LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te andıran ifadesini içeren 147 kelime bulundu...

abidevi / abidevî

  • Abide gibi. Abideyi andıran, âbideye benzeyen şekilde.

acaib vezaif / acaib vezâif

  • Acayip vazifeler, hayret ve hayranlık uyandıran görevler.

acaib-i san'at

  • Hayranlık uyandıran san'atlar.

acib / acîb

  • Şaşılan ve hayret uyandıran şey. Benzeri görülmeyen. Garib. Taaccüb olunan şey.

acibe / acîbe

  • Şaşılan ve hayret uyandıran şey; benzeri görülmeyen; garip.

ahkam-ı şahsiye / ahkâm-ı şahsiye

  • Huk: Şahsın kendisini alakalandıran hükümler.

akılsuz

  • Aklı yandıran, aklı gideren. (Farsça)

alakabahş / alâkabahş

  • İlgi uyandıran. Alâka uyandıran. (Farsça)

asmende

  • Şaşkın, alık, dalgın. Hile ile kandıran, hileci.

bel'am

  • Terbiyesiz, açgözlü, obur.
  • Hz. Musa (A.S.) hakkında, yalan ve fena söyleyerek Beni-İsrail'i kandıran Bel'am bin Baura adında birinin adı.

bendenüvaz

  • Kölesini iltifatlandıran, adamını taltif eden. (Farsça)

betatron

  • yun. Fiz: Elektronları hızlandıran elektromanyetik bir âlet.

bünye-hiz / bünye-hîz

  • Vücudu canlandıran, bünyeyi kaldıran. (Farsça)

çalgı

  • Müzik âleti. Müzik, çalgı. (İslâm âlimleri insanda maddi, hayvâni hisler ve hevesler uyandıran müziğin haram olduğunu bildirmişlerdir.)

canperver

  • Kalbi ferahlandıran. Ruha hoş gelen. (Farsça)

davudi / davudî

  • Hz. Davud'un (A.S.) sesini andıran kalın gür ses.

derya-misal

  • Deniz gibi çok olan, denizi andıran.

deyyan / deyyân

  • Mükâfatlandıran veya cezalandıran, hâkim. Allah.

dil-asa / dil-âsâ

  • Gönlü rahatlandıran, avutan. (Farsça)

diyar-ı irfan / diyâr-ı irfan

  • İrfan ülkesi; uçsuz bucaksız bir beldeyi andıran Allah'ı tanıma, İlâhî hakikatlere ulaşma özelliği.

dram

  • yun. Korkunç ve kanlı tiyatro piyesi.
  • Müthiş bir vakıa. Musibet, felâket. Heyecan uyandıran hâdise veya hareket.

ef'al-i rahmaniyet / ef'âl-i rahmâniyet

  • Rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah'ın fiilleri.

errahim

  • En merhametli, büyük nimetler veren, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vermek suretiyle mükâfatlandıran Allah (C.C.)

esefli

  • Hayıflandıran, üzen.

faaliyet-i hayretnüma / faaliyet-i hayretnümâ

  • Hayret veren, hayranlık uyandıran faaliyet.

fabrika-i kainat / fabrika-i kâinat

  • Bir fabrikayı andıran kâinat, evren.

felsefe-i tabiiye

  • Yaratılışı ve her şeyi tabiata dayandıran felsefe.

felsefe-i tabiiye ve maddiye

  • Herşeyi tabiata ve maddeye dayandıran felsefe.

firib

  • Aldatıcı, aldatan, kandıran manasında birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dil-firib : Gönül aldatan. Nazar-firib : Göz aldatan. (Farsça)

füruz

  • Parlatan. Nurlandıran. (Farsça)

garabet-i san'at-ı ilahiye / garâbet-i san'at-ı ilâhiye

  • Allah'ın hayranlık uyandıran san'atı.

halebe

  • (Tekili: Hâlib) Kandıranlar, aldatanlar, hile yapanlar.

halık-ı rahman / hâlık-ı rahmân

  • Rahmeti her şeyi kaplayan, yaratıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran yaratıcı, Allah.

handek gazvesi

  • Peygamberimizin (A.S.M.) büyük muharebelerinden birisi olup, hicretin beşinci senesinde Şevval ayında vuku bulmuştur. Asıl muharebeyi uyandıranlar Beni Nadir kabilesi olup bunlar Kureyş ve Gatfan kabilelerini de davet etmekle hepsi birden Medine-i Münevvere'ye hücuma geçtikleri vakit, Hz. Resullulah

harika / hârika

  • İmkânların üstünde olan şey, hayret uyandıran, hayranlık vren. Büyük ve görülmedik eser. Görülmedik derecede kıymetli.
  • Normalin üstünde olup hayret uyandıran şey.

harikat / hârikat

  • (Tekili: Hârika) Şaşılacak şeyler, hârikalar. İnsanda hayret uyandıran şeyler.

havarık

  • (Tekili: Hârika) Acib ve garip olan hâdise. İnsanda hayret ve hayranlık uyandıran şeyler.
  • Okun nişanı delerek öbür tarafından çıkıp gitmesi.

hazin / hazîn

  • Hüzünlü. Keder meydana getiren. Acı uyandıran.

heybet

  • Hürmetle karışık korku uyandıran hâl.

hüccet-i müteaddiye

  • Taraflara münhasır olmayıp başkalarını da alâkalandıran delil.

hurremgah / hurremgâh

  • Kalbi ferahlandıran yer. (Farsça)

iğfal eden

  • Gaflete düşürerek kandıran, aldatan.

imdadat-ı hassa-i rahmaniye / imdâdât-ı hassa-i rahmâniye

  • Yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah'ın özel yardımları.

isnad eden

  • Dayandıran.

istimal ettiren

  • Kullandıran.

iştirak-i a'mal / iştirâk-i a'mâl

  • Sevap kazandıran işlerde ortaklık.

kamer-i münir / kamer-i münîr

  • Nurlandıran ve aydınlatan ay.

karine-i münevvire

  • Işıklandıran, aydınlatan ipucu.

kasr-ı garip

  • Şaşkınlık uyandıran saray.

kırd

  • Atılmış yünü andıran bulut.
  • Maymun.

kıyamet-i mükerrere-i nev'iye / kıyâmet-i mükerrere-i nev'iye

  • Her bir varlık türünde sürekli olarak tekrarlanan ve kıyameti andıran var olma ve yok olma hadiseleri.

lütf-u rahman / lütf-u rahmân

  • Rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah'ın iyilik ve bağışı.

mahşernüma / mahşernümâ

  • Mahşeri andıran.

makine-i ilahiye / makine-i ilâhiye

  • İlâhî makine; Allah'ın yarattığı ve bir makineyi andıran insan bedeni.

mayir

  • (Çoğulu: Miyâr) Taamlandıran, yiyecek veren.

medar-ı müheyyic / medâr-ı müheyyic / مَدَارِ مُهَيِّجْ

  • Heyecanlandıran sebeb.

medar-ı şeref / medâr-ı şeref

  • Şeref vesilesi, şeref kazandıran sebep.

medrese-i ceziretü'l-arap

  • Bir okulu andıran Arap yarımadası.

mehdi / mehdî

  • Hidayete eren ve hidayete vesile olan, âhirzamanda eserleri ve talebeleriyle îmana hizmet ederek yeryüzünü nurlandıran büyük ve nuranî âlim.

melal-aver

  • Usanç verici, usandıran, sıkan. (Farsça)

merak aver / merak âver

  • Meraklı, merak uyandıran.

merakaver / merakâver

  • Merak uyandıran.

meserretaver / meserretâver

  • Sevinç ve meserret getiren. Sürurlandıran. Sevindiren. Sevindirici. (Farsça)

mihmandar-ı kerim-i zülcelal / mihmandar-ı kerîm-i zülcelâl

  • Dünya misafirhanesinde kullarına yardım edip rızıklandıran sonsuz haşmet ve celâl sahibi Allah.

muakıb / muâkıb

  • Cezalandıran.
  • Takibeden.
  • Cezalandıran.

mucib / mucîb

  • (Cevab. dan) İcabet eden, uyan. Kendisinden istenilen iş ve suali cevaplandıran.

mudcir

  • (Ducret. den) Sıkıntı veren, sıkan, gamlandıran.

müferric

  • Ferahlandıran. Ferah veren. İç açıcı.
  • Kurtarıcı. Ferec veren.

müferrih

  • Ferahlık veren. Ferahlandıran. Ferahlandırıcı, iç açıcı.

müfsir

  • Nur ve ziya veren. Işıklandıran.

muhaccil

  • (Haclet. den) Utandıran, tahcil eden.

muhaddid

  • Keskinleştirici, bileyici.
  • Sınırlıyan, sınırını tâyin eden. Tahdid eden. Hududlandıran.

muhadi'

  • (Had'. dan) Aldatan, kandıran. Hile eden, oyun yapan.

muharrik

  • Harekete getiren. Hareket veren. Tahrik eden. Teşvik eden. Ayaklandıran.

muharris

  • Hırslandıran. Tamah ve hırsı artıran.

muhayyirü'l-ukul

  • Akıllara hayret verip hayranlık uyandıran.

müheyyic

  • Heyecanlandıran.

muhit-i mekteb-i irfan

  • Bir okyanusu andıran irfan okulu.

muhtemer

  • Mayalandıran. Ekşiyip kabartan.

muhyi / muhyî

  • Maddî mânevî hayat veren, dirilten, canlandıran, can ve ruh veren mânalarında olup, Cenab-ı Hakk'ın bir ismidir. (Ehl-i dünya küfür ve dalâlet karanlığında mânen ölü gibi iken Resul-i Ekremin (A.S.M.) mübarek irşadları ve iman nurları ile dirilmelerine ve o mânevî ölümden kurtulmalarına binaen Peyga

muhyiddin / muhyiddîn / مُحْيِي الدّ۪ينْ

  • Dini hayatlandıran.

mükeddir

  • (Keder. den) Keder ve hüzün veren.
  • Bulandıran.

mükessib

  • (Kesb. den) Teksib eden, kazandıran.

mukız / mûkız

  • (Yakaza. dan) Uyandıran, ikaz eden.
  • Gaflet ve dalgınlıktan kurtaran.

mukız-ı vicdan / mûkız-ı vicdan

  • Vicdanın uyarıcısı, vicdanı uyandıran ikaz eden.

mukni / muknî

  • İkna eden, inandıran.

mümasil / مماثل

  • Benzer, andıran. (Arapça)
  • Mümasil olmak: Berbirine benzemek. (Arapça)

mümill

  • Melâl veren, usandıran, bıktıran.

münebbih

  • Uyandıran, tenbih eden, dalgınlıktan kurtaran. Uyuşukluğu gideren.
  • Uyandıran, dalgınlıktan kurtaran.

münebbihat / münebbihât

  • Uyandıranlar. Tenbih edenler. Uyuşukluğu giderici olanlar.

münevvir / مُنَوِّرْ

  • Herşeyi nurlandıran, aydınlatan, ışıklandıran, Allah.
  • Mc: Hakaik-ı Kur'âniye, hakaik-ı imâniye, ibâdet ve tâat gibi nurlarla nurlandıran.
  • Nur veren, aydınlatan.
  • Nurlandıran.
  • Nûrlandıran.

münir / münîr

  • Nurlandıran, nur veren, ziya veren, ışık veren, parlak.
  • Nurlandıran.

müntekim

  • İntikam alıcı. Zâlim ve mütekebbir (kibirli) cânîleri başkalarına ders olacak şekilde cezâlandıran, âsîleri ve taşkınlık yapanları şiddetli azâb ile azablandıran.

mürevvih

  • Kokulandıran, râyihalandıran.
  • Rahatlandıran.

muris

  • Getiren. Veren. Kazandıran.
  • Fık: Miras bırakan.

mürşid

  • (Rüşd. den) İrşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran. Peygamber vârisi olan, kılavuz. Tarikat piri, şeyhi.

musannıf

  • Herşeyi istediği surette ve mükemmel bir şekilde sınıflandıran, düzenleyen Allah.

musannif / مُصَنِّفْ

  • Kitap tertip eden; sınıflandıran, yazar.
  • Sınıflandıran. Kitab tertib eden. tasnif eden.
  • Sınıflandıran, kitap yazan.

müserri'

  • (Sür'at. den) Sür'atlendiren, hızlandıran.

müsfir

  • Ziyâ verici. Işıklandıran, nurlandıran.

mütekeyyif

  • Keyfiyetlenen, bir keyfiyetle vasıflandıran, tekeyyüf eden.

müteşebbih

  • Benzeyen, andıran.

müteşebbihin / müteşebbihîn

  • (Tekili: Müteşebbih) Benzeyenler, andıranlar.

müz'ic

  • İz'ac edici. Usandıran, rahatsız eden, bunaltan.

müzekkir

  • Andıran, hatıra getiren, yâd ettiren, zikrettiren, hatırda tutturan.
  • Zikreden, ibâdet eden.
  • Resul-i Ekrem (A.S.M.) mü'minleri ve bütün beşeriyeti tehlikeli şeylerden halâs edip iki cihan saadetine nâil olma yolunu tâlim ettiğinden, Kur'an-ı Kerim'de müzekkir diye isimlendiril

nafis

  • (Nefs. den) Gözü nazar değer olan kimse.
  • Açan ve ferahlandıran.

nağme-hiz

  • Nağme uyandıran. Türkü, şarkı söyleyen. (Farsça)

naki'

  • (Çoğulu: Enkia) Kuru üzümü su içinde ıslatarak yapılan şarap.
  • İçinde hurma ıslatılan havuz.
  • Suyu çok olan kuyu.
  • Kandıran, kandırıcı.

neşat-engiz / neşât-engiz

  • Sevinç uyandıran. (Farsça)

neticebahş

  • Neticelendiren, sonuçlandıran. Netice veren. (Farsça)

pertev-endaz / pertev-endâz

  • Işıklandıran, ziyâ veren, nurlandıran.

reşk

  • Kıskanma. Kıskanmayı uyandıran. Kıskanılmış. Hased ve gıpta veren.

reşk-aver / reşk-âver

  • Hasede düşüren, kıskanmayı uyandıran. (Farsça)

revnakbahş / رونق بخش

  • Parlaklık veren, canlılık kazandıran. (Arapça - Farsça)

rezzak / رزاق

  • Rızıklandıran. (Arapça)

rikkat-aver / rikkat-âver

  • Acıma ve merhamet uyandıran. (Farsça)

saadet-bahş / saâdet-bahş

  • Saâdet veren, sevindiren, ferahlandıran. (Farsça)

safa-bahş

  • Eğlendiren, rahatlandıran, kederi def'eden, hatırı hoş eden. (Farsça)

sani-i rahman / sâni-i rahmân

  • Sonsuz şefkatiyle yaratıklarını esirgeyip rızıklandıran ve herşeyi mükemmel birşekilde san'atlı olarak yaratan Allah.

saray-ı acib

  • Hayranlık uyandıran saray.

saray-ı acip

  • Hayranlık uyandıran saray.

şecere-i alem / şecere-i âlem

  • Kâinat ağacı; bir ağacı andıran âlem.

şecere-i tuba-i hilkat / şecere-i tûbâ-i hilkat

  • Tûbâ ağacını andıran yaratılış ağacı.

şegab

  • Fitne uyandıran.

şehiy

  • (Şehvet. den) İştahlandırıcı. İsteklendiren, istek uyandıran.

şehvet-engiz

  • Şehvet uyandıran.
  • Şehvet uyandıran. Kuvve-yi şeheviyeyi tahrik eden. (Farsça)

şehvetengiz

  • Şehvet uyandıran.

şems-i ezeli / şems-i ezelî

  • Vâcib-ül-vücud ve ebediyyen var olan, her şeyi nurlandıran Allah (C.C.) hakkında teşbihen söylenen bir tabirdir.

şems-i sermed

  • Devamlı olarak herşeyi nurlandıran ve aydınlatan Allah.

şems-i sermedi / şems-i sermedî

  • Devamlı Güneş, bu tabir devamlı olarak herşeyi nurlandıran ve aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır.

sidret-ül münteha

  • Mahlukat ilminin ve amelinin kendisinde nihayet bulup kevn âlemini hududlandıran bir işaret. Yedinci kat gökte olduğu rivayet edilen ve Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ulaştığı en son makam.

sohbet-i irfaniye / sohbet-i irfâniye

  • İlim ve bilgi kazandıran sohbet; gerçeğe ulaştırıcı sohbet.

şu'leperver

  • Işıklandıran. Alevlendirici. (Farsça)

tab

  • "Parıldayan, parlayan, parlatan, aydınlatan" anlamlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Âlem-tab : Dünyayı aydınlatan, âlemi ışıklandıran. (Farsça)

tavsif eden

  • Vasıflandıran, anlatan.

tazip eden / tâzip eden

  • Azap veren, cezalandıran.

temevvüc-saz / temevvüc-sâz

  • Dalgalandıran.

temevvücsaz / temevvücsâz

  • Dalgalandıran.

temsili / temsilî

  • Temsile dair ve müteallik. Bir şeyi göz önünde canlandıran.

tenvir eden

  • Aydınlatan, nurlandıran.

trajedi

  • yun. Fâcia. Mevzuunu efsanelerden veya tarihî hâdiselerden alan, seyirciler üzerinde merhamet veya dehşet hissi uyandıran sahne eseri.

vasıta-i ihlas / vasıta-i ihlâs

  • İhlâsı kazandıran araç.

vassaf

  • Vasıflarını sayarak medheden. Vasıflandıran. Vasıf ve beyanda ârif ve âlim olan.

vecdaver / vecdâver / وجدآور

  • Coşkulu, heyecanlandıran. (Arapça - Farsça)

vukuat

  • (Tekili: Vak'a) Vak'alar, hâdiseler.
  • Kavga. Yaralama gibi polisi alâkalandıran hâdise.
  • Normal dışında olan hâdiseler.

zakire / zâkire

  • Andıran, hatırlatan, hatıra getiren şey.

zebane

  • Terazi gibi bazı âletlerin dili andıran parçaları. (Farsça)
  • Alev. (Farsça)