LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bahşiş ifadesini içeren 65 kelime bulundu...

akz

  • Atâ, bahşiş.

ala

  • Bahşişler. Lütuflar. Nimetler. İhsanlar.

amim-ül ihsan / amîm-ül ihsan

  • Bağışı, bahşişi, ihsanı bol ve umumi olan.

ata / atâ / عطاء

  • Verme. Bağışlama. Bahşiş. Lütuf. İhsan.
  • Bağış, bahşiş, ihsan.
  • Bağış, ihsan, bahşiş. (Arapça)

ata-bahş

  • Bahşiş veren. (Farsça)

atabahş / atâbahş / عطا بخش

  • Bahşiş veren, ihsanda bulunan. (Arapça - Farsça)

ataya / atâyâ / عطایا

  • (Tekili: Atiyye) Bahşişler. İhsanlar. Lütuflar.
  • Bağışlar, ihsanlar, bahşişler. (Arapça)

atiyyat

  • (Tekili: Atiyye) Hediyeler. İhsanlar.
  • Büyük bir kimsenin bahşişleri.

atiyye

  • Hediye. Bahşiş. Lütüf ve ihsan.
  • Hediyye, ihsan, bahşiş.

bahşiş / بخشش

  • Bağış. (Farsça)
  • Bahşiş. (Farsça)

bahşiş-i şairane / bahşiş-i şairâne

  • Şair tarafından şiir şeklinde sunulan bahşiş ve hediye.

caize

  • (Cevaz. dan) (Çoğulu: Cevaiz) Azık, yol yiyeceği.
  • Hediye, armağan, bahşiş.
  • Edb: Eskiden takdim olunan medhiyeli bir şiire veya bir san'at eserine karşılık olarak verilen para, hediye ve bahşişler.

cevaiz

  • (Tekili: Câize) Câizeler, verilen bahşişler, armağanlar.

cezh

  • Hediye, atâ, bahşiş vermek.

cülusiyye / cülûsiyye / جلوسيه

  • Taht'a çıkan hükümdarlar veya padişâhlar için yazılmış yazı veya söylenmiş şiir.
  • Hükümdarın tahta çıktığı ilk gün verdiği bahşiş.
  • Tahta çıkan hükümdarın dağıttığı bahşiş. (Arapça)
  • Tahta çıkan hükümdar için yazılan şiir. (Arapça)

desia

  • Atâ, bahşiş, hediye.
  • Huy, hulk, tabiat.

destmüzd / دست مزد

  • Ücret, el emeği. (Farsça)
  • Bahşiş. (Farsça)

evs

  • Bahşiş vermek.
  • Kurt.

fida

  • Dağıtmak.
  • Atâ etmek. Hediye veya bahşiş olarak vermek.
  • Bedel vermek.

hiba

  • Bahşiş.
  • Kadına kocasından kalan hisse.
  • Vergi.

hıba'

  • Atâ, bahşiş, hediye.

hıdemm

  • Bahşişi çok olan kimse.

idad

  • Saymak. Sayı. Hesab etmek.
  • Ölüm vakti.
  • Fark. Vergi.
  • Bahşiş.
  • Küfüv. Denk, hemtâ.
  • Delilik emâresi.
  • Parmakla hesab etmek.

idiyye / îdiyye / عيدیه

  • Bayramlık, bayram bahşişi. (Arapça)

ihsan-didegan / ihsan-didegân

  • (Tekili: İhsandide) İyilik görmüş olanlar, bahşiş almış kimseler, minnettar bulunanlar.

ikramiyye / ikrâmiyye / اكراميه

  • Bahşiş. (Arapça)
  • İkrâm olarak verilen para veya eşya. (Arapça)

in'am / in'âm / انعام

  • Nimet vermek. İhsan etmek.
  • Doğruya sevketmek, hidâyete ulaştırmak.
  • İyilik etmek, bahşiş vermek.
  • Tar: Osmanlı İmparatorluğu zamanında yeniçerilerin aylıklarına yapılan zam.
  • Bağış, ihsan. (Arapça)
  • Bahşiş. (Arapça)

irtizah

  • Biraz bahşiş alma.
  • Özür dileme.

isti'ta

  • (Atâ. dan) Bahşiş istemek. Atiyye istemek.

isticade

  • İhsan ve bahşiş isteme.

lüha

  • Gümüş.
  • Bahşiş, atâ, hediye.

mahn

  • Kuyudan su çıkarmak.
  • İmtihan etmek.
  • Bahşiş vermek.
  • Vurmak.

mayıh

  • (Çoğulu: Mâha) Kova doldurmak için kuyu içine inen kişi.
  • Bahşiş veren, atâ eden.

medh

  • Büyük bahşiş.

meniha

  • Hediye, armağan, bahşiş.

mennac

  • Çok bahşiş veren. İhsan eden.

mevahib

  • Mevhibeler. İhsanlar, bahşişler.

mevhibe

  • Bahşiş, ihsan, bağış.

mevhubat

  • (Tekili: Mevhub) Bağışlar, ihsanlar, bahşişler.

mı'ta

  • (Çoğulu: Mıât-Mıâtâ) Bahşişi ve hediyesi çok olan kişi.

minha

  • (Çoğulu: Minah-Menâyih) Atiyye, bahşiş.

mühadat

  • Birbirine bahşiş ve hediye vermek.

mühatat

  • Birbirine atâ ve bahşiş etmek, hediye vermek.

müjde-gan / müjde-gân

  • Müjdeye karşılık verilen bahşiş veya hediye. (Farsça)

müsta'ti / müsta'tî

  • Bahşiş isteyen.

müstevhib

  • Bahşiş isteyen.

nafile

  • Fık: Farz ve vâcibden gayrı mecburiyet olmadığı hâlde yapılan ibadet. Fazladan yapılan iş.
  • Menfaatli olmayan. Ziyâdeden olan.
  • Torun.
  • Ganimet malı. Bahşiş. Atiyye.

nayil

  • Atâ, bahşiş, hediye.

neval

  • Bahşiş. Kısmet, tâli', nasib.
  • Yiyecek içecek.
  • Bir tek porsiyon.

nevfel

  • Deniz, derya, bahr.
  • Atâsı çok olan kişi. Çok bahşiş dağıtan.

nevl

  • Yolcuların verdiği vapur parası. Gemi kirâsı.
  • Bahşiş, atiyye.

nıhle

  • (Çoğulu: Nihal) Millet.
  • Yol.
  • Diyânet.
  • Bahşiş, atâ.
  • Dâva.

nüda

  • (Çoğulu: Endâ-Endiye) Yağmur.
  • Boğaz ıslatıcı nesne.
  • Çiy, rutubet.
  • Atâ, bahşiş.
  • Sesin uzaklara gitmesi.

paymüzd

  • Bahşiş, ayak teri. (Farsça)

rifd

  • (Çoğulu: Erfâd - Rufud) Atâ, hediye, bahşiş.
  • Yardım, muavenet.

rufud

  • (Tekili: Rifd) Bahşişler.

safed

  • (Çoğulu: Esfâd) Esirlerin eline ve ayağına bağlanan bağ.
  • Atâ, bahşiş, hediye.

seyb

  • (Çoğulu: Süyub) Su akmak.
  • Bahşiş, hediye, atâ.
  • Medfun mal, gömülü mal.

sıla

  • Kavuşmak, ulaşmak, vuslat.
  • Âşıkın mâşukuna kavuşması.
  • Doğduğu yeri, hısım akrabayı gidip görme.
  • Bahşiş, hediye.
  • Gr: Cümlenin içinde ism-i mensub bulunmasıyla, dahil olduğu cümlenin evvelce mâlum olması iktiza eder. İçinde bulunduğu cümleyi sonradan gelen cümle

sılat

  • (Tekili: Sıla) Sılalar.
  • Bahşişler, armağanlar, hediyeler.

talef

  • Fazl. Atâ, hediye, bahşiş, hibe.
  • Kanı heder olmak.

tebazül

  • Birbirine bahşiş etmek.

tenavül

  • Bir şeyi alma.
  • Yemek yeme.
  • Bahşiş ve ihsanda bulunma.

tenvil

  • Atâ, bahşiş, hediye.

ükrume

  • Kerem, bahşiş, lütuf.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR