LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te almam ifadesini içeren 32 kelime bulundu...

adem-i iltifat

  • Yüz vermeme, kale almama.

adem-i takayyüd

  • Kayıtsızlık. Bir şeye bağlı olmayış. Kıymet vermemek. Üzerine almamak.

afv

  • Bağışlama. Allahü teâlânın, ihsânı ile, âsî ve günâhkâr kullarının kusur ve günâhlarını bağışlaması.
  • Bir kimsenin, düşmanından veya suçludan intikâm almaya, karşılığını yapmaya gücü yettiği halde bir şey yapmaması, intikâm almaması.

anarşi

  • yun. Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak. Başta hükümet olmamak. Hükümetinin otoritesi kalmamış olan bir milletin durumu.

conta

  • Birbirinin üzerine kapanan iki madeni parça arasında, açıklık kalmamasını te'min etmek için konulan karton, kösele, lâstik vs. şey.

düsur

  • Mahvolma. Eseri kalmama. Ortadan kalkma. Nişanı belirsiz olma.
  • Kaftan eskime.
  • Ev köhne olma.

evhen

  • En gevşek, çok zayıf, pek dayanıksız, kuvvetsiz tâkatı kalmamış.

fena-i nefs / fenâ-i nefs

  • İnsanın kendine ve başkalarına bağlılığının kalmaması. Benliği unutup, bırakması. Yâni Allahü teâlâdan başka hiç bir şeyi bilmemesi ve sevmemesi.

gümkerde

  • (Gümkerdepey) İzi kalmamış, adı sanı kaybolmuş, unutulmuş. (Farsça)
  • Yaptığı işi kimseye sezdirmeyen. (Farsça)

gümnam

  • Eseri kalmamış, adı sanı kaybolmuş, unutulmuş. (Farsça)

haşem

  • Burun içinde olan bir illettir ve kokuyu değiştirir.
  • Genzin tıkanıp burnun koku almaması.
  • Etin kokması.

hasif / hâsif

  • (Husuf. dan) Sararmış. Rengi, parlaklığı kalmamış. Husufa uğramış.

ibn-üs-sebil / ibn-üs-sebîl

  • Kendi memleketinde zengin ise de, bulunduğu yerde yanında malı, parası kalmamış olan ve çok alacağı varsa da, alamayıp, muhtâç kalan.

iflas

  • Malı tükenmek, parası kalmamak. Borçlarını ödeyemiyecek hâle gelmek. Sermayesini batırmak.
  • Ahirette günahları çok olanın hüsrana düşmesi.

ıhfak

  • Gazâda ganimet malından pay almamak.
  • Avcıların av yakalayamaması.

ihtiyatsızlık

  • Tedbirsizlik, önlem almama.

indirac

  • Dahil olma. İçeri girme, katılma.
  • Nesil tamamen tükenip halefi kalmama.

indiras

  • Zail olma, eseri kalmama, mahvolma. Bozulma.

infiraz

  • Bulunmama, kalmama, münferiz olma.

insilab

  • (Selb. den) Kaldırılma, selb olunma, giderilme. Kalmama. Mahvedilme. Soyulma, soyulmuş olma.

intisar / intisâr

  • Hakkını alandan, yalnız hakkını geri almak, fazlasını almamak.

mebşuş

  • (Çoğulu: Mebâşiş) Silinmiş. İzi eseri kalmamış.

müceffef

  • Kurutulmuş. Suyu çekilmiş, nemi kalmamış, kurumuş.

münderis

  • İndiras eden. Eseri, izi nişânı kalmamış olan.
  • Münderis olmak: İzi kalmamak.

müngazz

  • Zindeliği kalmamış.

müngazzen

  • Zindeliği kalmamış olarak.

münselib

  • (Selb. den) Kaçırılmış, kalmamış, kaldırılmış. (Bu tâbir; huzur, asayiş, emniyet ve rahat hakkında kullanılır.)
  • Münselib olmak: Kalmamak.

mutmainn

  • İtmi'nanlı. İçi rahat. Müsterih. Şüphesi kalmamış. Emin.

nekre

  • Gr. başına "el" takısı almamış, mânâsı kapalı, belirsiz isim.

sarf-ı nazar

  • Bir şeyden vazgeçme, cayma.
  • Nazar-ı itibare almama.

şüzuz etmemek / şüzûz etmemek

  • Kural dışında, saf dışında kalmamak, istisna olmamak.

tezkiye-i nefs

  • Nefsini temiz bilmek. Kusuru üzerine almamak. Nefsini kusursuz addetmek.
  • Nefsi kötü şeylerden temizlemek, hayra yöneltmek.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın