LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te alcak ifadesini içeren 258 kelime bulundu...

acizane / âcizâne / عاجزانه

  • Âciz olarak. Beceriksizce. Tevâzu ile. (Alçak gönüllülük ifâdesi için söylenir) "Allah'a karşı kusurlarını bilen bir mü'min âcizâne ancak Allah'tan rahmet diler." (Farsça)
  • Acizce. (Arapça - Farsça)
  • Alçakgönüllüce. (Arapça - Farsça)

agende-guş

  • Söz dinlemeyen, aldırmayan, alçak ve hayırsız kimse. (Farsça)

ahda'

  • Çok alçakgönüllü, halim, mütevazi. İtaatli.

ahfaz

  • (Ahfad) Alçak ve çukur yer.
  • Mc: Çok alçak gönüllü. Mütevâzi.

ahna'

  • Çok alçak gönüllülük, mütevazilik.

ahza

  • Çok alçak, menfur kişi. Nefret edilmiş olan kimse.

alem-i süfli / âlem-i süflî

  • Aşağı, alçak âlem.

ani

  • (Çoğulu: Anat-Unât) Mütevazi, alçak gönüllü.
  • Köle
  • Meşgul.
  • Iztırab çeken. Muztarib.
  • İşçi.
  • Müfettiş.
  • Tahsildar. (Müennesi: Aniye)

arz

  • (Erz) Yeryüzü, toprak, zemin, dünya.
  • Aşağı ve alçak.
  • Memleket, ülke.
  • Küre.
  • İklim.
  • Davarın ayağının altı.

ashab-ı meş'eme / ashâb-ı meş'eme

  • Uğursuz, kötü, dine muhalif olanlar.
  • Solak, sol tarafta, alçak mevkide bulunanlar.

ava'

  • Alçak kimse.
  • Menazil-i kamerden bir menzildir ve beş yıldızlıdır.

bahhal

  • (Buhl. dan) Çok bahil, çok tamahkâr, pek cimri. Çok alçak adam.

bel

  • t. Geminin orta kısmı.
  • Bedenin ortası. Göğüs ile karnın arası.
  • Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı.

berrüste

  • Karpuz, kavun, kabak, çimen gibi dalbudak salıp da yükselmiyen nebat. (Farsça)
  • Mc: Alçak, edepsiz, rezil kimse. (Farsça)

besniyye

  • Alçak ve yumuşak yerde biten buğday.
  • Şam diyarında belli bir yerde yetişen buğdaya da derler.

beyus / beyûs

  • Arzu, istek, taleb. (Farsça)
  • Ümit. (Farsça)
  • Tamah. (Farsça)
  • Alçak gönüllülük. Mütevazilik. (Farsça)

cibs

  • Kansız, hissiz. Hayırsız, alçak kimse.
  • Alçı taşı, kireç.

dah

  • Hizmetçi, uşak, cariye. (Farsça)
  • On (10). Aşer. (Farsça)
  • Korkak. Alçak, aşağılık, âdi kimse. (Farsça)

daraa

  • Tevazu etmek, alçak gönüllü olmak.
  • Emre uymak, muti olmak.
  • Zayıf ve zelil olmak.

denaet / denâet / دنائت

  • Alçaklık, çok fena hareket. Zillet, kötü mizac.
  • Asılsızlık, aslı olmamak.
  • Alçaklık, aşağılık.
  • Alçaklık.
  • Alçaklık. (Arapça)

denaet-karane / denaet-kârâne

  • Alçakçasına, alçakça. (Farsça)

denanet / denânet

  • Alçaklık, zillet.

deni / denî / دنى / دَن۪ي

  • (Çoğulu: Deniyyât) Soysuz, alçak, ahlâksız.
  • Dünyaya âit, fâni ve geçici.
  • Yakın, karib.
  • Alçak.
  • Alçak.
  • Alçak.
  • Alçak. (Arapça)
  • Alçak.

deniye

  • Alçak olan.

deniyet-i hazıra / deniyet-i hâzıra / دَنِيَتِ حَاضِرَه

  • Şimdiki medeniyetin alçak, rezil kısmı.

deymas

  • (Çoğulu: Deyâmis) Hamam.
  • Alçak zemin.

dun / dûn

  • Aşağı, alçak. Kolay. Zayıf. Gölgeli. Aşağılık. Altta, aşağıda.
  • Alçak, aşağılık.
  • Aşağı.
  • Altta.

dun-perver / dûn-perver

  • Kötü kimseleri koruyan, alçak kişileri muhafaza edip onların ilerlemelerine yardımcı olan. (Farsça)

dünya-yı deniyye

  • Alçak, değersiz dünya.

düsme

  • Toz bulaşmış olan nesne.
  • Adi, alçak kimse.

edani

  • (Tekili: Ednâ) Ednâlar, en deniler, en alçaklar. Alçak, pek bayağı ve aşağılık kimseler.

edna / ednâ / ادنى

  • Pek aşağı, en alçak. Pek az, pek cüz'i.
  • Çok yakın.
  • Pek aşağı, en alçak.
  • En aşağı. (Arapça)
  • Alçak mı alçak. (Arapça)

efsal

  • (Tekili: Fesl) Alçak, âdi ve aşağılık kişiler.

ekpek-ül küpeka

  • Köpeklerin en köpeği.
  • Çok âdilik ve alçaklık.

enzal

  • (Tekili: Nezl ve Nizil) Soysuzlar, alçaklar, âdi ve aşağılık adamlar.

erbab-ı denaet / erbab-ı denâet / erbâb-ı denâet / اَرْبَابِ دَنَائَتْ

  • Alçak ve rezil kimseler.
  • Alçak ve rezil kimseler.
  • Alçak kimseler.

ervah-ı safile / ervâh-ı sâfile / اَرْوَاحِ سَافِلَه

  • Alçak ruhlar.
  • Alçak, aşağılık ruhlar.

erzail / erzâil

  • Reziller, alçaklar.

erzel

  • En rezil, alçak.

esafil

  • (Tekili: Esfel) Esfeller. Sefâlet çekenler. Pek adi ve bayağı kimseler. Çok alçak olanlar.

esaret-i rezile

  • Rezil, alçak esirlik.

esbab-ı zahiriye-i süfliye

  • Görünürdeki alçak ve bayağı sebepler.

esfel

  • En sefil, çok sefil, en alçak, en aşağı, çok fenâ.

esfel-i safilin-i hısset / esfel-i sâfilîn-i hısset

  • Alçaklığın en aşağı derecesi.

esfeliyyet

  • Aşağılık, âdilik, alçaklık.

evbaşan

  • (Tekili: Evbaş) Aşağılık kimseler, âdi kişiler, alçak ve rezil insanlar. Ayak takımları.

evkaş

  • Ayak takımı. Terbiyesiz, ahlaksız, adi ve alçak kimse.

ezell

  • Çok zelil. Çok alçak ve rüsvay olan.

ezille

  • Zeliller, alçaklar.

fay

  • Arazide meydana gelen ve bir tarafı yüksek, bir tarafı alçak olan büyük yarık. (Fransızca)

fazahat

  • (Çoğulu: Fazâyih) Alçaklık, edepsizlik, hayâsızlık.

faziha / fazîha

  • (Çoğulu: Fazayıh) Alçaklığı, edebsizliği gerektiren iş veya şey.

fesale

  • (Füsule) Alçak ve asılsız olmak.

firavun-u zelil

  • Alçak bir firavun.

füru-maye

  • Soyu alçak. Kötü soylu. Sütü bozuk.

furude

  • Alçaklık, âdilik, hasislik. (Farsça)
  • Kavrulmuş, yanmış. (Farsça)
  • Alçak, âdi, deni, hasis. (Farsça)

fürumaye / fürûmâye / فرومایه

  • Aşağılık, alçak. (Farsça)

gasr

  • Asılsız, alçak kimseler.

gayr-ı süfli / gayr-ı süflî

  • Alçak olmayan; yüksek, zengin ve bilginler sınıfı.

gev-çah

  • Dibi görünebilen pek derin olmayan alçak kuyu. (Farsça)

güruh-u hazele / gürûh-u hazele

  • Alçaklar, aşağılık kimseler.

güruh-u hazele ve rezele

  • Alçaklar ve reziller topluluğu.

habais / habâis

  • Kötü, alçak, pis şeyler, haramlar. Habîsin çoğulu.

habaset / habâset / خباثت

  • Kötülük, alçaklık, fenalık.
  • Kötülük, alçaklık. (Arapça)

habes

  • (Tekili: Habis) Kötüler. Alçaklar. Pisler.
  • Necaset denilen ve maddeten pis şeyler (Necis veya necaset-i hakikiye de denir.)

habis / habîs

  • (Hubs. dan) Fesadcı. Hilekâr. Alçak tabiatlı. Kötü. Pis.
  • Kötü, alçak, pis, âdî, bayağı.
  • Haram.
  • Kötü, alçak, pis.

hadı'

  • Alçaltıcı.
  • Gönül alçaklığı ve huzu ile muttasıf.

hadid / hadîd

  • Dağ eteği.
  • İçinde yağmur suyu biriken alçak çukur.
  • Arz, yer, dünya.

hadıyd

  • (Hazîz) Oturaklı, mütemekkin, yer.
  • Dağ eteği. Zir. Alçak yer.
  • Koz: Ayın veya başka bir seyyarenin mahreki üzerinde dünyaya en yakın bir mesafede bulunan nokta. Dünya ile diğer seyyarelerin güneşin merkezinden en uzak oldukları bir nokta.

hadur

  • İniş.
  • Alçak yer.

hafz

  • Aşırı olmama hali.
  • Refah ve ferahlık. Huzur ve rahat.
  • Yavaş yavaş mülayim yürüyüş, itidal. Alçak.
  • Kelimenin son harfini esre, yâni "i" diye okumak.
  • Sözü boğaz içinden söylemek.

haki-nihad / hakî-nihad

  • Mütevazi, kibirsiz, alçak gönüllü. (Farsça)

hal-i haşiane / hal-i hâşiâne

  • Huşu içinde, Allah'tan korkmayı ve alçakgönüllülüğü gösteren hal.

hasaset

  • Tamahkârlık. Cimrilik. Alçaklık. Hasislik.

haşi'

  • Huşu içinde olan, alçak gönüllülük eden.
  • Kusurlarını düşünerek, ürpererek Cenâb-ı Hakka niyâz edip yalvaran.

haşian / hâşian

  • Tevazu ve mahviyetle. Alçakgönüllülük göstererek.

hasis / hasîs

  • Nekes, cimri.
  • Alçak, değersiz.

haşmet

  • (Hışmet) Kendisine tabi olanlardan dolayı, "haşem" den olan, büyüklük ve heybet. Tantana-i azamet. Hürmetten gelen çekinme.
  • Hiddet, kızgınlık.
  • Alçak gönüllülük.

haşrem

  • Kireç taşı.
  • Alçak dağ.
  • Arı.

hass

  • Alçak, bayağı, âdi.
  • Marul.

hayat-ı sefilane / hayat-ı sefilâne

  • Alçak bir haldeki hayat.

hazelat

  • (Tekili: Hazele) Alçaklar, âdiler, kalleşler.

hazele

  • (Tekili: Hâzil) Alçaklar, kalleşler, yüzsüzler.

hazi / hâzi / خاضع

  • Alçakgönüllü. (Arapça)

hazı' / hâzı'

  • (Huzu. dan) Alçak gönüllü, mütevâzi olan.

hazıane / hâzıâne

  • Mütevâzi olarak, alçak gönüllülükle.

hazil

  • Yüzsüz, alçak, âdi, dönek, kalleş.

helkes

  • Alçak adam.

hevan

  • Hakaret, zillet, alçaklık, zelillik, aşağılık, horluk.

hevesat-ı sefile / hevesat-ı sefîle

  • Nefsin gayr-ı meşru alçak istekleri.

hevesat-ı süfliye / hevesât-ı süfliye

  • Alçak arzular, kötü hevesler.

hınsir / hınsîr

  • Alçak, soysuz, âdi.

hısase

  • Kabahat.
  • Alçaklık, denâet.

hisset

  • Cimrilik. Bahillik. Tamahkârlık.
  • Alçaklık.

hisset-i nefis

  • Nefsin alçaklığı.

höyük

  • Kazıldığında içinden eski eserler çıkan alçakça toprak tepe.

hudu' / hudû'

  • Alçaklık etmek.
  • Boyun eğmek, alçak gönüllülük. Kalbde devamlı olan Allah korkusu. Allahü teâlâya itâat etmek.

hunu'

  • Horluk, zelillik, alçaklık.

huş'a

  • Alçak küçük tepe.

huşu / huşû / خشوع

  • Gönül alçaklığı, tevazu.
  • Korku ile sevgi arası durum, saygı.
  • Alçakgönüllülük. (Arapça)
  • Tanrı'ya karşı korku ve saygı duyma. (Arapça)

huşu' / huşû'

  • Alçak gönüllülük. Hayâ etmek ve mütevazi olmak. Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hâl. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük. Sükun ve tezellül.
  • Tevâzû, alçak gönüllülük. Hakk'a boyun eğmek. Korku ve sevgiden meydana gelen edebli bir hal.

huz'

  • Alçaklık yapmak.

huzu'

  • Mahviyet ve tevazu hali, alçak gönüllü olmak. Allah'ın azametini, celal ve cemalini, büyüklüğünü tahattur ve tefekkürden hâsıl olan, insandaki huzur ve huşu' hâli.

iftikar

  • Yoksulluğunu, fakirliğini açığa vurmak.
  • Çok ihtiyacı olmak.
  • Tevazu'. Alçak gönüllülük.

ihanet

  • (Hevn. den) Alçak ve hakir addedip itibar etmemek, kıymet vermemek.
  • Hainlik. Haksızlık. Kötülük.

ıhbat

  • Huşu ve tevazu' etmek, alçak gönüllülük yapmak.

ihşa'

  • Tevazu ve alçak gönüllülükle zorlama.

ihtida'

  • Tevazu, alçak gönüllülük, mahviyet, mütevazilik.

ihtiza'

  • Tevazu. Gönül alçaklığı. Alçak gönüllülük.

iktat

  • Alçak sesle kulağa fısıldama.

ilm-i nafi' / ilm-i nâfi'

  • İnsana aczini, kusurunu, Rabbinin büyüklüğünü bildiren, kalbde Allah korkusunu ve mahluklara karşı tevâzû, alçak gönüllülüğü artıran, kul haklarına ehemmiyet vermeyi temin eden sonsuz seâdeti (mutluluğu) ve Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya vesîle olan ilim.

inhifaz

  • Aşağılanma, alçaklanma.
  • Çökkünlük.

istibdad-ı rezile

  • Alçakça baskı, zulüm.

istihza'

  • (İstihdâ') Alçak gönüllülük göstermek, kendisini aşağı tutmak.

istikane / istikâne

  • (İstikânet) Alçaklık etmek.
  • Zillet ve meskenet göstermek.
  • Tevazu göstermek.

ittiza'

  • Alçak gönüllülük, tevazu, mütevazilik.
  • Devenin, boynuna basarak üstüne binebilmek için, başını aşağı eğme.

kahbe / قحبه

  • Fahişe. (Arapça)
  • Alçak, namussuz. (Arapça)

kahpe / قحبه

  • Fahişe. (Arapça)
  • Alçak, namussuz. (Arapça)

kase-lis / kâse-lis

  • (Kâselis) Çanak yalayıcı. Çok yiyen, obur. Hırslı. (Farsça)
  • Dalkavukluk. Alçak huylu kimse. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)

kemal-i mahviyet / kemâl-i mahviyet

  • Tam mânâsıyla tevâzu içinde olma, alçak gönüllülük gösterme.

kemal-i mahviyet ve tevazu / kemâl-i mahviyet ve tevazu

  • Tam anlamıyla tevâzu ve alçakgönüllülük içinde olmak.

kemal-i tevazu / kemâl-i tevâzu

  • Tam ve kusursuz bir alçak gönüllülük.

ken'

  • (Çoğulu: Kün'ân) Tilki eniği.
  • Cem'etmek, toplamak.
  • Yakın olmak.
  • Mülâyemet.
  • Alçaklık yapmak.
  • Firar, kaçmak.

laş

  • Hakir ve aşağılık kimse. Adi, zelil, itibarsız ve alçak kişi. (Farsça)
  • Çapul, yağma. (Farsça)

leamet

  • Alçaklık, âdilik, zillet, denaet, aşağılık.

leim / leîm / لئيم

  • Alçak, deni, rezil, zelil, levm edilen. Cimri.
  • Mayası bozuk ve kötü.
  • Alçak, kötü.
  • Alçak. (Arapça)

leiman

  • (Tekili: Leim) Alçak, zelil ve aşağılık kimseler. Pinti ve cimri insanlar.

leimane / leîmâne / لئيمانه

  • Alçakça. Zelilane bir tarzda.
  • Alçakça. (Arapça - Farsça)

leüm

  • (Çoğulu: Liâm) Aslı alçak yaramaz kişi.

liam

  • (Tekili: Leim) Alçak, aşağılık ve zelil kimseler. Pinti ve cimri insanlar.

mahviyet / مَحْوِيَتْ

  • Tevazu, alçakgönüllülük.
  • Alçak gönüllülük, nefsine kıymet vermeme.

mahviyetkar / mahviyetkâr

  • Alçakgönüllü.

mahviyetkarane / mahviyetkârâne

  • Alçakgönüllülükle.

mahviyyet

  • Alçak gönüllülük. Tevâzu. Kendi kusurunu bilip kendine haddinden fazla kıymet vermemek. Tevâzu içinde olmak.

meshele

  • Yumuşak yer.
  • Alçak yer.

meskene

  • Tevazu etmek, alçakgönüllülük göstermek.

mevadd-ı süfliye

  • Alçak ve basit maddeler.

mezellet

  • Alçaklık. Zelillik.
  • Alçaklık.

mim'siz medeniyet

  • Deniyet, ahlâksızlık, alçaklık; Arapça'da medeniyet kelimesinden "mim" harfi atılınca geriye alçaklık anlamında "deniyet" kelimesi kalır.

mimsiz medeniyet

  • Vahşilik, denîlik. Alçaklık.
  • Medeni kelimesinin, Kur'ân alfabesine göre "mim" harfini kaldırırsak, denî kelimesi kalır. Buna binaen, "mimsiz medeniyyet" de denî, alçak ve zâlim yerinde kullanılmıştır.
  • "Deniyet" alçak medeniyet.
  • Deniyet, yani alçaklık.

müfzı'

  • Katı.
  • Alçak, şeni'.

muhan

  • Kendine ihanet olunmuş.
  • Alçak kimse.

muhannes

  • Kadınlaşmış erkek. Alçak tabiatlı.
  • Korkak. Nâmerd. Kalleş.

muhazzil

  • Alçaklık ve bayağılık içinde bırakan. Tahzil eden.

muhazzilane / muhazzilâne

  • Alçaklık ve bayağılıkla. (Farsça)

muhbit

  • Alçak gönüllü, mütevazi. Mütezellil.

mühin / mühîn

  • (Hevn. den) İhanet eden. Tahkir ve tezlil eden.
  • Hor, hakir, alçak. Hâin.

muhtazı'

  • Boyun eğen. Tevâzu yapan. Alçak gönüllülük gösteren.

muhtazıane / muhtazıâne

  • Alçak gönüllülükle. Tevâzu ve mahviyetle. Boyun eğerek. (Farsça)

münhatt

  • Aşağı inen, inhitât eden. Alçak. Çukur.

müstehan

  • Değersiz, alçak, âdi, hakir sayılan.

müstekin / müstekîn

  • Alçak gönüllülük ve tevazu gösteren.

mutazarrı'

  • Tazarru eden. Alçak gönüllülük eden.
  • Bir şeye gizlice varıp yaklaşan.
  • Can ve gönülden tezellül ile yalvaran.
  • Noksan ve kusurlarını bilerek kibirden, büyüklenmekten çekinip tevazu eden.

mütehaşşi'

  • (Huşu'. dan) Kendini alçak tutan, alçakgönüllü, mütevâzi.

mütehazzı'

  • Alçak gönüllülük eden, tevazu gösteren.

mütehazzıane / mütehazzıâne

  • Alçak gönüllülükle, tevazu göstererek. (Farsça)

mütemellık

  • (Melık. dan) Alçakçasına yalvaran, yaltaklanan.

mütemellıkane

  • Yaltaklanarak. Alçakcasına yalvararak. (Farsça)

mütenezzil

  • (Nüzul. den) Tenezzül eden, aşağı inen. Alçak gönüllülük eden.

mütenezzilen

  • Alçak gönüllülük ederek, tevâzu göstererek.

mütevazı / mütevâzı

  • Alçakgönüllü, tevazu sahibi.

mütevazi / mütevâzi

  • Alçakgönüllü.

mütevazı / mütevâzı / متواضع

  • Alçakgönüllü. (Arapça)

mütevazi'

  • Gururlu olmayan, alçak gönüllü, kendi fakrını bilen.
  • Gösterişsiz.

mütevazıane / mütevâzıane

  • Alçakgönüllü bir biçimde.

mütevaziane / mütevaziâne

  • Alçak gönüllülükle.

mütevaziin / mütevaziîn

  • (Tekili: Mütevazi) Alçakgönüllü kimseler, mütevazi insanlar, tevazu ehli olan kişiler.

mütevazıyane / mütevâzıyâne / متواضيانه

  • Alçakgönüllülükle. (Arapça - Farsça)

mütezellilane / mütezellilâne

  • Zelil olarak, alçaklara yakışır surette, alçakçasına. Kendi hiçliğini bilir surette, kusur ve aczini anlamakla. (Farsça)

na-kes

  • Hasis olan. (Farsça)
  • Zelil, insaniyetsiz, alçak, deni. (Farsça)

na-kesan

  • (Tekili: Nâ-kes) Alçaklar, âdi insanlar, insaniyetsiz kimseler.
  • Cimriler, tamahkârlar, pintiler, hasis kişiler.

na-kesane / na-kesâne

  • Alçakçasına. (Farsça)
  • Cimrilik ve tamahkârlıkla. (Farsça)

na-merd

  • Korkak. (Farsça)
  • İnsaniyetsiz, sözünde durmayan. Alçak, insanlık hislerinden habersiz. (Farsça)

na-merdane / nâ-merdâne

  • Namerdcesine, alçakçasına. (Farsça)

na-merdi / nâ-merdî

  • Namerdlik, alçaklık, zillet. (Farsça)
  • Korkaklık. (Farsça)

nakis

  • Bayağı, alçak.
  • Başını daima öne eğen adam.

namerd / nâmerd / نامرد

  • Korkak, alçak.
  • Alçak, aşağılık, namert. (Farsça)

namert / nâmert

  • Mert olmayan, alçak.

nefs-i rezile

  • İnsanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden alçak ve âdi duygu.

nefs-i rezile ve deniye

  • İnsanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden alçak ve âdi duygu.

nefs-i süfli / nefs-i süflî

  • Alçak şeyleri isteyen nefis.

pelid

  • Pis, murdar. (Farsça)
  • Rezil ve alçak kimse. (Farsça)

pespaye / pespâye

  • Aşağı, alçak.

pest / پَسْتْ

  • Alçak, aşağı. Hafif, yavaş ses. (Farsça)
  • Sesi galiz, kalın ve korkunç olan. (Farsça)
  • Alçak, yavaş.
  • Alçak.

pesti / pestî

  • Alçaklık, âdilik, zillet. (Farsça)

pestpaye

  • (Çoğulu: Pestpayegân) Payesi, derecesi aşağı olan, âdi. Alçak. Bayağı. Pespaye.
  • Pespaye, alçak.

pestperde

  • Alçak ve hafif sesle. (Farsça)

ra'ra'

  • (C. Raâri') Kötü, alçak kimse.
  • Yaramaz gönüllü.
  • Çok uzun boylu adam.
  • Güzel itidalde olan kimse.

rehv

  • (Çoğulu: Rahâ) Yüksek mekân, yüksek yer.
  • Alçak, çukur yer, (içinde su toplanır)
  • Mahalle içinde, yağmur suyu ve çeşme suyu akan ark.
  • Üveyik kuşu.
  • Arası açılmış ve ayrılmış.

reym

  • Alçak yer.
  • Kabir.
  • Derece.
  • Deveyi boğazlayıp taksim ettikten sonra kalan kemik.
  • Ziyâde çok, fazla.

rezail / rezâil

  • (Tekili: Rezile) Utanılacak çok fena işler, alçakça hareketler.
  • Rezillikler, ahlâka aykırı çirkin ve alçak şeyler.

rezalet

  • Rezillik, alçaklık.
  • Utanç verici şey. Utanılacak hal.
  • Alçaklık, rezillik.
  • Maskaralık.
  • Arsızlık.

rezil / rezîl

  • Alçak, adi, utanmaz, hayâsız, soysuz.
  • Utanmaz, alçak.
  • Alçak, îtibârsız.

rezile

  • Rezillik, alçaklık.

rezilet

  • Alçaklık, rezillik.

rihs

  • (Çoğulu: Revâhıs) Alçak duvar.

safal

  • Alçaklık.
  • Rüzgârın dokunduğu yer.

safil

  • Alçak yer.

safilin / safilîn

  • Alçaklar, aşağılar, sefiller. Allah'tan (C.C.) uzak olanlar.
  • Aşağı taraflar.

safiliyyet

  • Alçaklık, aşağılık.

sagar

  • Zelillik, alçaklık, âdilik.

şahs-ı deni / şahs-ı denî

  • Kötü, alçak kimse.

sebeb-i tevazu / sebeb-i tevâzu

  • Tevazu, alçak gönüllülük sebebi.

sefele

  • (Tekili: Sâfil) Alçak kimseler. Aşağı kimseler. Alçaklar.

sefsaf

  • (Çoğulu: Sefâsif) Alçak, kemter şey, hakir iş.
  • Un elerken elekten kalkan toz.

şeka'

  • Rezalet, rezillik, alçaklık.
  • Bedbahtlık, kutsuzluk.

sekk

  • (Çoğulu: Sukûk-Sikâk) Çuvaldız. Çivi.
  • Alçaklık.
  • Dar nesne.

şenaat / şenâat

  • Fenâlık, kötülük, alçaklık.
  • Cenab-ı Hakk'ın emrine muhalif hareket.
  • Kötülük, alçaklık.
  • Kötülük, alçaklık.

şeni / şenî

  • Kötü, çirkin, alçakça.

sevafil

  • (Tekili: Sâfil) Alçaklar. (İnsan ve yer hakkında kullanılır)

seza-yı tezlil

  • Tahkir edilip alçak görülmeğe lâyık olan.

sifle

  • Adi, alçak, zelil, terbiyesiz.

sifleperver

  • Alçak ve âdi kimseleri koruyan ve kullanan. (Farsça)

süfeha / süfehâ / سفها

  • Alçaklar, sefihler. (Arapça)

süfla

  • (Sâfil. den) Daha alçak, adi.
  • Günah ve basit işlere mahsus.
  • Kılıksız, kıyafetsiz.

süfli / süflî / سفلي / سُفْل۪ي

  • Aşağı, alçak.
  • Aşağıda bulunan.
  • Alçak, pek aşağı olan.
  • Aşağıda bulunan, alçak, âdi, bayağı, kılıksız, kıyafetsiz.
  • Alçak.
  • Alçak.

süfliyet

  • Alçaklık, aşağılık.

süfliyyet

  • Alçaklık, bayağılık, âdilik.

süful

  • Alçaklık.
  • Alçaklığa meyil ve teveccüh etmek. Alçaklığa yönelmek.

süfyani / süfyanî

  • Süfyan'dan olan, Süfyan'a mensub, Süfyan'a müteallik. Zübdet-ül Buharî Tercemesine göre, Süfyanî: Müslümanlara kötülük eden, sefil, kötü, alçak olan kimse demektir.

sünyan

  • (Çoğulu: Süniyye) Ednâ, alçak, rezil, kepâze.

ta'

  • Alçak, iniş yer.
  • Başı aşağı etmek.

tabasbus

  • Yaltaklanma, alçakça yalvarma.

tabasbusat / tabasbusât

  • (Tekili: Tabasbus) Tabasbuslar, alçakça yalvarmalar, yaltaklanmalar.

tada'du

  • Alçak gönüllülük gösterme.
  • Viran olma.
  • Aklını kaybetme.

tahaşşu'

  • (Huşu. dan) Mütevâzi olmak. Alçakgönüllülük gösterme.

tahazzu'

  • (Huzu. dan) Alçakgönüllülük gösterme. Mütevazi olma.

tahkir

  • Hareket etmek. Hor görmek. Küçük görmek. Aşağı ve alçak addetmek.

tahzi'

  • Tevâzu etmek, alçakgönüllü olmak.

tefessüh

  • Alçaklaşmak. Bozulmak.
  • Çürümek. Kokup dağılmak.
  • Tâkattan düşmek.

tehevvüs-ü süfli / tehevvüs-ü süflî

  • Alçakça arzu ve heveslere kapılma.

tenezzül / تنزل

  • (Çoğulu: Tenezzülât) İnme, düşme. Aşağılama.
  • Gönül alçaklığı. Karşısındakinin seviyesine göre tevâzu ile konuşmak.
  • Yavaş yavaş inmek. Mekânını yukarıdan aşağıya nakletmek.
  • Alçalma. (Arapça)
  • Alçakgönüllülük. (Arapça)

tenezzülen / تنزلا

  • Alçak gönüllülükle, tevâzu ve mahviyet içinde, kibirsizlikle.
  • Alçakgönüllülükle. (Arapça)

teres

  • Alçak, kâfir.

terzil etmek

  • Aşağılamak, rezil ve alçak göstermek.

tevazu / tevâzu / تواضع

  • Alçakgönüllülük.
  • Alçakgönüllülük, isteyerek mertebesinin altında görünme.
  • Alçak gönüllülük.
  • Alçakgönüllülük. (Arapça)

tevazu ve mahviyet

  • Alçakgönüllülük.

tevazu' / tevâzu' / تَوَاضُعْ

  • Alçak gönüllülük. Kibirsizlik. Mahviyet hâli.
  • Alçak gönüllülük; kendisini başkaları ile bir görmek, başkalarından daha üstün ve daha aşağı görmemek.
  • Alçak gönüllülük.

tevazu'kar / tevazu'kâr

  • Tevazulu, alçak gönüllü. (Farsça)

tevazu-u tam / tevazu-u tâm

  • Tam bir alçakgönüllülük.

tevazukarane / tevazukârâne

  • Alçakgönüllülükle.

tezellül

  • Zillete katlanmak. Aşağılanmak. Alçalmak. Hor ve hakir olmak. Kendini alçak tutmak.

tımres

  • (Tımrus) Yalancı, kezzab.
  • Leim, alçak kimse.

tuni

  • Sefih, alçak, rezil. (Farsça)
  • Külhanbeyi. (Farsça)
  • Hırsız. (Farsça)

umur-u hasise / umur-u hasîse

  • Alçak ve değersiz işler.

unv

  • Alçaklık.
  • Alçak gönüllülük, tevâzu etmek.

vagd

  • Tamahkâr, cimri, hasis.
  • Alçak, bayağı, âdi.

vazaat

  • Alçaklık, âdilik, bayağılık.

vazi' / vazî' / وضيع

  • (Vazîa) Alçak, deni, bayağı, âdi.
  • Alçak, aşağı. (Arapça)
  • Mütevazi. (Arapça)

vegadet

  • Akılsızlık.
  • Adilik, bayağılık, aşağılık, alçaklık.

vegd

  • (Çoğulu: Evgad) Alçak adam.

zebun / zebûn / زبون

  • Alçak. (Farsça)
  • Aciz, zavallı. (Farsça)
  • Güçsüz. (Farsça)
  • Zebûn etmek: (Farsça)
  • Alçaltmak. (Farsça)
  • Aciz bırakmak. (Farsça)
  • Güçsüz bırakmak. (Farsça)
  • Zebûn olmak: (Farsça)
  • Alçalmak. (Farsça)
  • Aciz kalmak. (Farsça)
  • Güçsüz kalmak. (Farsça)

zelalet

  • Alçaklık, hakirlik, horluk. Zillet.

zelil / zelîl / ذَل۪يلْ

  • Hor, hakir, alçak. Aşağı tutulan.
  • Hor, hakir, alçak.
  • Alçak, düşük.
  • Alçak, aşağılık.
  • Aşağı, alçak, hor, hakîr.
  • Hor, alçak.

zelilane / zelilâne / zelîlâne

  • Alçakça. Hakir ve aşağılık kimselere yakışır şekilde. (Farsça)
  • Alçalarak, alçakça.

zelili / zelilî

  • Hakirlik, horluk, zelillik, alçaklık.

zema'

  • Tenbel olmak.
  • Dehşetli olmak.
  • Acele etmek.
  • Yırtmak.
  • Alçak insan, kötü insan.

zevk-i süfli / zevk-i süflî

  • Alçak, aşağılık zevk.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın