LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te an delil ifadesini içeren 39 kelime bulundu...

ayat-ı rabbaniye / âyât-ı rabbâniye

  • Rabbânî âyetler; Allah'ı gösteren ve tanıtan deliller.

berahin-i aleniyye

  • Meydanda ve açık olan deliller.

burhan-ı enfüsi / burhan-ı enfüsî

  • Dar dairede, nefis ve beden dairesinde olan delil.

burhan-ı fasih

  • Çok açık ve düzgün anlaşılan delil.

burhan-ı inni / burhan-ı innî

  • Tümdengelim; eserden eseri yapana, olaylardan kanuna ulaştıran delil.

bürhan-ı inni / bürhan-ı innî

  • Hâdiselerden kanunlarına, neticelerden sebeblerine ve eserden müessire olan delil. Dumanın ateşe delil olması gibi.
  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

burhan-ı kur'an / burhan-ı kur'ân

  • Kur'ân delili.

bürhan-ı limmi / bürhan-ı limmî

  • Kanunlardan hâdiselerine, sebeblerden neticelerine ve müessirden esere olan istidlâl. Yani eseri meydana getirenden esere olan delil. Kablî delil. Ateşin dumana delil olması gibi.

burhan-ı natık / burhan-ı nâtık

  • Konuşan delil; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).

burhan-ı natık-ı sadık / burhan-ı nâtık-ı sâdık

  • Doğru konuşan delil.

burhan-ı nur-efşan / burhân-ı nûr-efşân / بُرْهَانِ نُورْ اَفْشَانْ

  • Nur saçan delil.

burhan-ı nurefşan / burhan-ı nurefşân

  • Nur saçan delil.

burhan-ı tatbik / burhân-ı tatbîk

  • Kelâm ilminde Allahü teâlânın varlığını ve kadîm (ezelî), olduğunu (başlangıcının olmadığını) isbâtta kullanılan delîllerden biri.

burhan-ı temanü / burhân-ı temânü

  • Kelâm ilminde Allahü teâlânın varlığını ve birliğini isbâtta kullanılan delîl.

cinnet-i müstevliye

  • İstilâ eden, ortalığı kaplayan delilik.

delail-i akliye

  • Aklı ile bulunan deliller. Akla âid deliller.

delail-i enfüsiye

  • Kişinin kendi nefsinde olan deliller. Yani vücudun gerek maddi ve gerek (vicdan ve hisler gibi) mânevi yapısında olan ve imana ait hükümleri isbat eden delillerdir.

delail-i icmali / delâil-i icmâlî

  • Özet halinde sunulan deliller.

delail-i nakliye / delâil-i nakliye

  • Âyet ve hadis gibi nakle dayanan deliller.

delail-i nübüvvet

  • Peygamberliğin hak olduğuna dair olan deliller.

delil-i akli / delil-i aklî

  • Akıl yolu ile bulunan delil. Nakil yolu ile olmadan, düşünülerek bulunan delil.

delil-i imkani / delil-i imkâni / delil-i imkânî

  • İmkâna âit olan delil.
  • İmkân delili; sayısız ihtimaller, seçenekler arasından yaratılan varlıkların, o seçenekleri tercih eden bir yaratıcıya delâlet etmesi.

delil-i inni / delil-i innî

  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

delil-i nakli / delil-i naklî

  • Kur'ân ve hadîs gibi nakle dayanan delil.
  • Kur'an, Hadis-i Şerif veya diğer mukaddes kitaplardaki verilen haberler ile olan delil.

delil-i şuudi / delîl-i şuûdî

  • Görgüye dayanan delil.

delil-i yakini / delil-i yakînî

  • Şüphe edilmeyecek derecede kesin olan delil.

delil-i zahir

  • Görünen, belli olan delil.

edille-i şer'iyye

  • Din bilgilerinin elde edilmesine esâs olan ve bunlara bağlı bulunan deliller.

eshab-ı tercih / eshâb-ı tercîh

  • Hanefî mezhebinde, fıkıh âlimlerinin beşinci tabakası. Bunlar, ictihâd gücüne sâhib olmayan, sâdece bağlı oldukları mezhebdeki müctehidlerin ictihadları (verdikleri hükümleri) arasından delili kuvvetli olan ictihâdı seçen âlimlerdir.

hüccet-i iman

  • Güçlü ve sarsılmaz iman delili.

hüccet-i imaniye / hüccet-i imâniye

  • İman delili.

hüccet-i müteaddiye

  • Taraflara münhasır olmayıp başkalarını da alâkalandıran delil.

hüccet-i natıka / hüccet-i nâtıka

  • Konuşan delil.

mekruh

  • İğrenç, nahoş görülen şey.
  • Fık: Şeriatın haram etmediği, fakat zaruret olmadan yapılmasına izin vermediği, zanna dayanan delil ile işlenmesi caiz olmayan iş.
  • Mihnet. Şiddet.

nakli delil / naklî delil

  • Kur'ân ve hadis gibi nakle, haberlere dayanan delil.

nesh

  • Emir ve yasaklarla ilgili şer'î (dînî) bir hükmün, ondan sonra gelen şer'î bir delîl (hüküm) ile kaldırılması, yürürlülük zamânının sona erdiğinin haber verilmesi, açıklanması. Hükmü kaldırılan delîle, nâsih; kaldırılan hükme mensûh denir.

seyr-i afaki / seyr-i âfâkî

  • Terbiye ve mâneviyatta tekâmül yollarında, hariç âlemden, âfaktan başlamak suretiyle bulunan delillerle tekâmül edip nefsini ıslâh ve imâni ve Kur'âni hakikatlarda terakki etmek usulü.

takallüd

  • Takınma; kılıç (gibi keskin olan delil silahını) kuşanma.

teselsül

  • Burhân-ı tatbîk delîli ve benzerlerinde, Allahü teâlânın varlığının lâzım olduğunu isbat etmekte kullanılan delillerden biri. Hâdislerin (sonradan var olan şeylerin) birbirinin varlığına sebeb olarak geriye doğru sonsuza kadar zincirleme birbiri ardı sıra gitmesi.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın