LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te amus ifadesini içeren 119 kelime bulundu...

ab

  • Su. (Farsça)
  • Mc : Yağmur. (Farsça)
  • Letâfet, güzellik. (Farsça)
  • İtibar. (Farsça)
  • Irz, nâmus. (Farsça)
  • Vakar. (Farsça)
  • Cilâ. (Farsça)
  • Keskinlik. (Farsça)

ab-ı ruy / ab-ı rûy

  • Yüz suyu, şeref, haysiyet, nâmus.

ademiyyet / âdemiyyet

  • İnsanlık. Namuslu bir insana yakışır hâl ve tavır.

adiyat / âdiyât

  • (Adiv. den ism-i faildir) Hızla koşmak, seyirtmek. (At, deve v.s. koşanların hepsine ıtlak olunabilir.)
  • Mc: Düşmanlık, zulüm.
  • Dâima muharebeye koşup hücum eden cemaat.
  • Uzaklık. (Kamus)

afaif

  • Namus, ırz ve iffet sahibi, şerefli kadınlar.

aff

  • İffet, namus. İffetli olmak. Nefsini haramdan men'etmek.

afif / afîf / âfîf

  • Temiz. Güzel. Nezih. İffetli ve namuslu olan. Haramdan sakınan.
  • Müstakim.
  • İffetli, namuslu, temiz.
  • Temiz, iffetli, nâmuslu, haramdan (günahtan) sakınan.
  • İffetli, namuslu, terbiyeli, haramdan sakınan, nezih.

akheban

  • Fil, câmus.

alüfte / âlüfte / آلُفْتَه

  • Muhabbet ve sevgiden deli gibi. (Farsça)
  • Alışık, nâmus perdesi yırtık, iffetsiz kadın. Fâhişe. (Farsça)
  • Namussuz kadın.

alüfte madam / âlüfte madam

  • Namus dışı hareketlerde ve faaliyetlerde bulunan kadın.

alüfte-gan / alüfte-gân

  • (Tekili: Alüfte) Nâmus perdesi yırtık kadınlar. Fâhişeler. (Farsça)

ar ü namus / âr ü namus

  • Utanma, haya ve namus.

asef

  • (Asf) Büyük kadeh.
  • Bir şeyi almak.
  • Yoldan çıkmak. Zulüm eylemek. Körü körüne gitmek.
  • Birisini istihdâm eylemek. Irgatlık etmek, tarlada işçilik etmek.
  • Ölüm. (Kamus'tan alınmıştır.)

bahit

  • Baht ve ikbalden vasıftır. Tâlii yaver olan adama denir. (Kamus'tan)

betul / betûl

  • (Betâl) Erkekten kaçınan nâmuslu kadın.
  • Hz. Fatımatüzzehra ve Hz. Meryem'in sıfatı.

betül

  • Erkekten sakınan namuslu kadın.

bi-neng / bî-neng

  • Rezil, namussuz. (Farsça)

cebrail aleyhisselam / cebrâil aleyhisselâm

  • Dört büyük melekten biri. Peygamberlere vahy getirmek, onlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melek. Buna Cibrîl, Rûh-ul-emîn, Rûh-ul-kuds, Nâmûs-ı ekber de denir.

cennat-ı adn / cennât-ı adn

  • Adn cennetleri. Hulûd üzere ikamet ve temekkün edilen cennetler. (Kamus Tercümesi.)

cevamis

  • (Tekili: Câmus) Camuslar, mandalar, kömüşler, su sığırları.

cihad / cihâd

  • İnsanların, İslâmiyeti işitmeleri, müslüman olmakla şereflenmeleri veya müslümanların dînine, vatanına ve nâmusuna saldıran düşmanı defetmek için yapılan muhârebe yâhut mal, can, söz, neşriyat ve diğer vâsıtalarla İslâmiyeti anlatmak ve müdâfa etmek.

damen-i mualla / dâmen-i muallâ

  • Yüksek şerefli dâmen, muallâ etek.
  • Mc: Yüksek namus sâhibi.
  • Yüksek namus sahibi; yüce, yüksek etek.

deyyus / deyyûs

  • Hanımının nâmussuzluğuna, ahlâksızlığına aldırış etmeyen, göz yuman kimse.

ehl-i ırz

  • Yüz aklığı ve şan, itibar sahibi olan, namuslu kimse. Şerefli ve temiz olan. Namuslu, iffetli ve ismetli. Irz ehli.

ehl-i namus / ehl-i nâmûs / اَهْلِ نَامُوسْ

  • Namus sahibi.
  • Namuslu kimse, namus ehli.
  • Nâmuslu insanlar.

ehl-i salah / ehl-i salâh

  • Namuslu, doğru ve adaletli kimseler.
  • Huk: Hâli mestur, nâmuslu, doğru, adaletli olan kimse. Sâlih kimseler.

erazil

  • (Tekili: Erzel) Reziller, namussuzlar, yüzsüzler.

fahişe

  • Ahlâksız ve hayâsız kadın. Namusunu korumayan kadın.
  • Allah'ın menettiği şey.
  • Zâniye. Kahbe.

fahişeler güruhu / fâhişeler gürûhu

  • Namusunu koruyamayan iffetsiz, hayasız kadınlar topluluğu.

feramuş / ferâmûş / فراموش

  • Unutma. (Farsça)
  • Ferâmuş etmek: Unutmak. (Farsça)

fücur

  • Günah. Zina. Namusları pây-mâl etmek gibi şeytanî iştiha. Dinsiz ve ahlâksızların durumu.

fuhş

  • Haddini aşma.
  • Kötülük, namusa aykırı hareket.

gayret

  • Dikkatle ve sebatla çalışmak.
  • Kıskanmak, çekememek.
  • Hareketli ve temiz hislerle çalışmak.
  • Dine, imana, namus gibi kıymetlere tecavüz edenlere karşı müdafaa için harekete gelmek.

gaza / gazâ

  • İnsanların İslâmiyet'i işitmeleri, müslüman olmakla şereflenmeleri yâhut müslümanların dînine, vatanına ve nâmusuna tecâvüz eden düşmanı kovmaları için yapılan muhârebe.

gaza ordusu / gazâ ordusu

  • Allahü teâlânın rızâsı için O'nun dînini yaymak, din, nâmus ve vatanı korumak için düşmanla savaşan müslüman askerler.

gazi / gâzi

  • Allahü teâlânın dînini yaymak, din, nâmus ve vatanına saldıran düşmanı kovmak için savaştıktan sonra geri dönen müslüman.

hadd-i kazif

  • Nâmuslu bir kadına zina isnad edene karşı verilen şer'î ceza.

hamiyet

  • Gayret.
  • Nâmustan gelen gayretle utanma veya kızma.
  • İstinkâf etmek.
  • Mukaddesatı ve milletin haklarını, mâmus ve haysiyeti korumak hususlarında gösterilen gayret ve ihtimam hasleti. İman ve İslâmiyeti ve Hz. Peygamber'in (A.S.M.) Sünnet-i Seniyyesini ve din ve mücahede

harim-i ismet / harîm-i ismet

  • Namus ocağı, mukaddes ocak. Kudsi âile yuvası.

hasın

  • (Çoğulu: Hâsınât) İffetli, namuslu ve şerefli kadın.

hasna / hasnâ

  • Çok fazlasıyla kendini haramdan saklayan kadın. Çok iffetli, çok nâmuslu kadın.

hasna-yı hüsna / hasnâ-yı hüsnâ

  • Hem güzel ve hem de namuslu olan kadın.

havasın

  • (Tekili: Hâsına) Namuslu kadınlar.

haya / hayâ

  • Hicab, utanma, edeb, ar, namus. Allah korkusu ile günahtan kaçınmak.
  • Utanma, sıkılma.
  • Ar, namus, edeb.
  • Günahtan kaçınma.
  • Utanma, âr, nâmus. Çirkin şeylerden sıkılma veya edebe uymayan bir şeyin meydana gelmesinden dolayı kalbde meydana gelen rahatsızlık.

helal-zade

  • Helâl doğmuş, meşru ve nikâhlı ana-babadan dünyaya gelmiş çocuk.
  • İyi adam, fenalık yapmaktan çekinen. Sâlih, afif, nâmuskâr.

hetk-i hicab-ı ismet

  • Namus perdesini yırtma.

hürmet

  • Riâyet. İhtiram.
  • Haysiyet. Şeref.
  • Haram olma. Haramlık.
  • Irz, nâmus gibi başkasına helâl olmayan husus.

ibaha mezhebi / ibâha mezhebi

  • Dinî kuralları, ahlâk ve namus prensiplerini, şahsî mülkiyet kavramını tanımayan sözde özgürlükçü batıl bir akım.

ibn-i hurre

  • Dürüst, doğru ve namuslu insan.

ibtişak

  • Haysiyet ve nâmusa dokunma.
  • Yalan söyleme.

idrab

  • (Darb. dan) Rüc'u etmek, vaz geçmek. Bir şeyi yapmaktan yüz çevirmek. Mukim olmak.
  • Bir kimse üzerine kırağı yağmak.
  • Sıcak yel eserek yerdeki suyu kurutmak.
  • Ekmeğin pişmesi. (Kamus'tan alınmıştır.)

iffet / عفت / عِفَّتْ

  • Namus. Temizlik. Perhizkârlık. Nefsi behimî temayüllerden men etmek. Helâla razı olup haramdan kaçınmak.
  • Namus.
  • İnsan rûhundaki yapıcı kuvvetin, yâni şehvetin iyiye kullanılmasından ortaya çıkan huy. Nefsi kötü isteklerinden men etmek. Âr, nâmus, hayâ duygusu.
  • Namusluluk.
  • Namusluluk, namus düşkünlüğü. (Arapça)
  • Nâmus.

iffet-füruş

  • Namus ve iffetten söz eden. Namusluluk taslayan. (Farsça)

iffet-i mücessem

  • Cisimleşmiş iffet, namus; edep ve haya timsali.

iffet-i mücesseme

  • Cisimleşmiş iffet, namus; edep ve haya timsali.

iffetli

  • (İffetlü) Namus, hayâ ve iffet sahibi kadın.
  • Doğru, rüşvet yemez, haram yemez, istikametli kimse.
  • Eskiden kadınlara yazılan mektub hitabı.

iftiraş

  • İzine uyma.
  • Namusa dokunur söz söyleme.
  • Yayılma.
  • Cima.
  • Döşemek.

ihaş

  • Bir kimsenin namusuna dokunma, namusunu lekeleme.

insan

  • (Bu kelimenin aslı, lugat âlimlerince "ins" den geldiği söylenir. Kamusta da kûfiun'a göre "Nisyan" kelimesinden geldiği zikredilmektedir.)Akıl, şuur ve imân ile diğer canlılardan ayrı, Cenab-ı Hakk'ın en mükerrem yarattığı mahluku olup, Rabbanî ni'metleri unutkanlığı dolayısıyla insan denil

ırs

  • Koca ile karıdan her biri.
  • Nâmus.

ırz / عرض

  • Namus. Temizlik. Cinsî haysiyet.
  • Ehil ve ıyal. İnsanın korumağa mükellef olduğu nefsi, hasebi, şerefi ve mahremleri, zemmedilecek veya medhedilebilecek durumları.
  • Şan ve şeref, nâmus.
  • Namus, iffet.
  • Namus, iffet. (Arapça)

ismetmeab / ismetmeâb

  • İsmetlü. Günahsız. Haramdan ve nâmusa dokunur hâllerden çekinen.

istikamet

  • Hatt-ı hareketi doğru olmak. Doğruluk, nâmuslu hareket. Her işte itidal üzere bulunmak. Adâletten, doğruluktan ayrılmayıp, diyânet ve akıl içinde yürümek.
  • Allah'a kulluk etmek.
  • Bir şeyin bir tarafa doğru olarak uzanması.
  • Yön, cihet.

kahbe / قحبه

  • Namussuz kadın. Fâhişe.
  • Mc: Hilekâr, kalleş ve sözünde durmaz adam.
  • Fahişe. (Arapça)
  • Alçak, namussuz. (Arapça)

kahpe / قحبه

  • Fahişe. (Arapça)
  • Alçak, namussuz. (Arapça)

kaltaban

  • Namussuz. Pezevenk. (Farsça)

kazf

  • Atmak. İftira atmak. Ehl-i namus bir kadına zina isnad etmek. Buna "kazf-ı muhsenat" da denir.
  • Namuslu kadına iftira.

kazf-i muhsanat / kazf-i muhsanât

  • Temiz ve namuslu kadınları zina ile suçlama, iftira etme.

kemal-i iffet / kemâl-i iffet

  • Tam ve eksiksiz bir iffet ve namusluluk.

lakit / lakît

  • Geçim sıkıntısı veya nâmus korkusu (zinâ ithamlarından kaçınmak) için terkedilmiş, bir yere bırakılmış çocuk.

ledün

  • İnd kelimesi gibi, zaman ve mekân zarfıdır.Hel-i istifhâmiye mânasına geldiği de vaki'dir. Kamus Müellifine göre ledün ile leda, aynı şeydir. Başkaları ise tefrik etmişlerdir. Demişlerdir ki: Ledün kelimesi zaman ve mekânın evvel ve ibtidasından muteberdir. Onun için ekseri harf-i cer olan "min" kel

leşker-i gaza / leşker-i gazâ

  • Gazâ ordusu, savaşan askerler. Allahü teâlânın rızâsı için O'nun dînini yaymak, din, nâmus ve vatanlarını korumak için düşmanla savaşan müslümanlar.

lul

  • (Luli) Utanmaz, hayasız ve namussuz kadın. (Farsça)
  • Nâzik ve zarif. (Farsça)
  • Şarkı söyleyip oynayan fahişe kadın. (Farsça)

mahcube

  • Namuslu ve utangaç kadın veya kız. Sıkılgan kadın.
  • Kapı ardına konulan ağaç.

makzuf

  • (Kazf. den) İftira edilmiş. Namusu hakkında lâf edilmiş.
  • Hazfolunmuş. Atılmış.

muhadder

  • (Muhaddere) Kapalı, örtülü.
  • Nâmuslu müslüman kadını.

muhill-i namus / muhill-i nâmus

  • Nâmusa zarar veren, nâmusa dokunan.

muhsane

  • Muhsan olan kadın. Temiz ve namuslu kadın.
  • Namuslu kadın.

müstakimane / müstakimâne

  • Doğrulukla, namuslulukla, adâlet dâiresinde. (Farsça)

müteaffif

  • İffetli, şerefli, namuslu.

müteaffifane / müteaffifâne

  • İffetlilikle, şerefle, nâmuslulukla. (Farsça)

müteaffifin / müteaffifîn

  • (Tekili: Müteaffif) İffetli, namuslu ve şerefli kimseler. Müteaffifler.

mütehaddir

  • (Mütehaddire) Örtünen, bürünen, tahaddür eden.
  • Mc: Namuslu.

namık kemal

  • (Mi: 1840 - 1888) Tekirdağ'lı olup İslâm mücahidlerindendir. Yeni Osmanlılık hareketine vatan mefhumunu sokmuş, "Firâki, hapsi, nefyi kadr-i nâmusumla gördüm hep" diye haklı olduğunu dâima müdâfaa etmiştir. Ehl-i kemâl bir zat olduğu, davasının istikameti ve samimiyetinden anlaşılır.Hayatının sonlar

namus-u hadis / nâmûs-u hadîs

  • Hadis-i şerifin namusu, ruhu, özü.

namus-u islamiye-i milliye / namus-u islâmiye-i milliye

  • İslâmî, millî namus ve onlara ait şeref, haysiyet.

namus-u millet-i islamiye / nâmus-u millet-i islâmiye

  • İslâm milletinin nâmusu (Millet kelimesi burada "din, şeriat, inanç" anlamına geliyor.).

namus-u milli / namus-u millî

  • Millî namus.

namus-u milliye

  • Millî namus, şeref.

namus-u mücessem

  • Çok namuslu olan.

namuskar / namuskâr / nâmuskâr / ناموسكار

  • Namuslu. (Farsça)
  • Doğru adam. (Farsça)
  • Namuslu, haysiyetli, şerefli.
  • Namuslu.
  • Namuslu. (Arapça - Farsça)

namuskarane / nâmuskârane / nâmuskârâne / namuskârane / ناموسكارانه

  • Namusluca, namuslu insanlara yakışır şekilde.
  • Namusluca.
  • Namusluca, namuslulara yakışır. (Arapça - Farsça)

namusperver / nâmusperver

  • Namuslu. (Farsça)
  • Nâmuslu.

namusşikenane / nâmusşikenâne

  • Namusu kırarcasına.

necaşi

  • Habeş Meliki olan "Eshame" nin lâkabıdır. Kamus Şârihinin dediğine göre, mutlaka bu isim, Habeş Meliklerinin has isimleridir.

nevamis / nevâmis

  • (Tekili: Namus) Namuslar, kanunlar, şeriatlar.
  • Namuslar, kanunlar.

nevamis-i kudret / nevâmis-i kudret

  • Kudret kânunları, namusları.

ordu

  • t. Bir devletin dinini, namusunu, vatan ve istiklâlini her çeşit yabancı taarruz ve tecavüzüne karşı koruyan askerî en büyük üç kuvvetten biri. Hava Ordusu, Deniz Ordusu, Kara Ordusu gibi.
  • En büyük askerî birlik.
  • Aynı iman ve düşünce sahiplerinin faaliyette olanlarının hepsi.

pak-dameni / pak-damenî

  • "Eteği temiz oluş" (Farsça)
  • Mc: Namusluluk. (Farsça)

pakdamen

  • Eteği temiz. (Farsça)
  • Mc: Namuslu. (Farsça)

pars

  • Dine bağlı kimse. (Farsça)
  • Nâmuslu, iffetli, temiz ve doğru insan. (Farsça)
  • Fars milleti, İran kavmi. (Farsça)

perde

  • Kapı, pencere gibi yerlere asılan veya iki yeri birbirinden ayıran, görünmeğe mâni olan şey. (Farsça)
  • Mc: Irz, namus, iffet. (Farsça)
  • Bir müzik parçasını meydana getiren seslerden herbirinin kalınlık veya incelik derecesi. (Farsça)
  • Bir sahne eserinin büyük bölümlerinden her biri. (Farsça)
  • Ekran, (Farsça)

perdegi / perdegî

  • (Çoğulu: Perdegiyân) İyi örtünmüş ve namuslu kadın. (Farsça)

perdenişin

  • Perde arkasında oturan. (Farsça)
  • Mc: Namuslu, temiz. (Farsça)

pirahen-i ismet

  • Namus perdesi.

rekik

  • Dili tutuk, kusurlu, peltek.
  • Rey ve idraki zayıf olan.
  • Gayret ve namusu olmayan.
  • Zayıf, kuvvetsiz.

şamgah / şâmgâh / شامگاه

  • Akşam vakti, akşamüstü. (Farsça)

şan

  • (Çoğulu: Şuun) Büyük sevap.
  • Şeref.
  • Irz, namus.
  • Nam, şöhret, şan, ün.
  • Mahiyet.
  • Gösteriş, çalım.
  • Tabiat, huy, âdet.
  • Hal, keyfiyet.

sefile

  • Mc: Fâhişe. Namussuz kadın.

şehid / şehîd

  • Allah yolunda harb ederken, Allahü teâlânın ism-i şerîfini yüceltmeye (İslâmı yaymaya) çalışırken veya düşman saldırdığında vatan, din ve milletini, ırz ve nâmûsunu müdâfâ ederken ölen müslüman.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Bütün mahlûkâtın (yaratılmışları

takattur

  • Damla. Damlama. Damla damla akma.
  • Ud ağacı ile buhurlanma.
  • Vuruşmağa hazırlanma.
  • Bir kimse kendini bir yerden atma.
  • Ağacın dalı kopup düşme.
  • Bir adamı yanı üzere düşürmek. (Kamus'dan)

tam şehid / tam şehîd

  • Allah yolunda canını fedâ eden; dînini, vatanını, bayrağını, nâmusunu müdâfaa ederken ölen, haksız yere öldürülen müslüman.

tama'

  • Hırsla istemek. Doymazlık. Aç gözlülük. Çok isteme.
  • Askerî fertlerin maaşları. (Kamus)

tefarik-ul asa / tefarik-ul asâ

  • Bir atasözüdür. Bu darb-ı mesel hakkında meşhur Kamus Tercümesi'nde hülâsaten şu mâlumat var: "Arab'dan fakir bir kadının zaif ve gayet huysuz bir oğlu varmış. Yaptığı müteaddit kavgalarda meselâ bir defasında burnunu, bir defasında kulağını, bir defasında dudaklarını kesmişler. Her bir defasında da

tehtik

  • Yırtma.
  • Nâmusa halel getirme.

terdamen / terdâmen / تردامن

  • İffetsiz. (Farsça)
  • Namussuz. (Farsça)

vakar

  • Ağırbaşlılık. Halim ve heybetli oluş. Nâmusu muhafazayı mucib haslet. Temkinlilik. Azamet ve izzet.

vefr

  • Bir kimsenin ihsanını kabul ettikten sonra rızasıyla reddeylemek.
  • Bolluk.
  • Medh ü sena ile birisinin namusunu muhafaza etmek.

zımar

  • Irz, namus.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR