LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te avcı ifadesini içeren 60 kelime bulundu...

aftab-gerdan / aftâb-gerdan

  • Güneşten korunmak üzere başa giyilen şey. (Farsça)
  • Avcı kulübesi. (Farsça)

afyon müddeiumumiliği / afyon müddeiumumîliği

  • Afyon savcılığı.

afyon müddeiumumisi / afyon müddeiumumîsi

  • Afyon Savcısı.

arki / arkî

  • Balık avcısı.

baz-dar / bâz-dâr

  • Kuşçu, avcı, doğancı. (Farsça)

beftere

  • Avcılar tarafından kullanılan ve hususi olarak alıştırılmış kuş. (Farsça)

biser

  • Atmaca cinsinden, zaganos denilen bir nevi avcı kuşu. (Farsça)

carih

  • Yaralayan. Yara açan.
  • Cerheden, çürüten.
  • Avcı hayvan.

demagoji

  • yun. Halkı kendi menfaati için okşama siyâseti. Halkın hoşuna gidecek sözlerle insanların sevgisini kazanarak kendi maksadını elde etmeğe çalışmak. Halk avcılığı. Cerbeze.

deriyye

  • Avcıların gizlenip av gözledikleri yer.

dilşikar / dilşikâr / دل شكار

  • Gönül avcısı. (Farsça)

dücye

  • (Çoğulu: Dücâ) Bal arısının kovanı.
  • Avcılar kümesi.
  • Zulmet, karanlık.

eskişehir müddeiumum

  • Eskişehir Başsavcısı.

evcar

  • İçinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan siperler, çukurlar.

ferid / ferîd

  • Katılaşmış şey, donmuş nesne. (Farsça)
  • Avcı kuş. (Farsça)

hebal

  • Avcı, sayyad.

hımare

  • (Çoğulu: Hamâyir) Ayak üstü.
  • Havuzun etrafına koydukları taş.
  • Avcıların av vurmak için çevrelerine ev gibi dizdikleri taşlar.

hukukçu

  • Hukuk mütehassısı. Hukuku meslek edinen kimse. Avukat, müdde-i umumi "savcı" ve hâkim.

iddia makamı / iddiâ makamı / اِدِّعَا مَقَامِي

  • Savcılık.

iddianame / iddiânâme / اِدِّعَانَامَه

  • Müddei umuminin (savcının), iddialarını topladığı ve soruşturma sonunda mahkemede okuduğu yazı. (Ceza işlerinde hazırlık tahkikatının neticesi, davasının açılması için kâfi olduğu anlaşılırsa savcı bu dâvayı, ya ilk tahkikatın açılması hakkında sorgu hakimine bir talepname veya doğrudan doğruya mahk
  • İddia yazısı; savcının, yapılan soruşturmalar neticesinde tutuklu hakkındaki suçlamalarını bildirmek üzere mahkemeye sunduğu yazı.
  • Savcının cezâ talep ettiği yazı.

ıhfak

  • Gazâda ganimet malından pay almamak.
  • Avcıların av yakalayamaması.

ırzal

  • Bağcıların arslan korkusundan dolayı ağaçların üzerinde yaptıkları yatak.
  • Avcıların, yatağında topladıkları kuru ot.

ısparta müddeiumumiliği

  • Isparta Savcılığı.

ısparta müddeiumumisi / ısparta müddeiumumîsi

  • Isparta Cumhuriyet Savcısı.

istanbul müddeiumumiliği / istanbul müddeiumumîliği

  • İstanbul Savcılığı.

istihdam

  • Bir hizmette kullanmak, hizmete almak, hizmet ettirmek.
  • Edb: Bir çok mânâsı olan bir kelimenin her mânâsına muvâfık kelime söylemek. Meselâ: "Avcınızın attığı da, sözleri de saçma idi" cümlesinde olduğu gibi.

kabul / kâbul

  • Avcıların kemendi.

kanıs

  • Avcı.

kannas

  • Avcı, seyyad.

kannis

  • Avcı, av.

kesisa

  • Avcıların tuzağı.

kubaa

  • Serçe gibi küçük bir alaca kuşun adı.
  • Avcıların giydiği hırka.

kurmus

  • (Çoğulu: Karâmıs) Avcıların dağda olan kulübesi veya soğuktan sakındıkları küçük çukur yer.

kutre

  • Avcılar kümesi.

makam-ı iddia / makam-ı iddiâ / مَقَامِ اِدِّعَا

  • İddia makamı, savcılık.
  • Savcılık.

manga

  • Ask. Tek bir kumandanın kolaylıkla sevk ve idare edebileceği kadar erden kurulu küçük askerî birlik. (Yaklaşık olarak on erden kurulabilecek olan mangada birkaç makinalı tüfek veya tabanca ile avcı erleri bulunur.)
  • Savaş gemilerinde erlerin yattığı koğuş.

mıkneb

  • (Çoğulu: Mekanib) Otuz kırk kadar olan at sürüsü.
  • Avcılar torbası.

müdde-i umumi / müdde-i umumî

  • Savcı.

müddei-yi umumi / müddei-yi umumî

  • Milletin umum haklarını korumak üzere muhakemede hazır bulunan vazifeli, hukuk tahsilini bitirmiş hükümet memuru. Adliye bakanlığına bağlı, icra kuvvetini birlik halinde temsil eylemek üzere teşekkül eden, adlî idare makamında bulunan şahıs. Savcı.

müddeiiumumi / müddeîiumumî

  • Savcı.

müddeiumum

  • Savcı.

müddeiumumi / müddeiumumî

  • Savcı.

müddeiumumi muavini / müddeiumumî muavini

  • Başsavcı yardımcısı.

müddeiumumilik

  • Savcılık.

mükellib

  • Yırtıcı hayvanları ava alıştıran, avcılık tâlim edip öğreten.

müstantık / مُسْتَنْطِقْ

  • Savcı.

naciş

  • Avı ürküterek avcının tarafına kovalayan adam.

nahçir-gir

  • Avcı, sayyad. (Farsça)

nahçir-van / nahçir-vân

  • Avcı. (Farsça)

naib-ül am / naib-ül âm

  • Cumhuriyet müddei-i umumisi. Cumhuriyet savcısı.

nihale

  • Yeni, taze fidan. (Farsça)
  • Avcı korkuluğu. (Farsça)
  • Sahan altlığı. (Farsça)
  • Döşenecek şey. Döşeme. (Farsça)

resse

  • Avcıların gizleneceği yer.
  • Hastalığın başkasına bulaşması.

saydger

  • Avcı. Sayyad. (Farsça)

sayyad / صياد

  • Avcı, avcılık yapan.
  • Avcı.
  • Avcı. (Arapça)

sayyad-ı bi-insaf / sayyad-ı bî-insaf / sayyâd-ı bî-insâf

  • İnsafsız avcı. (Farsça)
  • İnsafsız avcı.

seyyad

  • Avcı.

şikari / şikârî / شكاری

  • Avcı. (Farsça)
  • Av ile ilgili. (Farsça)

vehak

  • Avcı kemendi.

vesvas

  • Müvesvis. Vesveseye sürükleyen şeytan. Nefsin zihinde ilka eylediği dağdağa ve fitne. Avcının ve köpeklerin gizli sesi.

zeria

  • (Çoğulu: Zerâi) Vesile.
  • Yol.
  • Geçit.
  • Avcının, arkasında gizlendiği deve.