LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te asak ifadesini içeren 276 kelime bulundu...

a'mal-i saliha / a'mâl-i sâliha

  • Dinin emir ve yasaklarına uygun iyi iş ve davranışlar.

afsun

  • (Efsun) Büyü, sihir, tılsım. (Büyücülük yapmak ve büyücülere uymak, Müslümanlıkta yasak ve günahtır.) (Farsça)

ahkam / ahkâm

  • Hükümler. Allahü teâlânın emirleri ve yasakları. Hükm'ün çokluk şeklidir.

ahkam-ı fıkhiyye / ahkâm-ı fıkhiyye

  • Fıkıh ile ilgili hükümler. Bedenle yapılması ve sakınılması lazım gelen şeyler, emirler ve yasaklar.

ahkam-ı şer'iyye / ahkâm-ı şer'iyye

  • İslâm dîninde bir işin yapılması veya yapılmaması gerektiğini bildiren hükümler. Emirler ve yasaklar. Bunlara Ahkâm-ı ilâhiyye, Ahkâm-ı İslâmiyye ve Ahkâm-ı Kur'âniyye de denir.

alat-ı lehv / âlât-ı lehv

  • Dinen yasak olan eğlencelerde kullanılan aletler, yasak eğlencelere mahsus çalgılar.

amih

  • Şaşkın, şaşırmış, şaşakalmış.

amil / âmil

  • İş yapan.
  • İslâmiyet'in emirlerini yapıp, yasaklarından sakınan.
  • Herhangi bir bölgenin zekât, harac, öşr ve ganîmetlerinin tahsîli (toplanması) için, halîfe, sultan, melik veya emir tarafından vazîfelendirilen ve yerine göre dînin emirlerini öğreten me'mur.

asi / âsî

  • İsyân eden, emre karşı gelen, itâatsizlik eden.
  • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymayan, günâhkâr.
  • Hükûmete, devlete baş kaldıran. Bâgî.

asker

  • (Çoğulu: Asakir) Devlet ve memleketin muhafazası için ücretli veya ücretsiz olarak veya kur'a ile toplanarak hazır bulundurulan ve resmi elbise giyen silahlı adamlar topluluğu. Er, leşker, nefer.

askul

  • (Çoğulu: Asâkil) Beyaz, büyük mantar.

ayn-ı lezzet-i sefihane / ayn-ı lezzet-i sefihâne

  • Yasak zevk ve eğlencelerde bulunan lezzetin kendisi.

azimet / azîmet

  • Kuvvetli irâde, istek, arzu. Haramlardan, dinde yasak edilen şeylerden sakınmakla berâber, mümkün olduğu kadar ruhsatlardan yâni dinde izin verilen kolaylıklardan uzak durup; evlâyı, en iyi olduğu bildirilenleri, nefse zor gelenleri yapmak; takvâ yol u.

bayram

  • İslâm dîninin bildirdiği ve müslümanların neşelenip sevindikleri Fıtr (Ramazan) ve Kurban bayramı.
  • Cumâ günü.
  • Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak, günâh işlemeden, haram lokma yemeden geçirilen günler.
  • Müslümanın rûhunu teslim (vefât) edeceği zama

beht / بهت

  • Şaşkınlık. (Arapça)
  • Behte uğramak: Şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak. (Arapça)

bey'-i mekruh / bey'-i mekrûh

  • Aslı ve sıfatı İslâmiyet'e uygun ise de kendisine dînin yasak etmiş olduğu bir şey karışmış olan satış.

cebrail aleyhisselam / cebrâil aleyhisselâm

  • Dört büyük melekten biri. Peygamberlere vahy getirmek, onlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melek. Buna Cibrîl, Rûh-ul-emîn, Rûh-ul-kuds, Nâmûs-ı ekber de denir.

cevaz-ı şer'i / cevaz-ı şer'î

  • Şer'an câiz olma. Şeriatça yasak olmayan husus.

daire-i şeriat

  • Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin bulunduğu daire.

daire-i takva / daire-i takvâ

  • Takvâ dairesi; Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma dünyası.

derviş / dervîş

  • Allahü teâlâdan başka şeyleri kalbinden çıkarıp bütün âzâsıyla İslâm dîninin emir ve yasaklarına uyan, dünyâ malına gönül bağlamayan kimse.

din

  • Allahü teâlânın insanları dünyâ ve âhirette râhat, huzûr ve seâdete (mutluluğa) kavuşturmak için peygamberleri vâsıtasıyla bildirdiği yol, emirler ve yasaklar.

din ehli

  • Dindarlar; dinin emir ve yasaklarına uyanlar.

disiplin

  • Uyulması lâzım gelen kaide ve yasaklar. (Fransızca)
  • Nizam ve intizam te'mini için zihnî, ahlâkî, ruhî, cismanî tâlim ve terbiye. (Fransızca)

diyanet ve şeriat-ı islamiye / diyanet ve şeriat-ı islâmiye

  • Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi; İslâmiyet.

dünya / dünyâ

  • Yer küresi.
  • Ölümden önce olan her şey.
  • Kalbi Allahü teâlâdan gâfil eden, O'nu unutturan her şey.
  • Allahü teâlânın haram (yasak) ettikleri ile Resûlullah efendimizin mekrûh dediği şeyler.

ebedi mahrem / ebedî mahrem

  • Dinde kendileriyle evlenilmesi ölünceye kadar haram, yasak olan kimseler.

ebrar / ebrâr

  • İyi kimseler. Îmânlarında sâdık (doğru), Allahü teâlânın yasak kıldığı şeylerden sakınıp, emirlerine uyan, bozuk inanışlardan, kötü ahlâktan ve çirkin işlerden uzak duranlar. Teklik şekli berr'dir.

ef'al-i mükellefin / ef'âl-i mükellefîn

  • İslâm dîninde mükelleflerin (dînî vazîfeleri yerine getirmekle yükümlü, sorumlu kimselerin) yapmaları ve sakınmaları lâzım olan emirler ve yasaklar. Ahkâm-ı İslâmiyye (fıkıh bilgileri), din bilgileri.

ehl-i dalalet ve sefahet / ehl-i dalâlet ve sefahet

  • Doğru ve hak yoldan sapmış ve yasak zevk ve eğlenceye düşkün kimseler.

ehl-i gaflet

  • Âhirete, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler.

ehl-i gaflet ve dalalet / ehl-i gaflet ve dalâlet

  • Âhirete ve Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız ve hak yoldan sapmış kimseler.

ehl-i iman ve takva / ehl-i iman ve takvâ

  • Allah'a inanıp Onun emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler.

ehl-i iman ve'l-kur'an / ehl-i iman ve'l-kur'ân

  • Allah'a ve Kur'ân'a inanıp emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler.

ehl-i inad

  • İnat edenler; Allah'ın emir ve yasaklarına boğun eğmeme konusunda inat edenler.

ehl-i sefahet

  • Zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkün olan kimseler.

ehl-i sefahet ve dalalet / ehl-i sefahet ve dalâlet

  • Yasak eğlence, zevklere düşkün olan, doğru ve hak yoldan sapan, sapık kimseler.

ehl-i takva / ehl-i takvâ

  • Takvâ sahipleri; Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler.

ehl-i takva ve salahat / ehl-i takvâ ve salâhat

  • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan ve dindarlıkta çok ileri olan kimseler.

emir ve nehy

  • Allah'ın emir ve yasakları.

emir ve nehy-i ilahi / emir ve nehy-i ilâhî

  • Allah'ın emretmesi ve yasaklaması.

emir ve nehy-i kur'ani / emir ve nehy-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın emrettiği ve yasakladığı şeyler.

enva-ı salihin / envâ-ı salihîn

  • Dinin emir ve yasaklarını eksiksiz olarak yerine getirenler.

evamir u nevahi / evâmir u nevâhî

  • Emirler ve yasaklar.

evamir ve nevahi-i şer'iye / evâmir ve nevâhî-i şer'iye

  • İslâmın emir ve yasakları; Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklar.

fasık-ı gafil / fâsık-ı gafil

  • Âhiretten ve Allah'ın emir ve yasaklarından habersiz davranan günahkâr kimse.

fidye

  • Bir şeyin yerine geçmek üzere verilen bedel.
  • Çok yaşlı ve hasta olan kimsenin tutamadığı oruç, ölüm hastalığına yakalananın kılamadığı namaz, vefât etmiş kimsenin namaz ve oruç borçları için ve hacda, ihramlının hastalık özründen dolayı ihramın bâzı yasaklarını işlemesine karşılık vermesi ge

fısk

  • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymama, isyân, günâh.

fuhşiyat / fuhşiyât

  • Çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan işler; Dinen yasaklanan ve haram sayılan davranışlar.

gafil / gâfil

  • Gaflette olan. Allahü teâlâyı, emir ve yasaklarını unutan kimse.
  • Duyarsız, umursamaz.
  • Allah'ın emir ve yasaklarından habersiz davranan.

gaflet

  • Umursamazlık; âhirete, Allah'ın emir ve yasaklarına duyarsız kalma hali.
  • Nefsin arzularına uyarak, Allahü teâlâyı, emir ve yasaklarını unutma hâli.

gaflet-i mutlaka

  • Tam anlamıyla âhiretten, Allah'ın emir ve yasaklarından habersiz davranma hâli.

gafletli

  • Allah'ın emir ve yasaklarına duyarsız davranan.

gayrimeşru / gayrimeşrû

  • Helâl olmayan, yasak.

günah / günâh

  • Dinde yasak olan şeyler.

hacr

  • (Hicr) Men'etmek. Birisine bir şeyi yasak etmek. Malını kullanmaktan men'etmek.
  • Kucak. Ağuş.
  • Men etme, yasak etme.
  • Kucak, oğuş, himaye.

hacr-ı tahrim / hacr-ı tahrîm

  • Haramı yasaklamak.

halal / halâl

  • Yasak edilmiş olmayan, yâhut yasak edilmiş ise de, İslâmiyet'in özr, mâni ve mecbûriyet saydığı sebeblerden birisi ile yasaklığı kaldırılmış olan şeyler.

halal lokma / halâl lokma

  • Haram olmayan, dinde yenilmesi yasak edilmeyen yiyecek.

haram / harâm

  • Allah ve resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey.
  • Dince yasak edilmiş şey.
  • Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde yapmayınız diye açıkça yasak ettiği şeyler.

haram lokma / harâm lokma

  • Helâl olmayan ve dînen yenmesi yasaklanan yiyecek.

haramiyet / harâmiyet

  • Haramlık, yasaklık.

harem

  • Mekke-i mükerreme şehrinden biraz daha geniş olup, hudûdunu İbrâhim aleyhisselâmın diktiği taşların gösterdiği yer, alan. Bu sâha içine gayr-i müslimlerin girmesi yasak ve ihrâmlı iken bâzı işleri yapmak harâm olduğu için Harem denilmiştir.
  • Müslümanların evlerinde, saray, konak ve be

harem-i şerif

  • Kâfir ve müşriklerin girmesi yasak olan ve canlı mahlukun öldürülmesi men'edilen Mukaddes Kâbe ve civârı.

haremeyn

  • İki mukaddes harem. Müşrik ve kâfirlere yasak olan mukaddes Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere.

harim / harîm

  • Herkesin girmesi yasak yer, harem.

hayat-ı beşeriye-i sefihane / hayat-ı beşeriye-i sefihâne

  • İnsanların haram ve yasak eğlence hayatı.

hazer ve ibaha / hazer ve ibâha

  • Yasaklar ve mübahlar. Fıkıh kitablarında dînen yasaklanan ve izin verilen şeyleri anlatan bölüm. Bâzı fıkıh kitaplarında bu bölüm kerâhiyye ve istihsân adıyla anılır.

hedy

  • Cenab-ı Hakk'ın rızası için veya ihramda iken yapılması yasak olan herhangi bir fiili işlemekten dolayı kusurunu affettirmek ricasiyle, keffaret olarak Harem-i Şerif'e götürülen veya kendisi veya parası gönderilen kurban.

heva / hevâ

  • Kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme.

heva-yı nefis

  • Kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme.

hevaperest / hevâperest

  • Yasak arzuları peşinde koşan.

hevaperestane / hevâperestâne

  • Yasak arzuların peşinde koşarcasına.

heves-i nefsaniye

  • Nefsin yasak arzu ve istekleri.

hevesat / hevesât

  • Hevesler, geçici arzular, yasak istekler.

hicab-ı gaflet

  • Gaflet perdesi; Allah'a inanmayı, emir ve yasaklarına uymayı engelleyen şeyler; mâneviyatı görmeme ve düşünmeme hâli.

hidayet / hidâyet

  • Doğru yolu gösterme, doğru, Allahü teâlânın râzı olduğu yolda bulunma.
  • Cenâb-ı Hakk'ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsân etmesi ve kulun rızâsını kendi kazâ ve kaderine tâbi eylem

hikmet-i teşri

  • Kanun yapma hikmeti. Allah'ın emir ve yasaklarında gözetilen Rabbanî incelikler.

hill

  • Hac veya umre için ihrâma girilen mîkât denilen yerler ile Harem yâni Mekke şehri sınırı arasına verilen ad. Harem adı verilen yerde ihramlı iken yapılması haram (yasak) edilen şeyler, burada helâl olduğu için Hill adı verilmiştir. Hill'in Mekke-i mü kerremeye en yakın yeri batı taraftaki Ten'im den

hiskil

  • (Çoğulu: Hasâkil) Her canavarın yavruları içinde küçük olanı.

hükm-i müleffak

  • Helâl ve haram, emir ve yasak, ibâdet ve tâatte, belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, birkaç mezhebin hükümlerini karıştırarak kolayına geleni seçtiği hüküm.

huremat - hurmat - hurumat / huremat - hurmât - hurumat

  • Haram olan şeyler, dince yasak olan şeyler.

hurmet

  • Haram olma, yasak olma.
  • Haramlık, yasaklık.

hurmet-i müsahere / hurmet-i müsâhere

  • Erkeğin herhangi bir kadın ile zinâ etmesi veya herhangi bir yerine unutarak ve yanılarak da olsa şehvetle (lezzet alarak) dokunması hâlinde, o kadının neseb (soy) ile ve süt ile olan anası ve kızları ile; kadının da o erkeğin oğlu ve babası ile evle nmesinin ebedî, sonsuz olarak haram, yasak olması

hurmet-i şedide

  • Şiddetli yasaklama.

hürriyet

  • Hürlük, serbestlik.
  • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyup, herkesin hakkını gözetmek.
  • Maddî ve mânevî her türlü şeyin sevgisinden gönlünü kurtararak yalnız Allahü teâlâya kul olmak.

hurum

  • Haramlar, dince yasak ,olanlar.

huşe / hûşe / خوشه

  • Salkım. (Farsça)
  • Başak, sümbül. (Farsça)
  • Salkım. (Farsça)
  • Başak. (Farsça)

huşe çin / huşe çîn

  • Başak toplayan. Salkım toplayan. (Farsça)

huşe-çin

  • Başak toplayan.

huşeçin / hûşeçîn

  • Başak toplayan; harman sonunda tarlada kalan başakları toplayan.

ibadet / ibâdet

  • Kulluk, kulluk vazîfelerini İslâmiyetin bildirdiği şekilde yerine getirmek. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak.

ibadetullah

  • Allah'a ibadet etme, Ona kullukta bulunma; emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınma.

ibaha

  • (İbahe) Sevab veya günah olmamak. Bir şeyin yasak ve haram olmaktan çıkması.
  • İzin vermek. Mübah ve helâl kılmak.
  • Bir şeyi izhâr etmek.

ibahiyye / ibâhiyye

  • İslâmiyet'in haram ve yasak kıldığı şeyleri helâl ve mübâh sayan bozuk bir fırka. Bâtiniyye, İsmâiliyye. Karâmita da denir.

icab / îcâb

  • Zorunlu kılma; bir fiilin yapılmasını isteme ve onun terk edilmesini yasaklama.

ihtisab / ihtisâb

  • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyulmasının, ilim ve ehliyet sâhibi bir devlet me'muru olan muhtesib tarafından sağlanması, emr-i ma'rûf nehy-i münkerin yâni iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak vazîfesinin el ile yapılması vazîfesi.

ilm-i fıkıh

  • Dînimizin emir ve yasaklarını bildiren ilim.

iman-ı istidlali / îmân-ı istidlâlî

  • İslâm dîninin îmân ve ibâdet bilgilerini, emir ve yasakları bir âlimden veya kitaptan okuyup, öğrenerek, bilerek inanmak.

insan-ı gafil

  • Âhirete, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan insan.

insan-ı kamil / insan-ı kâmil

  • Kemâle ermiş, olgun insan. İslâmiyet'in emrettiği bütün emirleri yapan, yasaklardan sakınan, Peygamber efendimizin güzel ahlâkıyla ahlâklanan, hareketleri ve sözleri hep Allahü teâlânın ilhâmı ile olan üstün insan.

irşad / irşâd

  • Yol gösterme, rehberlik etme. İnsanları, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına ve Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uymaya, her zaman Allahü teâlâyı anmaya, O'nu unutmamaya, kalbde O'ndan başkasının sevgisine yer vermemeye çağırmak, Allahü te âlânın râzı olduğu yolu göstermek.

irtida'

  • Dinin yasak ettiği şeyleri yapmama, geri durma.

islam / islâm

  • Boyun bükerek teslim olmak. Allahü teâlânın Muhammed aleyhisselâm vâsıtasıyla bildirdiği emirler ve yasakları.

islamiyyet / islâmiyyet

  • Allahü teâlânın Cebrâil ismindeki melek vâsıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma gönderdiği, insanların dünyâda ve âhirette râhat ve mes'ûd olmalarını sağlayan usûl ve kâideler, emirler ve yasaklar.

kalb-i salih

  • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden insanın kalbi.

kalib aleyhisselam / kâlib aleyhisselâm

  • İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Yâkûb aleyhisselâmın on iki oğlundan Şem'ûn'un neslindendir. Babasının ismi Yuknâ'dır. Kendisine Yûşâ aleyhisselâmdan sonra peygamberlik verildi. Mûsâ aleyhisselâma bildirilen dînin emir ve yasaklarını ins anlara tebliğ etti (bildirdi).

kanun

  • (Çoğulu: Kavânin) Herkesin uyması için devletin teşri kuvveti tarafından konulan her türlü meşru nizam, kaide, emir, nehiy ve yasaklar.
  • Kaziye-i külliye. Kâinatta Allah'ın koyduğu değişmez nizam.

kanun-ı ilahi / kânûn-ı ilâhî

  • Allahü teâlânın kullarının dünyâ ve âhirette huzûr ve seâdete (mutluluğa) kavuşmaları için Peygamberleri (aleyhimüsselâm) vâsıtasıyla insanlara bildirdiği emirleri ve yasakları, İslâmiyet.
  • Allahü teâlânın kâinâtta (varlık âleminde) koyduğu nizâm, düzen.

katı-ı tarik-ı ilahi / kâtı-ı tarîk-ı ilâhî

  • İnsanların Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymalarına ve rızâsına kavuşmasına mâni olan, hidâyet ve saâdetlerini engelleyen, saptırıcı, yol kesici.

kelle

  • Kafa, baş. (Farsça)
  • Ekinlerde başak. (Farsça)
  • Baş gibi yuvarlak olan nesne. (Farsça)

kerahet

  • İğrenme, istemeyerek zor altında yapma.
  • Şeriatin yasaklamadığı fakat harama yakın olma ihtimali olan ve çekinilmesi gereken husus.

kerahet-i tahrimiyye / kerâhet-i tahrîmiyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfteki delilinden zan ile anlaşılan yasak. Harama yakın mekruh.

kerahet-i tenzihiyye / kerâhet-i tenzîhiyye

  • Yasak olmasına kuvvetli ve açık bir delil bulunmayan ancak yapılması iyi olmayan şeyler. Helâle yakın mekrûh.

kısra

  • Ekincilerin kesmik dedikleri başakta kalan buğday. Buğday çalkandığında kalbur içinde kalan kaba buğday başları.

küçük günah

  • Fitne çıkarmak, adam öldürmek, zinâ etmek gibi büyük günahlara göre daha küçük sayılan günahlar, yasaklar, mekrûhlar.

lameşru / lâmeşrû

  • Yasak.

lehviyat / lehviyât

  • Dinen yasak olan oyun ve eğlenceler.

lezzet-i gayr-ı meşrua

  • Dinen helâl olmayan, yasaklanmış lezzet.

likat

  • Tarlada kalan başakları toplama.
  • Hizada olma.

ma'nevi huzur / ma'nevî huzûr

  • Allahü teâlâyı anarak emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınmak sûretiyle kalbde meydana gelen rahatlık.

ma'siyyet

  • İtâatsizlik, isyân. Günâh olan işler, Allahü teâlânın beğenmediği şeyler; Allahü teâlânın emrettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak, haramlar. Allahü teâlânın yasak ettiği şeyler, günahlar.

maharim

  • Mahremler, yasaklar, gizliler.

mahrem

  • Dînen evlenilmesi ebedî haram (yasak) olan, soy, süt veya evlenme sebebiyle nikâhı haram olan kimse.
  • Gizli, herkese söylenmeyen.
  • Gizli, yasak, başkasına haram olan, evlenilmesi haram olan akraba.

mahremiyet

  • Mahremlik, gizlilik, yasaklık.

mahzur

  • Yasak, engel.
  • (Hazr. dan) Haram. Memnu şey. Yasak olan şey.

mahzurat / mahzûrât

  • Yasaklar. Mâniler. Haram şeyler.
  • Hazer edilip korunulacak şeyler. Yasak olanlar. Engeller.
  • Dinde yasak edilmiş şeyler, haramlar.

mahzure

  • (Çoğulu: Mahzurât) Şer'an yasaklanmış olan şey. Men ve haram edilmiş şey.

makam-ı zem ve zecir

  • Kötüleme ve yasaklama makamı.

mekfuf

  • Kulplarından sıkıca bağlanıp heybe gibi asılmış.
  • Kilitlenmiş.
  • Heybe.
  • Dürülmüş, toplanmış.
  • Men olunmuş. Yasak edilmiş.

mekruh / mekrûh

  • Hoş görülmeyen, beğenilmeyen şey. Peygamber efendimizin beğenmediği ve ibâdetin sevâbını gideren şeyler. Yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla berâber, Kur'ân-ı kerîmde, şüpheli delil ile, yâni açık olmayarak bildirilmiş veya bir sahâbînin (Peygamb er efendimizin arkadaşlarının) bildirmesi ile anl

memnu / memnû / ممنوع

  • Yasaklanmış.
  • Men edilmiş, yasaklanmış.
  • Yasak.
  • Yasak. (Arapça)

memnu' / memnû' / مَمْنُوعْ

  • Yasaklanmış.
  • Yasak. Menedilmiş. Mâni olunmuş.
  • Yasaklı.
  • Yasak. Dînen yasak edilmiş.
  • Yasaklanmış.

memnua / memnûa / ممنوعه

  • Yasak. (Arapça)

memnuat

  • (Tekili: Memnu ve Memnua) Yasak şeyler.

memnuiyet / memnûiyet / منوعيت

  • Yasaklanmış olmak, men edilmek.
  • Yasak olma hali. (Arapça)

memnuiyyet

  • Yasaklık. Haram veya yasak oluş.

men

  • Yasaklama.
  • Yasaklama.

men edilme

  • Yasaklanma, engellenme.

men edilmek

  • Yasaklanmak.

men etme

  • Engelleme, yasaklama.

men etmek

  • Yasaklamak, engellemek.

men' / منع / مَنْعْ

  • Yasak etmek. Durdurmak. Bırakmamak. Bir şeyi diriğ etmek, esirgemek.
  • Yasaklama.
  • Yasaklamak.
  • Engel olma, alıkoyma. (Arapça)
  • Engel olunma, alıkonulma. (Arapça)
  • Yasaklama. (Arapça)
  • Yasaklanma. (Arapça)
  • Men' edilmek: Yasaklanmak. (Arapça)
  • Men' etmek: (Arapça)
  • Engel olmak, alıkoymak. (Arapça)
  • Yasaklamak. (Arapça)
    • (Arapça)
    • Yasaklama.

    men'etme

    • Yasaklama.

    menahi / menâhî

    • (Tekili: Nehi) Menedilmiş şeyler. Şer'an yasak edilmiş olan şeyler.
    • Yasaklananlar.

    mendub

    • Yapılması beğenilen iş. Şeriatın yasak etmediği veya emretmediği iş olmakla beraber yapılmasında sevab ve mendubiyet olan amel. Müstehab.
    • İyilikleri anlatılarak arkasından gözyaşı döküp ağlanan ölü.

    menhi / menhî / منهى

    • Yapılması şer'an yasaklanmış, haram olmuş.
    • Menhiyyat: Şeriatin yasak ettiği şeyler.
    • Nehyedilen, yasaklanan şey.
    • Şer'an yapılması yasak olan, haram olan şey.
    • Yasaklanan.
    • Yasaklanmış. (Arapça)

    menhiyat / menhiyât / منهيات

    • Yasaklananlar.
    • Dinen yasak edilmiş, yasaklanan şeyler.
    • Yasaklar. (Arapça)

    menhiyat-ı şer'iye / menhiyât-ı şer'iye

    • İslamiyetin yapılmasını yasakladığı şeyler.

    menhiyyat

    • Şer'an haram edilenler. Yasak edilmiş, İlâhi emirle men'edilmiş olanlar. Nehyedilenler. Yasak olanlar.

    menuat

    • Men'etmeler. Yasaklar.

    meşruat

    • (Tekili: Meşru) Hak ve meşru olan şeyler. Haram ve yasak olmayan şeyler.
    • Şeriatla alâkalı şeyler.

    meşruiyyet

    • Meşruluk. Meşru' olma. Kanuna, şeriata uygun bulunma. Yasak olmayış.

    minnet

    • Yapılan bir iyiliği, verilen bir şeyi başa kakma. Minnetin bu kısmı İslâmiyet'te yasaklanmıştır.
    • Görülen iyiliğe karşı teşekkür etme.
    • Allahü teâlâya hamd ve senâ etmek, şükretmek.
    • Nîmete kendi eliyle, kendi çalışmasiyle kavuşmadığını, Allahü teâlânın lütfu ve ihsânı o

    mıntaka-i memnua

    • Yasak bölge.

    mirtaz

    • Dinin yasaklarından sakınan kimse.

    mubah / mubâh

    • Dînimizde yapılması emr olunmayan ve yasak da edilmeyen şeyler.

    muhacir

    • Göç eden, bir memleketten kalkıp, başka bir yere yerleşen.
    • Mc: Allah'ın yasak ettiğinden uzaklaşan.

    muharrem

    • Arabi ayların başı, birincisi.
    • Haram edilmiş olan.
    • Bu muharrem ayında Müslümanlıktan evvel Arablar arasında muharebe yasaktı. Bundan dolayı bu isim verilmiştir.
    • Haram kılınmış, tahrim olunmuş.

    muharremat / muharremât / محرمات

    • Haram ve yasak olan şeyler.
    • Yapılması dînen yasaklanmış, haram olan işler, haramlar.
    • Nikâhlanılması (evlenilmesi) dînen haram kimseler. Nikâh düşmeyenler.
    • Dinî yasaklar. (Arapça)

    muhtesib

    • Eskiden İslâm devletlerinde iyiliği emredip, kötülüğü yasaklayan, engel olan ve cemiyette güzel ahlâk ve fazîletlerin korunmasına ve dînî hükümlerin uygulanmasına, çarşı ve pazarların düzenine bakmakla vazîfeli, ilim, fazîlet ve kuvvet sâhibi kimse.

    mükellef

    • Bir şeyi yapmaya ve yerine getirmeye mecbûr olan; Allahü teâlânın emir ve yasaklarından mes'ûl (sorumlu) olan; îmânı olan, âkil (akıllı) ve bâliğ (evlenme yaşına, ergenlik çağına ulaşmış) olan kimse.

    münker

    • Yapılması uygun olmayan, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerle ve müctehidlerin (dinde söz sâhibi âlimlerin) söz birliği ile yasak edilen şey; günah.

    münkerat / münkerât

    • Dince yapılması yasak olan şeyler.
    • Şeriatçe yapılması yasaklanmış şeyler.
    • (Tekili: Münker) Haram işler. Şeriatın menettiği, Allah'ın yasak kıldığı şeyler.

    münzecir

    • Yasak edilmiş, men edilmiş, yapılmaması emredilmiş, alıkonulmuş, mâni olunmuş.

    münzevi / münzevî

    • İslâmiyet'in emirlerini yapmak, yasaklarından sakınmak, kötülüklerden korunmak ve kalb huzûru ile ibâdet yapabilmek için bir köşeye çekilmiş olan kimse.

    murdar

    • Dinen yenmesi yasak olan ölü hayvan; leş.

    mürtedi'

    • Yasak olan şeyleri yapmayan, onlardan kaçınan.

    müsadere

    • (Sudur. dan) Yasak edilen bir şeyin kanuna göre elden alınması. Zulüm ve cebir.

    müslim

    • Mûteber ve güvenilir olduğu bütün İslâm âlimleri tarafından kabul edilen, Kütüb-i sitte denilen altı hadîs kitâbının ikincisi.
    • Allahü teâlânın, peygamberi Muhammed aleyhisselâm vâsıtasıyla gönderdiklerine îmân edip, O'nun emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçan kimse.

    müsliman

    • Allahü teâlânın, peygamberleri vâsıtasıyla gönderdiklerine ve Muhammed aleyhisselâma îmân edip, Allahü teâlânın emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçan kimse.

    müsta'ciben

    • Şaşakalarak, şaşırarak, taaccüb ederek.

    müstagrib

    • (Çoğulu: Müstagribîn) Gurbete gitmek isteyen.
    • (Garabet. den) Şaşakalan, şaşıran, garibine giden.

    müstagribin / müstagribîn

    • (Tekili: Müstagrib) (Garabet. den) şaşakalanlar. Garibine gidenler, taaccüb edenler.

    müteaccib

    • Taaccüb eden, şaşan, şaşakalan.

    müteaccibane / müteaccibâne

    • Şaşakalma suretiyle. Taaccüb eder şekilde. (Farsça)

    mutmainne

    • İtmînân bulan, rahatlayan, huzur ve sükûna kavuşan.
    • İslâmiyet'in emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınarak ve Allahü teâlâyı zikrederek itminana huzur ve sükûna kavuşan, şüphe ve tereddütlerden kurtulan nefis.

    muttaki

    • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler.

    müttaki / müttakî

    • Takva ehli, Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan.

    mütteki / müttekî

    • Takvâ sâhibi. Allahü teâlâdan korkup, haramlardan, dinde yasak edilen şeylerden sakınan.

    nahi

    • (Nehy. den) Nehyeden, yasak eden, önleyen.

    nameşru / nâmeşrû

    • Dine uymayan, yasak.

    nefs-i emmare / nefs-i emmâre

    • İnsanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu.

    nefs-i rezile

    • İnsanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden alçak ve âdi duygu.

    nefs-i rezile ve deniye

    • İnsanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden alçak ve âdi duygu.

    nehiy / نهى / نَهِيْ

    • Yasak etmek. Menetmek.
    • Gr: Emrin menfi şekli.
    • Yasak.
    • Yasaklama.
    • Olumsuzluk. (Arapça)
    • Yasaklama. (Arapça)
    • Yasaklama.

    nehy / نهى

    • Yasaklama.
    • Yasak, yasak edilen şey.
    • Kur'ân-ı kerîmde yapılması istenmeyen şeyleri bildiren kelâm-ı ilâhî (Allahü teâlânın mübârek sözü).
    • Nehiy, yasaklama.
    • Olumsuzluk. (Arapça)
    • Yasaklama. (Arapça)
    • Nehy etmek: Yasaklamak. (Arapça)

    nehy-i ilahi / nehy-i ilâhî / نَهْيِ اِلٓهِي

    • Allah'ın yasaklaması.
    • Allah'ın yasaklaması.

    nehy-i kur'ani / nehy-i kur'ânî

    • Kur'ân tarafından konulan yasak.

    nehy-i sarih

    • Açık bir şekilde yasaklama.

    nehyetmek

    • Yasaklamak.

    nesh

    • Emir ve yasaklarla ilgili şer'î (dînî) bir hükmün, ondan sonra gelen şer'î bir delîl (hüküm) ile kaldırılması, yürürlülük zamânının sona erdiğinin haber verilmesi, açıklanması. Hükmü kaldırılan delîle, nâsih; kaldırılan hükme mensûh denir.

    nevahi / nevahî / nevâhî

    • (Nehy. den) Yasak edilmiş şeyler.
    • Allah (C.C.)tarafından menedilmiş olanlar.
    • Nehiyler, yasaklar.
    • Yasaklar, yapılması yasaklanan işler.

    nevahi-i şer'iye / nevâhî-i şer'iye

    • Şeriatın nehiyleri, yasakları.

    nikar / nikâr

    • Tasavvuf yolunda ilerliyenlerin birbirlerine emr-i ma'rûf nehy-i anil-münker yapmaları yâni Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmeleri.

    nüfus-u emmare / nüfus-u emmâre

    • İnsana daima kötülüğü emreden, yasak zevk ve isteklere teşvik eden nefisler.

    nüha

    • Yüksek olmak.
    • Miktar.
    • Bir kimse hakkında olan yasak ve men.

    peygamber

    • Allahü teâlânın, emirlerini ve yasaklarını kullarına bildirmeleri için insanlar arasından seçtiği ve kendilerine mûcizeler verdiği üstün zâtlar.

    reda'

    • Önleme, men'etme, yasaklama.

    ritic

    • Çıkmaz yol. Yasak olan şey. Haram.

    sabr

    • Emirleri yapmakta, yasaklardan sakınmakta, başa gelen belâ ve musîbetlere tahammül etme, katlanma.

    sahib-i zühd ve takva / sahib-i zühd ve takvâ

    • Zühd ve takva sahibi; her türlü nefsanî arzulara karşı koyarak kendini ibadete veren ve Allah korkusuyla dinin yasaklarından kaçınan kimse.

    salih

    • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, takva sahibi.

    salih amel / sâlih amel

    • Faydalı, yararlı iş; dinin emir ve yasaklarına uygun davranış.

    saliha

    • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, Allah'ın sevgili kulu mü'mine kadın.

    salihin / salihîn

    • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket edenler, Allah'ın sevgili kulları.

    salihlik / sâlihlik

    • Dinin emir ve yasaklarına uygunluk.

    şari' / şârî'

    • Kullarının dünyâ ve âhiret seâdetine (mutluluğuna) kavuşmaları için Peygamberleri aleyhimüsselâm vâsıtasıyla emir ve yasaklarını bildiren Allahü teâlâ. Şâri-i mübîn de denir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmesi (ulaştırması) gerektiğinde, kapalı hususları açıklaması bakımında

    sefahet / sefâhet

    • (Sefeh) Zevk ve eğlenceye ve yasak şeylere düşkünlük. Akılsızlık edip lüzumsuz yere, sonunu düşünmeden, hazz-ı nefs için masraf etmek.
    • Yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizce davranış, budalalık.

    sefahet-i beşeriye

    • İnsanların zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlükleri, budalalıkları.

    sefahet-i hayat

    • Hayattaki dinen yasaklanmış olan zevk ve eğlencelere düşkünlük.

    sefahet-i medeniyet

    • Batı medeniyetinin teşvik ettiği yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük.

    sefahet-i mutlak

    • Yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük.

    sefahetkarane / sefahetkârâne

    • Yasak zevk ve eğlenceye düşkün olarak, beyinsizce.

    sefalethane

    • Yasak zevk ve eğlencelerin ve çirkin işlerin yapıldığı yer.

    sefih / sefîh

    • Yasak zevk ve eğlencelere düşkün.

    sefihane / sefîhâne

    • Yasak zevk ve eğlencelere düşkün bir şekilde; beyinsizce.
    • Dinen yasaklanmış zevk ve eğlencelere düşkün olarak.

    şekur / şekûr

    • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kendisi için yapılan az tâate yüksek dereceler ihsân eden, sayılı günlerde yapılan ibâdete, sayısız mükâfât veren.
    • Çok şükreden, kendisine ihsân edilen nîmetlerin kıymetini bilip, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riâyetle O'

    senabil

    • Sünbüller. Başaklar.

    şer'

    • Şeriat, Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi.

    şer'-i islam / şer'-i islâm

    • İslâm şeriatı, Allah tarafından bildirilen, emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi.

    şer-i ahmedi / şer-i ahmedî

    • Pegamberimiz Hz. Muhammed'in getirdiği şeriat; Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi.

    şeriat / şerîat

    • Din, ilâhî kanunlar, Allahın emirleri ve yasakları.
    • Peygamberlere gelen ilâhî hükümler (emirler ve yasaklar), din. İslâmiyet.

    şeriat-ı islamiye / şeriat-ı islâmiye

    • İslâm şeriatı; Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi, İslâm.

    şeriat-i islamiye / şeriat-i islâmiye

    • İslâm şeriatı; Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi, İslâm.

    şeriat-i meşhure

    • Herkesçe bilinen şeriat; Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi.

    şerr

    • Kötülük.
    • Kavga gürültü,
    • Dinin yasak kıldığı iş.

    setriavret

    • Gösterilmesi yasak yerleri örtme.

    şeyh

    • İhtiyâr.
    • Bir ilim dalında ihtisas etmiş olan.
    • Mürşîd-i kâmil; insanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatan, dîni, İslâm'ı yayan ve onların mânen olgunlaşmalarını sağlayan rehber zât. Çoğul şekli meşâyıh ve şüyûhtur.

    sinn-i mükellefiyet

    • Dinî emir ve yasaklarla sorumlu olma yaşı.

    şükr

    • Verilen nîmetleri yerli yerinde kullanma. Allahü teâlâya, verdiği nîmetlerle isyân etmeme. Nîmetleri kullanırken sâhibini unutmama. Görülen iyiliğe karşı teşekkür. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyma.

    suleha / sulehâ

    • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden sâlih kimseler.

    sünbül

    • Başak.
    • Başak, filiz.

    sünbülat / sünbülât

    • (Tekili: Sünbül) Sünbüller, başaklar.

    sünbüle / سنبله

    • Başak.
    • Başak. (Arapça)

    sünbüllenmek

    • Filizlenmek, başaklanmak, çoğalmak.

    sünnet-i seyyie

    • İslâmiyet'in yasak ettiği, sonradan ortaya çıkan, kötü, beğenilmeyen şeyler. Peygamber efendimiz ve dört halîfesinin zamânında bulunmayıp da, onlardan sonra, dinde meydana çıkarılan ibâdet olarak yapılan şeyler. Bid'at.

    suretlerin tahrimi / sûretlerin tahrimi

    • Resimlerin haram kılınması, yasaklanması; haset, gurur, riya, şehvet gibi nefsanî duyguları kabartan ve İslâmiyetin sakındırdığı sonuçların doğmasına sebep olan resimlerin, fotoğrafların yasaklanması.

    taat / tâat

    • İtaat, Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınma.

    tabakat-ül-fukaha / tabakât-ül-fukahâ

    • Fıkıh âlimlerinin tabakası. Helâl ve haramı, emir ve yasakları bildiren fıkıh ilmi ile uğraşan âlimlerin dereceleri.
    • Fıkıh âlimlerini derecelerine göre tertîb edip (sıralayıp), hayatlarını ve eserlerini anlatan kitablar.

    tağut / tâğût

    • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına karşı gelen ve ibâdetten alıkoyan şeytânî varlık ve güçler.

    tahayyür / تحير

    • Şaşakalmak. Hayret etmek. Şaşırmak. Hayran olmak.
    • Şaşakalma.
    • Hayranlık. (Arapça)
    • Tahayyür etmek: Hayran kalmak, şaşakalmak. (Arapça)

    tahayyürat / tahayyürât

    • (Tekili: Tahayyür) Hayrete düşüp şaşakalmalar. Hayran olmalar.

    tahrim / tahrîm / تحریم

    • Haram kılma. Haram kılınma. Dince yasak edilme.
    • Kudsî sayarak yaklaşmayı yasak etme.
    • Haram kılma, yasak etme. Mahrum bırakma.
    • Yasaklama. (Arapça)
    • Yasaklanma. (Arapça)

    tahrimen mekruh / tahrîmen mekrûh

    • Kur'ân-ı kerîmdeki ve hadîs-i şerîfteki delîlinden zan ile anlaşılan yasak. Harama yakın olan fiil, iş.

    tahzir

    • Yasaklama, sakındırma, önleme.
    • Hazırlama.

    taki / takî

    • Allah'tan korkan, emir ve yasaklarını gözeten.

    takva / takvâ

    • Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek.
    • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma.
    • Allahü teâlâdan korkarak, haramlardan (yasaklardan, günâhlardan) sakınmak. Harama düşmemek için, şüphelilerden (haram veya helâl olduğu belli olmayan şeylerden) sakınmaya ise verâ denir. Bu bakımdan, haramlardan daha çok sakınma derecesi olan verâ da takvânın mânâsı altına girer.
    • "Vikâye"den. Allah'ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçınmak.

    takva-yı kamile / takvâ-yı kâmile

    • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma.

    takvacı / takvâcı

    • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan.

    takvacılar / takvâcılar

    • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyanlar.

    tebliğ / teblîğ

    • Peygamberlerin, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını, insanlara eksiksiz ve noksansız olarak bildirmeleri.

    telfik

    • Helâl ve harâm, emir ve yasak, ibâdet ve tâatte, belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, mezheblerin hükümlerinden kolay olanı yapma ve karıştırma.

    temaşager

    • (Temaşakâr) Seyirci. İbretle etrafı temaşaya çıkmış olan. (Farsça)

    tenkirat

    • Hoş görmeme, yasaklama.

    tenzihen mekruh / tenzîhen mekrûh

    • Yasak olmasına kuvvetli, açık bir delil, senet bulunmayıp, yapılması iyi olmayan şeyler.

    teşri / teşrî

    • Kânun koyma. Allahü teâlânın ve peygamberlerinin, insan hayâtının maddî ve mânevî bütün yönlerine dâir emir ve yasaklar koyması.

    teşri' eylemek

    • Dinî emir ve yasakları bildirmek. Kanun bildirmek. Bir emrin kanun gibi tatbikini istemek.

    tevellüh

    • (Çoğulu: Tevellühât) (Veleh. den) Şaşakalma. Şaşırıp sersemleşme.
    • Hayran etme.
    • Kadını çocuğunden ayırma.

    ülü'l-azm

    • Şerîat sâhibi, yeni din getiren peygamberlerden altı tânesine ve en büyüklerine verilen ad. Bunlar; Âdem, Nûh, İbrâhim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed aleyhimüsselâmdır. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara anlatırken çok sıkıntı çektikleri ve bu sık ıntılara sabr ettikleri için kendilerine bu isim

    ülü'l-emr

    • Emir sâhibleri. Devlet başkanı ve onun vazîfe verdiği kimseler veya İslâmiyet'in emir ve yasaklarını insanlara öğreten ve anlatan âlimler.

    vahy

    • Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını, peygamberlerine melek vâsıtasıyla veya vâsıtasız olarak bildirmesi.
    • Allah tarafından gelen emir ve yasaklar.

    vahy-i ilahi / vahy-i ilâhî

    • Allah tarafından peygamberlere bildirilen emir ve yasaklar.

    vahy-i ilahiye / vahy-i ilâhiye

    • Allah tarafından vahiyle gelen emir ve yasaklar.

    vaşık

    • Dağ köpeği. Vaşak.

    velhan

    • Şaşakalmış, şaşkın, sersem.

    veşak / وشق

    • Vaşak. (Arapça)

    yesag

    • Kanun, nizam. (Farsça)
    • Yasak. (Farsça)

    zacir

    • Mâni olan, alıkoyan, yasak eden. Zecreden. Zorlayan.

    zaruret / zarûret

    • Haram olan, yasaklanan bir işin yapılmasını mübâh (dînen serbest) kılan sebeb, özür.

    zecir / زَجِرْ

    • Yasaklama, zorlama.

    zecr

    • Yasaklama, yaptırmama.
    • Zorlama, zorla yaptırma, angarya işletme sıkma, eziyet.

    zecren

    • Sakındırma, yasaklama.

    zekeriyya aleyhisselam / zekeriyyâ aleyhisselâm

    • İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Yahyâ aleyhisselâmın babasıdır. Soyu Süleymân aleyhisselâma ulaşır. Mûsâ aleyhisselâmın dîninin emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etti. Yahûdîler tarafından şehîd edildi. Kabri Haleb'dedir.

    zevacir

    • (Tekili: Zâcire) Yasak edenler, men'edenler, önleyenler.

    zeval-i gaflet

    • Gafletin dağılması; Allah'ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâlinin sona ermesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR