LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te başkan ifadesini içeren 82 kelime bulundu...

ahdname / ahdnâme

  • Devlet başkanının emriyle, bâzı devlet, topluluk ve şahıslara özel haklar tanımak maksadıyle hazırlanan belge.

arazi-i uşriyye / arâzi-i uşriyye

  • Mahsûlünden (ürününden) uşur denilen zekatın alındığı topraklar. Müslüman devletlerde harb ile alınıp gâzîlere (askerlere) taksim edilen veya isteyerek İslâm'ı kabûl edenlerin ellerinde bırakılan yâhut devlet reisinin (başkanının) izni ile müslümanlar tarafından işlenip faydalanılır hâle getirilen m

baği / bâğî

  • Âsî. Haksız olarak devlet başkanına isyân eden. Çoğulu buğât'tır.

bi'at / bî'at

  • Sözleşme, söz verme, teslimiyet.
  • Devlet başkanı durumunda olan kimseye, senin başkanlığını, idâreciliğini kabûl ettim, iyi ve faydalı her sözüne itâat edeceğim, şeklinde söz vermek, bağlılığını bildirmek.

büzürg

  • (Çoğulu: Büzürgân) Cesim, kebir, azîm, büyük, ulu. (Farsça)
  • Reis, baş, başkan, şef. (Farsça)
  • Türk musikisinde bir mürekkep makamın adı. (Farsça)

cihan-salar / cihan-sâlâr

  • Cihanın başkanı, büyüğü ve kumandanı olan, padişah. (Farsça)

cumhuriyet

  • Devlet başkanı yönetilenler tarafından seçilen yönetim biçimi.

dekan

  • Lât. Üniversitelerde bir fakültenin başkanı.

diamet

  • Binaya vurulan destek, direk, payanda.
  • İleri gelen, makamca yüksek olan baş başkan, reis, şef.

divan-ı riyaset / dîvân-ı riyâset / د۪يوَانِ رِيَاسَتْ

  • Başkanlık makamı.
  • Meclis başkanlığı.

diyanet dairesi

  • Diyanet İşleri Başkanlığı.

diyanet reisi

  • Diyanet İşleri Başkanı.

diyanet reisliği

  • Diyanet İşleri Başkanlığı.

diyanet riyaseti / diyânet riyâseti / دِيَانَتْ رِيَاسَتِي

  • Diyanet İşleri Başkanlığı.
  • Diyânet işleri başkanlığı.

diyanet riyaseti müşavere heyeti

  • Diyanet İşleri Başkanlığı Danışma Kurulu.

ehl-i hall ü akit

  • Bir ülkeyi yönetme, bir devlet başkanını seçme veya azletme yetkisine sahip kişiler, millet vekilleri.

ehl-i hall ve akd

  • Hükümet ve Cumhurbaşkanının seçme ve azletme yetkisine sahip olan meclis.

ekselans

  • Eskiden bakanlar, elçiler ve cumhurbaşkanları için kullanılan bir ünvan. (Fransızca)

emanet-i hilafet / emanet-i hilâfet

  • Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık emaneti.

emir / emîr / امير

  • Bey, başkan.
  • Bir kavmin, bir topluluğun başı, beyi, emredeni. Vâli, kumandan, devlet başkanı, melik.
  • Hazret-i Ali'nin lakabı.
  • Bey, emirlik başkanı, emir. (Arapça)

emir-ül-mü'minin / emîr-ül-mü'minîn

  • Müslümanların reîsi, devlet başkanı.

erbab / erbâb / ارباب

  • Ulu, ulvi, âlâ. (Farsça)
  • Reis, başkan, şef. (Farsça)
  • Sahip. (Arapça)
  • Başkan. (Arapça)
  • Usta. (Arapça)

erkan-ı harbiye-i umumiye reisi / erkân-ı harbiye-i umumiye reisi

  • Genelkurmay Başkanı.

erkan-ı harbiyye-i umumiyye / erkân-ı harbiyye-i umûmiyye / اركان حربيهء عموميه

  • Genel kurmay başkanlığı.

erkan-ı harp reisi / erkân-ı harp reisi

  • Genel Kurmay Başkanı.

eyyühe'r-ruus ve'r-ruesa / eyyühe'r-ruûs ve'r-ruesâ

  • Ey başlar ve başkanlar, ey yönetici ve idareciler.

fetva emini / fetvâ emîni

  • Şeyhülislâmlıkta fetva işleriyle meşgul olan dairenin başkanı.

gatarif

  • (Tekili: Gıtrîf) Başkanlar, başlar, reisler, önderler.
  • Soylu ve asaletli kimseler, itibarlı ve seçkin kişiler.

gıtrif

  • (Çoğulu: Gatârif) Başkan, reis.
  • Asil ve itibarlı kimse. Soylu kişi.

halife-i şahsi / halife-i şahsî

  • Fahr-i Kâinat (a.s.m.) Efendimizin vekili olarak Müslümanların başkanlığını yapan ve İslâmiyeti korumak ve yaşatmakla görevli olan zâtın şahsı, kendisi.

hey'et-i vekile reisi

  • Bakanlar kurulu başkanı, Başbakan.

heyet-i vekile reisi

  • Bakanlar Kurulu Başkanı, Başbakan.

hükümdar / hükümdâr

  • Hüküm sahibi, devlet başkanı.

hulefa / hulefâ

  • Halifeler; Fahr-i Kâinat (a.s.m.) Efendimizin vekili olarak Müslümanların başkanlığını yapan ve İslâmiyeti korumak ve yaşatmakla görevli olan zâtlar.

imamet / imâmet

  • İmâmlık, reislik, başkanlık, rehberlik.

kadı

  • Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları.

lider

  • Şef. Başkan. Siyasi bir topluluğun başı.

mana-yı hilafet / mânâ-yı hilâfet

  • Hilâfetin anlamı; Peygamberimizin vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık makamının anlamı.

mecelle

  • Tanzîmât'ın îlânından sonra, Ahmed Cevded Paşa'nın başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanan; İslâm hukûkunun muâmelâta (alışveriş, şirketler, hibe v.b.) âit hükümlerinin Hanefî mezhebine göre maddeler hâlinde tertibinden meydana gelen kânunlar veya bu kânunları içerisine alan mecmûa.

meşihat / meşîhat

  • Osmanlı Devletinde bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı görevini yürüten Şeyhülislam makamı.

meşrutiyet / meşrûtiyet

  • Devletin bir hükümdarın başkanlığı altındaki millet meclisi tarafından idare edildiği yönetim biçimi.

meşrutiyyet

  • Bir hükümdarın başkanlığı altında millet meclisi ile idare edilen devlet sistemi.

meyl-i riyaset / meyl-i riyâset

  • Reislik, başkanlık yapma meyli, eğilimi.

monarşi

  • Hâkimiyetin kaynağı birtek şahısta (Kral, padişah, han v.s.) olduğu kabul edilen devlet şeklidir. Bu şahsın, yani devlet başkanının yanında bir meclis (parlamento) olursa; meşruti monarşi; olmazsa; mutlak monarşi ismini alır. Ayrıca devlet başkanının iş başına gelmesi şekline göre, irsi veya seçimli (Fransızca)

müluk-u emeviye / mülûk-u emeviye

  • Emevî hükümdarları, devlet başkanları.

nakib / nakîb

  • Vekil, bir kavim veya kabilenin başkanı veya vekili.
  • Halkın hayırlısı.
  • Müfettiş.

nokta-i hilafet / nokta-i hilâfet

  • Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık noktası.

padişah / pâdişah

  • Ülkeyi idare eden devlet başkanı.

pişvayan

  • (Tekili: Pişvay) Reisler, başkanlar. Hâkimler.

re's / رأس

  • Baş. (Arapça)
  • Başkan. (Arapça)

reis / reîs / رئيس

  • Baş, başkan.
  • Başkan, lider.
  • Başkan.
  • Başta bulunan kimse, başkan.
  • Başkan. (Arapça)

reis-i cumhur

  • Cumhurbaşkanı.

reis-i enver

  • En nurlu başkan.

reis-i hükumet / reis-i hükûmet

  • Hükümet başkanı, başbakan.

reis-i muhterem

  • Muhterem, saygıdeğer başkan.

reis-i ulema

  • Âlimlerin reisi, başkanı.

reisicumhur

  • Cumhurbaşkanı.
  • Cumhurbaşkanı.

reisler

  • İleri gelenler, başkanlar.

rektör

  • Üniversitenin başkanı. (Fransızca)

riyaset / riyâset / ریاست

  • Başkanlık .
  • Reislik. Bir işi idarede başta bulunmak. Başkanlık.
  • Başkanlık.
  • Başkanlık. (Arapça)
  • Riyâset etmek: Başkanlık yapmak. (Arapça)

riyasetpenah

  • Başkanlık makamında bulunan. Başkanlık eden, başkan olan. Reislik yapan. (Farsça)

rüesa / rüesâ / رؤسا

  • (Tekili: Reis) Reisler, reislik yapanlar. Başkanlar.
  • Reisler, başkanlar.
  • Reisler, başkanlar.
  • Başkanlar, reisler. (Arapça)

sadr

  • Her şeyin öncesi ve başlangıcının en iyisi. Kalp, göğüs, ön.Başkan... Baş. Oturulacak yerlerin en iyisi.
  • Her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi.
  • Kalb, göğüs, ön.
  • Meclisin önü ve en muteber yeri. Reisin oturduğu yer.
  • Rücu.
  • Bir aruz kalıbı.
  • Baş, reis, başkan.
  • Oturulacak yerlerin en iyisi.

sadr-ı ali / sadr-ı âli

  • Vezirlerin veya vekillerin başkanı. Sadrâzam.

sadrazam / sadrâzam

  • Osmanlı Devletinde hükümet başkanı, başbakan.

salar / sâlâr

  • Kafile veya kabile reisi. Baş. Başkan. Reis. En büyük âmir. Başkumandan. (Farsça)

şehremaneti / şehremâneti

  • Belediye. (Farsça - Arapça - Türkçe)
  • Belediye başkanlığı. (Farsça - Arapça - Türkçe)

şehremini

  • Belediye başkanı. (Farsça - Arapça - Türkçe)

ser / سر

  • Baş. Tepe. Uç. Nihayet. Zirve. Gaye. (Farsça)
  • Baş, başkan, reis. (Farsça)
  • Baş, tepe, uç, gaye, zirve, başkan, reis.
  • Baş. (Farsça)
  • Başkan. (Farsça)
  • Uç. (Farsça)
  • Serden geçmek: Başından vazgeçmek, ölümü göze almak. (Farsça)

serhayl

  • Kervan veya kafile başı. (Farsça)
  • Baş, başkan. (Farsça)

serveran

  • (Tekili: Server) Başlar, başkanlar, serverler, reisler, ulu kimseler. (Farsça)

serveri / serverî

  • Başlık, başkanlık, serverlik, reislik. Ululuk. (Farsça)

seyyid / سيد

  • Hz. Hasan'yn soyundan gelen. (Arapça)
  • Efendi. (Arapça)
  • Ağa. (Arapça)
  • Başkan. (Arapça)

sındid

  • (Çoğulu: Sanâdid) Baş, başkan, reis, ileri gelen.

taht-ı riyaset / taht-ı riyâset / تَحْتِ رِيَاسَتْ

  • Başkanlığı altında.

taht-ı riyasetinde

  • Başkanlığı altında.

temyiz mahkemesi riyaseti

  • Temyiz Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay.

temyiz reisliği

  • Yargıtay Başkanlığı.

temyiz riyaseti

  • Yargıtay Başkanlığı.

ülü'l-emr

  • Emir sâhibleri. Devlet başkanı ve onun vazîfe verdiği kimseler veya İslâmiyet'in emir ve yasaklarını insanlara öğreten ve anlatan âlimler.

yalmend

  • Aile reisi. Aile başkanı. (Farsça)

yeasib

  • (Tekili: Ya'sub) Reisler, başkanlar, başlar.
  • Arıbeyleri.