LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bürün ifadesini içeren 148 kelime bulundu...

a'neb

  • Büyük burunlu adam, burnu iri olan adam.

ab-dest

  • Namaz ve sair dini ibadetler için usulüne uygun olarak, el, ağız, burun, yüz, dirseklere kadar kolları ve topuk kemiği üzerine kadar ayakları üçer defa yıkamak ve kulaklara, başa ve enseye meshetmektir. (Farsça)
  • Azarlama, paylama. (Farsça)

adcem

  • Eğri burunlu.

afes

  • Burun eğriliği.

ahann

  • Sözü burun içinden söyleyen. Burnundan konuşan.

ahrem

  • Burnu kesik olan. Kesik burunlu.
  • Edb: Rübai vezinlerinden "Mef'ulü" ile başlıyan oniki şekilden herbiri.
  • Tıb: Omuz ucu.

ahsem

  • Geniş yüzlü kılıç.
  • Arslan.
  • Enli, yassı ve yayvan burun.
  • Enli, yassı ve yayvan burunlu adam.

ahtem

  • Uzun burunlu.

akna

  • İnce, yumru burunlu kimse.

akşet

  • (Çoğulu: Kuşut) Burun kamışı çökük ve yassı olan.

anaf / ânâf

  • (Tekili: Enf) Burunlar.

ar'are

  • Dağ başı. İki burun deliğinin arası.
  • Servi ağacı. Çocuk oyunundan bir oyun.

artebe

  • Burun ucu.

azm-i enfi / azm-i enfî

  • Tıb: Burun kemiği.

bini / binî / bînî / بينى

  • Burun. (İnsan ve deniz için kullanılır.) (Farsça)
  • Dağ tepesi. (Farsça)
  • Zirve, uç nokta. (Farsça)
  • Yayın ele alınan kısmının ucu. (Farsça)
  • Görürlük, görmeklik. (Farsça)
  • Burun. (Farsça)

ced'

  • Burun, kulak, el kesmek.
  • Hapsetmek.

cencene

  • Sözü burun içinden söylemek, genizden konuşmak.

desr

  • (Çoğulu: Dusur) Bürünmek, örtünmek.
  • Çok olan mal.

eftah

  • Yassı burunlu.

ekram

  • Küçük burunlu.
  • Küçük boylu.

enf / انف

  • Burun. Koku ve teneffüse mahsus âzâ.
  • Bir şeyin ucu veya evveli veya en şiddetlisi.
  • Bir şeyin sivri yeri.
  • Bir şeyin en şerefli olan yeri.
  • Burun. (Arapça)

enfi / enfî

  • Burunla ilgili.

enfiye

  • Buruna çekilen çürütülmüş tütün tozu.

eranib

  • (Tekili: Ernebe) Burun uçları.

ercen

  • Dübüründe zahmeti olan deve.

ernebe

  • (Çoğulu: Eranib) Burun ucu.

feta

  • (Fetâne) (Çoğulu: Eftâ) Yassı ve çökük burunlu olmak.

fetase

  • Yassı çökük burunlu olmak.
  • Büyük boncuk.

gışyan

  • Bürünmek, örtünmek.
  • Cimâdan kinâye olur.

gunne

  • Genizden söylemek, sesi burnundan çıkarır gibi okumak. Burundan gelen ses. (Tecvidde harfin vasıflarındandır)

hanhana

  • Sözü burun içinden söylemek. Hımhımlık.

hanin / hanîn

  • Burun içinden ağlamak.
  • Burun içinden gülmek.

haşem

  • Burun içinde olan bir illettir ve kokuyu değiştirir.
  • Genzin tıkanıp burnun koku almaması.
  • Etin kokması.

havreme

  • Burun ucu.

hayşum

  • Geniz (burun) kovuğu. Nunlu sesler, gunne buradan çıkar. (Tecvidde bahsedilmiştir.)

helali / helalî

  • Bürüncük ve pamuk karışımından yapılan bir cins yeli bez.
  • Yaldızlı bakırdan vaya tahtadan mahfazası olan eski sistem saat.
  • Helâl ile alâkalı olan.

herseme

  • Arslan, gazanfer, esed, haydar.
  • Burun.

hımhım

  • Burundan konuşan. Sesleri burnundan çıkararak konuşan kimse.
  • Burnundan çıkan ses gibi boğuk.
  • Arap diyarında biten bir ot.
  • Çok siyah.

hınaye

  • Burun ucu.

hışaş

  • Başı küçük adam.
  • Küçük başlı yılan.
  • Devenin burnuna geçirdikleri burunduruk.
  • Kuşlardan, dimağı olmayan.
  • Çuval.
  • Cânip, taraf.
  • Sinir.

hizame

  • (Çoğulu: Hazâyim) Yular burunluğu.

hufreteyn-i enf

  • Burun delikleri.

hunne

  • Sözü burun içinden söylemek.

hurtum

  • (Çoğulu: Harâtim) Burun.
  • şarap.

huşam

  • Kalın burunlu.
  • Uzun dağ burnu.

i'titaf

  • Bir şeye örtünme, bürünme.

iddisar

  • Zengin olma, çok mal mülk sahibi olma. Bir şeye bürünme.

iğtisal / iğtisâl

  • Gusl (boy) abdesti almak. Ağız ve burun dâhil bütün vücûdu hiç kuru yer kalmayacak şekilde baştan ayağa yıkamak.

iktisa / iktisâ / اكتسا

  • Giyinme, bürünme. (Arapça)
  • İktisâ etmek: Giymek (Arapça)

iltihaf

  • (Lihaf. dan) Sarılıp bürünme. Örtünme.

inşak

  • Koklatma. Buruna kokulu bir şey çektirme.
  • Tuzağa veya ağa iliştirme.

intisar

  • Saçılmak. Dağılmak.
  • Püskürmek.
  • Toz kabarması. Kabarmak.
  • Buruna su çekmek.
  • Aksırıp tıksırmak.

irgam

  • Aşağılatma. Hor, hakir kılma.
  • Burunu kırma.
  • Yere sürtme.
  • Galip olma.
  • Kahretme.

ırnin / ırnîn

  • Kaş tarafında burun ucu.
  • Her nesnenin evveli.

irticas

  • Gök gürleme.
  • Top bürünme.

irtida

  • (Ridâ. dan) Örtünme, bürünme.

istigşa'

  • Bürünme, örtünme.

istinşak / istinşâk / استنشاق

  • Abdest veyâ gusül esnâsında burun'a (üç defa) su çekmek.
  • Şiddetle koklamak, koklatmak.
  • Buruna su çekme. (Arapça)

kabise / kâbise

  • Ucu üstüne eğri ve kıvrık olan burun.

kanva'

  • Büyük burunlu kadın.

kariye

  • (Çoğulu: Kavâri) Uzun burunlu, kısa ayaklı, arkası yeşil bir kuş.
  • Süngü demirinin keskin yeri.
  • Kılıcın ve ona benzer şeylerin keskin yeri.

kasab-ül enf

  • Burun kemiği.

kenak

  • Karın ağrısı. Buruntu. (Farsça)

keysan

  • Ayakla bir kimsenin dübürüne vurmak.
  • Özür, mâzeret.

kınaf

  • Büyük burunlu kişi.

kinfire

  • Burun ucu.

kirzim

  • (Çoğulu: Kerâzim) Yüksek burunlu kimse.
  • Büyük balta.

kuvve-i şamme / kuvve-i şâmme

  • Koku alma, koklama duygusu. Burun.

leyh

  • Örtünmek, bürünmek.

lifam

  • Eskiden kadınların burun örtüsü.

ma'fuc

  • Dübürüne vurulmuş.

mahtam

  • (Çoğulu: Mehâtım) Burun.

marin

  • Burun ucunda olan yumuşak kemiksiz yer.

me'nuf

  • Burunda hastalığı olup koku alamayan.

mehanne

  • Burun.

mehar

  • Dizgin, yular. (Farsça)
  • Devenin burnuna takılan burunluk. (Farsça)

melahif

  • (Tekili: Milhaf ve Milhafe) Sarınacak veya bürünecek şeyler. Yorganlar.

menahir

  • (Tekili: Menhir) Burun delikleri.

menahiz

  • (Tekili: Minhaz) Burun delikleri.

menh

  • Burun deliği.

menhir

  • (Çoğulu: Menâhir) Burun deliği.

mersen

  • Burun.

meşamm / meşâmm / مشام

  • (şemm. den) Koku alacak yer. Burun. Geniz.
  • Burun. (Arapça)

mıgtas

  • Burun, göz çanağı.

milhafe

  • Bürünecek şey. Yorgan.

mizlaka

  • Uzun burunlu ışık fitili makası.

mücessem

  • Cisimleşmiş, maddî şekle bürünmüş.

müddessir

  • Örtünen, bürünen. Gizlenen.
  • Kur'an-ı Kerimde Peygamberimiz Resul-i Ekreme (A.S.M.) "Ey müddessir!" diye hitâb vardır.

mugşa

  • (Gaşy. den) Bürünmüş, örtülmüş.

muhat

  • Burundan akan sümük.
  • Sümük gibi ve yapışkan cisim.

müstagşi

  • Örtünüp bürünen.

mütedessir

  • Elbise giyen, libasa bürünen.

mütegaşşi

  • (Gaşy. dan) Kendinden geçen, gaşyolan.
  • Bürünen, örtünen.

mütehaddir

  • (Mütehaddire) Örtünen, bürünen, tahaddür eden.
  • Mc: Namuslu.

mütekebkib

  • Kaftanına bürünmüş.

müteleffif

  • Sarılıp bürünen.

müteşemmil

  • İhrama bürünen. Teşemmül eden.

mütezemmil

  • Tezemmül eden. Elbiseye, örtüye bürünen.

mutreka

  • Üstüne sahtiyan bürünmüş kalkan.

na'r

  • Çağırmak.
  • Haykırmak.
  • Burun içinden çıkan ses.
  • Gitmek.
  • Firar, kaçmak.
  • Galeyan.

na're

  • Nâra. Yüksek sesle uzun uzun bağırma. Çağırma. Haykırma.
  • Burun içinden çıkan ses.

nahir

  • Burundan hırıltı çıkarma.

nehir

  • Burun içinden çıkan ses, hırıltı.

neşak

  • Burna su ve sâire çekme. Burunla çekme.

nuhre

  • Burun deliği.

nur-u mütecessim

  • Cisimleşmiş, maddî yapıya bürünmüş nur.

nüşk

  • Buruna birşey koymak.
  • Koklamak.

nüşuk

  • Buruna çekilen ilâç, toz, enfiye vs.
  • Buruna çekme.

özr

  • Abdesti bozan bir şeyin bir namaz vakti durdurulamayıp, devâm etmesi. İdrârını tutamama, iç sürmesi, yel kaçırmak, burun kanaması, yaradan kan, sarı su akması, ağrı ile göz yaşı akması birer özür olup, özürlü erkeğe mâzûr, kadına ma'zûre denir.
  • Mâzeret. Af talebi, engel.

pere-i bini / pere-i binî

  • Burun ucu.

raif

  • Önde giden at. ("pişnek" derler)
  • Burun ucu.
  • Dağ burnu.

rehak

  • Gaşyetmek, sarıp bürünmek. Bir adamın arkasından yaklaşıp çatmak.
  • Haramlara ve menhiyata dalıp, hep onunla uğraşmak.

ruaf

  • Burun kanaması.

ruam

  • Burun suyu, sümük.
  • Sakağı (mankafa) hastalığı.

şadihe

  • Alından buruna varana kadar olan beyazlık.

sakur

  • Sivri burunlu büyük balta. Külünk.

şamm

  • (şemm. den) Koklayan, koku alan.
  • Koklama duygusu. Burun.

sayil

  • Alında olan beyazlık.
  • Burun kamışı.

searir

  • Bir ot cinsi.
  • Burun içinde olan yarık.

secde

  • Allah'ın (C.C.) huzurunda yere kapanış. İbadet ve Allah'a (C.C.) memnuniyetini ve itaatini bildirmek veya şükretmek için yere kapanarak alın, burun ucu, eller, dizler ve ayak uçları yere gelecek şekilde yapılan en büyük tazim ifade eden hareket. Namazın bir rüknü.

şefellec

  • Burun delikleri büyük, dudakları yumru kalın ve sarkık olan adam.
  • Ferci vasi avret.

şeml

  • Az şey. Perâkendelik.
  • Örtmek, bürünmek, toplanmak.
  • Topluluk, cemaat, insan yığını.

şerekrak

  • Yeşil kanatlı, siyah burunlu, güvercin büyüklüğünde kırmızı bir kuş.

şevha

  • Avurtları ve burun delikleri geniş olan çirkin yüzlü kadın.

sifar

  • Deveye burunduruk yapılan demir.
  • Sefer. Islâh, düzeltme.
  • Misafirlik.

tagaşşi

  • (Gışâ. dan) Bürünmek, örtünmek.

tagşiye

  • (Gışâ. dan) Örtmek, örtünmek. Bürünmek.
  • (Gaşi. den) Kendinden geçirilmek.

tahrime

  • Namaza başlanırken söylenen tekbir.
  • Hacıların ihrama bürünmeleri.
  • Namaza başlanırken söylenen tekbir. Hacıların ihrama bürünmeleri.

tecessüd

  • Cisimleşme; batıl dinlerde, Allah'ın herhangi bir maddi varlık şekline bürünmesi, yaratıklarından birinin bedenine girmesi şeklinde inanılan batıl bir Allah inancı.

tedessür

  • Elbise giyme. Elbiseye bürünme.
  • Erkek hayvanın dişisine binmesi.
  • Kişinin sıçrayıp atına binmesi.

teezzür

  • Örtünme, bürünme. Tesettür.

tegannüm

  • Koyunlaşma. Koyun postuna bürünüp kendisini koyun gibi gösterme.

tegaşşi

  • (Gışâe. den) Örtünme, bürünme.
  • (Gaşy. den) Kendinden geçme.

tekemmüm

  • (Kümm. den) Örtünüp bürünme.

telfif

  • Bürünme, sarma, örtme.

tenasuh / tenâsuh

  • Kaybolan birşeyin başka bir şekle bürünerek tekrar ortaya çıkması. Reenkarnasyon.

teşemmül

  • İhrama bürünme.

teşmil

  • Şâmil kılmak. İhata eylemek. Kaplamak. İhrama bürünmek ve sür'atle yürümek.

tezemmül

  • Bürünmek. Sarılmak. Örtünmek.
  • Bürünme, örtünme.

tezmil

  • Gizlemek. Bir şeyi elbiseye sarmak. Esvaba sarınıp bürünmek.
  • Örtü.

timsal-i mücessem / timsâl-i mücessem

  • Cisimleşmiş, maddî yapıya bürünmüş örnek, nümune.

unab

  • Büyük burun.
  • Akıl.
  • Karın.

ünafi

  • Büyük burunlu kimse.

ünuf

  • Henüz daha yedirilmemiş olan çayır.
  • (Tekili: Enf) Burunlar.

zelef

  • Burnun küçük ve ucunun, gerisine eşit olması. (O burun sahibine "ezlef" derler) (Müe: Zülefâ)

zemim

  • Burun suyu, sümük.
  • Koç ve teke zekerinden akan bevl.
  • Koyun emziğinden akan süt.

zenen

  • Burundan sümük akıp durmak.

zıhrıt

  • Koyun ve deve burunlarından akan sümük.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR