LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bölük ifadesini içeren 58 kelime bulundu...

ahzab

  • (Tekili: Hizb) Hizbler, bölükler, kısımlar, gruplar.
  • Toprağı katı yer.
  • Kur'ânın kısımları. Hizbleri.

alay

  • (Ask.) 3-4 tabur piyade veya5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet.
  • Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi.
  • Cemaat, topluluk, güruh, kalabalık, fevç.
  • Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler.
  • Beş bölük erden oluşan askerî topluluk.

asrem

  • Kulağı sakat, hasta.
  • Ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken (kimse).
  • Bölük bölük.

berazik

  • Bölük, cemaat.

bevş

  • Her biri bir yerden gelmiş olan bir bölük cemaat.

cemaat

  • Topluluk. Bir yere toplanmış insanlar. Takım, bölük.
  • Fık: Bir imama uyup namaz kılan müslümanların heyeti. Bir mezhebe tâbi bir heyet teşkil eden ahali.
  • Aralarındaki münasebetleri din, örf ve âdetlere göre tanzim eden, akrabalık, komşuluk, hemşehrilik gibi rabıtalarla birbiri

çete

  • Bölük, birlik, takım. Bir reisin idaresi altında bulunan birlik.
  • Asker bölüğü, müfreze.
  • Çapulcu ve akıncı takımı.

ebabil

  • Dağ kırlangıcı. Kuş sürüsü. Sürüler, bölükler.

efavic

  • (Tekili: Efvâc) Bölükler, takımlar, kısımlar.

efvac / efvâc / افواج

  • (Tekili: Fevc) Cemaatler, takımlar, kısımlar, bölükler, grublar.
  • Bölükler. (Arapça)

ehtat

  • Bir bölük cemaat.

ektad

  • Cemaatler, topluluklar, kalabalıklar, bölükler, takımlar.
  • Misaller, temsiller, örnekler.

emla'

  • (Tekili: Mele') Topluluklar, mele'ler, cemaatler, cemiyetler, bölükler, kalabalıklar.

eşya' / eşyâ'

  • (Tekili: Şia) Bölükler, bölümler, kısımlar, neviler, fırkalar, tabakalar, cinsler, çeşitler. Cemaatler, cemiyetler, topluluklar.
  • Yardımcılar.

evbaş

  • Mahalle çapkını. Şahısların rezilleri.
  • Muhtelif yerlerden gelmiş, toplanmış bir cemaat, bir bölük.

ezfile

  • Cemaat, topluluk, güruh, bölük.

fasıla / fâsıla

  • Bend. Kısım. Bölük. Durak.
  • Mevsim.
  • Mebhas.

fevc / فوج

  • Dalga. Bölük. İnsan kalabalığı. Cemaat. Takım.
  • Koşmak. Sür'at etmek.
  • İyi kokunun dağılıp yayılması.
  • Bölük, takım, cemaat.
  • Grup, cemaat, zümre. (Arapça)
  • Bölük, takım. (Arapça)

fırak / fırâk / فرق

  • Tümenler, alaylar, bölükler.
  • Partiler.
  • Takımlar, kalabalıklar, ehl-i sünnet ve cemaatten ayrılan mezhepler.
  • (Tekili: Fırka) Fırkalar, partiler.
  • Alaylar, bölükler.
  • Cennetler.
  • Ehl-i Sünnet cemaatından ayrılan mezhebler.
  • Fırkalar, partiler, bölükler.
  • Fırkalar, partiler. (Arapça)
  • Bölükler. (Arapça)
  • Zümreler. (Arapça)

fırka / فرقه

  • Parti. İnsan grubu. Kısım olmak ve ayrılmak. Bölük.
  • Tümen.
  • Cemâat, topluluk, bölük, grup.
  • Parti, bölük.
  • Parti. (Arapça)
  • Bölük. (Arapça)
  • Zümre. (Arapça)

fusul

  • (Tekili: Fasıl) Fasıllar. Mevsimler. Bölükler. Kısımlar.

gureba-i yemin

  • İbrahim paşa, Galata ve Edirne saraylarından çıkanlarla, harpte fevkalâde yararlık gösteren yabancılar ve yeni Müslüman olmuşlardan teşkil olunan iki süvari bölüğünden birinin ismidir. Bu iki bölüğe birden "Gureba-i Yemin ve Yesar Bölükleri" denildiği gibi "Garip ve Yiğitler Bölükleri" veya "Aşağı B

güruh / gürûh / گروه / گُروُهْ

  • Bölük. Cemaat. Takım. Kısım. (Farsça)
  • Fevc. (Farsça)
  • Cemaat, bölük, takım, topluluk, çete.
  • Topluluk, zümre, bölük. (Farsça)
  • Cemaat, takım, bölük.

hisarlı

  • Hisarla çevrili yer.
  • Hisarda oturan, kalede mukim.
  • Ask: Sınırlarda bulunan şehir ve kalelerde topçuya ait hizmetlerde kullanılan bir sınıf asker. Bunlara İstanbul'dan gönderilen "topçuağası" kumanda ederdi. Hisarlılar, bölük ve ortalara ayrılmamıştı. Sayıları sınırlı ve sabit

hıtabiyye

  • Rafizî taifesinden bir bölük cemaat.

hizb

  • Bölük, taraftar.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi sayfadan meydana gelen cüzlerinin dörtte biri olan beş sahife.

hizb-hizib

  • Kısım, bölük.
  • Taraftar.
  • Kur'ân cüzünün dörtte biri.

hums

  • Beş bölükten birisi. Beşte bir.

inşiab

  • Şubelendirme. Ayırma. Şubelere ayrılma.
  • Bölük bölük olma.
  • Dalbudak verme.

kıdde

  • Tarikat.
  • Bölük.

kısım

  • (Kısm) Bir parça, bölük, takım, kesim.
  • Kapalı avucunun alabildiği miktar.

kutr

  • Taraf. Canib.
  • Nahiye. Mahal. Arzın veya semânın bir ciheti.
  • Çap.
  • Bölük. Bölge.
  • Geo: Dairenin merkezinden geçip onu iki müsavi kısma bölen doğru parçası, çap.

lift

  • Şalgam.
  • Parça, bölük.

ma'şer

  • Cemâat, müttehid cemâat. Birinin ehil veya iyâli. İns ve cin cemaatı.
  • Bölük, topluluk.

mifrak

  • (Çoğulu: Mefârik) Başın ortası (saçın bölük olduğu yerdir.)

mikdar

  • Parça. Kısım. Bölük.
  • Kıymet. Değer. Derece.

münşaib

  • (Şa'b. dan) Şubelenen, dallanan, çatallanan, kollara ayrılan, ayrılmış. Bölük bölük, kol kol, kısım kısım olan.

pare

  • Cüz, parça. Kesinti. (Farsça)
  • Para. Kuruşun kırkta biri. (Farsça)
  • Kur'an-ı Kerim'in otuz kısmından bir kısmı, bir cüz'ü. (Farsça)
  • Sayı, bölük. (Farsça)
  • "Parça" mânâsına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Meh-pâre : Ay parçası. (Farsça)
  • Güzel. Yek-pâre : Tek parça, bir parça. (Farsça)

refez

  • Bölük bölük olan cemaat. (Çoğulu: Erfaz) Kap dibinde kalmış azıcık su.

samsame

  • Cemaat, topluluk.
  • Bölük.

seriye

  • Askerî bölük.

sılame

  • (Çoğulu: Sılâmât) Bölük, cemaat, topluluk, fırka.

şu'be

  • Bölük, bölüm.
  • Dal, budak.
  • İkinci derecedeki kollar. Kol.

şuabat

  • (Tekili: Şu'be) Şubeler, kısımlar, takımlar, bölükler. Dallar.

sübat

  • (Tekili: Sübe) Cemaatler, bölükler.

tabur / طَابُورْ

  • Bölüklerden oluşan askerî birlik.
  • Dört bölükten meydana gelen askerî birlik.
  • Dört bölükten oluşan askeri birlik.

taife / tâife

  • Bölük, gurup.

tavaif / tavâif

  • (Tekili: Taife) Gruplar. Milletler, kavimler. Bölükler.
  • Guruplar, bölükler.

teb'ız

  • Bölmek, bölük bölük etmek, bir kısma ait etmek, parçalamak.

teb'iz

  • Bölmek. Bölük bölük etmek. Bir kısma ait etmek.

tektib

  • Askeri bölük bölük etmek, bölüklere ayırmak.
  • (Ketebe. den) Yazdırma.

telafif

  • Birbirine sarmaşmış bölük bölük nebatlar.
  • Büklümler, kıvrımlar.
  • Birbirine girmiş ve sarmaşmış vaziyette olma. Lif lif olma.

teşa'ub

  • Perâkende ve kol kol olup bölükler ve şubeler sahibi olma.
  • Bozuk bir şeyin düzelmesi.
  • Iraklaşmak.

teşa'ubat / teşa'ubât

  • (Tekili: Teşa'ub) Şubeler. Bölük bölük, kısım kısım olmalar.

tesrib

  • (Sürub. dan) (Asker) gönderme, yollama.
  • Atı ve deveyi bölük bölük edip yollamak.

tusu'

  • Dokuz bölükte bir bölük.

ülüm

  • Bölük, takım, cemaat. (Farsça)

ze'a'

  • Bölükler, fırkalar.