LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te andak ifadesini içeren 44 kelime bulundu...

ahval-i hazıra / ahvâl-i hâzıra

  • Şu andaki hâller.

alfabe

  • Bir lisandaki sesleri gösteren harflerin, belli bir sıraya göre dizilmiş takımı. (Fransızca)
  • Okuyup yazmayı yeni öğrenecekler için başlangıç kitabı. (Fransızca)
  • Bir işin başlangıcı. (Fransızca)

ayet / âyet

  • Kurândaki her bir cümle, delil, bellik.

baz-güşa

  • İnsandaki ayırdetme kuvveti. (Farsça)

cebriye

  • İnsandaki iradeyi inkâr eden batıl bir mezhep.

celiyyat

  • (Tekili: Celi) Aşikâr, açık, aleni, meydandaki şeyler.

cerahat

  • Yaradan akan irin. Yaralı vücudda toplanan kandaki küreyvât-ı beyzâdan (ak yuvarlardan) mürekkeb kan. Yaradan akan beyaz akıcı cisim.

cihaz-ı insaniye

  • İnsandaki bir duygu.

cüz'i ihtiyar / cüz'î ihtiyar

  • İnsandaki sınırlı irade.

cüz-i ihtiyar

  • İnsandaki çok az seçim gücü, irade.

cüz-ü ihtiyar

  • İnsandaki çok az seçim gücü, irade.

dalgakıran

  • Bir limandaki tekneleri dalgaların te'sirinden muhafaza etmek için denizde yapılan set. (Türkçe)

fakr-ı beşeri / fakr-ı beşerî

  • İnsandaki fakirlik, her şeye muhtaç olma özelliği.

faris

  • İran. İranlı.
  • Binici, süvâri.
  • Ferasetli, anlayışlı.
  • İrandaki Şiraz vilâyeti.

fitne-i ahirzaman / fitne-i âhirzaman

  • Âhirzamandaki fitne. Deccal fitnesi.

hıred

  • Akıl, fikir, zihin. İnsandaki düşünce ve anlayış kuvvesi. (Farsça)

huy

  • İnsandaki yerleşmiş özellik.

huzu'

  • Mahviyet ve tevazu hali, alçak gönüllü olmak. Allah'ın azametini, celal ve cemalini, büyüklüğünü tahattur ve tefekkürden hâsıl olan, insandaki huzur ve huşu' hâli.

iktidar-ı imani / iktidar-ı imanî

  • İmandaki iktidar ve güç.

istidadat-ı beşeriye / istidâdât-ı beşeriye

  • İnsandaki kabiliyetler, yetenekler.

kalu bela / kalû belâ

  • Cenab-ı Hak ruhları yaratıp, onlara Rabbiniz değil miyim, meâlinde: "Elestü Bi-Rabbiküm" buyurduğunda, ruhlar: "Evet Rabbimizsin" meâlindeki Kalu Belâ diye cevap verdiklerini bildiren Kur'andaki bir tâbirdir.

kasemat-ı kur'aniye / kasemât-ı kur'aniye / kasemât-ı kur'âniye

  • Kur'andaki ahitler, yeminler.
  • Kur'ândaki geçen yeminler.

kesb

  • İnsandaki seçme hareketi, istek, ihtiyâr. İsteğin uygulama safhasına sokularak ortaya konulması.
  • Kazanmak, kazanç.

kıble saati

  • Herhangi bir yerde, güneşin kıble hizâsında bulunduğu andaki vakit. Güneşin hangi saatte kıble hizâsında bulunduğu hesâb edilir ve takvimlere yazılır. Bu saatler hergün değişmektedir.

küreyvat

  • Kandaki küçük yuvarlak cisimler. Küçük küreler.

küreyvat-ı beyza

  • Kandaki beyaz renkte ve çok küçük kürecikler. Kan ve lenf gibi vücud mâyilerinde bulunan çekirdekli ve yuvarlak hücreler. Kırmızı küreciklere nisbetle azdırlar. Vazifeleri hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır. Ne zaman müdafaaya girseler Mevlevi gibi iki hareket-i devriye ile sür'atl

kuva-yı insaniye / kuvâ-yı insaniye

  • İnsandaki güçler, duygular, duyular.

kuvve-i hafıza-i insaniye / kuvve-i hâfıza-i insaniye

  • İnsandaki hafıza duygusu, bellek.

latife-i insaniye / lâtife-i insaniye

  • İnsandaki ince duygular.

letaif-i insaniye / letâif-i insaniye

  • İnsandaki ince ve yüce duygular.

lezzet-i iman

  • İmandaki lezzet.

lezzet-i marifet

  • İlim ve irfandaki lezzet.

li-aynihi / li-aynihî

  • Kendisi ile bir. Aynı ile.
  • Allah tarafından emrolunan bir şeydeki güzellik, ya li-aynihi bir hüsündür veya li-gayrihi bir hüsündür. Ya kendi zatındaki bir güzellikten dolayı hasendir veya başkasında sabit bir güzellikten dolayı bir hasendir. Meselâ: Biz iman ile me'muruz. İmandaki hü

maslahat-ı ezaniye / maslahat-ı ezâniye

  • Ezandaki maslahat, gaye, maksat.

mezahim-i hazıra / mezahim-i hâzıra

  • Bu zamandaki belâlar, zorluklar, anarşik hadiseler. İçtimâi zorluklar.

mümeyyiz

  • Temyiz eden, ayıran, iyiyi kötüyü farkeden.
  • İmtihandaki talebenin bilgisini imtihan ederek yoklayan kimse.
  • Gr: Tırnak işareti.

mütasarrıfa

  • İnsandaki görünmeyen his organlarının beşincisi; his organları vâsıtası ile elde edilen duyuları ve mânâları karşılaştırıp, yeni mânâlar elde etmeye yarayan kuvvet.

muvazene-i vasia / muvazene-i vâsia

  • Geniş alandaki denge.

nami

  • Büyüyen, artan, ürmee kuvveti olan. Nebat ve hayvandaki büyüyüp gelişme kuvveti.
  • Farsçada: Namlı, şöhretli, ünlü.

nebati ve hayvani kuvveler / nebâtî ve hayvânî kuvveler

  • İnsandaki bitkisel ve hayvanî duygular.

sırr-ı iman / sırr-ı îmân

  • İmandaki gizli gerçek.

vakıf / وَقِفْ

  • Kurândaki durak yeri.

zebh

  • Boğazlama, kesme. Hayvanın boğazındaki yemek borusu, hava borusu, iki yandaki kan damarından üçünü bir anda kesmek.

zevk-i imani / zevk-i imanî

  • İmandaki zevk.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın