LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te baht ifadesini içeren 99 kelime bulundu...

ahazz

  • Pek bahtiyar, mes'ud, şanslı, mutlu.

ahter

  • Yıldız.
  • Mc: Baht, talih.

ali baht / âli baht

  • Talihli, şanslı, bahtlı. (Farsça)

bahit

  • Baht ve ikbalden vasıftır. Tâlii yaver olan adama denir. (Kamus'tan)

baht-aver

  • Talihli, şanslı, bahtlı. (Farsça)

bahtiyar

  • Bahtlı, talihli, mes'ud, mutlu, şanslı. (Farsça)

bahtiyarane

  • Bahtiyarcasına, mutlucasına, mesut olana yakışacak şekilde. (Farsça)

bahtiyari / bahtiyarî / bahtiyârî / بختياری

  • Bahtiyarlık, saadetlilik, mutluluk. (Farsça)
  • İran'da bulunan şöhretli bir kavim. (Farsça)
  • Bahtiyarlık. (Farsça)

bedbaht / بدبخت

  • Tâlihsiz. Bahtıkara.
  • Bahtsız, talihsiz, bahtı kara. (Farsça)
  • Bahtı kara, talihsiz.
  • Tahilsiz. (Farsça)
  • Bedbaht etmek: Mutsuz etmek. (Farsça)

bedbahtlık

  • Talihsizlik, bahtsızlık.

bekam

  • İsteğine, meramına kavuşan, nail olan. Arzu ettiğine erişen. Mesut, bahtiyar. (Farsça)

çark-ı felek

  • Bir makine veya dolaba benzetilen gökyüzü.
  • Mc: Tâlih, baht.
  • Yakıldığı zaman dönerek ateşler püskürten bir çeşit donanma fişeği.
  • Bir nevi sarmaşıklı nebat çiçeği.

decran

  • Neşeli, sevinçli, bahtiyar kimse.

ehl-i şekavet

  • İslâmiyetin müsâade etmediği çeşitli rezâlet işleyen bedbaht.

es'ad

  • Daha mes'ud, en bahtiyar. Daha said olan. En mes'ud.

et-tevvab

  • Tevbeleri kabul edici olan Allah. Kendine tevbe ve rücu' eden kulları çok. Tevbeyi kabulde çok beliğdir. Tevbe edeni hiç günah yapmamış gibi afv u rahmeti ile bahtiyar eder.

eyyühe'l-üstadü's-said

  • Ey mutlu Üstad, bahtiyar Said.

fal

  • Uğur. Baht. Tali'.

felaket

  • Belâ, musibet, âfet, dâhiye. Bedbahtlık.

feleği müsait

  • Talihi, bahtı ve şansı müsait; hedefe ulaşmada büyük kolaylıklara mazhar.

felek

  • Gök, gök katı, devir.
  • Tâli', baht.
  • Büyük ve dâirevi olan şey.
  • Her gök seyyaresinin gezdiği âlem.
  • Dünyâ, âlem,
  • Bir zilli âlet.
  • Yuvarlak kütük, kızak. (Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten

ferah-gam / ferah-gâm

  • Bahtiyar, mes'ut, mutlu, saadetli. (Farsça)

ferruh-fal / ferruh-fâl

  • Bahtı açık, şanslı, talihli, uğurlu.Ferruhî : f. Mübareklik, uğurluluk, meymenet. (Farsça)

gadve

  • Sabahtan öğle vaktine kadar yürümek.

gerd

  • Baht, talih. Fayda. (Farsça)
  • Toz, toprak. (Farsça)
  • Hüzün, keder, gam, tasa. (Farsça)

haziz / hazîz

  • Bahtiyar. Mes'ud. Saâdetli. Nasibi olan.

hoşhal

  • Hali vakti iyi, bahtiyar, mes'ud. (Farsça)

hurfe

  • Mahrumiyet, mahrumluk. Bedbaht oluş.

hüsn-ü tali

  • Güzel kısmet, baht.

ihzaz

  • Rahatlandırmak. Haz duymak. Nasipli olmak. Bahtlı.

ikbal / ikbâl

  • Bir şeye yönelmek. Teveccüh etmek. Reddetmeyip kabul etmek. Bir şeyi birinin önüne götürmek. Baht açıklığı. Talih. Refah.
  • İstemek.
  • Refah, baht açıklığı.
  • Yönelme.
  • Kıymet verme, iyi karşılama, hürmet gösterme.
  • Baht açıklığı.

ikbalmend

  • Bahtiyar, mutlu, saadetli, talihli. (Farsça)
  • Refaha, büyük bir makama erişen. (Farsça)

işka'

  • Şaki ve bedbaht eylemek.

kader

  • Cenâb-ı Hakk'ın kâinatta olmuş ve olacak her şeyin evsafını ve havassını ve sâir geleceğini ve geçmişini ezelden bilip, levh-i mahfuzunda takdiri ve yazması. Takdir-i İlâhî.
  • Ezelî kısmet.
  • Tali'. Baht. Şans.

kam-binan / kâm-binan

  • (Tekili: Kâm-bin) Bahtiyarlar, mesutlar, mutlu kimseler. (Farsça)

kam-bini / kâm-binî

  • Bahtiyarlık, saadet, mutluluk. (Farsça)

kamkar / kâmkâr

  • İsteğine ulaşmış. Matlubunu elde etmiş. Hedef ve gayesine varmış. (Farsça)
  • Mutlu, bahtiyar, mes'ud. (Farsça)

kamkari / kâmkârî

  • Mutluluk, saâdet, bahtiyarlık. Murada ermeklik. (Farsça)

kamran / kâmran

  • Arzusuna nâil olan, bahtiyar, mes'ud. (Farsça)

kamver / kâmver

  • İsteğine kavuşmuş. Gaye ve maksadına vâsıl olmuş. Mutlu, bahtiyar. (Farsça)

kamveran / kâmverân

  • (Tekili: Kâmver) Mutlular, bahtiyarlar, arzularına kavuşmuş olanlar. (Farsça)

kem-baht

  • Tâlihsiz, bahtsız, şansız. (Farsça)

kemzede

  • Tâlihsiz, şanssız, bahtsız. (Farsça)

mahrum

  • Maddi veya manevi nimetlerden uzak kalmak.
  • Malı bereket bulmaz olan bedbaht. Felâhtan nasibsiz olan.
  • İffetinden dolayı zengin zannedildiğinden sadakadan mahrum olan.

mahrumane

  • Mahrumcasına. Bahtsız ve nasipsizcesine.

mecdud

  • Rızkı bol, nasibli, bahtiyar.
  • Kesilmiş, maktu.

merzuk

  • Rızıklanmış, ihtiyaçları verilmiş.
  • Bahtiyar. Saadetli, mutlu.

mes'adet

  • Bahtiyarlık. Saadete sebeb olacak haslet. İyilik.

mes'ud

  • Saadetli, iman ehli olan, bahtiyar. Mutlu.

mes'udane

  • İman ehline, bahtiyar olana yakışır halde. Saadetlice. Cenab-ı Hakk'ın emrine, rızasına uygun şekilde. Sevinçli ve ferahlıkla. (Farsça)

mes'udiyet

  • Mes'udluk, kutluluk, bahtiyarlık.

meş'um

  • Kötü. Uğursuz. Bedbaht.

meş'umane / meş'umâne

  • Kötü bir şekilde. Bedbahtcasına. (Farsça)

mesudane / mesûdâne / مسعودانه

  • Mesutça, bahtiyarlıkla. (Arapça - Farsça)

muammer

  • Ömür süren. Çok yaşamış. Uzun ömürlü, bahtlı.

muaz ibn-i cebel

  • (Ebu Abdurrahman el Ensarî) Ashâb-ı Kirâm arasında hürmetle yâd olunan büyük fakihlerdendir. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sağlığında Kur'an-ı Kerim'i cem'edip ezberleyen bahtiyarlardandır. Peygamberimiz, "Kur'ânı, Muaz İbn-i Cebel'den alınız" buyurmuştur. 157 hadis rivâyet etmiştir. Ürdün

mübakere

  • Bir işe sabahtan başlamak.

mukbil

  • Mübârek. İkbali kutlu, mutlu. Mes'ud. Bahtiyar.

mukbilan

  • (Tekili: Mukbil) (Kabl. den) Mutlular, bahtiyarlar, mes'ud kimseler.

mukbilin / mukbilîn

  • (Tekili: Mukbil) (Kabl. den) Bahtiyarlar, mutlular, mes'udlar.

müs'ad

  • Bahtiyar, mes'ud.

müs'id

  • Mes'ud eden, bahtiyar eden.

na-kami / nâ-kâmî

  • Mahrumiyet, bahtsızlık. isteğine kavuşamama. (Farsça)

na-şita

  • Sabahtan beri hiç bir şey yememiş olma. (Farsça)

nahs

  • Uğursuzluk, yümünsüzlük.
  • Bahtsız, uğursuz.

naim

  • Bolluk ve bahtiyarlık içinde yaşayış. Nizam-ü hal ve mal.
  • Cennet'in sekiz kısmından dördüncü tabakası.

nekbet

  • (Çoğulu: Nekebât - Nükub) Talihsizlik, şanssızlık, bahtsızlık.
  • Musibet, felâket.
  • Düşkünlük.

nekbeti / nekbetî

  • Tâlihsiz, bahtsız, şanssız, uğursuz. (Farsça)

nikbaht

  • (Nîk-baht) Bahtlı, tâlihli, şanslı. (Farsça)

nikubaht

  • Bahtı açık. (Farsça)

pestbaht

  • Talihsiz. Bahtı fenâ olan. (Farsça)

saadet-mend / saâdet-mend

  • Bahtiyar, mutlu. Saâdet bulmuş olan. (Farsça)

saadet-mendi / saâdet-mendî

  • Mutluluk, bahtiyarlık. (Farsça)

saadetmend / saâdetmend / سعادتمند

  • Mutlu, bahtiyar. (Arapça - Farsça)

şad

  • Sevinçli, ferahlı, memnun, mesrur, şen, bahtiyar. (Farsça)

şadan

  • Sevinçli, bahtiyar. (Farsça)

şadüman

  • (şâd-mân) Mesruriyet, sevinçlilik. (Farsça)
  • Mesrur, bahtiyar. (Farsça)

şahet-il vücuh

  • "Yüzleri, bahtları kara oldu, yüzleri kararsın..." meâlinde.

said

  • (Sa'd. dan) Saadetli. Allah (C.C.) kendisini sevmiş. O'nun rızasına ermiş olan. Ahireti için çalışan kimse. Mes'ud. Mübarek. Bahtiyar.

şaka'

  • Bedbahtlık.
  • Yaramazlık.

şaki / şakî / şâki

  • Cehennemlik. Bedbaht; şirk (Allahü teâlâya eş, ortak koşması) veya isyân etmesi sebebiyle kâfir veya fâsık olan kişi. Zıddı saîd'dir.
  • Haydut, yol kesen.
  • Her türlü günahı işleyecek bahtsız, haylaz, habis.
  • Haydut, yol kesici, eşkiya.
  • Allah'ın rızasına ve âhiret mutluluğundan yoksun olan kimse, bahtsız.

seadet / seâdet

  • Mutluluk, bahtiyarlık. Dünyâda ve âhirette mutluluk.

seadet-i ebediyye / seâdet-i ebediyye

  • Sonsuz, ebedî mutluluk, bahtiyârlık.

şeamet

  • Uğursuzluk, kötülük, bedbahtlık.

şeka'

  • Rezalet, rezillik, alçaklık.
  • Bedbahtlık, kutsuzluk.

şekavet-i daime

  • Sürekli bedbahtlık, hiç bitmeyen sıkıntı.

sernigun / sernigûn

  • Baş aşağı olmuş. (Farsça)
  • Tersine dönmüş. (Farsça)
  • Bahtsız. (Farsça)

şıkve

  • Bedbahtlık.
  • Yaramazlık.

siyahbaht

  • Tâlihsiz, kara bahtlı. (Farsça)

siyahruz

  • Tâlihsiz, şanssız, bahtsız. (Farsça)

şur-baht

  • Bahtsız, talihsiz. (Farsça)

tali / tâli

  • Kader, baht.

tali '

  • Doğan. Tulu' eden.
  • Kısmet, kader, baht.
  • Nişangâhın arkasına düşen ok.
  • Yeni hilâl.

tali'

  • Baht açıklığı.

tarik-baht

  • Bahtı kara, şanssız, tâlihsiz. (Farsça)

tavali'

  • (Tekili: Tâli') Kısmetler, bahtlar, tâlihler.

te'vib

  • Tesbih etmek.
  • Sabahtan akşama kadar seyretmek.

tuba

  • Ne hoş. Ne iyi. Her şeyin iyisi ve efdali.
  • İyilik, güzellik. Baht.
  • Cennette bulunan ve kökü göklerde dalları aşağıda olan ağaç ismi.
  • Çok berrak ve saf olan.
  • Saâdet. Hayır. Devlet.

zemane

  • şimdiki zaman. (Farsça)
  • Vakit, devir. (Farsça)
  • Tâlih, baht, şans. (Farsça)