LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te atesi ifadesini içeren 71 kelime bulundu...

acz-i zati / acz-i zâtî

  • Varlığın öz niteliği olan âcizlik (ateşin öz niteliği olan sıcaklık gibi).

aposteriori

  • Fels: Tecrübe sonunda meydana gelen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan bir sıfat. Meselâ ateşin yakıcı olduğunu denedikten sonra anlarız. Bu bilgi, aposteriori bir bilgidir.

ateş-i hecr

  • Firak ateşi, ayrılık acısı.

ateş-i seyyal-i memat / ateş-i seyyâl-i memat

  • Ölümün akışkan (akıcı) ateşi.

bevh

  • Kızgınlık ve hiddetin geçmesi.
  • Ateşin sönmesi.

bürhan-ı limmi / bürhan-ı limmî

  • Kanunlardan hâdiselerine, sebeblerden neticelerine ve müessirden esere olan istidlâl. Yani eseri meydana getirenden esere olan delil. Kablî delil. Ateşin dumana delil olması gibi.

cemr-ül gada

  • Ateşi çok devam eden ağacın ateşinin koru.

cin

  • Ateşin alev kısmından yaratılan, her şekle girebilen; evlenme, yeme-içme, çoğalmaları bulunan ve gözle görülmeyen varlıklar. Fârisî dilinde cine peri denir.

darm

  • Şiddetli açlık. Oburluk.
  • Ateşin yakması.

dıram

  • Ateşin alevlenmesi.
  • Ateşin alevi.
  • Odun parçası, tahta parçası (tezcek ateş tutuşup alevlenir.)

duhan-ı ateş

  • Ateşin dumanı.

fitne-i diniye narı / fitne-i diniye nârı

  • Dine sokulan fitnenin ateşi.

gada

  • (Tekili: Gazâ) (Gadat) Dağ armudu ağaçları. Dikenli ağaçlar.
  • Ateşi uzun müddet devam eden seksek ağacı.

hakk-ul yakin / hakk-ul yakîn

  • (Hakk-al yakîn) Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali. Ateşin yakıcı olduğunu bütün hislerimizle yakından duyup yaşadığımız gibi.

hararet-i garize / hararet-i garîze

  • Normal vücut ateşi, ısısı.

harika-i sevda / hârika-i sevdâ

  • Aşk ateşi.

hebv

  • Ateşin sönmesi.

hirbiz

  • (Çoğulu: Harâbize) Mecusilerin ateşinin hizmetkârı.

hırkat

  • Ayrılık ateşi.

hübüvv

  • Ateşin sönmesi.

hufut

  • Sâkin olmak. Ateşin sönmesi.
  • Sesin kesilmesi.

hümud

  • Elbisenin eskimesi.
  • Ateşin sönmesi.

ibaha

  • Ateşi söndürme.

ifsam

  • Hastanın ateşinin düşmesi.
  • Kesilip bitme, tükenme.
  • Yağmurdan sonra hava açılma.

ihba'

  • Örtmek, saklamak, gizlemek.
  • Ateşi basıp söndürmek.

ıhmad

  • Ateşi söndürmek.

ihmad

  • Ateşin alevini söndürmek.
  • Ateşin alevini söndürme.

ilm-ül-yakin / ilm-ül-yakîn

  • Eserden müessire yol bulmak. İşi görüp yapanı tanımak, bilmek. Dumanı görüp, orada ateşin olduğunu anlamak böyledir.

inhimad

  • Ateşi sönmeyip alevi geçme.

intifa / intifâ / انطفا

  • Ateşin sönmesi. (Arapça)

isnam

  • Ateşin alevi büyüme.
  • Duman ve toz havaya çıkma.

istikad

  • Yakma, ateşi tutuşturma.

ızram

  • Ateşi tutuşturma, ateşi alevlendirme.

kebv

  • Davarın, başını vücuduna sürçmesi.
  • Çakmak çöngelip ateşi çıkmaz olmak.
  • Görmek.
  • Kabın içindekini dökmek.
  • Ateşi kül bürüyüp örtmek.

keyd

  • Tuzak. Kötülük, hile.
  • Men'etmek.
  • Kusmak.
  • Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek.
  • Cenk etmek, dövüşmek.
  • Karganın ötmesi.

körük

  • Ateşi havalandırmak için yapılmış bir âlet.
  • Hava ile çalışan bazı çalgıların hava vermeğe mahsus kısmı.

laic

  • (Çoğulu: Levaic) Kalbini aşk ateşi saran kimse.

lazım-ı zati / lâzım-ı zâtî

  • Birşeyin bizzat kendisinde zorunlu olarak bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ, sıcaklık ateşin lâzım-ı zâtîsidir.

lazıme-i zaruriye-i naşie-i zatiye / lâzıme-i zâruriye-i nâşie-i zâtiye

  • Bizzat kendi zâtında var olan ve zâtından başka hiçbirşeyden kaynaklanmamış olan, bizzat kendisinde zorunlu olarak bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ "Sıcaklık, ateşin bizzat kendisinden kaynaklanan ayrılmaz zorunlu bir özelliğidir." denilebilir.

leheb

  • Ateşin alevlenmesi. Ateş alevi. Havaya yükselen toz.

leheb-ün nar / leheb-ün nâr

  • Ateşin alevi.

leheban

  • Ateşin alevlenmesi.

levaic

  • (Tekili: Lâice) Kalbleri aşk ateşiyle yananlar.

limmi / limmî

  • Eser sahibinden eserlerine götüren delil, ateşin dumana delil olması gibi.

lisan-ün-nar / lisan-ün-nâr

  • Ateşin alevi, ateşin parıltısı.

lühab

  • Ateş alevlenmek.
  • Işıklanmak, şule vermek.
  • Ateşi yakıp tutuşturmak.

lüzum-u zati-i tabii / lüzum-u zâti-i tabiî

  • Birşeyin bizzat kendisinde zorunlu olarak doğal bir şekilde bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ tam olmasa da "Ateşin lüzum-u zâti-i tabiîsi sıcaklıktır." denilebilir.

mesair

  • (Tekili: Mis'ar) Ateşi karıştırmağa yarıyan demirler.

mü'sade

  • (İsad. dan ism-i mef'uldür) "Asadet-ül bab" denir ki; kapıyı kapadım, sımsıkı kilitledim demektir. Üzerlerine ateşin yakılıp fırın gibi kapısının kapanması ateşin şiddetini icab edeceğinden, Cehennemde azabların şiddet ve ebediyetinden kinayedir.

muhmid

  • Ateşin alevini bastıran.

nar-ı aşk / nâr-ı aşk

  • Aşk ateşi.

nar-ı hayat / nâr-ı hayat / نَارِ حَيَاتْ

  • Hayat ateşi (vücûd ısısı).

nar-ı hayati / nâr-ı hayatî

  • Hayat ateşi.

sa'r

  • Ateşin alevlenmesi.

saika

  • Yıldırım. Ölüm, mevt.
  • Nüzul ateşi.
  • Semadan gelen şiddetli ses.
  • Mühlik ve azab.
  • Bulutları sevke vazifeli melek.

sekub

  • (Sekabe) Ateşin alevlenmesi.
  • Yıldızın parlaması.
  • Işıklı, ışık veren.
  • Parlamak.

şiddet-i ateş

  • Ateşin şiddetliliği.

süar

  • Ateşin harareti.
  • Çok acıkmak.

suliyy

  • Ateşin yanması.

tabii lüzum-u zati / tabiî lüzum-u zâtî

  • Birşeyin bizzat kendisinde zorunlu olarak doğal bir şekilde bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ "Ateşin tabiî lüzum-u zâtîsi sıcaklıktır." denilebilir. Ancak gerçek lüzum-u zâtî Cenâb-ı Hakkın sıfatlarında vardır.

taf'

  • Ateşin sönmesi.

tahammüd

  • Ateşin sönmeğe yüz tutması.

telvih

  • Açıklamak.
  • Zâhir ve aşikâre kılmak.
  • Susuzluktan insanın çehresi bozulmak.
  • Bir şeyi ateşle kızdırmak. Güneş veya ateşin sıcaklığı bir nesnenin rengini değiştirmek.
  • Posa hâline getirmek.
  • Kocamak. Saç ağarması.
  • Almak.
  • İşaret etmek.

tes'ir

  • (Sa'r. dan) Ateşi yakıp alevlendirme.
  • Kıymet ve değer koyma. Narh koyma.

tevris

  • Vâris kılmak, mirâs bırakmak. Malının faydasını birisine âid kılmak.
  • Ateşi yakmak, alevlendirmek için tahrik etmek.

tufu'

  • Ateşin sönmesi.

vakd

  • (Vakdân) Ateşin yanması, tutuşması.

vehecan

  • Ateşin alevlenmesi.
  • Işıklandırmak, ziya vermek.

vehic

  • Ateşin sıcaklığı.

zatiye / zâtiye

  • Bizzat var olan öz nitelik; sıcaklığın, ateşin kendi zâtında var olması gibi.

zeka / zekâ

  • Çabuk anlama ve bilme kabiliyyeti. Fehim ve idrakte çabuk olma.
  • Ateşin alevlenmesi.
  • Güzel koku alma.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR