REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ar etmek ifadesini içeren 148 kelime bulundu...

add

  • Hesablamak. Saymak. Sayılmak. İtibar etmek.

addetmek

  • Saymak. İtibar etmek. İttihaz etmek.

adem-i kabul

  • İsbatı tasdik etmemek. Şek, hükümsüzlük. İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak, nefy ve inkâr etmek, kabul etmemek, göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük. Bir terk, bir cehl-i mutlak.

agah / âgâh / آگاه

  • Haberdar. (Farsça)
  • Âgâh etmek: Haberdar etmek. (Farsça)
  • Âgâh olmak: Haberdar olmak. (Farsça)

alakadar / alâkadar / علاقه دار

  • İlgili, alakalı. (Arapça - Farsça)
  • Alâkadar etmek: İlgilendirmek. (Arapça - Farsça)
  • Alâkadar olmak: İlgilenmek. (Arapça - Farsça)

alarm

  • Tehlike anında herkesi haberdar etmek için verilen işaret. (Fransızca)

arz

  • Bir büyüğe bir şeyi hürmetle vermek. Bir işi büyüğüne hürmetle anlatmak. İzâh etmek. Takdim etmek. Bir kimseye bir şeyi izhar etmek.
  • Kıymetli bir şeyi diğer bir şeyle değiştirmek.
  • Bir şeyin birden, âniden meydana gelmesi.
  • Altın ve paradan gayrı mal, metâ. Bir şeyin uz

aşikar / âşikâr / آشكار

  • Açık, belli, aşikâr. (Farsça)
  • Âşikâr etmek: Ortaya çıkarmak, belli etmek. (Farsça)
  • Âşikâr olmak: Ortaya çıkmak, belli olmak. (Farsça)

bev

  • Geri çekmek.
  • Lâyık olmak.
  • İkrar etmek.

beve'

  • Geri çekmek.
  • İkrar etmek.
  • Lâyık olmak.

biat

  • Bağlılığını, itimadını bildirmek. Birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek. El tutarak bağlılığını alenen izhar etmek. Bağlılığını tazelemek.
  • Rey vermek.

bıtr

  • Bir şeyin boş yere zâyi olması.
  • İnkâr etmek.

ceyz

  • Döndürmek.
  • Dar etmek.

cühud

  • Bilerek inkâr etmek. Bildiği hâlde yanlış söylemek.
  • Peygamberimiz Resul-i Ekremi (A.S.M.) bildikleri ve mukaddes kitablarında O'nun evsâfını okudukları hâlde inkâr eden Yahudiler. (Türkçedeki "cıfıt" kelimesi bundan gelir.)
  • Bir kimseyi bahil bulmak.

duçar / dûçâr / دچار

  • Uğramış, yakalanmış, maruz kalmış. (Farsça)
  • Dûçâr etmek: Uğratmak, müptela etmek. (Farsça)
  • Dûçâr olmak: Uğramak, müptela olmak. (Farsça)

eme

  • Unutmak, nisyân.
  • İkrar etmek.

fedh

  • Bir kimseyi borca sokmak.
  • Ağır işe giriftar etmek.

ferr

  • Kaçmak. Firar etmek.
  • Davarın yaşını anlamak için dişini görmek.

feyz

  • (Çoğulu: Füyuz) Bolluk, bereket.
  • İlim, irfan. Mübareklik.
  • Şan, şöhret.
  • İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak.
  • Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su.
  • Bir haberi fâş etmek.
  • İçindeki düşüncesini izhar etmek.

firar / firâr / فرار

  • Kaçış, kaçma. (Arapça)
  • Firâr etmek: Kaçmak. (Arapça)

fıtr

  • Oruç açmak, iftar etmek.

hafy

  • Gizlemek.
  • Setretmek, örtmek.
  • İzhar etmek, görünmek.
  • Parlamak, yıldıramak.

haleldar / haleldâr / خللدار

  • Bozulmuş, bozuk. (Arapça - Farsça)
  • Haleldâr etmek: Bozmak, halel getirmek. (Arapça - Farsça)
  • Haleldâr olmak: Bozulmak, halel gelmek. (Arapça - Farsça)

halk

  • Yaratmak, yoktan var etmek.
  • Mahluk, yaratılmış, insan topluluğu.

herab

  • Kaçmak, firar etmek.

hıtta

  • Günahlardan istiğfar etmek.
  • Başkasının üzerinden suçluluğu kaldırmak.
  • (Çoğulu: Hıtat) Diyar, ülke, memleket.

hıyasa

  • Kulak halkası.
  • Dar etmek, darlaştırmak.
  • Dikmek.

hüfat

  • Nazar etmek, bakmak.

hükm-i zımni / hükm-i zımnî

  • Fık: Zımnen vaki olan hüküm. (Bir kimse diğer bir kimse aleyhine; "Benim filân şahıs zimmetinde sâbit olacak şu kadar lira alacağıma onun emriyle kefil olmuş idin" diye dâva ve o kimse kefâleti ikrar ve borcu inkâr etmekle müddei, borcu isbat ederek hâkim dahi hükmetse bu hüküm kefil aleyhine sarâhe

hutbe

  • İlâhi emir ve nehiyleri cemaate beyan ve ihtar etmek. Cuma veya bayram namazlarında müslümanlara hatibin İlâhi ve şer'i emirleri hatırlatan sözleri. (Hatib, bu hutbeyi söylemeye Halife veya İslâm Devlet Reisinden vazife ve salâhiyet almıştır.)

hütu'

  • Boyun uzatmak.
  • Çok nazar etmek, çok bakmak.

ibah

  • İtibar etmek, ehemmiyet vermek. Hürmet etmek.

ibaha

  • (İbahe) Sevab veya günah olmamak. Bir şeyin yasak ve haram olmaktan çıkması.
  • İzin vermek. Mübah ve helâl kılmak.
  • Bir şeyi izhâr etmek.

ibane

  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Ayırmak.
  • İzhar etmek, göstermek.

ibda'

  • İzhar etmek. Bir yerden diğer bir yere çıkmak.
  • Yaratmak. Nümunesiz şey yapmak.

iblag

  • Bildirmek. Yetiştirmek. Haberdar etmek. Göndermek.

iblağ etmek / iblâğ etmek

  • Bildirmek, haberdar etmek.

ibtidar / ibtidâr / ابتدار

  • Başlama, girişme. (Arapça)
  • İbtidâr edilmek: Başlanmak, girişilmek. (Arapça)
  • İbtidâr etmek: Başlamak, girişmek. (Arapça)

ibtizal

  • Çokluğu sebebiyle bir nimetin kıymetini bilmeyip, hor kullanmak.
  • Devamlı şeklide bir şeyi kullanmak.
  • Edb: Herkesin bildiği bir sözü tekrar etmek. (Mümtâziyetin zıddıdır.)

icad / îcâd / ایجاد

  • Vücuda getirmek. Yeniden bir şey meydana getirmek. Yoktan var etmek.
  • Var etme, yaratma. (Arapça)
  • İcat. (Arapça)
  • Îcâd edilmek: (Arapça)
  • Var edilmek, yaratılmak. (Arapça)
  • İcat edilmek, buluş yapılmak. (Arapça)
  • Îcâd etmek: (Arapça)
  • Var etmek, yaratmak. (Arapça)
  • İcat etmek, buluş yapmak. (Arapça)
  • (Arapça)

icad etmek

  • Yaratmak, var etmek.

icar / îcâr / ایجار

  • Kiralama. (Arapça)
  • Kiraya verme. (Arapça)
  • Kira. (Arapça)
  • Îcâr edilmek: Kiraya verilmek. (Arapça)
  • Îcâr etmek: Kiraya vermek. (Arapça)

icbar / icbâr / اجبار

  • Zorlama. (Arapça)
  • İcbâr edilmek: Zorlanmak. (Arapça)
  • İcbâr etmek: Zorlamak. (Arapça)

ictisar / ictisâr / اجتسار

  • Yüreklenme, cesaret bulma. (Arapça)
  • İctisâr etmek: Cesaretlenmek, cesaret bulmak. (Arapça)

iddia

  • Bir şeyin müsbet veya menfiliğini ısrarla söylemek. İleri sürülen fikir. Dâva etmek. Israr etmek. İnat etmek. Haklı veya haksız bir dâvaya kalkışmak.

ifna'

  • Mahvetmek. Tüketmek. Kıymetini kaybetmek. Çok zarar etmek. Yok etmek.

iftar / iftâr / افطار

  • Oruç açma. (Arapça)
  • Ramazan ayında verilen akşam yemeği. (Arapça)
  • İftâr etmek: Oruç açmak. (Arapça)

iftihar / iftihâr / افتخار

  • Övünme, kıvanma, kıvanç. (Arapça)
  • İftihar etmek: Övünmek, gurur duymak. (Arapça)
  • İftihâr etmek: Övünmek, kıvanç duymak. (Arapça)

ihbar / ihbâr / اخبار

  • Bildirme, haber verme. (Arapça)
  • İhbar etmek: Bildirmek, haber vermek. (Arapça)

ihtar / ihtâr / اخطار

  • Uyarı, hatırlatma. (Arapça)
  • İhtâr edilmek: Uyarılmak, hatırlatılmak. (Arapça)
  • İhtâr etmek: Uyarmak, hatırlatmak. (Arapça)

ihtisar / ihtisâr / اختصار

  • Kısaltma, özetleme. (Arapça)
  • İhtisâr edilmek: Kısaltılmak, özetlenmek. (Arapça)
  • İhtisâr etmek: Kısaltmak, özetlemek. (Arapça)

ihzar

  • İhzar etmek:
  • Hazırlamak.
  • Getirmek.

ıknat

  • Allah'a dua etme. Aczini ve fakrını anlayarak Allah'a yalvarma.
  • Namazda kıyamı uzatma.
  • İnkisar etmek.

ikrar / ikrâr / اقرار

  • İtiraf. (Arapça)
  • Dile getirme. (Arapça)
  • Kabullenme. (Arapça)
  • İkrâr etmek: (Arapça)
  • İtiraf etmek. (Arapça)
  • Dile getirmek. (Arapça)
  • Kabullenmek. (Arapça)

ilhah

  • Zorlamak. Israr etmek. Bir şeyin kabulü için son derece üstüne düşmek.

inad / inâd

  • Direnmek, muhâlefette (karşı çıkmakta) ısrar etmek. Kendini büyük görüp, hakkı, doğruyu kabul etmeme.

inkar / inkâr / انكار

  • Yadsıma, reddetme. (Arapça)
  • İnkâr edilmek: Yadsınmak. (Arapça)
  • İnkâr etmek: Yadsımak. (Arapça)

intihar / intihâr / انتحار

  • Kendini öldürme, canına kıyma. (Arapça)
  • İntihâr etmek: Kendini öldürmek, canına kıymak. (Arapça)

intişar / intişâr / انتشار

  • Yayılma. (Arapça)
  • Yayınlanma. (Arapça)
  • Üreme. (Arapça)
  • İntişâr etmek: (Arapça)
  • Yayılmak. (Arapça)
  • Yayınlanmak. (Arapça)

intizar / intizâr / انتظار

  • Bekleme, bekleyiş. (Arapça)
  • İntizâr etmek: Beklemek. (Arapça)

irhas

  • Hayırlı işler yapmak.
  • Israr etmek.
  • Duvar yapmak.
  • Sağlam şey.

isar

  • Kendisi muhtaç olduğu halde başkasına nimet vermek, cömertlik, ikrâm.
  • İhtiyar etmek.
  • Yumuşatmak.
  • Dökmek, serpmek. Saçmak.

isti'mar

  • Bir yeri imar etmek. Bir yerin mâmurluğunu istemek.
  • Müstemleke yapmak, sömürgeleştirmek. İstimlak etmek.

istidlal

  • Delil getirmek. Bir delile dayanarak netice çıkartmak. Delile nazar etmek. Muhakeme. Mülahaza ve anlama kudreti. Delil ile anlamak. Zihnin eserden müessire veya müessirden esere intikali.

istifsar / istifsâr

  • İstifsâr etmek: Açıklama istemek.

iştihar / iştihâr / اشتهار

  • Meşhur olma. (Arapça)
  • İştihâr etmek: Meşhur olmak. (Arapça)

istinkar / istinkâr

  • Bilmemezlikten gelmek.
  • İnkâr etmek.
  • Bilmediği bir şeyi sormak.

istizhar

  • Dayanmak. Güvenmek. Arka vermek.
  • Yardım istemek. Zahîr istemek.
  • Ezberlemek.
  • Aşikâr etmek.

itibar / itibâr / اعتبار

  • Saygınlık. (Arapça)
  • İtibar etmek: Değerlendirmek, dikkate almak. (Arapça)

izhar / izhâr / اظهار

  • Gösterme. (Arapça)
  • İzhâr etmek: Göstermek, belli etmek, açığa vurmak. (Arapça)

izhar-ı hak

  • Hakkı izhar etmek. Hakkı açıklama.

ızrar / ızrâr / اضرار

  • Zarar verme, zarara sokma. (Arapça)
  • Izrâr etmek: Zarar vermek, zarara sokmak. (Arapça)

kabul-i adem

  • Kalben ademi kabul etmektir. Hakkı inkâr etmek, hatalı bir hüküm ve itikattır. Hak mesleği kabul etmeyip indi ve şahsi görüşünü ileri sürerek başka bir yolda gitmektir, bir iltizamdır. İmânın zıddına şahsi görüşüne tâbi olmak, bâtılı kabul etmektir.

kar / kâr / كار

  • İş. (Farsça)
  • Kâr etmek: İşlemek, tesir etmek. (Farsça)

kebair

  • (Tekili: Kebire) Büyük şeyler, büyük günahlar. Kebairin sıralanışı:-Allah'ı inkâr etmek.-Allah'a şirk koşmak.-Kat'iyyen sâbit olan dini bir hükme inanmamak.-Allah'ın rahmetinden ümidini kesmek.-Allah'ın cezasından, mekrinden ve azabından emin olmak.-Günah üzerinde ısrar etmek. Yâni, herhangi bir gün

kend

  • Kesmek, kat'etmek.
  • Bir kimsenin nimetini ve iyiliğini bilmeyip inkâr etmek.

kerb

  • (Çoğulu: Kurub-Küreb) Yeri sürüp aktarmak.
  • Dar etmek.
  • Yakın olmak.
  • Gam, tasa, keder, endişe.

küfr

  • Örtmek; hakkı örtmek, kapamak, Hakk'ı inkâr etmek. Dinde bilinmesi ve inanılması zarûrî olan şeyleri ve ahkâm-ı şer'iyyeden (dînî hükümlerden) tevâtüren (kesin olarak) bildirilenleri inkâr etmek ve dinden olduğu herkesçe bilinen bir şeyi kabûl etmemek.

küfr-i mutlak

  • Hiç bir imâni hükmü olmamak, dine âit hiç bir hakikatı, Allah'ın varlığına âit hiç bir delili kabul etmemek. İhsan ve inayet-i İlâhiyyeye karşı şükür etmiyerek fiilen ve kavlen inkâr etmek. ("Neuzü billâh" dine söğmek gibi) Küfr-ü icabettiren bazı çirkin sözlere de "küfür" denilmiştir.

küfr-i nifaki / küfr-i nifâkî

  • Diliyle îmân ettiğini söyleyip, kalbiyle inkâr etmek. İnanmamak

küfran

  • Nankörlük etmek. Allah'ın ihsan ve inayetine mukabil teşekkür etmeyip fiilen veya kavlen inkâr etmek.

künud

  • Nankörlük. Nimeti inkâr etmeklik.

lafahr

  • Fahirsiz. İftiharsız. İftihar etmeksizin.
  • Fahrolmasın.

latt

  • (Çoğulu: Litât) Gerdanlık.
  • Lâzım olmak.
  • İnkâr etmek.
  • Sarkıtmak.
  • Örtmek.

makl

  • Suya batırmak.
  • Nazar etmek, bakmak.

mazz

  • Gönlün gamdan ve tasadan yanması.
  • İkrar etmek, kabul etmek, açıktan söylemek.

menfi hareket / menfî hareket

  • Yıkmak, yakmak, saptırmak, inkâr etmek vs. gibi olumsuz ve yıkıcı hareket, davranış.

muare

  • Zarar etmek.

mükaşefe / mükâşefe

  • Gizli şeyleri birbirine açıp keşf ve izhar etmek, açığa çıkarmak. Meydana çıkarmak.
  • Bir hususu keşif yolu ile anlamak, bilmek.
  • Cenab-ı Hakk'ın zât ve sıfatlarına ve sâir sırlarına vukufiyyet.

mükebbire

  • Büyük camilerde müezzinlerin, son cemaat yerlerinde namaz kılan halka, imamın tekbirlerini tekrar etmek üzere bulundukları çıkıntılı balkonlara verilen addır.

mülahafe

  • Mülâzemet, devamlı bir işle meşguliyet. Bir işe bağlılık.
  • İsrar etmek.

mülayemet

  • Lâtife etmek, şaka yapmak.
  • Sevinç izhar etmek.
  • Yumuşaklık. Uygunluk. Yumuşak huyluluk.
  • Bağırsakların yumuşaklığı.

mümanat

  • Uzatmak.
  • İntizar etmek, beklemek.

musafaha

  • El sıkışmak. Tokalaşmak.
  • Muhabbetini, arkadaşlığını, sevgisini izhar etmek.

nakli delil / naklî delil

  • Şer'î hükümler için naklî delil esastır. Yalnız akıl ile din namına hüküm getirilmez ve böyle bir hükmün dinle alâkası olmaz. Dinî meselelerde aklın ve ilmin vazifesi; dinî hükümlerdeki hikmetleri ve hakkaniyet delillerini görüp izhar etmektir. Kur'anın bazı âyetlerinde yapılan akla havaleler ve Kur

nefyetmek

  • İnkâr etmek, reddetmek.

neşr

  • Neşretmek, yaymak, bir haberi fâşetmek, herkese duyurmak, şâyi kılmak.
  • Başıboş cemaat.
  • Bulutlu günde yel esmek.
  • İzhar etmek.
  • Katetmek.
  • Mecnun veya hastaya duâ yazmak veya okumak.

nesv

  • İzhar etmek, göstermek, açıklamak.

nevs

  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.
  • Kaçmak, firar etmek.
  • Vahşi hımar, yabani eşek.

nezr

  • Suâlde ısrar etmek.
  • Az miktar, azlık.

nigah / nigâh

  • (Nigeh) Bakmak, nazar etmek. Bakış. (Farsça)

nisar / nisâr / نثار

  • Saçma. (Arapça)
  • Nisâr etmek: Saçmak. (Arapça)

rahnedar

  • Rahnedar etmek
  • Gedik: Açmak.
  • Zarar vermek.
  • Rahnedar olmak
  • Yarılmak, gedik: Açılmak.
  • Bozulmak, zarar görmek.

ramk

  • Nazar etmek, bakmak.

sad'

  • Yarılmak, yarmak.
  • Kesmek, kat'etmek.
  • Göstermek. İzhar etmek.
  • Beyân ve meyl etmek, açıklamak.

sadm

  • Def'etmek, kovmak.
  • Güç işe giriftar etmek.

satt

  • Cemaat, topluluk.
  • Cesediyle tokuşmak.
  • Kovmak, def'etmek.
  • Zor bir işe giriftar etmek.

savm-ı davudi / savm-ı davudî

  • Bir gün oruç tutup bir gün iftar etmek.

savmıvisal

  • İftar etmeksizin üst üste tutulan oruç.

şehr

  • Ay. 30 günlük zaman.
  • Bir şeyi izhar etmek. Teşhir etmek.

sektedar / sektedâr

  • Sektedâr etmek: Durdurmak, sekteye uğratmak.

selb / سلب

  • Kapma, kendine çekme. (Arapça)
  • İnkâr etme. (Arapça)
  • Selb: Etmek (Arapça)
  • Kapmak, çekmek, almak. (Arapça)
  • İnkâr etmek. (Arapça)
  • Yok etmek. (Arapça)

selbetmek

  • Red, inkâr etmek.
  • Kapmak, zorla almak.

şett

  • Dağınık olmak, târumar etmek, dağıtmak. Başka başka olmak.

sevm

  • Satılık bir şeye kıymet takdir etme, paha biçme.
  • Su-i kasd. Zulüm ve minnete giriftar etmek. Derde sokmak.
  • Dağlamak.
  • Başına buyruk olup istediği yere gitmek.
  • Kuş havada dolaşmak.
  • Satışa arzetmek.
  • Satın almak istemek.
  • Fâide yetiştirmek.<

şikar / şikâr / شكار

  • Av. (Farsça)
  • Av hayvanı. (Farsça)
  • Şikâr etmek: Avlamak. (Farsça)
  • Şikâr olmak: Avlanmak, av olmak. (Farsça)

ta'til

  • Allah'ı inkâr etmek.

tadarr

  • Birbirine zarar etmek.

tarümar / târümâr / تارومار

  • Dağınık. (Farsça)
  • Perişan. (Farsça)
  • Târümâr etmek: (Farsça)
  • Dağıtmak, karıştırmak. (Farsça)
  • Perişan etmek. (Farsça)
  • Tarümâr olmak: (Farsça)
  • Dağılmak, karışmak. (Farsça)
  • Perişan olmak. (Farsça)

tasabi

  • Aşkını izhar etmek, muhabbetini açığa vurmak.

tasmim

  • Bir şeyi önceden iyice kararlaştırmak. Azimet-i sadıka ile kastetmek.
  • Muhkem kılmak.
  • İnkâr etmek.
  • Endişe edip kaçınmamak.

tatallu'

  • Nazar etmek, bakmak.
  • Beklemek, gözlemek, muntazır olmak.

tazyik

  • Daraltmak, sıkıştırmak.
  • İcbar etmek.
  • Sıkıntı ve ızdırab vermek.
  • Zorlama, baskı.
  • Fiz: Bir kuvvet harcayarak yapılan basma veya itme işi. Basınç. Katı cisimler, üzerine konuldukları satıhlara; sıvılar, içinde bulundukları kabın hem dibine ve hem de yanlarına; ga

teakkub

  • Her nesnenin âkibetine nazar etmek. Sonuna bakmak.

tebriz

  • Dışarı çıkarmak.
  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.
  • Göstermek, izhâr etmek.

tecahüd

  • İnkâr etmek.

tecyif

  • Korkma, korkutulma.
  • Vurmak.
  • Murdar etmek, pisletmek.

teebbi

  • İnkâr etmek.
  • (Ebb. den) Bir kimseyi baba kabul etme. Baba edinme.

tefahur

  • Fahirlenmek. İftihar etmek. Kendini iyi görüp, kusurdan gaflet etmek.

tefeşşi

  • İntişar etmek, dağılmak.
  • Tecvidde: Harf okunduğu zaman sesin ağız içinde dağılıp uzatılmasına denir. Sin, sad, se, ra, fe, şın, mim, dad harflerine mütefeşşi harfleri denir.

tefeşşü'

  • Münteşir olmak, yayılmak, intişar etmek.

tefsir

  • Mestur, gizli bir şeyi aşikâr etmek. Mânâyı izhâr etmek.
  • Anladığını anlatmak. Bildiği kadar açıklamak.
  • Kur'ân-ı Kerim'in mânâsını anlatan kitab.
  • Ehl-i Hadis ıstılahında Tefsire dâir hadis-i şeriflere Tefsir denilir.

tehlil

  • İslâmiyetin tevhid akidesini hülâsa eden, ancak bir İlâh bulunduğunu, Onun da ancak ve ancak Allah (C.C.) olduğunu ifade eden "Lâilâhe illâllâh" sözünü tekrar etmek.

tekmim

  • Ağaç çiçek verecek vaktinde gılafıyla tomurcuğunu çıkarıp izhâr etmek.

tekvin / tekvîn

  • Var etmek. Meydana getirmek. Yaratmak.
  • İlm-i Kelâmda: Cenab-ı Hakk'ın sübutî bir sıfatıdır ve ademden vücuda getirmesi, icad etmesidir.
  • Var etmek, meydana getirmek, yaratmak, Kelâm ilminde Allah'ın subûti bir sıfatıdır, yokluktan vücuda getirmesi, icad etmesidir.

tekvinen

  • Var etmekle.

tekzib

  • Yalanlamak. Bir işe inanmayıp inkâr etmek. Yalan olduğunu söylemek.

temşir

  • Sevinmek.
  • İzhâr etmek, göstermek.

tercih

  • Üstün tutmak. Bir şeyi diğerinden fazla beğenmek, fazla itibar etmek.

teşdib

  • Arıtmak, temizlemek.
  • Tımar etmek.

teşvif

  • Tezyin etmek, süslemek.
  • Haberli olmak, anlamak, muttali olmak.
  • Bakmak, nazar etmek.

tezahür

  • Meydana çıkma, belirme, görünme. Gösteriş.
  • Birbirini korumak, birbirine arka olmak.
  • Arkalaşmak; yâni birbirine yardım etmek.
  • Avretine zıhar etmek, yani zevcesinin arkasını validesinin arkasına teşbih ederek "zuhruki kezuhri ümmî" demek.

tezkir-i müsellemat / tezkir-i müsellemât

  • Müsellematı, hakikat olduğu aşikâr bilinen şeyleri, hususları hatırlatmak, tekrar etmek.

tezyif

  • Çürütmek. Küçük düşürmek. Eğlenmek, alaya almak.
  • Bir şeyin dışını tezyin ve tanzim edip, içini fena yapmak. Kötü ayar etmek.
  • Tahkir etmek.

veşz

  • Kırmak.
  • Dar etmek, darlaştırmak.

vücut vermek

  • Yok olan birşeyi var etmek, yaratmak.

zar / zâr / زار

  • Perişan, ağlayan, inleyen. (Farsça)
  • İnilti. (Farsça)
  • Zâr etmek: Ağlayıp inlemek. (Farsça)
  • Zâr olmak: Ağlayıp inlemek. (Farsça)

zeal

  • İnkârdan sonra ikrâr etmek.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın