LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te asl kelimesini içeren 74 kelime bulundu...

adem-i tagayyür

  • Asla değişmeme.

ahkam-ı fer'iyye / ahkâm-ı fer'iyye

  • Asla ait olmayan, ikinci derecedeki hükümler.

an-asl

  • Aslında, hakikatında, aslından.

asla ve kat'a / asla ve kat'â

  • Asla, kesinlikle öyle değil.

asla ve kella / asla ve kellâ

  • Asla ve asla, kesinlikle öyle değil.

asli / aslî

  • Asla aid ve müteallik.

bed-asl

  • Aslı kötü, soyu fena. (Farsça)

belki

  • Aslında, gerçekte.

bey'-i fasid / bey'-i fâsid

  • Aslı İslâmiyet'e uygun, fakat sıfatı uygun olmayan satış.

bey'-i mekruh / bey'-i mekrûh

  • Aslı ve sıfatı İslâmiyet'e uygun ise de kendisine dînin yasak etmiş olduğu bir şey karışmış olan satış.

bey'-i mevkuf / bey'-i mevkûf

  • Aslı ve sıfatı sahîh ise de başkasının hakkı karışan alış-veriş.

bey'-i sahih / bey'-i sahîh

  • Aslı ve sıfatı İslâmiyet'e uygun olan satış; doğru ve sıhhatli alış-veriş.

bid'akar / bid'akâr

  • Aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan zararlı şeyleri dine mal etmeye çalışan.

bid'at

  • Aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan yeni âdet ve uygulamalar.

bid'atkarane / bid'atkârâne

  • Aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışarak.

dar-ı ridde / dâr-ı ridde

  • Aslında Müslim iken sonradan irtidâd eden veya bir zaman İslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulundukları yer.

delil-i fer'i / delîl-i fer'î

  • Aslî delîllere bağlı ve onlardan elde edilen ikinci derecede delîller. İstihsân, İstishâb, İstislâh, Örf ve âdet, Sahâbî (Peygamber efendimizin arkadaşlarının) kavli (sözü), fer'î delîllerden bâzısıdır.

dürer-i semavi / dürer-i semavî

  • Aslı vahiy ile gelen, parlak hakikatlı mânalar. Semâvi inciler.

ebeden / ابدا

  • Asla, hiçbir zaman. (Arapça)

esasen / esâsen / اساسا

  • Aslında. (Arapça)

esed

  • Aslan.

fasid akd / fâsid akd

  • Aslı İslâmiyet'e uygun olduğu hâlde, sıfatı uygun olmayan her çeşit sözleşme.

fasid bey' / fâsid bey'

  • Aslı İslâmiyet'e uygun olup sıfatı uygun olmayan satış.

fasid icare / fâsid icâre

  • Aslı İslâmiyet'e uyduğu hâlde, sıfatı uygun olmayan icâre (kirâya verme).

fatımiler / fâtımîler

  • Aslen mecûsî olan Meymûn el-Kaddah'ın neslinden gelen Ubeydullah bin Sa'îd'in etrâfında toplanan, kendilerinin hazret-i Fâtıma'nın neslinden geldiklerini iddiâ eden; Mısır, Kuzey Afrika, Filistin ve Sûriye'de 910-1171 seneleri arasında hüküm süren, Eshâb-ı kirâm düşmanlığını yaymaya çalışan hânedân

filasl / فى الاصل

  • Aslı üzere.
  • Aslında. (Arapça)

filvaki / filvâki / فى الواقع

  • Aslında, gerçekte. (Arapça)

gurubu olmayan

  • Asla batmayan ve gizlenmeyen.

hadd-i zatında / hadd-i zâtında

  • Aslında.
  • Aslında. Yaradılışında.

hadd-i zatında: / hadd-i zâtında:

  • Aslında.

haddizat / haddizât

  • Aslı, kendisi.

haddizatında / haddizâtında

  • Aslında, yaratılışında.

haram li gayrihi / harâm li gayrihi

  • Aslı harâm olmayıp, sonradan hâsıl olan bir sebepten dolayı harâm olan şey.

haşa / hâşâ / حَاشَا

  • Aslâ. Kat'iyyen. Öyle değil. Allah korusun... (mânasına söylenir.)
  • Asla, kesinlikle öyle değil.
  • Asla.
  • Aslâ.

haşa sümme haşa / hâşâ sümme hâşâ / حَاشَا ثُمَّ حَاشَا

  • Asla ve asla, kesinlikle öyle değil.
  • Asla sonra kesinlikle asla.

haşa ve kella / hâşâ ve kellâ

  • Asla ve asla, kesinlikle öyle değil.

haşa! sümme haşa! / hâşâ! sümme hâşâ!

  • Asla ve asla, kesinlikle öyle değil.

haşa, sümme haşa / hâşâ, sümme hâşâ

  • Asla, kesinlikle öyle değil.

havayic-i asliye / havâyic-i asliye

  • Aslî ihtiyaçlar.

hayaliyyun mezhebi

  • Aslı olmayan ve hayalde tasavvur edilen şeyleri, gerçek olduğunu vehm edenlerin mesleği.

hayy-ı murtabit

  • Aslına bağlı olan canlı.

hergiz / هرگز

  • Aslâ, kat'iyyen. Hiçbir suretle. (Farsça)
  • Asla. (Farsça)

hey'et-i asliye

  • Aslındaki şekil ve suret.

hırz-ı bigayrihi / hırz-ı bigayrihî

  • Aslında eşya saklamaya mahsus olmayan, izin almadan girilebilen ve konacak malların yanında muhafızı olan yer. (Yol, mescid, meydan gibi)

hurafat / hurâfât

  • Aslı, esası olmayan sözler ve rivayetler, hurafeler.
  • Aslı esası olmayan saçma inanışlar.

ishan

  • Aslında kalınlık demek olan sihan ve sehânetten kalınlaştırmak demektir. Siklet de sehanetin lâzımı olmak itibariyle: "Falan kimseyi, hastalığı veya yarası ağırlaştırdı, yerinden kımıldatmaz etti." mânâsına "İshanehül maraz evilcerh" denilir. Harbde düşmanın esaslı kuvvetlerini iyiden iyiye vurarak,

istitradi / istitradî

  • Asli mevzudan olmayıp sırası gelmişken bir konuyu dile getirme.

kat'a / kat'â

  • Aslâ, hiçbir zaman.
  • Asla, kesinlikle, hiçbir zaman.

kat'an / قَطْعاً

  • Asla, hiç.

kata / katâ

  • Asla.

katıbeten / kâtıbeten / قاطبة

  • Asla, kesinlikle. (Arapça)

kelime-i menhute

  • Aslı iki kelime olan bir tâbirin bir kelime ile söylenişi: "El Hamdüllilâh" yerine "Hamdele" söylenmesi gibi. "Bismillâh" yerine "Besmele" denmesi gibi.

kella / kellâ

  • Asla.

kem-asl

  • Aslı ve nesli bozuk. (Farsça)

kıymet-i asliye

  • Aslındaki değer, önem.

küfr-i inkari / küfr-i inkârî

  • Aslâ Cenab-ı Hakk'ı tanımayıp, İslâmiyet hakikatlarını ikrar ve tasdik etmemektir.

kutah-astin / kûtah-âstin

  • Aslında kötü olduğu hâlde iyi gibi görünen kimse. (Farsça)

lenfisam / lenfisâm

  • Aslâ kırılmaz, kopmaz.
  • Asla kırılmaz ve kopmaz.

ligayrihi haram / ligayrihî haram

  • Aslında helâl olup, başkasının hakkı olduğu için veya neticeleri itibarı ile haram olan şey. Meselâ cuma namazı esnasında ticaret yapmak gibi.

mevhum

  • Aslı olmayıp evham mahsulü olan. Vehim.

mübayenet-i cevheriye / mübâyenet-i cevheriye

  • Asla, öze ait farklılık, zıtlık.

mübtede'

  • Aslında yok iken yeni çıkmış olan.

necaset / necâset

  • Aslı îtibâriyle veya sonradan meydana gelen bir sebeble pis olan şeyler. Namaza mâni olup olmama yönünden; hafif necâset ve kaba necâset, görülüp görülmeme yönünden; mer'î (görülen) ve gayr-i mer'î (görülmeyen) ve akıcı olup olmama yönünden; mâî (akı cı) ve câmid (katı) olmak üzere kısımlara ayrılır

sagat

  • Aslı "sagavet" olup, bir cihete meyil demek olan "sagav" masdarından fiil-i mâzi müfred müennesdir. Muzarisi : "tasgi" gelir. " Velitasgi ileyh"; söz dinlemek veya dikkat edip kulak vermek, imâle-i guş etmek demek olan ısga da, bundan müştaktır.

sahih bey' / sahîh bey'

  • Aslı ve sıfatı dîne uygun olan satış. Mûteber olması için bütün şartlarını taşıyan alış-veriş.

şibl

  • Aslan yavrusu.

şir / şîr

  • Aslan.

şirane

  • Aslanca, gazanferâne. (Farsça)

sümme haşa / sümme hâşâ

  • Asla, kesinlikle öyle değil.

ta'dil

  • Aslına zarar vermeden değiştirmek, tadil etmek, tebdil etmek, hafifletmek, doğrulaştırmak.

tahattur-u faraziyat

  • Aslı olmayan şeylerin hatıra gelmesi.

yelem

  • Aslâ yemişi olmayan sert ve katı ağaç.

zaten / zâten / ذاتا

  • Aslında. (Arapça)

zeir

  • Aslan kükremesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR