LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te anak ifadesini içeren 141 kelime bulundu...

alebat

  • Yemek kapları, çanaklar.

alebe

  • (Çoğulu: Alebât) Yemek kabı, çanak.

ankebet

  • (Çoğulu: Anâkıb) Dişi örümcek.

arız / ârız / عارض

  • Yanak. (Arapça)
  • Gelen. (Arapça)
  • Engel. (Arapça)

arızan / ârızan

  • İki yanak.

bajurnal / bâjurnal / باژورنال

  • Tutanak ile. (Farsça - Fransızca)

bamazbata / bâmazbata / بامضبطه

  • Tutanak ile. (Farsça - Arapça)

batiye

  • Büyük çanak.

cefne

  • (Çoğulu: Cifân) Su kabı, tekne, teşt. Büyük çanak.

ceride / cerîde / جریده

  • Gazete. (Arapça)
  • Tutanak. (Arapça)

cifan

  • (Tekili: Cefne) Çanaklar.

cifne

  • (Çoğulu: Cifnân) On kişi doyabilecek kadar büyük çanak ve büyük tas.
  • Bağ çubuğu.

cümcüme

  • (Çoğulu: Cemâcim) Baş kemiği, kafatası.
  • Ağaç çanak.
  • Arabdan bir kabile.

destek

  • Bir şeyin yıkılıp devrilmemesi için, o şeye vurulan payanda, dayanak. (Farsça)
  • Küçük el. (Farsça)
  • Yün ve pamuk gibi şeyleri eğirmeye yarıyan âlet. (Farsça)
  • Dayanak.

dim

  • Yüz, yanak, çehre, surat. (Farsça)

ebru / ebrû

  • Kaş, dalga dalga kırmızı yanak, bir süsleme sanatı.

edlem

  • Karayağız, siyah adam.
  • Kara eşek.
  • Uzun yanaklı.
  • Uzun boylu.

erume

  • (Çoğulu: Erum) Kök, anakök. Asıl, menba.
  • Ağacın ve boynuzun kökleri.

evani-i turabe / evânî-i turâbe / اوانى ترابه

  • Toprak çanak çömlek. (Arapça - Farsça)

ezvet

  • Küçük yanaklı.

fahhar

  • Çok öğünen. Çok iftihar eden. Fahur.
  • Çanak, Çömlek. Toprak testi.

fahhari / fahharî

  • Çanak, çömlek, testi ve bardak yapan kimse.

faraziye

  • (Hipotez) Var sayma, kabul. Bir hâdiseyi, bir olayı açıklamak, bir düşünceyi isbat etmek için isbatı yapılmamış başka düşünceleri dayanak olarak alma. Müsbet ilimlerde araştırmanın bir merhalesini meydana getirir. İncelenen hâdiseyi açıklaması muhtemel olan faraziyeler düşünülür. Faraziyenin doğrulu

fence

  • Bir nevi toprak çanak.

feyha

  • Bir nevi toprak çanak.
  • Genişlik, vüs'at.

gamz

  • Kaş ve gözle işaret, göz kırpmak.
  • Çene veya yanak çukurluğu.

gamze / غمزه

  • Çene veya yanak çukuru.
  • Göz kırpma, gözle işaret, Nâz ile bakma, süzgün bakış.
  • Çene veya yanak çukurluğu.
  • Yanak çukuru. (Arapça)
  • Çene çukuru. (Arapça)
  • Süzgün bakış. (Arapça)

gazr

  • (Gazâre) (Çoğulu: Gazâyir) Men etmek, engel olmak.
  • Hapsetmek.
  • Geçim kolaylığı, maişet genişliği.
  • Büyük çanak.

gül-i ruhsar

  • Gül yanaklı. (Farsça)
  • Mc: Mânevi çok güzellik sahibi. Çok sevilen. (Farsça)

gülgune

  • Gül renkli. (Farsça)
  • Gül yanaklı. (Farsça)
  • Kadınların kullandıkları gül rengindeki düzgün. (Farsça)

gülizar / گلعذار

  • Gül yanaklı, alyanaklı. (Farsça)
  • Gül yanaklı, pembe yanaklı. (Farsça - Arapça)

gülruh

  • (Gül-ruhsar) Güzel yanaklı güzel, yanakları pembe olan güzel. (Farsça)

gülruy

  • Yüzü gül gibi güzel ve kızıl renkli olan. Al yanaklı. (Farsça)

hadd / خد

  • Yol.
  • İnsan cemaatı.
  • Bir şeye tesir ederek iz bırakmak.
  • Yanak, yüz, vecih.
  • Yeri kazmak, yeri yarmak.
  • Yanak. (Arapça)

haddan

  • İki yanak.

halic / halîc

  • Liman. Boğaz. Kanal. Körfez. Koy. Denizin kara içine nehir gibi uzanmış kısmı.
  • Irmak.
  • Büyük çanak.
  • İp.
  • Deve ağzı.

hazef

  • Çamurdan yapılmış olup ateşte pişirilen şeyler. Çanak, çömlek.

hazef-pare

  • Çanak çömlek parçası, kırığı. (Farsça)

hazef-rize / hazef-rîze

  • Çanak çömlek parçası. (Farsça)

hazefat-ı safile / hazefât-ı sâfile

  • Kıymetsiz şeyler; çamurdan, topraktan yapılmış kiremit, tuğla, çanak, çömlek gibi değersiz şeyler.

hazefi / hazefî

  • Çanak çömlek ile alâkalı.

hazefiyye

  • Çanak çömlek gibi topraktan yapılan şeyler ve bunları yapma san'atı.

hazzaf

  • Çanak çömlek yapan veya satan.

hem-daman

  • Bacanak. (Farsça)

hem-riş

  • Bacanak. İki kızkardeşle evlenen erkekler. (Farsça)

hemriş / hemrîş / همریش

  • Bacanak. (Farsça)

hezim / hezîm

  • Sağanaklı yağmur.
  • Gök gürültüsü.
  • Koşarken kişneyen at.

hilafetpenah

  • Hilafetin dayanak yeri. Halifeliği haiz bulunan, hilafeti koruyan kimse. Halife, padişah. (Farsça)

hınak

  • (Tekili: Hanak) Kızmalar, darılmalar, kin tutmalar, haset etmeler.

hudud

  • (Tekili: Hadd) Yanaklar.
  • Cemâatler.
  • Yeri kazmalar. Yeri yarık etmeler.
  • Çiçek yaprakları.

humret

  • Utanma duygusundan dolayı yanaklarda oluşan kızarıklık; utanma.

icne

  • Tıb : Yanak kemiği.

imkan / imkân / امكان

  • Olanak. (Arapça)

ınak

  • Kucaklaşıp sarılma, muânaka.

ışir

  • (Çoğulu: Aşâr) Çanak çömlek parçaları.

ispenah

  • Ispanak. (Farsça)

istinadgah / istinadgâh / استنادگاه

  • Dayanak.
  • Dayanak.
  • Dayanak. (Arapça - Farsça)

istinadgah-ı manevi / istinadgâh-ı manevî

  • Mânevî dayanak noktası.

istinadi nokta / istinadî nokta

  • Dayanak noktası.

istinatgah / istinatgâh

  • Dayanak noktası.

istinatsız

  • Dayanak noktası olmadan.

izar / izâr / عذار

  • Yanak. İnsanın yüzündeki yanak kısmı.
  • Yanak. (Arapça)

ka'b

  • (Çoğulu: Kıâb) Ağaç çanak.

kabza

  • Tutacak, tutanak yeri, sap.
  • Bir avuç, bir tutam, bir el dolusu şey.
  • Pençe.

kadah

  • Küçük toprak çanak.

kaffe-i esbab-ı sübutiye / kâffe-i esbab-ı sübutiye

  • Bir meselenin sağlam dayanaklara sahip olduğunu gösteren sebepler.

kas'a

  • (Çoğulu: Kısâ') Çanak, kâse.
  • Yemek kabı.

kas'a-lis

  • Dalkavuk. Çanak yalayıcı.

kase / kâse / كاسه

  • Tas, çanak.
  • Tas veya çanak. Kâse gibi olan çukurluk. (Farsça)
  • Başı kaplayan ve başın üstündeki kemik. (Farsça)
  • Kap, çanak.
  • Çanak, kâse. (Farsça)

kase-lis / kâse-lis

  • (Kâselis) Çanak yalayıcı. Çok yiyen, obur. Hırslı. (Farsça)
  • Dalkavukluk. Alçak huylu kimse. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)

kase-lisan / kâse-lisan

  • (Tekili: Kâselis) Dalkavuklar, çanak yalayıcılar.

kaselis / kâselis / kâselîs / كاسه ليس

  • Çanak yalayıcı, dalkavuk.
  • Çanak yalayıcı.
  • Çanak yalayıcı. (Farsça)

ke's / كأس

  • Çanak.
  • Kadeh. Dolu kadeh.
  • Çanak. (Arapça)
  • Kadeh. (Arapça)

kele

  • Yanak. (Farsça)

kısa'

  • (Tekili: Kas'a) Tabaklar, çanaklar, çömlekler.

kıvam

  • Dayanak, direk, temel.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

küus

  • (Tekili: Ke's) Kaplar, çanaklar, çömlekler.
  • kadehler. Bardaklar.

kuvve-i maneviye-i itikad / kuvve-i mâneviye-i itikad

  • İnançtaki mânevî kuvvet, dayanak.

kuvvetü'z-zahr

  • Dayanak, insanların arkalarını dayadıkları güç.

kuz

  • Bardak, kadeh.
  • Tas, çanak.

lalehadd

  • Lâle yanaklı. Yanakları pembe renkte olan. (Farsça)

laleruh

  • Lâle yanaklı. Yanağı lâle gibi pembe olan. (Farsça)

laleruhsar

  • Lâle yanaklı, al yanaklı. (Farsça)

leç

  • Yanak. (Farsça)
  • Yüz. (Farsça)

lis

  • Yalayıcı, yalayan. Birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Kâse-lis : Çanak yalayıcı. Dalkavuk. (Farsça)

mazbata / مضبطه

  • Tutanak.
  • Tutanak. (Arapça)
  • Mazbata tanzim etmek: Tutanak düzenlemek. (Arapça)

medar / medâr

  • Dayanak noktası, eksen.

medar olan

  • Dayanak noktası olan, kaynak olan.

medar-ı hayat / medâr-ı hayat

  • Hayat dayanağı, yaşamın dayanak noktası.

medar-ı istinad / medâr-ı istinad

  • Dayanak noktası.

medar-ı nübüvvet

  • Peygamberliğin sebebi, dayanak noktası.

mehmed akif

  • (1873-1936) Şiir ve manzumeyi sırf İslâmiyete hizmet için yazdı. İlk Türkiye Büyük Millet Meclisinde İstiklâl Marşı manzumesi kabul edilerek milletin mâneviyatına büyük faydalar sağladı. Çanakkale Şehidlerine hitaben yazdığı manzumesi de aynı mahiyettedir. Bu İslâm mücahidinin şiirleri Safahât isiml

menba-ı istinad

  • Dayanak noktası, dayanılan kaynak.

mesned / مسند

  • Dayanak.
  • Dayanak.
  • Dayanak. (Arapça)
  • Makam. (Arapça)

mezabıt

  • (Tekili: Mazbata) Mazbatalar, tutanaklar.

mikrat

  • (Çoğulu: Mekârâ) Su mecrâsı. (Her taraftan gelen yağmur suyu orada toplanır.)
  • Büyük havuz.
  • Büyük çanak.

misred

  • Büyük taş, çanak.

muhal

  • Mümkün olmayan, olamaz, imkansız, olanaksız.

mütesalif

  • Birbirleriyle bacanak olan.

muzaeme

  • Bir kimse ile bacanak olmak.

naziye

  • Kenarı az olan çanak.

nokta-i islamiyet / nokta-i islâmiyet

  • (Dayanak noktası olarak) İslâmiyet noktası.

nokta-ı istinad

  • Dayanak noktası.

nokta-i istinad

  • Dayanak noktası.

nokta-i istinat

  • Dayanak noktası.

nokta-yı istinad

  • Dayanak noktası.

penah / penâh

  • Sığınak, dayanak.

püştiban

  • Payanda, destek, dayanak. (Farsça)
  • Yardımcı, muin. (Farsça)
  • Dayanak, destek.

püştivan

  • Destek, dayanak, payanda. (Farsça)
  • Yardımcı. (Farsça)

redah

  • (Çoğulu: Rudüh) Dolu büyük çanak.
  • Etli ve şişman kadın.

ruh / رخ

  • Yanak, yüz, çehre. (Farsça)
  • Arabçada: Efsânevi bir kuş. (Farsça)
  • Yanak, yüz. (Farsça)

ruhsar

  • Yanak. Çehre. Yüz.

şabub

  • (Çoğulu: Şeabib) Sağanak yağmur.

sahfe

  • (Çoğulu: Sıhâf) Küçük çanak.

şakil

  • Yanakla kulak arası.
  • Âdet. Hilkat.

şegab

  • Çanak kırığını tamir eden.
  • Çanak yapan.

selale

  • Çanak içinde yalanan nesne.

sened

  • Dayanak.
  • Delîl, dayanak.
  • Hadîs-i şerîfleri rivâyet edenlerin silsilesine verilen ad.
  • Bir hakkı tesbit eden yazılı vesîka.

sened-i hakiki ve kat'i / sened-i hakikî ve kat'î

  • Hakiki, sağlam ve kesin senet, dayanak.

sened-i kat'i / sened-i kat'î

  • Kesin senet, dayanak.

serd

  • Çanak içine ekmek doğrayıp ıslatmak.

sifal / sifâl / سفال

  • (Sifâle) Topraktan yapılmış (çanak, çömlek, testi gibi) şey. (Farsça)
  • Orak. (Farsça)
  • Fıstık, ceviz, bâdem kabuğu. (Farsça)
  • Çanak çömlek. (Farsça)

silif

  • Bacanak.

siper

  • Arkasında saklanılan şey; sığınak, dayanak.

şü'bub

  • Birden yağan sağanaklı yağmur.
  • Hiddetli ve şiddetli olan.
  • Şiddetli güneş harareti.

terkib-i mezci / terkib-i mezcî

  • (Ar. gr.) İki kelimeden oluşan ve bir isme delalet eden lâfız, Çanakkale gibi.

tesalüf

  • (Self. den) İki kadın birbiriyle elti veya iki erkek birbiriyle bacanak olma.

tufeyli / tufeylî

  • (Davetsiz ziyafete giden Tufeyl adında birisinin ismindendir) Sahte.
  • Dalkavuk. Çanak yalayıcı.
  • Başkasının sırtından geçinen. Asalak. Parazit. Fazladan.

umde / عمده

  • Dayanak. (Arapça)
  • İlke, prensip. (Arapça)

urvetü'l-vüska / urvetü'l-vüskâ

  • Kopmaz sağlam tutanak.

üss

  • Esas, asıl. Kök, temel.
  • Askerlikte herhangi bir düşman hücumuna karşı esas dayanak olmak üzere önceden hazırlanmış yer.
  • Harb gemilerinin, noksanlıklarını tamamladıkları yer.
  • Mat: Bir sayının hangi kuvvete çıkarıldığını gösteren sayı.

vecenat

  • (Tekili: Vecne) Elmacıklar, yanaktaki yumrucuklar.

vecne

  • (Çoğulu: Vecenât) Elmacık, yanaktaki yumrucuk.

za'b

  • Avaz, ses, savt.
  • Bacanak.

zabıt

  • Tutanak.

zabıt varakası / ضَبِطْ وَرَقَه سِي

  • Tutanak.

zabıtname / zabıtnâme / ضَبِطْنَامَه

  • Tutanak.
  • Tutanak.

zabt / ضَبْطْ

  • Tutanak.

zabtname / zabtnâme / ضبط نامه

  • Tutanak, zabıt yazısı. (Arapça - Farsça)

zelahlah

  • (Çoğulu: Zelahlahât) Büyük çanak.
  • Aceleci ve uzun boylu adam.
  • Derin olmayan ırmak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın