LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te aslam ifadesini içeren 170 kelime bulundu...

agaz

  • Başlama. Mübâşeret. (Farsça)

ağaz / âğâz / آغاز

  • Başlama.
  • Başlama, başlangıç.
  • Başlama. (Farsça)
  • Başlangıç. (Farsça)

akıncı

  • Keşif, yağma ve tahrib kasdıyla ecnebi memleketlere akın yapan kişi. Akıncılık, Osman Bey zamanında başlamıştır.

arzu-yu taazzum

  • Büyüklük taslama arzusu.

as'ase

  • (Is'as) Yönelme. Arka çevirme.
  • Gece karanlığı gelmeğe başlamak veya gitmek.
  • Bulutun yere yakın olması.

asr-ı evvel

  • İmâmeyn'e (İmâm-ı Ebû Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed'e) göre ikindi vaktinin başlama zamânı.

asr-ı sani / asr-ı sânî

  • İmâm-ı a'zam'a göre ikindi namazının başlama zamânı.

bad-ı şimali / bâd-ı şimalî

  • Kuzey rüzgârı. (Farsça)
  • Nefes, soluk. (Farsça)
  • Ah sesi, ah çekme. (Farsça)
  • Allah'ın inâyeti. (Farsça)
  • Medih. (Farsça)
  • Söz. (Farsça)
  • Büyüklük taslama, kibirlilik. (Farsça)
  • şarap. (Farsça)

bed'

  • Bed' etmek: Başlamak.
  • (Çoğulu: Ebdâ-Büdü') İslâm içinde kazılan kuyu.
  • Evvel, ibtidâ, başlangıç.
  • Hisse, nasip.
  • Başlama, başlayış, ilk.

bede'

  • Başlayış. Başlama. Bir şeyi başkasından evvel işlemek.

bedv

  • Zihinde bir şeyin peyda olması. Bir şey zâhir olma.
  • Başlama.
  • Sahraya çıkma.

besmele-keş

  • Besmele çeken; bir şeye başlama.

bidayet / bidâyet

  • Başlama, başlangıç.

bür'

  • (Büru') Hastanın iyileşmeğe başlaması.
  • Kurtulmak.
  • Fazilette ve bilgide üstünlük.

büyüklenmek

  • Kendini büyük görmek, büyüklük taslamak. (Kötü huylardan biridir, günahtır.) (Türkçe)

ca'l

  • Yaratmak, halk.
  • Almak.
  • İş işlemek. Yapmak.
  • Bu kelime Kur'ân-ı Kerim'de onüç vecihle kullanılmıştır:1- Tafak ve ahz (inşâ ve ikbal) mânasına; bir işi işlemeğe müteveccih olup başlamak ve işler olmak.2- Halketmek, yaratmak.3- Kavl ve irsal.4- Tehiyye ve tesviye (tanzim

celeb

  • Kesilecek hayvanları ve bilhassa koyun sürüsünü celbederek kasaplara satan tacir.
  • Tar: İstanbul sarayında ilk işe başlamış olan acemi.

cemre

  • (Çoğulu: Cimâr) Şiddetli karanlık.
  • Ateşli kömür parçası, kor.
  • İlkbaharda suya, yere, havaya düştüğü söylenen sıcaklık.
  • Hacıların Mina Vâdisinde şeytan taşlamaları.

dahdaha

  • Yorulmak, yorultmak.
  • Yavaşlamak.
  • Muti etmek, emre itaat ettirmek.
  • Hor etmek.

dehş

  • Bulanıklık, karanlık. Zulümat. (Farsça)
  • Bir işe başlama. (Farsça)

ebcedhan / ebcedhân / ابجدخوان

  • Okula yeni başlamış öğrenci. (Arapça - Farsça)
  • Acemi, deneyimsiz. (Arapça - Farsça)

ela / elâ

  • Arapça'da başlama ve tenbih edatı, "öyle değil mi?", "dikkat ediniz" gibi anlamlara gelir.

emevi devleti

  • Dört halife devrinden sonra devlet idaresi Beni Ümeyye hanedanına geçmiştir. Buna nisbetle bu devlete "Emevi Devleti" adı verilmiştir. (Mi: 661-750) seneleri arası Emevi Devletinin saltanat devresidir. Muâviye bin Ebi Süfyan'dan başlamak üzere 14 halife gelip geçmiştir. Son halife Muhammed bin Merva

emma ba'd / emmâ ba'd

  • Bundan sonra, asıl meseleye gelince mânâsında; söz başı, besmele, hamdele ve duadan sonra söylenen söz, fasl-ı hitâb (söze başlama).

ergen

  • (Bâliğ) Çocukluk çağından gençlik çağına geçmiş olan, aklı ermeğe başlamış, bâliğ.Erginlik çağına gelen müslüman genç, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek gibi Allah'ın farz kıldığı emirlerini yerine getirmeğe mükellef (yükümlü) olur. Küçük yaştan itibaren derece derece gerekli dini bilgiyi öğre

evsaf-ı nisbiye / evsâf-ı nisbiye

  • Kıyaslamayla olan vasıflar; diğerlerine göre diye anlatılan vasıflar.

fatiha / fâtiha

  • Bir şeyin başlangıcı, ibtidası.
  • Mübaşeret. Başlamak.
  • Karar vermek.
  • Bir duânın sonunda veya duâya başlarken Fâtiha Suresini okumayı hatırlatan ifade.
  • Kur'an-ı Kerim'in birinci suresi.

fatr

  • Bir şeye başlamak.
  • İcab eylemek.
  • Yarık, çatlak.
  • Yarmak.
  • Yaratmak.
  • Oruç tutanın orucunu açması.

faziletfuruşluk

  • Üstünlük taslama, üstünlüklerini satmaya çalışma.

fe-emma

  • Buna gelince, kaldı ki. Ammâ... (mânasına asıl söze başlama edâtıdır.)

fecr-i sadık / fecr-i sâdık

  • Fecr-i kâzibi tâkibeden tam karanlıktan sonraki beyazlık. Sabah namazının ve orucun başlama vakti.

feth

  • Açma, başlama.
  • Zaptetme. Ele geçirme. Zafer. Nusret.
  • Faydalı şeyleri elde etmek için yolları açmak. Muğlak şeyleri açmak. Bu iki suretle olur. Biri, basâr ile idrâk olunur. Gam ve kederi gidermek gibi. İkinci de: İki nevi olup birincisi; dünya işlerinde olur. Sürur vermekle g

feth-i kelam / feth-i kelâm

  • Söze başlama.

fey-i zeval

  • Güneşin garba doğru dönmesinin başlaması, Güneş tam ortada gibiyken yerde dikili olan şeylerin gölgeleri batıdan doğuya dönüp kısalmakta son bulduğu zamandır. Bundan sonra öğle namazı vakti başlar.

gaylule / gaylûle

  • Sabah, tan yerinin ağarmaya başlamasından, tâ güneşin bir mızrak boyu (yaklaşık 45 dk.) yükselmesine kadar geçen zaman dilimi.

gudüvv

  • Sabah vakti.
  • Sabahleyin bir şeye başlamak.

hadd-ı büluğ / hadd-ı bülûğ

  • Ergenlik çağı; cünüp olup, gusül abdesti almaya başlama zamânı.

hadesten taharet / hadesten tahâret

  • Namaza başlamadan önce yerine getirilmesi gereken farzlardan biri. Abdesti olmayan kimsenin abdest alması, cünüb olanın, hayız ve nifas hâli sona eren kadının boy abdesti alması.

havz

  • Suya girme.
  • Sakınılacak işe girişmek.
  • Başlamak.

hiciv / هجو

  • Yergi, taşlama. (Arapça)

hicv / هجو

  • Hiciv, yerme, taşlama.
  • Yergi, taşlama. (Arapça)

hicviyye / هجویه

  • Hicv sözü veya yazısı, taşlama.
  • Taşlama, hicivle ilgili şiir veya düzyazı. (Arapça)

hikaye-i temsiliye / hikâye-i temsiliye

  • Kıyaslamalı, analojik hikâye.

hırvani / hırvanî

  • Tar: Düz yakalı önü ilikli bir çeşit elbisedir. Şehzade Abdülmecid'in okumağa başlamasından dolayı yapılan törende, yakınlarının bu elbiseyi giymeleri istenmiş ve bu husus, devletin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi'de tebliğ edilmişti.

hüsn-ü ibtida

  • Mevzuya münasib bir ifade ile söze başlama.

ibtida / ibtidâ / ابتدا

  • İlkin, önce. (Arapça)
  • Başlangıç. (Arapça)
  • Başlama. (Arapça)
  • İbtidâ' etmek: Başlamak. (Arapça)

ibtida-i kıraat / ibtidâ-i kıraat

  • İlk okuma. Okumaya başlama.

ibtidar / ibtidâr / ابتدار

  • Bir işe sür'atle başlama.
  • Başlama, girişme. (Arapça)
  • İbtidâr edilmek: Başlanmak, girişilmek. (Arapça)
  • İbtidâr etmek: Başlamak, girişmek. (Arapça)

ibtisar

  • Bir şeye başlama, ibtida.

iftitah / iftitâh / افتتاح

  • (Fetih. den) Açmak, başlamak, fethetmek. Zabtetmek.
  • Açılış. (Arapça)
  • Başlama. (Arapça)

iftitah tekbiri / iftitâh tekbîri

  • Namaza başlama tekbiri.
  • Başlama tekbîri. Namazın evvelinde "Allahü ekber" demek. Buna Tahrîme tekbîri de denir.

iftiyat

  • Düşünmeden bir işe başlama.
  • Bir şey kaybolup gitme.

ikamet / ikâmet

  • Kâmet. Erkeklerin farz namaza başlamadan önce okuması sünnet olan ezâna benzer sözlerin ismi. Ezândan farkı fazla olarak "Hayyealelfelâh"dan sonra iki defâ "Namaz başladı" mânâsına olan "kad kâmet-issalâtü denir.
  • Oturmak, bir yerde kalmak.

iktiham

  • Hücum ve istilâ eylemek.
  • Dayanmak. Tahammül etmek. Katlanmak. Güçlükleri yenmek.
  • Mülâhazasız bir işe başlamak.
  • Bir şeyi hakir addetmek.

imsak / imsâk

  • Kendini tutmak. Bir şeyden el çekme.
  • Oruca başlama zamanı.
  • Hapsetmek.
  • Şer'an müftirat denen şeylerden (orucu bozan şeylerden) nefsi hakikaten veya hükmen men' etmek.
  • Yemez içmez adamın hâli. Cimrilik, hasislik, pintilik.
  • Oruca başlama zamanı.
  • Kendini tutmak, bir şeyden el çekmek.
  • El çekme, oruca başlama zamanı.

imsak vakti / imsâk vakti

  • Oruca başlama zamânı. Ufkun bir yerinde beyazlığın başladığı vakit. Bundan (6-10) dakika sonra beyazlık ufk üzerinde ip gibi yayılınca sabah namazının vakti başlar.

imsakiyye / imsâkiyye / امساكيه

  • Oruca başlama ve oruç açma saatlerini gösteren çizelge. (Arapça)

indifa

  • Def olma.
  • Meydana çıkma. Yerden fışkırma.
  • Söze girişme.
  • Geri çekilme.
  • Başlama.
  • Teveccüh eyleme.
  • Yer yer baş gösterme.

intisab / intisâb / انتساب

  • Bir yere mensup olma. (Arapça)
  • Bir yere bağlanma, bir yerde çalışmaya başlama. (Arapça)

irade-i seniyye

  • Padişahın, bir işin yapılması veya yapılmaması hakkında verdiği emir. İrade eskiden şifahî, yani ağızdan emir vermek, yahut kendi el yazısı ile yazmak suretiyle verilirdi. Sonradan iradeler mabeyn baş kâtibinin imzasını taşıyan yazılı kâğıtla bildirilmeğe başlamıştır.
  • Çok yüksek ve m

irtitac

  • Konuşurken kekelemeye başlama, dili tutulma.

ıs'as

  • Gece karanlığı başlamak, karanlık basmak.
  • Karanlığın açılması.
  • Bulutun yere yakın olması.
  • Peşinden gitmek.

işbaşı

  • t. Bir işte çalışanların başı, reisi.
  • İşe başlama saati.

isfirar-ı şems vakti / isfirâr-ı şems vakti

  • Güneşin sararması vakti. Tozsuz, dumansız, berrak bir havada güneş ışığının geldiği yerlerin veya kendisinin bakacak kadar sararmaya başlamasından (güneşin alt kenarının görünen ufuktan bir mızrak boyu yükseklikte olduğu vakitten) güneş batıncaya kadar geçen zaman. İslâm astronomi âlimleri, bir mızr

islam-ı mecazi / islâm-ı mecâzî

  • Nefsin, itminâna gelmeden yâni Allahü teâlânın rızâsına uygun hareket etmeye başlamadan önce, kişide bulunan ve Cennet'e girmek için yeterli olan İslâmiyet.

isr

  • Alâmet. Nişane.
  • Ayak izi.
  • Yol. Meslek.
  • Başlamak ve azimet etmek.

istifra'

  • Başlama.

istiftah

  • Siftah etmek. Başlamak. Açmak.

istihlal

  • Yeni ay'ı gözleyip görmek. Hilâlin görünmesi.
  • Kılıcın kınından sıyrılıp görünmesi.
  • Edb: Bir ifadede birbirine benzer, seci'li ve kâfiyeli sözlerin söylenmesi.
  • Çocuğun doğar doğmaz hemen ağlamağa başlaması.
  • İyi ve hayırlı bir başlangıca delâlet etmek.

istinaf / istînâf

  • Baştan başlamak. Yeniden başlamak.
  • Gr: Sözün başlangıcı.
  • Huk: Dâvâ Mahkemesinin verdiği hükmü beğenmeyip bozulmasını daha üst mahkemeden istemek. Dâvâ mahkemeleri ile Temyiz Mahkemesi arasındaki bir derece yüksek mahkemeye verilen isim.
  • Yeniden başlama.
  • Bidayet mahkemesinde verilen bir hükmün bir üst mahkemeye başvurarak feshini isteme.

istinafiyye / istinâfiyye

  • Yeniden başlamaya ait.
  • İstinaf mahkemesine ait.
  • Arapça'da bir soruya cevap anlamında bulunan cümle.

kamet

  • (A, uzun okunur) Namaza başlama işâreti, namaz kılmak için okunan ezan.
  • Boy. Boy-bos. Endam.

kamet almak

  • Namaza başlamak için, hususen farz namazından önce ezan okumak.

kavm

  • (Kavim) Bir peygambere tâbi ve bağlı insan topluluğu. Aralarında dil, âdet, örf, kültür birliği olan cemâat, topluluk. Millet. Bir işe başlamak.
  • Pazar kurmak.
  • Müşteri ile anlaşmak.

kibir

  • Büyüklük, büyüklenme, büyüklük taslama.

kibr / كبر

  • Büyüklük, büyük olma, büyüklük taslama, yüksekten bakma.
  • Büyüklük taslama, şişinme. (Arapça)

kıyam

  • Ayakta durmak. Ayağa kalkmak.
  • Ayaklanmak. İsyan.
  • Ölümden sonra tekrar dirilmek.
  • Bir işe başlamak, devam etmek.
  • Satılan bir mal hakkında müşteri ile anlaşıp kararlaşma.
  • Canlanmak.
  • Kıyâmet günü (mânâsına da gelir).
  • Namazın iftitah tekbiri

kıyas-ı binnefs / kıyâs-ı binnefs / قِيَاسِ بِالنَّفْسْ

  • Kendisiyle kıyaslama.

kıyas-ı temsili / kıyas-ı temsilî

  • Kıyaslama tarzında benzetme, analoji.

kuşluk vakti

  • Orucun başlaması (imsak) ile güneşin batması arasındaki zamânın ilk dörtte biri geçince başlayan ve güneşin zeval (tepe) noktasına ulaşmasından, bir müddet öncesine kadar devâm eden vakit, duhâ vakti.

malumatfuruşluk / malûmatfurûşluk

  • Bilgiçlik taslama. (Arapça - Farsça - Türkçe)
  • Malûmatfurûşluk etmek: Bilgiçlik taslamak. (Arapça - Farsça - Türkçe)

mebde'

  • Baş taraf. Başlangıç. Başlama.
  • Kaynak. Kök. Temel. Esas.

mebde-i cihad

  • Allah yolunda girişilen cihadın başlama zamanı.

meftihane / meftihâne

  • Yeni bir kitaba veya yeni bir derse başlarken, talebelere hocası tarafından verilen başlama ziyafeti.

meftuhane

  • Başlangıç için verilen ziyâfet. Bir kitabı okumaya veya yeni bir derse başlarken, talebelere hocası tarafından verilen başlama ziyafeti. (Farsça)

meylü'l-ağalık

  • Ağalık meyli; ağalık taslama.

mikdar-ı kamet

  • Namaza başlamak için okunan kamet zamanı kadar.

min

  • Arabçada harf-i cerrdir. 1- Mekân ve bir şeye başlamayı ifâde eder. Meselâ: "Haftadan haftaya" da olduğu gibi.2- Teb'iz için olur. Meselâ: "Kim bir kavme benzemeğe özenirse onlardan sayılır" cümlesinde olduğu gibi. Bazılarını, bir kısmını ifâde ediyor. 3- Cinsi beyan için olur. Meselâ: "İşlediğiniz

mina / minâ

  • Mekke-i mükerremenin doğusundaki dağların eteğinden Arafât'a giden yol üzerinde bulunan yer. Hac ibâdeti esnâsında kurban kesmek ve cemre (şeytan) taşlamak için buraya gidilir. İbrâhim aleyhisselâm, kurban etmek için, oğlu İsmâil'i buraya götürmüştü.

mübadere

  • Bir işe hemen girişme, başlama.

mübakere

  • Bir işe sabahtan başlamak.

mübaşeret / mübâşeret

  • Bir işe girişmek. Bir işe başlamak.
  • Karşılaşmak.
  • Başlamak ve devam etmek.
  • Temas etmek, dokunmak.
  • İnsanın derisinin, başkasının derisine dokunması.
  • Başlama, girişme, dokunma.

mübtedi

  • Yeni. Yeni talebe. İlk mekteb talebesi. Yeni başlamış.

müdrik

  • Cemâatle namaz kılarken iftitah (başlama) tekbirini imâmla birlikte alan, namaza imâmla birlikte başlayan ve namazın başından sonuna kadar imâma uyan, birlikte kılan.

muhavere-i temsiliye

  • Diyalog tarzında kıyaslamalı benzetme.

mukaddime

  • Evvel gelen. Öne geçen. Her şeyin evveli.
  • Bir kitapta asıl maksada başlamadan evvel kitapda olan bahisler hakkında ve kitabın muhteviyatına dâir yazılan makale, önsöz.
  • Alın. Nâsiye. Alındaki perçem.
  • Başlangıç, başlama, giriş.

mukayese / mukâyese / مقایسه

  • Kıyaslama.
  • Kıyaslama, karşılaştırma. (Arapça)

mukāyese / مُقَايَسَه

  • Kıyaslama.

muktedi / muktedî

  • İktidâ eden, uyan; namazda, iftitâh (başlama) tekbîrine yetişemeyen.

mümessel

  • Temsile konu olan, haklarında kıyaslama tarzında benzetme yapılan.

müteşairiyet / müteşâiriyet

  • Şairlik taslama.

nak'

  • (Çoğulu: Nuk'-Enku) Su saklayacak yer.
  • Kuyu içinde olan su.
  • Deve kuşu avazı.
  • Feryâd etmek, bağırıp çağırmak.
  • Susuzluğu teskin etmek, susuzluğu gidermek.
  • Sıcak suda haşlama.
  • İlâç olarak çıkarılan su.
  • Suda ıslanma.
  • Toz.

nemrud

  • Zâlim ve gaddar olarak tanınmış ve Allaha karşı kibir ve isyan ile büyüklük taslamış bir kralın ismidir. Milâddan evvel 2640 yılında yaşadığı sanılmaktadır. Peygamber İbrahim Aleyhisselâm zamanında yaşamış ve onu ateşe atarak yakmak istemiş, mu'cize ile İbrahim Aleyhisselâm ateşten kurtulmuştur. Bâb
  • Zalim ve gaddar olarak tanınmış ve Allah'a karşı isyan etmiş, büyüklük taslamış bir kral. Hz. İbrahim zamanında yaşamıştır.

nevber

  • Turfanda meyve. (Farsça)
  • Memeleri yeni belirmeye başlamış kız. (Farsça)

nevkar

  • Acemi. İşe yeni başlamış. (Farsça)

nevresidegan / nevresidegân

  • (Tekili: Nev-reside) Yeni olgunlaşmağa başlamış olanlar, yeni yetişmeler. Gençler, tazeler.

nisbet-i san'at

  • San'atı kıyaslama.

nisbi / nisbî

  • Kıyaslama ile olan, göreceli.
  • (Nisbiye) Kıyaslama ile olan. Diğerine, öncekine göre. Diğerlerine göre kıyaslıyarak olan. Nisbete, ölçüye göre.

niseb

  • Nisbetler, kıyaslamalar ve ölçüler.

piyaz

  • Soğan. (Farsça)
  • Zeytinyağlı ve sirkeli fasulye haşlaması. (Farsça)

recim

  • Taşlama.

recm / رجم

  • Taşlamak, taşa tutmak, taş ile insan öldürmek.
  • Atılan taş.
  • Kabre taştan nişan dikmek.
  • Şeytan üzerine atılan nücum.
  • Tardetmek, kovmak, sövmek. Terketmek.
  • Zan ve kıyas etmek.
  • Taşa tutma, taşlama, birine atılan taş.
  • Taşlama.
  • Taşlama; muhsan (evli) olup, zinâ eden kadın ve erkeği taşlayarak öldürme.
  • Taşa tutma, taşlama.
  • Taşlama, taşa tutma. (Arapça)
  • Recm edilmek: Taşlanarak öldürülmek. (Arapça)

recm-i nücum

  • Yıldızlarla taşlama.

recm-i şeytan

  • Şeytan taşlama.

recmetmek

  • Taşlamak, taşlamak suretiyle öldürmek.
  • Mc: Aleyhte konuşmak.

remy-i cimar / remy-i cimâr

  • Hac ibâdeti esnâsında Kurban bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günlerinde Minâ'da bulunan ve Cemre adı verilen taş yığınlarına nohut büyüklüğündeki taşları atmak. Buna şeytan taşlama da denilmektedir.

rücum

  • (Tekili: Recm) Taşa tutmalar, taşlamalar.

sene-i maliye / sene-i mâliye

  • 1 Mart'tan itibaren başlaması Mâliyece kabul edilen yıl.

şer'

  • Emir ve nehy gibi hükümleri vaz' etmek.
  • Bir işe başlamak.
  • Dalmak.
  • Girmek.
  • Zâhir etmek, göstermek.
  • Cenab-ı Hakk'ın emri. Âyet, hadis, icma-i ümmetle ve kıyas-ı fukaha ile sâbit olan dinin temelleri, şeriat.

ser-agaz

  • Yeniden ve baştan başlama. (Farsça)

seyr-i afaki / seyr-i âfâkî

  • Terbiye ve mâneviyatta tekâmül yollarında, hariç âlemden, âfaktan başlamak suretiyle bulunan delillerle tekâmül edip nefsini ıslâh ve imâni ve Kur'âni hakikatlarda terakki etmek usulü.

sırr-ı temsil

  • Kıyaslama tarzında benzetme sırrı, esprisi.

süfüvv

  • Yürümeye ve uçmaya başlamak.

suret-i temsiliye

  • Kıyaslamalı benzetme şeklinde.

şüru / şürû / شروع

  • Başlama. (Arapça)

şuru'

  • Başlama. Mübaşeret etme.

şüru'

  • Başlamak.

ta'riz / ta'rîz / تعریض

  • Laf çarpma, dokundurma, taşlama. (Arapça)

ta'til

  • Çalışmağa ara vermek. Çalışmayı durdurmak. İzine başlamak.
  • Kesmek.
  • Muattal bırakmak.
  • Ziynetsiz etmek, süssüz yapmak.
  • Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

taazzum

  • (Azm. dan) Kibirlenmek. Büyüklük taslamak.
  • Kemikleşmek.

tafazzul / تفضل

  • (Fazl. dan) Üstünlük taslama.
  • Bilgiçlik taslama. (Arapça)

tafk

  • (Tafak) Bir işe başlamak, mülâzemet etmek, başlayıp devamda sebat etmek.

tahrime tekbiri / tahrîme tekbîri

  • Namaza Allahü ekber diyerek başlama; iftitâh tekbîri.

tasaddi / tasaddî / تصدی

  • Bir işe başlamak.
  • Taarruz etmek.
  • Yüz döndürmek.
  • Tesadüf etmek.
  • Vuku bulmak.
  • Girişme, başlama, el atma. (Arapça)
  • Tasaddî etmek: Girişmek, başlamak, el atmak. (Arapça)

tasdir

  • İcra etme. Vaz' etme.
  • Başlama.
  • Başlangıç yazma.
  • Örtme.
  • Başa geçirme, başa koyma.
  • Yazma.
  • Çıkarma, çıkartma.

tatil

  • Çalışmaya ara vermek, izine başlamak, kesmek, Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tavaf / tavâf

  • Kâbe-i muazzamanın etrâfında Hacer-i esvedin bulunduğu köşeden başlamak sûretiyle Kâbe sola alınarak yedi defâ dolaşmak. Tavâf edene tâif; Kâbe etrâfında tavâfa mahsûs mahalle (yere) metâf denir.

tazarruf / تَظَرُّفْ

  • Zarafet.
  • Zariflik taslama. İncelik göstermek. Külfetle zarif olmak.
  • Zarafet taslama.

tebaşür

  • Muştulamak. Müjdelemek.
  • Mübaşeret etmek, bir işe girişmek, başlamak.

tebeddü'

  • Başlamak.

tebertum

  • Büyüklük taslama.
  • Hiddetlenme, öfkelenme, kızma.

tebtıe

  • (Bati. den) Yavaşlama, ağırlaşma.

teellüf

  • Müelliflik, yazarlık, taslama.

teemmür

  • (Emr. den) Amirlik taslama.

teenni / teennî / تأنى

  • Yavaşlama, duraksama. (Arapça)
  • Dikkat gösterme. (Arapça)

tefaddul

  • Faziletlilik iddiasında bulunmak. Üstünlük taslamak.
  • Bir kimseyi inâyet, ihsan ve kerem ile memnun etmek.
  • Üstünlük taslama.

tefatuh

  • Muhakeme olmak.
  • Bir nesneye başlamak.

tefazzul / تفضل

  • Üstünlük taslama, fazilet satma.
  • Bağışlama, iyilik.
  • Üstünlük taslama. (Arapça)

tekbir-i tahrime / tekbîr-i tahrîme

  • Tahrime Tekbîri. Namaza dururken "Allahü ekber" demek. Buna, iftitah (namaza başlama) tekbîri de denir.

tekebbür / تكبر

  • Büyüklük taslama. (Arapça)

temsil / temsîl

  • Analoji, kıyaslama tarzında benzetme.

temsil-i dürbini / temsil-i dürbinî

  • Uzağı yakınlaştıran kıyaslama tarzında olan benzetme.

temsilat / temsilât

  • Temsiller; kıyaslama tarzında benzetmeler.

temsili / temsîlî

  • Kıyaslamalı benzetme şeklinde, analojik.

tenşim

  • Bir işe başlama.
  • (Et) bozulup kokma.

tercim

  • (Recm. den) Taşlama. Taşlayarak öldürme. Recmetme.

teşaur / teşâur

  • Şâirlik taslamak. Kendini şâir gibi göstermek.
  • Şairlik taslama.

teşebbüs

  • Bir işe girişmek. Bir işi ilk olarak teklif etmek.
  • Sağlam bir niyetle bir şeye başlamak.
  • El ile yapışıp bırakmamak.

teşeyyu'

  • Şiilik taslamak. Şii olma.
  • Vedalaşmak.
  • Ardınca ve peşinden gitmek.

teşeyyuh

  • Şeyh olduğunu iddia etmek. Şeyhlik taslama.
  • İhtiyarlama, yaşlanma.
  • Şeyh olduğunu iddia etme, şeyhlik taslama.

teşkih

  • Hurma koruğu renklenmeye başlamak.

tevkit

  • Hurmanın kararmaya başlaması.

teyamün

  • Her nesneyi sağından tutmak ve sağından başlamak.

umur-i izafiye

  • Biri birisiz olmayan ve birbirine nisbet ve kıyaslamayla anlaşılan nitelikler; karanlık-aydınlık, acı-tatlı gibi.

usluc

  • (Çoğulu: Asâlic) Yeni belirmeğe başlamış ağaç budağı.

vila'

  • Birbirinin ardı sıra gelmek.
  • Abdest esnasında uzuvları yıkarken birisi kurumadan diğerini yıkamağa başlamak.
  • Ahbablık, yakınlık, dostluk.

voyvoda

  • Reis, subaşı, ağa gibi çeşitli mânalara gelen bir tabirdir.Voyvodalık Osmanlılarda Milâdi onyedinci asırda başlamıştır. Eyalet valileri ve sancak mutasarrıfları uhdelerine tevcih olunan eyalet ve sancakların mülhak kazalarına halkın isteğiyle yerlilerin ileri gelenlerinden birini voyvoda tayin ederl

yeltenmek

  • Bir şeye başlamağa niyet etmek. Teşebbüse kalkışmak. Özenmek. Taklide çalışmak. (Türkçe)

yılbaşı

  • Sene başı. Yeni bir senenin başlaması. Başlangıç zamânına göre iki çeşit sene vardır. Mîlâdî ve hicrî sene.

zadgeganlık / zâdgegânlık

  • Zâdgegânlık satmak: Soyluluk taslamak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın