LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ayal ifadesini içeren 259 kelime bulundu...

aksa-yı emel / aksâ-yı emel

  • Mefkûre, ideal, gaye-i hayal.

alem-i eşbah / âlem-i eşbâh

  • "Şebah"tan:
  • Cisimler âlemi, varlıklar âlemi.
  • Hayaller âlemi."Şibh ve şebih"den: Misaller âlemi.

alem-i hayal / âlem-i hayal

  • Hayal âlemi, dünyası.

alkol

  • Mayalanmış içkilerin damıtılmasıyla elde edilen sıvı madde. Sarhoş edici etkisi vardır. Alkollü içkiler hem beden sağlığına, hem de ruh sağlığına zararlıdır. Dinimizde her türlü alkollü içkinin azı da çoğu da haramdır. (Fransızca)

amut / amût

  • Yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde yapılmış olan kuş yuvası. (Farsça)

anka / ankâ

  • Hayâlî bir kuş.

arcele

  • Sürü, hayvan topluluğu.
  • Yayalar cemaati.
  • At sürüsü.

arzu-şikesten

  • Arzunun olamaması, yerine gelmemesi. Hayâl kırıklığı, inkisar-ı hayâl. (Farsça)

aylem

  • (Çoğulu: Ayâlim) Yumuşak nesne.
  • Suyu çok olan kuyu.

azerm-cu / azerm-cû

  • Hayâlı, utangaç. Terbiyeli, nâzik. (Farsça)

batın / bâtın

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). His (duyu) organları ile hissedilemiyen, hayâl gücü ile hayâl edilemiyen, akıl ile anlaşılamayan.
  • Kalb ve rûh, iç âlem, gönül.

benat-üs sadr / benât-üs sadr

  • Endişe.
  • Hayal.
  • Kederler.

berahin-i latife-i akliye / berâhin-i lâtife-i akliye

  • Akla dayalı ince, güzel deliller.

bilhayal

  • Hayal ederek.

burc

  • Güneşle dünya arasındaki hayâlî dilimlerin her biri.

burhan-ı akli / burhan-ı aklî

  • Akla dayalı delil.

burhani / burhânî

  • Delillere dayalı ispat yöntemini kullanan.

çağlar

  • Kayalara veya setlere çarparak, yerden köpürerek düşen su. Şelâle, çağlayan.

cedeli / cedelî / جدلى

  • Tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş. (Arapça)

cemiyet-i mütehayyile

  • Hayalî cemiyet.

delail-i mantıkıye ve müsbete / delâil-i mantıkıye ve müsbete

  • Mantığa ve ispata dayalı deliller.

dıl'-i kazib / dıl'-i kâzib

  • Tıb: Göğüs kemiğine dayalı beş adet küçük kaburga kemiği.

düstur-u ilmi / düstur-u ilmî

  • İlme dayalı kural.

efahis

  • (Tekili: Ufhus) Taşların aralarında veya kayalıkta bulunan kuş yuvaları.

ehl-i hayal

  • Hayalciler, hayalperestler.

ekran

  • Üzerine bir cismin hayalinin aksettirildiği saydam olmayan düz satıh.

ekvator

  • Dünyayı ikiye ayıran hayâlî çizgi.

emel-i vehmi / emel-i vehmî

  • Temelsiz ümit, kuruntuya dayalı beklenti.

eşbah

  • (Tekili: Şebâh) Şahıslar, cisimler, vücudlar.
  • Büyük kapılar.
  • Uzaktan görünen karaltılar, hayâller.
  • Renk, levn.

eser-i tasannu ve tekellüf

  • Yapmacık ve gösterişe dayalı eser veya sonuç.

evham / evhâm

  • Vehimler ve hayaller. Kuruntular ve gerçek dışı şeyler.

evsam

  • (Tekili: Vasm) Arlar, hayâlar, utanmalar.

fantezi

  • Hayâl ürünü, aşırı süs.
  • yun. Çeşitli ve süslü. Müsrifane süs isteğinden doğan hayal hareketi ile yapılmış süslü eşya veya süslenmek. Ağırbaşlı olmayan.

faraza / فرضا

  • (Esası: Farzâ) Meselâ, öyle sayalım ki, farzedelim ki, ola ki, tutalım ki.
  • Öyle sayalım ki.

farazi / farazî

  • Hayalî, varsayılan.

farz-ı muhal olarak

  • Olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünerek… varsayalım ki….

faşist

  • Irka dayalı baskı rejimine taraftar olan kimse.

fatir / fatîr

  • Tâze şey.
  • Mayalanmış hamur.

fena hayal

  • Kötü hayal.

fenler

  • Tecrübeye dayalı bilimler.

fikr-i marifet / fikr-i mârifet

  • İlim fikri, bilgiye dayalı düşünce.

gaye-i hayal

  • Hayalin amacı, hedefi.
  • Hayalde tasavvur edilen ve ona varılması istenen gaye ve maksat. İdeal.

gul

  • İnsanın gördüğünü sandığı korkunç hayâlet.

gulyabani / gulyabânî / gûlyabânî

  • İnsanın gördüğünü sandığı korkunç hayalet, hayâlî varlık.
  • Masallarda sözü edilen hayâlî varlık, umacı, dev.

hab-ı hayal / hâb-ı hayâl

  • Hayal uykusu; hayal hâlindeyken görülen rüya.

hacel

  • (Hacl) Utanma, sıkılma, hayâlılık.

hacerat

  • (Tekili: Hacer) Taşlar, kayalar.

halet-i hayaliye / hâlet-i hayaliye

  • Hayalî hâl.

halüsinasyon

  • Gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi görme, olmayan bir şeyi varmış zannetme ve işitme, hayal etme.

hasse-i hayal

  • Hayal duygusu.

hatt-ı mevhum

  • Hayalî çizgi.

havass-ı (hamse-i) batına / havass-ı (hamse-i) bâtına

  • Kalbe bağlı beş duyğu: Hiss-i müşterek (hayâl kuvveti), müdrike (akıl), vehim (vâhime), hâfıza, mutasarrıfa (meydana getirici hayal kuvveti).

havass-ı aşere

  • On hasse, on duyu; görme, işitme, dokunma, koklama, tatma, hayal, akıl, vehim, hafıza ve tasarruf etme duyuları.

havass-ı hamse-i batına / havass-ı hamse-i bâtına

  • Kalbe bağlı beş duygu; hayal, akıl, vehim, hafıza, mutasarrıfa.

havz-ı hayal

  • Hayal havuzu.

hayal / hayâl / خيال

  • (Çoğulu: Hayâlât) Zihnen tasarlanan şey. Hakikatı bilinmeyip akılla tasarlanan veya gölgeli görünen şey.
  • Asıl olmayan ve akıldan geçen fikir.
  • Hayal, düş. (Arapça)

hayal-alud / hayal-âlud / hayal-âlûd

  • Hayalle karışık.
  • Hayalle karışmış.

hayal-i beşer

  • İnsan hayali.

hayal-i hail / hayal-i hâil

  • Korku ve dehşet veren hayal.

hayal-i muhal

  • İmkânsız hayal.

hayal-i şan

  • Hayalî olarak büyütülen şan ve şöhret.

hayal-i sefid

  • Beyaz hayal. (Farsça)

hayal-perest

  • Hayalî şeylerle çok uğraşan. Çok hayal kuran. Dalgın. Olmayacak şeylerle avunan. (Farsça)

hayal-perestlik

  • Kelâmda hakikatı rencide edecek şekilde lüzumsuz hayallere yer vermek.
  • Sözde, hakikati rencide edecek şekilde lüzumsuz hayallere yer vermek.

hayal-perver

  • Hayale düşkün. (Farsça)

hayalalud / hayâlâlûd

  • Hayâlle karışık.

hayalat / hayalât / hayâlât / خيالات / خَيَالَاتْ

  • (Tekili: Hayal) Hayaller, hülyalar.
  • Hayaller.
  • Hayâller.
  • Hayaller, düşler. (Arapça)
  • Hayâller.

hayalat-ı aliyye / hayalât-ı âliyye

  • Yüksek ve âli hayaller.

hayalat-ı muhitiye / hayalât-ı muhîtiye

  • İçinde yaşanılan zaman, mekân ve çevreye ait hayaller.

hayalat-ı rakika / hayâlât-ı rakika

  • İnce, derin hayâller.

hayalen / hayâlen / خيالا

  • Hayal aracılığıyla.
  • Hayal olarak. Zihinde tasarlayıp canlandırarak.
  • Hayâl olarak.
  • Hayali olarak. (Arapça)

hayalet / hayâlet / خيالت

  • Göze görünen hayal, karaltı.
  • Hayalet. (Arapça)

hayali / hayalî / hayâlî / خيالى

  • Hayale âit. Hayale mensub ve müteallik.
  • Hayal, yahut halk dili ile "Karagöz" oynatanlar.
  • Hayale dayalı.
  • Hayâl ürünü olan.
  • Hayalî, hayal ürünü. (Arapça)
  • Karagöz oynatan. (Arapça)

hayaliyyun / hayâliyyûn

  • (Tekili: Hayalî) Romantik şâirler, hayalî yazarlar.
  • Hayâl edilen şeyleri gerçek kabul edenler.

hayaliyyun mezhebi / hayâliyyun mezhebi

  • Aslı olmayan ve hayalde tasavvur edilen şeyleri, gerçek olduğunu vehm edenlerin mesleği.
  • Hayalcilerin mezhebi; romantizim.

hayalperest / hayâlperest / خيال پرست

  • Hayalci olan; gerçekçi olmayan.
  • Hayâl peşinde koşan.
  • Hayalci. (Arapça - Farsça)

hayalşiken

  • Hayali dağıtan, bozan.

hazinetü'l-hayal

  • Hayal hazinesi.

hedef-i amal / hedef-i âmâl

  • Gaye-i hayâl. Ulaşmak istenilen hedef.

hevl

  • Korku. Korku verici.
  • Ürkmek. Dehşet. Yılgınlık. İhtilâl-ı dimağ (beyindeki bozukluk) sebebi ile bâzı hayâli suretler tevehhüm ederek ondan korkmak.

heyula / heyûla

  • Zihinde tasarlanan korkunç hayal.
  • Gösteriş ve iriliği olduğu halde hiçbir te'siri ve değeri olmayan şey.
  • Eski felsefede: Eşyanın aslı ve gerçek olan kısmı. Madde.
  • Korkutucu hayâl, felsefede eşyanın aslı kabul edilen şey.

hikmet-i imaniye

  • İmana dayalı hikmet ilmi.

hısa'

  • Hayvanın hayalarını çıkarma, eneme, burma.
  • İnsanı hadım etme.

hükm-ü hayal

  • Hayalin hükmü.

hulul / hulûl

  • İlâhî sıfatların mahlûklar ile bütünleştiği onlara nüfuz ettiği esasına dayalı bâtıl bir görüş.

hulya / hulyâ

  • Kuruntu. Hayal. Vehim. Olmıyan bir şeyi düşünerek yaşamak. Akıldan geçen ve matmah-ı nazar olan husus. (Farsça)
  • Hülya, kuruntu, hayâl.

hülya / hülyâ

  • Hayal.
  • Hayâl, kuruntu.

hulya / hulyâ / خوليا

  • Hülya, hayal. (Yunanca > Arapça)

hülya / خُولْيَا

  • Hayal.

husa

  • (Tekili: Husye) Erkeklik bezleri, hayalar.

hüsn-ü ta'lil

  • Edb: Herhangi bir hâdisenin hakiki sebebini saklayarak, güzel ve hayalî bir sebep göstermeye hüsn-ü ta'lil denir. Bu gösterilen sebep hakiki olmamalı, fakat güzel olmalıdır.Bağ-ı âlemde yüzün menendi bir gül isteyüp.Cüst ü cu idüp gezer gülzarı bülbül şah şah. (Fatih Sultan Mehmed)Bülbülün, gül bahç

hüsran / خسران

  • Zarar. (Arapça)
  • Hayal kırıklığı. (Arapça)

husyetan

  • Hayalar, çift haya. Erkeklik bezlerinin her ikisi. (Farsça)

ideal

  • Fikre ve düşünceye ait. Tasavvuri, hayali. (Fransızca)
  • Mefkûre. Emel. Gaye. Hayalde tasavvur edilen kemal. Fevkalâde, mükemmel kimse veya şey. (Fransızca)

iğdiş

  • Burulmuş, enenmiş hayvan. Erkeklik bezleri (hayaları) çıkarılmış at. Melez. (Farsça)

ihtimar

  • (Hamr. dan) Mayalanma, ekşiyip mayalanma.

ila ahiri hayalatihim / ilâ âhiri hayalâtihim

  • "Sonuna kadar bütün bunlar onların hayalleridir" mânâsında Arapça bir ibare.

iltiyah

  • Mayalanmak.
  • Karışmak.

imkan-ı vehmi / imkân-ı vehmî

  • Hayâlî olarak mümkün olma.

inkisar-ı hayal / inkisâr-ı hayâl / اِنْكِسَارِ خَيَالْ

  • Hayal kırıklığı.
  • Hayal kırıklığı.

insaf / insâf

  • Merhamete dayalı adalet.

itikad-ı küfriye

  • Küfür itikadı, inkâra dayalı inanç biçimi.

iz'an-ı yakin / iz'ân-ı yakîn

  • Kesin delile dayalı olan sağlam inanç.

kaf

  • Hayâlî bir dağ.

kalb-i hayal

  • Hayâlin, gerçekte carî olan şeyleri tersine çevirmesi.

kasr-ı hayal

  • Hayal sarayı.

kavmi / kavmî / قومى

  • Kavme dayalı. (Arapça)

kaziye-i muhayyele

  • Man: Kizb olduğu mâlum iken nefsin ya münbasit ya münkabız olduğu kaziyye. Hayali olan hüküm.

kefir

  • İnek ve deve sütlerinin mayalanmasından elde edilen tadı keskin alkollü bir içki.

keniz

  • Esir kadın. Hayalık, câriye. (Farsça)

kerempe

  • Yun. Denize doğru uzanan kayalık çıkıntı.
  • Dağın en yüksek yeri, tepesi.
  • Geminin baş tarafı.

keşfi / keşfî / كَشْف۪ي

  • Perdeli hakîkati görmeye dayalı.

kil-u-kal / kîl-u-kâl

  • Dedi-kodu. Gîbet.Geçirme ömrünü mü'min, sakın ki, kîl-ü-kâl üzre! Sözün mânâsını anla, ne yürürsün hayâl üzre.

kıyas-ı temsili / kıyâs-ı temsîlî / قِيَاسِ تَمْثِيلِي

  • Misal getirmeye dayalı kıyas.

kompleks

  • Bir anda kavranamıyacak şekilde çeşitli sebeblerden, unsurlardan meydana gelmiş. (Fransızca)
  • Basit olmayan. Mürekkep. (Fransızca)
  • İnsanların davranışlarına, ruh hâllerine yön veren birbirine bağlı şuuraltı hayallerinin bütünü. (Fransızca)

kuddus / kuddûs

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Azamet ve celâline, büyüklüğüne lâyık olmayan, noksanlık ve eksiklik getiren şeylerden, his organlarının anladığı, hayâl gücünün hayâl ettiği, hâtıra gelen ve düşünülebilen her türlü vasıftan ve özellikten münezzeh, pâk ve temiz olan.

küfr-ü inadi / küfr-ü inadî

  • İnada dayalı küfür.

küfr-ü mağrurane / küfr-ü mağrûrâne / كُفْرِ مَغْرُورَانَه

  • Gurura dayalı inkâr.

küfuf

  • (Tekili: Keff) Avuçlar, el ayaları.

kuvve-i hayal

  • Hayal gücü.

kuvve-i hayaliye

  • Hayal duyusu.

kuvve-i muhayyile / قوهء مخيله

  • Hayal gücü.

kuvve-i mütehayyile

  • Hissolunan şeyin gıyabında resim ve tasvir kuvveti. Hayâl kuvveti.

kuvve-i vahime / kuvve-i vâhime

  • Vehim ve hayâl duygusu. Kuruntu hâssesi.

lu'betbaz / lu'betbâz

  • Hayâl oyunu veya kukla oynatan. Oyuncu. (Farsça)

mahayil

  • Alâmet, işaret.
  • (Tekili: Mahile) Hayâl eserleri.

mahs

  • Hayaları çıkarılmış. İğdiş edilmiş.

mal-i hulya

  • Vesvese, kara sevdâ, kuruntu, boş hayaller. (Farsça)

malihülya / mâlihülyâ

  • Boş hayâller, kara sevda.

maneviyat / معنویات

  • Manaya dayalı şeyler. (Arapça)
  • Moral değerler. (Arapça)

manzara-i hayal

  • Hayal manzarası, insanın kafasında tasarlayıp canlandırdığı manzara.

maraz-ı hayali / maraz-ı hayalî

  • Hayalî hastalık.

matbaa-i hayal

  • Hayal matbaası.

maye

  • Damızlık.
  • Esas. Temel.
  • Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi (tahammürü) için konulan madde.
  • Para, mal. İktidar. Güç.
  • İlim.
  • Dişi deve.

mayedar / mâyedar / مایه دار

  • Mayalı. (Farsça)
  • Paralı. (Farsça)
  • Mal sahibi. (Farsça)
  • Güçlü. (Farsça)

mazarrat-ı mevhume

  • Gerçekte var olmayan, hayalî zararlar.

mecmu-u kavanin-i itibariye / mecmu-u kavânin-i itibariye

  • Varsayıma dayalı kanunlar bütünü.

medine-i fazıla-i hayaliye / medîne-i fâzıla-i hayaliye

  • Hayalî fazilet şehri; Eflâtun'un felsefesinde hayal ettiği fazilet şehri.

medine-i fazilet-i eflatuniye / medine-i fazilet-i eflâtuniye

  • Eflâtun'un faziletli şehri; Eflâtun'un felsefesinde tarif ettiği, ancak hayalde mümkün olabilen fazilet şehri.

meslek-i küfri / meslek-i küfrî

  • Allah'ı inkâr etmeye dayalı yol, metod.

mevcud-u harici / mevcud-u haricî

  • Varsayıma dayalı olmayıp dışta maddi varlığı bulunan şey.

mevhum / mevhûm / موهوم

  • Vehmolunmuş, aslı esâsı yokken zihinde kurulmuş olan, kuruntuya dayanan. Hayâlî.
  • Vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı. (Arapça)

mevhume

  • Vehim, kuruntu ve hayâl nev'inden bir şey.

mevsuk / mevsûk / مَوْثُوقْ

  • Güvenilir, belgeye dayalı.

mi'vel

  • (Çoğulu: Meâvil) Büyük taşları ve kayaları parçalamaya yarıyan sivri kazma.

minhac-ı hadsi-i ilhami / minhâc-ı hadsî-i ilhamî

  • İlhâmın hadsî, sezgiye dayalı metodu.

mitin

  • Taşları kayaları paçalamada kullanılan büyük çekiç. (Farsça)

muhammer / مخمر

  • (Hamr. dan) Mayalanmmış, ekşiyip kabarmış.
  • Yoğurulmuş.
  • Mayalı. (Arapça)

muhammir

  • (Hamr. dan) Tahmir eden. Mayalayan. Ekşitip kabartan. Yoğuran.

muhayyel / مخيل

  • Tahayyül edilmiş. Hayâl olarak düşünülmüş. Zihinde tasarlanmış.
  • Hayâl edilmiş.
  • Hayal edilen. (Arapça)

muhayyelat

  • (Tekili: Muhayyele) Hayâl edilmiş olan şeyler. Muhayyel olan şeyler.

muhayyil

  • Tahayyül eden. Hayal kuran. Zihinde olmayacak şeyleri düşünen.

muhayyile / مخيله

  • Kuvve-i hayâliye. Hayâl kurma merkezi. Zihinde bulunan hayal kuvveti.
  • Hayal gücü, hayal duygusu.
  • Hayâl kuvveti.
  • Hayal gücü. (Arapça)

muhtemer

  • Mayalandıran. Ekşiyip kabartan.

muhtemir

  • (Hamr. dan) Mayalanan. Mayalanarak ekşiyip kabaran.
  • Örtü ile örtünen. Yaşmaklanan.

mümevveh

  • Vehmî, hayâlî.

mümevvehat / mümevvehât

  • Hayâli, görünüşe göre haklı olanlar.

münasebet-i hayaliye

  • Hayalî münasebet, bağlantı.

münasebet-i intisabi / münasebet-i intisabî

  • Bağlanmaya dayalı ilişki.

münazara-i faraziye

  • Varsayıma dayalı tartışma.

musavvire

  • Tasvir edilmiş. Suretlenmiş. Şekli çizilmiş.
  • Kuvve-i hayâliye.

müstenid

  • Dayalı, dayanmış.

mutasavver

  • Hayal edilen.

mutasavvere

  • Hayalen, tasavvur ederek.

müte'al / müte'âl

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Düşünülebilen, akla gelen, hayâl edilebilen her şeyden başka bunlardan pâk, temiz ve yüce olan.

mütehammir

  • Tahammür eden, ekşiyen. Mayalanan.
  • Ekşiyen, mayalanan.

mütehayyel

  • Hayâl edilen.
  • Hayal edilen şey.
  • Hayal edilen şey.

mütehayyelat / mütehayyelât

  • (Tekili: Mütehayyel) Hayal edilen şeyler.
  • Hayal edilen şeyler.

mütehayyil

  • Hayâl kuran.
  • (Hayal. den) Kuvve-i hayaliyeden geçiren, hayal kuran. Bir şeyi görüp gözetici, idrak edici olan.

mütehayyilane / mütehayyilâne

  • Hayal ve düşünceye dalarak, hayâl kurarak. (Farsça)

mütehayyile

  • Beyinde hayal kurma merkezi.
  • Hayal gücü.

mütemahhil

  • Hayal eden.

mütercim-i hayali / mütercim-i hayâlî

  • Hayalî tercüman.

na-mutasavver

  • Hatır ve hayale gelmez. (Farsça)

nakli / naklî

  • Nakle dayanan, kitap ve sünnete dayalı olan.
  • Taşıma ile ilgili.

nazar-ı hayal

  • Bir meseleye hayalen bakmak.

nefs-ül-emr

  • Hayâl, düşünce olmayan, zihnin hâricinde kendisi var olan, hakîkat.

nur-u tarikat

  • Tasavvufa dayalı, mânevî derecelere ulaşmayı esas alan yol ve yöntemlerin aydınlığı, güzelliği.

ömer hayyam

  • Çadırcı Ömer mânâsında olan bu kelime, İran'ın meşhur hayâlperest ve içkiden çok bahseden bir şâirinin adıdır.

pür-hayal / pür-hayâl

  • Hayal ile dolu. (Farsça)

rabıta / râbıta

  • Bir velînin şeklini, sûretini hayâline getirerek onun kalbindeki feyz (bereket) ve mârifetlere (ilimlere) kavuşma yolu. Kalbini büyüklerin kalbine bağlayarak onlardan feyz alma. Her şeyi unutarak, dünyâ işlerini düşünmeyerek, sevgi ve saygı ile bir velînin mübârek yüzünü hayâlinde veya gönlünde bulu

rabıta-i şeyh

  • Tarikat-ı Nakşiyede, müridin hayalen şeyhinin huzurunda kendini tasavvur etmesine denir.

rasif

  • Dayanıklı, sağlam, muhkem.
  • Taş temel, rıhtım.
  • Denizin yüzüne çıkmış kayalar.

resif

  • Su yüzüne kadar gelen sıralanmış kayalar.

roman

  • Hayalî veya hakiki, kitap halinde yazılmış büyük hikâye.
  • Eski Roma devletinin diline de Roman denirdi.

roman-vari / roman-vâri

  • Roman gibi hayalî olabilen. Hakikatla alâkası olmayan veya az olan. (Farsça)

rumi / rûmî

  • Eskiden Osmanlılarda kullanılan güneş esasına dayalı takvim.

san'at-ı hayaliye

  • Hayal san'atı.

sebeb-i haybet

  • Hayal kırıklığı sebebi.

secde

  • Namazın içindeki farzlarından; namazda alnı, burnu, el ayalarını, dizleri ve ayak parmaklarını yere koyma.

seham

  • Sıcak günlerde havada iplik iplik olduğu hayâl edilen nesneler.
  • Sıcak esen rüzgâr.

senedi / senedî

  • Sağlam kaynaklara dayalı.

şerab / şerâb

  • Alkollü içkilerden. Pişmemiş üzüm suyunun havasız fıçılarda durmasıyla gaz habbeleri (kabarcıkları) ve köpük çıkararak kokuşup mayalanması netîcesinde meydana gelen ve içilince sarhoş eden içki. Hamr.

sevk-i kudreti / sevk-i kudretî

  • Güç ve kudrete dayalı yönlendirme.

seyahat-i hayaliye

  • Hayalî yolculuk.

seyahat-i hayaliye-i fikriye

  • Hayalde ve düşüncede yapılan yolculuk.

seyahat-ı maneviye-i hayali / seyahat-ı mâneviye-i hayâlî

  • Hayâlen ve mânen yapılan seyâhat.

şirket ve kesret

  • Ortaklık ve çokluğa dayalı sistem; bir çok unsurun kurduğu ortaklık, şirket; yani bir işe birçok elin karışması.

suhur

  • (Tekili: Sahr) Kayalar, büyük taşlar.

şuur-u imani / şuur-u imanî

  • İmanî şuûr, imana dayalı bilinç.

suver-i hayaliye

  • Hayale ait biçimler, şekiller, hayalî ifadeler.

tabiat-ı hayal

  • Hayâlin tabiatı, yapısı.

tahammur

  • Tahammur etmek: Mayalanmak.

tahammür / تخمر

  • Mayalanmak. Ekşimek.
  • Sarhoşluk verecek hâle gelmek.
  • Mayalaşma. (Arapça)

tahammürat / tahammürât

  • (Tekili: Tahammür) Ekşimeler, mayalanmalar.

tahammuz

  • Ekşimek. Mayalanmak. Oksitlenmek.

tahayyül / تخيل / تَخَيُّلْ

  • (Çoğulu: Tahayyülât) Hayale getirmek. Hayalde canlandırmak. Fikir kurmak.
  • Hayal etme.
  • Hayâl etme.
  • Hayal etme. (Arapça)
  • Tahayyül etmek: Hayal etmek. (Arapça)
  • Hayal etme.

tahayyül eden

  • Hayal eden.

tahayyül etme

  • Hayal etme.

tahayyül etmek

  • Hayal etmek.

tahayyül-ü küfri / tahayyül-ü küfrî

  • Küfür ve inkârla ilgili meseleleri hayal etme.

tahayyül-ü küfür

  • Küfrü hayal etme.

tahayyül-ü şetim / تَخَيُّلُ شَتِمْ

  • Çirkin sözü ve kötü düşünceyi hayal etme.
  • Sövmeyi hayal etme.

tahayyül-ü şetm

  • Çirkin ve kötü şeyleri hayal etme.

tahayyülat / tahayyülât / تخيلات

  • (Tekili: Tahayyül) Tahayyüller, hayale dalmalar, hayalde canlandırmalar.
  • Hayal etmeler, hayale dalışlar. (Arapça)

tahayyüli / tahayyülî / تخيلى

  • Hayalî. (Arapça)

tahayyüli halat / tahayyülî halât

  • Hayal etmekle ilgili hâller.

tahkiki / tahkîkî / تَحْق۪يق۪ي

  • Etraflıca araştırmaya dayalı.

tahmir / tahmîr / تخمير

  • (Hamr. dan) Mayalandırma.
  • Yoğurma, yoğurtma.
  • Mayalandırma. (Arapça)
  • Yoğurma. (Arapça)

tahyil

  • (Çoğulu: Tahyilât) (Hayal. den) Akla getirme. Fikre getirme, zihinde canlandırma.

taklidi / taklidî

  • Taklide dayalı.

talim-i iman-ı tahkiki / tâlîm-i imân-ı tahkikî

  • Delillere dayalı bir şekilde iman dersi verme.

talim-i infiradi

  • Tek eğitimciye dayalı eğitim sistemi.

tarikat / tarîkat

  • Tasavvufa dayalı, mânevî derecelere ulaşmayı esas alan yol ve yöntemler.

tasavvur

  • Düşünme, hayal etme.

tasavvur etme

  • Düşünme, hayal etme.

tasavvur etmek

  • Düşünmek, hayal etmek.

tasavvur-u küfür

  • Küfrü düşünme, hayal etme.

tasavvur-u vahiy / تَصَوُّرُ وَحِي

  • Vahyi hayal etme.

tasavvuran

  • Düşenerek, hayal kurarak.

tasavvurat-ı insaniye / tasavvurât-ı insaniye

  • İnsanın düşünceleri, hayalleri.

tasavvurca

  • Düşünme, hayal etme bakımından.

tasavvuren

  • Hayal ederek, düşünerek.

tayf

  • Hayâl. Uykuda veya karanlıkta gözde tecessüm eden şekiller.
  • Gül.
  • Kavs-ı kuzah. Gökkuşağı.
  • Hayâlî görüntü.

taylasan

  • (Çoğulu: Tayâlis-Tayâlise) Başa ve boyna sarılan şal.
  • Başa sarılan sarığın omuzlar üzerine salıverilen ucu.

tecessüm-i hayal / tecessüm-i hayâl

  • Hayâl görme.

tedai-yi hayalat / tedâi-yi hayalât

  • Hayallerin çağrışımı.

tedai-yi hayali / tedâi-yi hayalî

  • Hayalî çağrışım, hayale geliş.

tegallüb

  • Galip olma, zorbalık, kuvvete dayalı baskı.

telkini / telkînî / تلقينى

  • Telkine dayalı. (Arapça)

tevafuk-u cifri ve ebcedi / tevafuk-u cifrî ve ebcedî

  • Cifir ve ebced hesabına dayalı uyum.

tevhid-i hakiki / tevhîd-i hakîkî / تَوْحِيدِ حَقِيقِي

  • Delil ve isbata dayalı hakiki ma'nadaAllahı birleme.

tıynetsiz

  • Kötü mayalı, karaktersiz. (Arapça - Türkçe)

tuyuf

  • (Tekili: Tayf) Korkudan dolayı karanlıkta görünen hayâller.
  • Uykuda iken görünen hayâller.

üfhus

  • (Çoğulu: Efâhis) Kayalarda olan kuş yuvası.

ulum-u müsbete ve fenniye / ulûm-u müsbete ve fenniye

  • Müsbet bilimler ve fenler; ispata dayalı pozitif ilimler ve fenler.

uzlufe

  • Kayalık. Yalçın kaya.

üzlufe

  • (Çoğulu: Ezâlif) Sarp kayalı yer.

vakıa-i hayaliye

  • Hayâli olay.

vakıa-i kalbiye-i hayaliye

  • Kalb ile bağlantılı hayalî vak'a, olay.

vehim ü hayal

  • Vehim ve hayal; olmayan bir şeyi varmış gibi gösterme ve hayal etme.

vehmi / vehmî / وهمى

  • Kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş. (Arapça)

vilayet-i kübra / vilâyet-i kübrâ

  • Vehimden ve hayâlden kurtulma makâmı. Bu vilâyete, Vilâyet-i enbiyâ da denir.

vilayet-i sugra / vilâyet-i sugra

  • Vehimden ve hayâlden kurtulamadan ilerlenen evliyâlık yolu. Buna Vilâyet-i evliyâ da denir.

vücud-u misali / vücud-u misâlî

  • Yansımaya dayalı varlık.

vüs'at-i hayal

  • Hayalin genişliği.

zanni / zannî

  • Kesin olmayan, zanna dayalı.

zemin-i mecazi / zemin-i mecâzî

  • Mecazî olan yer, zemin; hayâlî yer.

zevki / zevkî

  • Zevke dayalı, yaşayıp zevk etmekle ilgili.