LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te anunla ifadesini içeren 170 kelime bulundu...

adalet

  • Zulüm etmemek. Herkese hakkını vermek ve lâyık olduğu muâmeleyi yapmak. Mahkeme. Hak kanunlarına uygunluk. Haksızları terbiye etmek. İnsaf. Mâdelet. Dâd. Cenab-ı Hakk'ın emrini emrettiği şekilde tatbik etmek. Suçluya Allah'ın emrini icra etmek.

adatın harıkı / âdâtın hârıkı

  • Âdetlerin, kanunların olağanüstünü, bir mu'cize olarak gerçekleşmiş olanı.

adatullah / âdâtullah

  • Allah'ın âdetleri, kâinata koyduğu kanunları.

adetullah / âdetullah

  • Allahın yaratıklardaki kanunları.

ahkam / ahkâm

  • Hükümler, kanunlar.
  • (Tekili: Hüküm) Hükümler. Kanunlar. Nizamlar.
  • Hükümler, kanunlar.

alem-i emir / âlem-i emir

  • Cenâb-ı Hakkın emirlerinin âlemi; İlâhî kanunlar âlemi.
  • Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem. Yaradılışa ait kanunlar âlemi.

asayiş

  • Emniyet, güvenlik, korku ve endişeden uzak hâl. Kanun, nizam hakimiyeti. İnsan cemiyetlerinde iktidar, hâkimiyet, bir zümrenin, bir sınıfın elinde olmaktan kurtulamamasından ve bir kısım insanlarca yapılan, istedikleri zaman değiştirilen kanunlara diğer insanların saygısı temin edilemediğinden asayi (Farsça)

aşk-ı kimyevi / aşk-ı kimyevî

  • Fıtrî meyil ve alâka. Kimyevî unsurlar arasında birbirlerine karşı olan cazibe ve birleşme meyelanları ki; birer İlâhi emir ve kanunlardır.Fransızcası: Affinite (afinite) dir.

avarız-ı divaniye

  • Tanzimat-ı Hayriye'den önce geçerli olan kanunlara göre alınan vergiler.

ayat-ı teşriiye / âyât-ı teşriiye

  • Şeriat kanunları.

bürhan-ı inni / bürhan-ı innî

  • Hâdiselerden kanunlarına, neticelerden sebeblerine ve eserden müessire olan delil. Dumanın ateşe delil olması gibi.
  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

burhan-ı limmi / burhan-ı limmî

  • Tümevarım; kanunlardan hâdiselere, sebeplerden neticelere, müessirden esere gitme usûl ve delili.

bürhan-ı limmi / bürhan-ı limmî

  • Kanunlardan hâdiselerine, sebeblerden neticelerine ve müessirden esere olan istidlâl. Yani eseri meydana getirenden esere olan delil. Kablî delil. Ateşin dumana delil olması gibi.

cinayetkar / cinayetkâr

  • Cinayet işleyen, kural ve kanunları hiçe sayarak hareket eden.

daire-i esbab

  • Sebepler dâiresi. Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem.

dar-ül-harb / dâr-ül-harb

  • İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edilmediği yer.

dar-ül-islam / dâr-ül-islâm

  • İslâm memleketi. İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edildiği yer.

defter-i kavanin-i emriye / defter-i kavânin-i emriye

  • Emir kanunları defteri, talimatname.

delil-i inni / delil-i innî

  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

desatir-i icadiye / desâtir-i icadiye

  • Yoktan yaratma kanunları.

desatir-i külliye

  • Her yerde ve konumda geçerli olan genel kurallar, prensipler, kanunlar; evrensel kanunlar.

desatir-i saadet-i dareyn / desatir-i saadet-i dâreyn

  • Dünya ve âhiret mutluluğunun düsturları, kanunları.

diktatör

  • Mevcut kanunları çiğneyerek, örf ve adalet esaslarına aykırı olarak, devleti keyfine göre idare eden devlet adamı. Müstebid. (Fransızca)

din

  • Ceza, ivaz.
  • İman ve amel mevzuu olarak insanlara Cenab-ı Hak tarafından teklif olunan Hak ve hakikat kanunlarının hey'et-i mecmuasıdır. Din, kâinatın, dünyanın hayatın ve insanın yaratılış gayeleri ve var oluş şekillerini açıklıyarak, onları mânasızlıktan ve abesiyetten kurtarır. İns

divan-ı ahkam-ı adliye / divan-ı ahkâm-ı adliye

  • Huk: Kanunlara göre, bakılacak dâvalarla ilgilenmek üzere 1284 yılında kurulan ilk nizâmiye mahkemesi.

düstur-u esasiye-i şer'iye

  • Şeriatın esas prensipleri, ana kanunları.

emr-i tekvini / emr-i tekvinî

  • Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler.

esasi kanunlar / esasî kanunlar

  • Anayasal kanunlar.

eşkiya

  • Şakiler. Yol kesenler. Asiler. Allah'a veya kanunlara isyan edip kötülük yapanlar. Haydutlar, anarşistler, âsiler. Hak ve kanunlara baş kaldıranlar, Allahın emirlerine karşı gelenler.

evamir-i icadiye / evâmir-i icadiye

  • Yoktan yaratma emirleri ve kanunları.

evamir-i tanzifiye / evâmir-i tanzifiye

  • Temizliği sağlayan emirler, kanunlar.

fıtrat-ı ilahiye / fıtrat-ı ilâhiye

  • İlâhi fıtrat, yaratılış kanunları.
  • San'at-ı Rabbaniye ve kudret-i İlâhiyenin dâima değişen bir defteri olan ve yanlış olarak "Tabiat" namı verilen Cenab-ı Hak'ın fıtrat kanunları ve mahlukatın yaradılışı.

fıtri / fıtrî

  • Doğuştan, yaradılıştan, fıtrata âit ve müteallik. Hayat kanunlarına uygun.

hadd-i şer'i / hadd-i şer'î

  • Şeriat kanunlarıyla verilen ceza.

hakaik-ı şeriat / hakâik-ı şeriat

  • Allah'ın koyduğu kanunlarda bulunan hakikatler.

harice temessül

  • Zihnî olan kelâmın hâricî âlemdeki kanunlara uygun şekilde tanzim edilişi.

hark-ı adat / hark-ı âdât

  • Adetleri, kanunları delme, onları devre dışı bırakarak var etme.

hikmet-i teşri'

  • (Hikmet-i teşriiye) Şeriata dayanan kanun yapma ilmi. Şer'î ve Rabbanî kanunların hikmeti.

hikmet-i teşriiye

  • Şeriata ait ve Rabbânî kanunların hikmeti.

hikmetin desatiri / hikmetin desâtiri

  • Herbir şeyi belirli gaye ve faydalara yönelik olarak tam yerli yerine yerleştiren ilmin kanunları, düsturları.

hilaf-ı vaki / hilâf-ı vâki

  • Gerçek dışı, meydana gelen hâdise ve kanunlara ters.

hukuk

  • (Tekili: Hakk) Haklar.
  • İnsanın cemiyet hayatında riâyet etmesi lâzım gelen kaideler, esaslar, yâni; şer'i ve adli hükümler. Haklıyı haksızdan ayıran kaideler.
  • Şeriat kitablarında yazılı olan haklar, kanunlar ve kaideler.
  • Üniversitenin hukuk tahsili yaptıran kısmı.
  • Haklar.
  • Hakikatler.
  • Kanunların verdiği hak.

hukuk-u gayr-i mektube

  • Kanunlarda mevcud olmayan örf ü âdet ve teâmül kabilinden olan haklar.

hukuk-u kemalat / hukuk-u kemâlât

  • Tam olarak işleyen kanunlar.

hukuk-u mektube

  • Kanunlarda yazılı olan haklar.

hukuk-u mevzua

  • Konulmuş kanunların meydana getirdiği hukuk.

ibadetgah / ibadetgâh

  • Kanunlarla tanınmış bir dine, bir mezhebe ait ibadetlerin icrasına tahsis olunan yerler. Mabet, ibadethane. (Farsça)

iç oğlanı

  • Saray hizmetine alınıp devletin çeşitli makamlarına namzed olarak yetiştirilen gençler. İç oğlanı, Yıldırım Bayezid zamanında yeni teşekküle başlayan saray hizmetlerinde bulunmak üzere yeniçerilik için toplanan devşirmelerden ayrılmak suretiyle meydana getirilmiş ve bu usûl sonradan yapılan kanunla (Türkçe)

icra kuvveti

  • Memleketi idâre eden, kanunları tatbik eden kuvvet.

istibdadkarane / istibdadkârane

  • İstibdad idaresi gibi. Kendi kendine, kanunları ve kimseyi tanımadan idare eder surette. (Farsça)

istikra-i tamm / istikrâ-i tâmm

  • Tam bir tümevarım, endüksiyon; parçalardan bütüne, fertlerden türlere, olaylardan kanunlara, ilimlerden kâinatın mükemmel olan düzen ve düzenliğine varma yöntemi.

kanun-u beşeri / kanun-u beşerî

  • İnsanların koyduğu kanunlar.

kanun-u kader-i ilahi / kanun-u kader-i ilâhî

  • Allah'ın meydana gelecek hadiseleri gerçekleşmeden önce sonsuz ilmiyle belirlediği ve bütün kâinatta geçerli olan kanunlar.

kanun-u medeniyet

  • Medeniyet kanunları.

kanun-u şeriat

  • Şeriat kanunları, kuralları.

kanun-u siyaset

  • Siyaset kanunları.

kanunda inhisar-ı kuvvet

  • Gücü sadece kanunlara münhasır kılmak, güç ve kuvvetin sadece kanunların eline verilmesi.

kanuni / kanunî

  • Kanunlar gereği.

kānuni / kānûnî / قَانُونِي

  • Kanunla olan.

kanunname

  • Kanun kitabı, kanunların yazılı olduğu kitap.

kavanin / kavânin / kavânîn / قوانين

  • (Tekili: Kanun) Kanunlar. Devlet idare kaideleri. Şeriatın her bir mes'elesi.
  • Kanunlar.
  • Kanunlar.
  • Kanunlar.
  • Kanunlar. (Arapça)

kavanin-i acibe / kavanîn-i acibe

  • Hayret verici kanunlar.

kavanin-i adatullah / kavânin-i âdâtullah

  • Âdetullah kanunları; kâinatta işleyen İlâhî yasalar, yaratılış kanunları.

kavanin-i adet / kavânîn-i âdet

  • Allah'ın kâinata koyduğu tabiat kanunları.

kavanin-i akliye / kavânîn-i akliye

  • Aklî kanunlar.

kavanin-i amika-i dakika / kavânin-i amîka-i dakîka

  • Çok ince ve derin kanunlar.

kavanin-i askeriye

  • Askeri kanunlar.

kavanin-i beşer

  • İnsanlarca ortaya konulan kanunlar, yasalar.

kavanin-i cezaiye

  • Ceza kanunları.

kavanin-i emriye / kavânîn-i emriye

  • Cenâb-ı Hakkın doğrudan emrinden gelerek vasıtasız işleyen kanunları.

kavanin-i esasiye / kavânîn-i esâsiye

  • Ana yasalar, ana kanunlar.

kavanin-i ezeliye / kavânin-i ezeliye

  • Başlangıcı olmayan kanunlar.

kavanin-i ezeliye-i sübhaniye / kavânîn-i ezeliye-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve temiz olan Allah'ın ezelî kanunları.

kavanin-i fenniye / kavânin-i fenniye

  • Bilimsel kanunlar.

kavanin-i hadsiye

  • Hadse âit düstur ve kanunlar.

kavanin-i hak / kavânin-i hak

  • Hakkın kanunları, şeriat yasaları, doğru kanunlar.

kavanin-i hayat / kavânîn-i hayat

  • Hayat yasaları, kanunları.

kavanin-i hayatiye / kavânin-i hayatiye

  • Hayat kanunları.

kavanin-i hikmet / kavânin-i hikmet

  • Hikmet kanunları.

kavanin-i hilkat

  • Yaratılış kanunları.

kavanin-i icraat / kavânîn-i icraat

  • Kâinattaki, tabiattaki İlâhî icraat ve faaliyet kanunları.

kavanin-i içtimaiye / kavânin-i içtimaiye

  • Sosyal kanunlar.

kavanin-i ilahiye / kavanin-i ilâhiye / kavânin-i ilâhiye

  • İlâhî kanunlar. Şeriat.
  • İlâhî kanunlar.

kavanin-i ilm-i ezeli / kavânin-i ilm-i ezelî

  • Cenâb-ı Allah'ın ezelî ilminin kanunları.

kavanin-i ilmiye / kavânîn-i ilmiye

  • Bilimsel kanunlar.

kavanin-i itibariye / kavânîn-i itibariye

  • Görünmeyen mânevî kanunlar.

kavanin-i kader

  • Kader kanunları.

kavanin-i külliye / kavânin-i külliye

  • Türleri, sınıfları içine alan, kapsamlı kanunlar.

kavanin-i latife / kavanin-i lâtife

  • Lâtif, ince, şirin olan kanunlar.

kavanin-i mahsusa / kavânîn-i mahsusa

  • Özel kanunlar.

kavanin-i meşiet / kavânin-i meşiet

  • Allah'ın irade ve dilemesinin tecellisi olan kanunlar.

kavanin-i muayyene / kavânîn-i muayyene

  • Belirli kanunlar.

kavanin-i rahmet / kavânîn-i rahmet

  • Rahmet kanunları.

kavanin-i rububiyet / kavânîn-i rububiyet

  • Allah'ın herbir varlığa, yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması ile ilgili kanunlar.

kavanin-i sariye / kavânin-i sâriye

  • Varlıklara geçen ve onlarda işleyen kanunlar.

kavanin-i şeriat / kavânîn-i şeriat

  • Şeriat kanunları; İslâm dininin her alanda koyduğu prensipleri.

kavanin-i şeriat ve fazilet

  • Şeriat ve fazilet kanunları.

kavanin-i tabiiye

  • Allah'ın kâinata koyduğu tabiat kanunları, kâinattaki kanunlar.

kavanin-i teşekkülat / kavânin-i teşekkülât

  • Allah'ın varlıkları yaratmada ortaya koyduğu kanunlar; oluşum kanunları.

kavanin-i teşkiliye / kavânîn-i teşkiliye

  • Oluşma, meydana gelme kanunları.

kavanin-i ubudiyet / kavânin-i ubûdiyet

  • Kulluk kanunları.

kavanin-i umumiye-i içtimaiye / kavânin-i umumiye-i içtimaiye

  • Genel sosyal kanunlar, prensipler.

kazi

  • (A, uzun okunur) Dâvalara hüküm ve kaza eden. Şeriat kanunlarına göre dâvalara bakan hâkim. Kadı.
  • Yapan, yerine getiren.

keramet / kerâmet

  • İkrâm, üstünlük.Hangi peygamberin ümmetinden olursa olsun, velîlerden âdet dışı, yâni fizik, kimyâ ve fizyoloji kânunları dışında meydana gelen şeyler, hâdiseler.

kitab-ı mübin / kitâb-ı mübîn / كِتَابِ مُب۪ينْ

  • Kaderde olan her şeyin gerçekleşmesinde esas tutulan kānunların bütünü; Allahın geçmiş ve gelecekten ziyâde, şimdiki hâle bakan ilmi.

kudat

  • (Tekili: Kadı) Kadılar. Şeriat kanunlarıyla hâkimlik edenler.

laik

  • Dine istinad etmeyen. Ruhanî olmayan kimse. Dini olmayan şey. Dinî olmayan fikir, dinî olmayan müessese, sistem veya prensip. Devleti dinî esas ve hükümler ile idare etmeyen sistem. Temel esasların ve kanunların menşeini ve teşri'de (kanun yapmakta) hareket noktasını ve değer ölçüsünü dine isnad etm (Fransızca)

mecelle

  • Tanzîmât'ın îlânından sonra, Ahmed Cevded Paşa'nın başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanan; İslâm hukûkunun muâmelâta (alışveriş, şirketler, hibe v.b.) âit hükümlerinin Hanefî mezhebine göre maddeler hâlinde tertibinden meydana gelen kânunlar veya bu kânunları içerisine alan mecmûa.

mecmu-u kavanin / mecmu-u kavânîn

  • Bütün kanunlar.

mecmu-u kavanin-i itibariye / mecmu-u kavânin-i itibariye

  • Varsayıma dayalı kanunlar bütünü.

mecmua-i kavanin / mecmua-i kavânîn

  • Kanunlar kitabı.

mecmua-i kavanin-i adat-ı ilahiye / mecmua-i kavânîn-i âdât-ı ilâhiye

  • Allah'ın kainata koyduğu, devam eden kanunların tamamı; İlâhî âdetler ve kanunların toplamı.

menabi-i şeriat

  • İslâm kanunlarının kaynakları.

mevadd

  • (Tekili: Madde) Fezâda, boşlukta yer kaplayan varlıklar. Maddeler. Cisimler.
  • Kısımlar.
  • Kanunlar. Kaideler. İşler. Hususlar.
  • Söz ve beyana sebeb olan mevcudat. Her şeyin aslı, mayası.

mevzuat / mevzûat / mevzûât / مَوْضُوعَاتْ

  • Kurallar, kanunlar.
  • Kanunlar, kaideler.

mevzuat-ı beşer

  • İnsanların koyup kabul ettikleri hükümler ve kanunlar.

mü'min

  • Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. İnanan. Allah'a, âhirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse.
  • Emniyete kavuşan.
  • Korkulardan emniyet veren (Allah C.C.)

muhkemat / muhkemât

  • İslâmiyetin sağlam ve kuvvetli kanunları, emirleri; yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık sözler, kesinlik ifade eden naslar.

mukannen / مُقَنَّنْ

  • Kanunla belirlenmiş, düzenli.
  • Kanunla belirli.

nasfet

  • (Nasafet) İnsaf. Haklılık. Bir şeyin yarısını almak. Hakkaniyet. İnsanları, kanunların şümulüne girmeyen hakları te'min ve ifasına zorlayan fotri adâlet hissi.

nefis-perest

  • Şeriat kanunlarına aykırı olarak, ahlâk kaidesini tanımadan nefsinin isteklerine uyan. Nefsine taparcasına düşkün olan.

nevamis / nevâmis

  • (Tekili: Namus) Namuslar, kanunlar, şeriatlar.
  • Kanunlar, yasalar.
  • Namuslar, kanunlar.

nevamis-i bedia / nevâmîs-i bedia

  • Eşsiz kanunlar.

nevamis-i cariye / nevâmis-i câriye

  • Akıp giden, süregelen, yürürlükte olan kanunlar.

nevamis-i fıtrat / nevâmis-i fıtrat

  • Yaratılışa Allah tarafından konulan temel kanunlar, anayasa kanunları.

nevamis-i hikmet / nevâmis-i hikmet

  • Hikmetin kanunları.

nevamis-i hükumet / nevâmis-i hükûmet

  • Hükûmetin uyguladığı kanunlar, yasalar.

nevamis-i ilahi / nevâmîs-i ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın koymuş olduğu kanunlar.

nevamis-i ilahiye / nevamis-i ilâhiye / nevâmis-i ilâhiye

  • İlâhî kanunlar.
  • İlâhî anayasa kanunları.

nevamis-i kudret / nevâmis-i kudret

  • Kudret kânunları, namusları.

nizamat / nizâmât

  • Düzenler, kanunlar, sistemler.

şer'

  • Dinî kanunlar.

şer'-i tekvini / şer'-i tekvînî

  • Allah'ın kâinata koyduğu kanunlar, yaratılış şeriatı.

şeran / şerân

  • Şeriata göre, dinî kanunlar bakımından.

şerayi'

  • Şeriatlar. Cenâb-ı Hakkın hükümleri, emirleri, kanunları.

şeriat / şerîat

  • Din, ilâhî kanunlar, Allahın emirleri ve yasakları.

şeriat sahibi

  • İlâhi kanunların sahibi olan Allah.

şeriat-ı fıtriye

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların bağlı olduğu anayasa, kanunlar mecmuası.
  • Cenab-ı Hakk'ın kâinatta vaz'ettiği fıtrî kanunlar. Âlemin harekât ve sükûnetini tanzim eden ve Allahın irade sıfatından gelen kanunlar.

şeriat-i fıtriye

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların fiillerini düzen altına alan kanunlar.

şeriat-ı fıtriye / şerîat-ı fıtriye / شَر۪يعَتِ فِطْرِيَه

  • Yaratılışa âit kanunlar.

şeriat-ı fıtriye-i kübra / şeriat-ı fıtriye-i kübrâ / şerîat-ı fıtriye-i kübrâ / شَر۪يعَتِ فِطْرِيَۀِ كُبْرَا

  • Kâinattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanun; tabiat kanunlarının bütünü.
  • En büyük yaratılış kanunları.

şeriat-ı fıtriye-i kübra-yı ilahiye / şeriat-ı fıtriye-i kübrâ-yı ilâhiye

  • Kainattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük, İlâhi kanunlar.

şeriat-ı fıtriyye-i ilahiye / şeriat-ı fıtriyye-i ilâhiye

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu İlâhi kanunlar.

şeriat-ı hilkat

  • Yaratılış kanunu, Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar.

şeriat-ı hıristiyaniye

  • Hiristiyanlık dininin hükümleri, kanunları.

şeriat-ı ilahiye / şeriat-ı ilâhiye

  • Allah'ın koymuş olduğu anayasa, kanunlar mecmuası.

şeriat-ı iradiye

  • Allah'ın iradesiyle oluşan şeriat, tabiat kanunları.

şeriat-ı kübra-yı fıtriye / şeriat-ı kübrâ-yı fıtriye

  • Yaratılışta konulan ilâhî büyük şeriat, kâinattaki kanunlar.

şeriat-ı kübra-yı ilahiye / şeriat-ı kübrâ-yı ilâhiye

  • Allah'ın kâinata koyduğu ve bütün varlıkların tabi olduğu büyük anayasa, kanunlar mecmuası.

şeriat-i tekvini / şeriat-i tekvîni

  • Allah'ın kâinatta koyduğu yaratılış kanunları.

şeriat-ı tekviniye / şeriat-ı tekvîniye

  • Allah'ın kâinatta koyduğu yaratılış kanunları.

şeriatıfıtriye / şerîatıfıtrîye

  • Allahın tabiata koyduğu kanunlar.

sihr

  • Tabiat kuvvetleri, fizik, kimyâ ve biyoloji kânunları dışında gizli sebebler kullanarak, garip şeyleri yapmayı sağlayan iş, büyü.

sırr-ı teslimiyet

  • Allah'ın kanunlarına teslim olma ve boyun eğmenin içindeki gizli sır.

sırr-ı teşri

  • Şer'î kanunların sırrı.

sultan süleyman han

  • (Hi: 900-974) Osmanlı Padişahlarının onuncusu, İslâm Halifelerinin yetmişbeşincisidir. Yavuz Sultan Selim Han'ın oğludur. Avrupa-vari bir kısım kanunlar yapılmasına vesile olduğundan Kanuni nâmı ile de tanınır. Padişahlık yılları Osmanlı Devletinin en haşmetli devri olup, Avrupa, Asya Osmanlıların e

sünnet-i ilahiye / sünnet-i ilâhiye

  • Allah'ın kainata koyduğu kanunlar.

sünnetullah / sünnetullâh / سُنَّةُ اللّٰهْ

  • Kâinatta yürürlükte olan İlâhî kanunlar.
  • İlâhî kanunlar.
  • Kanun, âdet.
  • Yanlış olarak "tabiat kanunları" denilen ilâhî kanunlar.
  • Allahın icrâat kanunları.

taaddi / taaddî

  • Geçme, öteye geçme, saldırma.
  • Zulmetme, adaletsizlik.
  • Örf, âdet ve kanunların sınırını aşma.
  • Arapça'da lâzım bir fiili müteaddî yapmak.

tabiat

  • (Tabia) Yaratılış, huy, karakter.
  • Âlem ve içindekiler. Şeriat-ı fıtriyye. Hadiselerin ve varlıkların bağlı olduğu kanunlar. Allah, tabiatı yarattığı ve varlıkların nasıl hareket edeceğini kanunlariyle ve emirleriyle tayin ettiği halde Allah'ı inkâr edip tabiat yapıyor diyenler büyük
  • Yaradılıştan gelen temel özellik, yaradılış, huy, ilâhî kanunlar.

tabiatı taklid

  • Tabiatta cari olan kanunları kelâmda da kendine göre tatbik etme.

tagun

  • Azgın kimseler.
  • Cenab-ı Hakk'ın emir ve kanunlarından gaflet edip haksızlık edenler, zulüm edenler.

takannün

  • Kanunlaşma. Değişmez halde, kat'i olarak belirme.

tebliğ-i şeriat

  • Peygamberlere mahsus beş vasıftan birisi olan, Allah'tan (C.C.) aldıkları emir ve kanunları insanlara aynen bildirmeleri.

tekvinen / tekvînen

  • Kâinat ve fıtrat kanunları ile.

tekvini evamir / tekvînî evâmir

  • Kâinattaki kanunlar, İlâhî emirler.

tenfiz-i ahkam / tenfiz-i ahkâm

  • Hükümleri yürütmek, kanunları tatbik etmek.

teşkilat-ı esasiye / teşkilât-ı esasiye

  • Anayasa. Kanun-u esasî. Devletin temel kuruluş şeklini tayin eden ve teşrinin yani meclisin, hükümetin ve mahkemelerin salâhiyetleri nasıl kullanılacağını; vatandaşların umumi hak ve hürriyetlerini gösteren temel kanunlardır.

teşrii / teşriî

  • Yasamaya dair, kanunla ilgili, şeriata dair.

vedud

  • Çok şefkatli. Kendisine çok sevgi beslenen. Cenâb-ı Hak. (Vedud ismine mazhar olan muhakkıkin-i evliya: "Bütün kâinatın mâyesi, muhabbettir. Bütün mevcudatın harekâtı muhabbetledir. Bütün mevcudattaki incizab ve cezbe ve câzibe kanunları, muhabbettendir." demişler.)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR