LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ahiret ifadesini içeren 338 kelime bulundu...

a'mal-i ahiret / a'mâl-i âhiret

  • Âhirete ait işler.

a'mal-i uhreviye / a'mâl-i uhreviye

  • Âhirete ait ameller, işler, fiiller.
  • Ahirete ait iş, hareket ve ibadetler.

a'ver

  • Tek gözlü. Bir gözü kör. Yek-çeşm. (Âhirzamanda gelecek Süfyan adındaki bir zâlimden "Aver" diye rivayetlerde bahsedilmesi, sadece dünyayı görecek bir gözü olduğu ve âhireti görecek imân gözünün olmadığından kinayedir.)

acil

  • Sonraya bırakılmış. Bir vâdeye bağlı.
  • Ahiret.

ahbab-ı uhrevi / ahbab-ı uhrevî

  • Âhiretteki dostlar.

ahbar / ahbâr

  • Haberler. Haberin çokluk şekli.
  • Bir kavim, kabîle, şahıs, ülke, bölge, şehir veya bir hâdise hakkında nakledilen bilgiler.
  • Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, geçmişte olanlara, gelecekte ve âhirette olacaklara dâir bildirdiği şeyler.

ahiret / âhiret

  • İnsanın ölümü ile başlayan ebedî (sonsuz) hayat. Âhirete îmân, inanılması lâzım olan altı esastan beşincisidir.
  • Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi âlem. Âhiret, kıyamet koptuktan sonra, bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir. Orada ölüm yoktur, hayat sonsuzdur; dinin emirlerine bağlı olanlar için cennet; dine bağlı olmıyanlar için de cehennem vardır. Âhirete inanmayan insan müslüman olama

ahiret alimi / âhiret âlimi

  • Dünyâlığa, mala, mevkiye kıymet vermeyen, ilim ile dünyâlık elde etmeye çalışmayan, âhireti dünyâya tercih eden, ilmiyle amel eden, işi sözüne uyan, ibâdet ve tâate teşvik eden, ilmi âhiretine faydalı olan tevâzu sâhibi âlim.

ahiret ehli / âhiret ehli

  • Âhiret hayatını esas tutan kimseler.

ahiretlik / âhiretlik

  • Ahiret kardeşi. (Arapça - Türkçe)
  • Evlat edinilen öksüz. (Arapça - Türkçe)

ahret / آخرت

  • Öbür dünya, ahiret. (Arapça)

ahretlik

  • Ahiret kardeşi. (Arapça - Türkçe)
  • Evlat edinilen öksüz. (Arapça - Türkçe)

ahval-i uhreviye / ahvâl-i uhreviye

  • Âhiretteki haller.

ahval-i uhreviye ve berzahiye / ahvâl-i uhreviye ve berzahiye

  • Kabir ve âhiret halleri.

akibet / âkibet

  • Son, netîce.
  • Dünyâda zafer, âhirette sevâb ve kurtuluş.

akibet-ül akibe / âkibet-ül âkibe

  • Akibetin âkibeti.
  • Neticenin sonu.
  • Ahiret.

akl-ı maad

  • İrfan ve ilimle terbiye olan âhiretini düşünen akıl. Geleceği kavrayan akıl.

akl-ı mead / akl-ı meâd

  • Ebedî rahata kavuşmak, Cennet'te ebedî kalmak ve Cehennem azâbından kurtulmak için hâlini ıslâh etmeyi, düzeltmeyi düşünen, uzak görüşlü, dünyâya değil, âhirete değer veren akıl.

akl-ı meaş / akl-ı meâş

  • Yemek, içmek, evlenmek, helâl, haram demeden kazanmak ve eğlenmek gibi hep bedenin râhatını ve nefsin menfaatini düşünüp, âhireti düşünmeyen akıl; akl-ı meâdın zıddı.

akl-ı uhrevi / akl-ı uhrevî

  • Âhiret ile ilgili akıl.

alem-i ahiret / âlem-i âhiret

  • Âhiret âlemi.

alem-i beka / âlem-i beka

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi.

alem-i bekà / âlem-i bekà

  • Devamlı ve kalıcı olan âlem, âhiret.

alem-i ebedi / âlem-i ebedî

  • Sonsuz âhiret âlemi.

alem-i latif / âlem-i lâtif / alem-i latîf / عَالَمِ لَطِيفْ

  • Nurlu ve şeffaf olan âhiret âlemi.
  • Şeffaf, nurlu olan âlem (âhiret).

alem-i nur / âlem-i nur

  • Nur âlemi, aydınlık olan âlem, âhiret.

alem-i uhra / âlem-i uhrâ

  • Öteki âlem, âhiret âlemi.

alem-i uhrevi / âlem-i uhrevî / عَالَمِ اُخْرَوِي

  • Âhiret âlemi.
  • Âhirete âit âlemler.

alem-i uhreviye / âlem-i uhreviye / âlem-i uhrevîye / عَالَمِ اُخْرَوِيَه

  • Âhiret âlemi.
  • Âhirete âit âlemler.

alemeyn / âlemeyn

  • İki âlem. Dünya ve âhiret.

allam-ül guyub / allâm-ül guyub

  • Esma-i Hüsnadandır. Bütün gaybları, geçmişi, geleceği, hazırda olmayanı, dünyadakileri, âhirettekileri ve her şeyi bilen Cenab-ı Hak.

amal-i uhreviye / âmâl-i uhreviye

  • Ahirete ait emeller, ümitler ve istekler.

amel-i uhrevi / amel-i uhrevî / عَمَلِ اُخْرَوِي

  • Âhirete yönelik gerçekleştirilen iş, hizmet.
  • Âhirete ait amel.
  • Ahirete ait iş, ibâdet.

amel-i uhreviye

  • Âhireti kazanmak için yapılan amel, iş.

amentü billahi ve bi'l-yevmi'l-ahir / âmentü billâhi ve bi'l-yevmi'l-âhir

  • "Allah'a ve âhiret gününe iman ettim".

ashab-ı yemin / ashâb-ı yemin

  • Ahid ve yeminlerinde sebât edenler. Kendi kazançlarından ziyâde Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve ikrâmına kavuşacakları ümid edilenler. Allah'a itâatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar. Sağcılar. Mukaddesatçılar. Kur'an ve İmân yolunda Allah (C.C.) için çalışanl

avalim-i uhreviye / âvâlim-i uhreviye

  • Âhiret âlemleri.

avra

  • Şaşı. Kör kadın. Tek gözlü.
  • Mc: Kör fikir.
  • Çirkin ve kabih söz.
  • Sâdece dünyayı düşünüp âhireti unutan.

azab / azâb

  • Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
  • Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem.
  • İşlenen günahlar sebebiyle âhirette çekilecek cezâ.
  • Büyük sıkıntı, şiddetli elem.
  • Dünyada işlenen günahlara karşı ahirette çekilecek ceza.

azab-ı uhrevi / azâb-ı uhrevî

  • Âhirette çekilecek ceza.

ba'sü ba'del mevt

  • Öldükten sonra âhirette tekrar diriltilme.

babeyn

  • İki kapı.
  • Mc: Dünya ve âhiret.

behişt

  • Cennet. Ahirette iyi kulların gideceği mükâfat yeri. Adn. Firdevs. (Farsça)

beka alemi / beka âlemi

  • Sonsuzluk âlemi, âhiret hayatı.

bekà-i ahiret / bekà-i âhiret

  • Âhiretin hayatının devamlılığı, kalıcılığı.

bekà-i uhreviye

  • Âhiretteki devamlılık, kalıcılık.

berr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). İhsân eden, iyilik eden, yâni her iyilik kendisinden olan, îmân edip, iyi ameller yapmayı nasîb edip, bunlara karşılık âhirette sevâb ve dünyâda sıhhat, kuvvet, mal, makam, evlâd ve yardımcı lar veren.
  • Îtikâdı doğru, amelleri i

berzah

  • İki âlemin arası. Kabir. Dünya ile âhiret arası.
  • Perde.
  • Sıkıntılı yer.
  • İki yer arasındaki geçit.
  • Mani'a, engel,. Ölen insanların ruhları kıyamete kadar berzah âleminde bulunurlar. Berzah büyük ve mânevi bir âlemdir. Dindar olup cennetlik olanlar, berzah âlemin
  • Dünya ile âhiret arasındaki âlem.

berzah alemi / berzâh âlemi

  • Dünyâ ile âhiret arasındaki âlem; kabir âlemi.
  • Tasavvufta âlem-i misâle verilen ad.

beşer haşri

  • İnsanların öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah huzurunda toplanmaları.

birader-i manevi / birader-i manevî

  • Din veya âhiret kardeşi.

burak / burâk

  • İman ehlini Sırat köprüsünden geçirecek olan binek, âhiret bineği.

cehennem

  • Kâfirlerin devamlı, günahkâr müslümanların ise, günahları kadar âhirette azab görecekleri yer.

cennet

  • Bahçe. Âhirette müslümanların nîmet ve mutluluk içerisinde sonsuz olarak yaşayacakları yer.
  • Allah'a (C.C.) inanan ve O'na ibadet ve itaat edenlerin, iman ve İslâmiyyet'e ihlâs ve sadâkatle hizmet edenlerin, Kur'ana bir hizb-ül Kur'ân olarak mücâhidâne bir sûrette hizmetkâr olan mücâhidlerin, cihâd-ı diniyye erlerinin âhirette fazl-i İlâhi ile gidip ebediyyen içinde kalacakları mekân ve mes

cennet-i kur'aniye / cennet-i kur'âniye

  • Kur'ânî cennet; bu tabirle, insana dünya ve âhiret saadetini bahşeden Kur'ân'î hakikatler ve esaslar kastediliyor.

cümle-i tevhidiye ve esmaiye ve uhreviye / cümle-i tevhidiye ve esmâiye ve uhreviye

  • Allah'ın birliği ve esmâsı ve âhiretle ilgili cümle.

daire-i ahiret / daire-i âhiret

  • Âhiret âlemi.

dar-ı ahiret / dâr-ı âhiret / داَرِ اَخِرَتْ

  • Âhiret yurdu.
  • Ahiret yurdu.

dar-ı baki / dâr-ı bâki

  • Devamlı ve kalıcı yer, âhiret.

dar-ı beka / dâr-ı beka

  • Âhiret. Bâki olan yer. (Farsça)

dar-ı bekà / dâr-ı bekà

  • Sonsuzluk yurdu, âhiret.

dar-ı beka / dâr-ı bekâ / دار بقا

  • Ahiret.

dar-ı mücazat ve mükafat / dar-ı mücazat ve mükâfat

  • Ceza ve mükafat yurdu, âhiret.

dar-ı saadet / dâr-ı saâdet

  • Mutluluk yurdu, âhiret.

dar-ı uhra / dâr-ı uhra / dâr-ı uhrâ

  • Ahiret yurdu.
  • Âhiret yurdu.

dar-ül-beka / dâr-ül-bekâ

  • Ahiret, sonsuz kalınacak yer.

dar-ül-ceza / dâr-ül-cezâ

  • Dünyâda iken yapılan işlerin karşılığının görüldüğü yer. Âhiret, öbür dünyâ.

dar-ul-ukba / dâr-ul-ukbâ

  • Dünyâda iken yapılan işlerin karşılığının görüleceği yer. Âhiret.

dareyn / dâreyn

  • Dünya ve âhiret yurdu.
  • İki dünya: Dünya ve ahiret.

darü'l-kudret / dârü'l-kudret

  • Allah'ın güç, kuvvet ve iktidarının doğrudan yansıdığı yer, âhiret.

dehri / dehrî

  • Dünyanın sonsuzluğuna inanıp ahireti inkâr eden kimse Materyalist.
  • Allahü teâlâya ve âhirete inanmayıp, dehr (zaman) sonsuzdur ve dünyânın başlangıcı ve sonu yoktur, böyle gelmiş böyle gider diyen dinsiz, ateist.

dehriye

  • Devre ait. Zamana dair ve müteallik.
  • Âlemin ezelî ve ebedîliğini iddia edip âhirete inanmıyan münkir ve imansız bir fırka.

dehriyun

  • Dünyanın sonsuz olduğuna inanıp, âhireti inkâr edenler.

dehriyyun

  • Dünyanın sonsuz olduğuna inanıp, âhireti inkâr edenler.

desatir-i saadet-i dareyn / desatir-i saadet-i dâreyn

  • Dünya ve âhiret mutluluğunun düsturları, kanunları.

din

  • Allahü teâlânın insanları dünyâ ve âhirette râhat, huzûr ve seâdete (mutluluğa) kavuşturmak için peygamberleri vâsıtasıyla bildirdiği yol, emirler ve yasaklar.

divan-ı ilahi / divan-ı ilâhî

  • Âhiretteki hesap günü. Haşirde muhasebe günü.

dü-alem / dü-âlem

  • İki dünya. Dünya ve âhiret.

dü-cihan

  • İki cihan. Dünya ve âhiret.

dü-giti

  • İki âlem. Dünya ve âhiret. (Farsça)

dünya hayatı / dünyâ hayâtı

  • Âhiretten önceki hayat.

dünyaperest

  • Dünyaya tapacak derecede ehemmiyet verip âhiretini düşünmeyen. Maddiyatı çok seven. (Farsça)

dünyevi ve uhrevi saadet / dünyevî ve uhrevî saadet

  • Dünya ve âhiret mutluluğu.

ebedi alem / ebedî âlem

  • Sonu olmayan âlem, âhiret.

ebediyet alemi / ebediyet âlemi

  • Sonsuzluk âlemi; âhiret.

ebedü'l-abad / ebedü'l-âbâd

  • Sonsuzların sonsuzluğu, âhiret.

ecel

  • Her mahlukun ve canlının Allah tarafından takdir edilen ölüm vakti. Âhirete göç etmek.
  • İleride olacağı şüphesiz olan.
  • Allah'ın takdir ettiği ömür.

ecr

  • (Çoğulu: Ücur) Bir iş, bir hizmet mukabilinde verilen şey.
  • Ahirete aid mükâfat, hayır ceza.
  • Ücret, mukabil, karşılık. Sevab.
  • Tıb: Kırılan bir uzvun sarılması.

ecr u mesubat / ecr u mesubât

  • Karşılık ve mükâfat. İyi amele karşılık Allah tarafından ahirette verilen sevap.

ef'al-i uhreviye / ef'âl-i uhreviye

  • Âhirete ait işler.

ehl-i ahiret / ehl-i âhiret

  • Âhiret ehli, âhiret hayatını esas tutan kimseler.

ehl-i dünya / ehl-i dünyâ / اَهْلِ دُنْيَا

  • Dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler.
  • Âhireti unutup, dünyâya sarılanlar. Dünyâya düşkün olanlar.
  • Dünyayı âhirete tercîh edenler.

ehl-i dünya ve siyaset

  • Dünya ve siyasi hayata dalıp, âhireti düşünmeyenler.

ehl-i gaflet

  • Âhirete, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler.
  • Dünyâya dalıp, âhireti unutanlar.

ehl-i gaflet ve dalalet / ehl-i gaflet ve dalâlet

  • Âhirete ve Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız ve hak yoldan sapmış kimseler.

ehlidünya / ehlidünyâ

  • Dünya adamı, âhireti düşünmeyen.

emval-i uhrevi / emvâl-i uhrevî

  • Âhirete ait mallar.

emval-i uhreviye / emvâl-i uhreviye

  • Âhirete ait mallar; sevaplar.

eshab-ı şimal / eshâb-ı şimâl

  • Cehennem ehli. Âhirette amel defterleri sol ve arka tarafından verilecek olanlar.

eshab-ı yemin / eshâb-ı yemîn

  • Cennet ehli. Âhirette amel defterleri sağ taraflarından verilecek olan mü'minler.

fadile / fadîle

  • Peygamber efendimizin âhiretteki makamlarından biri.

faide-i uhreviye

  • Ahirete ait faydalar.

fasık-ı gafil / fâsık-ı gafil

  • Âhiretten ve Allah'ın emir ve yasaklarından habersiz davranan günahkâr kimse.

fazilet-i uhreviye

  • Âhirete ait fazilet, üstünlük.

fecr-i haşir

  • Haşir sabahı; öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma sabahı.

fevaid-i uhreviye / fevâid-i uhreviye

  • Âhirete ait faydalar, sevaplar.

gaflet

  • Umursamazlık; âhirete, Allah'ın emir ve yasaklarına duyarsız kalma hali.

gaflet-i mutlaka

  • Tam anlamıyla âhiretten, Allah'ın emir ve yasaklarından habersiz davranma hâli.

gayb-aşina

  • Gaybı bilen. Gaybdan haberi olan. Gelecekten veya âhiretten haberi olan. (Farsça)

gaybi / gaybî

  • Hazırda olmayan. Görünmeyenlere âit. Hazır olmayanlara âit. Başka âlemdekilere âit. Âhirete âit. Gayba âit ve müteallik.

hadise-i uhra / hadise-i uhrâ

  • Âhirete ait hadise.

hakaik-i uhreviye

  • Uhrevî, âhirete ait hakikatler, gerçekler.

hakikat alemi / hakikat âlemi

  • Âhiret âlemi; mânevî ve ruhanî âlem.

halık-ı rahman-ı rahim / hâlık-ı rahmân-ı rahîm

  • Dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan her şeyin yaratıcısı Allah.

hamid / hamîd

  • Sena edilmeğe, medhedilmeğe elyak olan. Dünya ve âhirette hamd kendisine mahsus olan Allah (C.C.)
  • Isparta Vilâyetinin Osmanlılar devrindeki adı.

hane-i ferda

  • Ahiret.

hasib / hasîb

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her mahlûkun (yaratılmışın) varlığına, varlığının devâmına, âhirette hesâbını görmeğe kâfi olan.

haşir

  • İnsanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah'ın huzurunda toplanması.

haşir ve neşr

  • Öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma ve sonra tekrar dağılma.

haşirdeki mizan

  • Haşir meydanındaki amelleri tartan terazi; insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanmasının ardından günah ve sevapların tartılacağı İlâhî terazi.

haşr-i azam / haşr-i âzam

  • Öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma.

haşr-i beşer

  • İnsanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-i beşeri / haşr-i beşerî

  • İnsanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-ı cismani / haşr-ı cismânî

  • Âhirette tekrar bedenlerin ve vücudların dirilişi.

haşr-i cismani / haşr-i cismânî

  • İnsanların öldükten sonra âhirette bedenle birlikte yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-i ekber

  • En büyük diriliş, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma.

haşr-i insani / haşr-i insanî

  • İnsanın öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzuruna getirilmesi.

haşr-i kıyamet

  • Bütün varlıkların bedenlerinin kıyametten sonra ahiret âleminde tekrar inşa edilip diriltilmesi.

haşr-i umumi / haşr-i umumî

  • Her şeyi kaplayan yeniden diriliş; her şeyin öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşredilme

  • Öldükten sonra âhirette yeniden diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanma.

hayat-ı ahiret / hayat-ı âhiret

  • Âhiret hayatı, öldükten sonraki hayat.

hayat-ı baki / hayat-ı bâki

  • Devamlı ve kalıcı âhiret hayatı.

hayat-ı bakıye / hayat-ı bâkıye

  • Devamlı ve kalıcı âhiret hayatı.

hayat-ı bakiye / hayat-ı bâkiye / حَيَاتِ بَاقِيَه

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı.
  • Sonu olmayan hayat, âhiret.

hayat-ı bakiye ve ebediye / hayat-ı bâkiye ve ebediye

  • Kalıcı ve sonsuz olan âhiret hayatı.

hayat-ı diniye ve ebediye ve uhreviye

  • Ebedî hayat , dinî hayat ve âhiret hayatı.

hayat-ı dünyeviye ve uhreviye

  • Dünya ve ahiret hayatı.

hayat-ı maneviye ve uhreviye / hayat-ı mâneviye ve uhreviye

  • Mânevî ve âhirete ait olan hayat.

hayat-ı şahsiye ve uhreviye

  • Kişisel hayat ve âhiret hayatı.

hayat-ı uhreviye / hayat-ı uhrevîye

  • Âhiret hayatı.

hayateyn

  • İki hayat, dünya ve âhiret hayatı.

hiccet-ül veda' / hiccet-ül vedâ'

  • Hz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dâr-ı âhirete teşrifinden bir sene evvelki son vedâlaşma haccı.

hidemat-ı uhreviye / hidemât-ı uhreviye

  • Âhirete yönelik hizmetler, görevler.

hırs-ı hakiki / hırs-ı hakikî

  • Allah rızası ve âhiret için gösterilen ve gerçek hedefine yönelen hırs.

hizmet-i ukba-dünya / hizmet-i ukbâ-dünya

  • Âhiret-dünya hizmeti.

hubb-u ahiret / hubb-u âhiret / حُبُّ اَخِرَتْ

  • Âhiret sevgisi.
  • Ahiret sevgisi.

hüsn-i hatime / hüsn-i hâtime

  • Son nefeste, rûhunu îmân ile teslim etme, îmân ile âhirete gitme.

hüsn-ü hatime / hüsn-ü hâtime

  • Neticeyi iyi bir halde bitirme.
  • İman ile âhirete gitmek. Kelime-i şehadet söyleyerek ölmek.

idam-ı ebedi / idâm-ı ebedî

  • Dirilmemek üzere yok oluş; âhiret inancı olmadığı için ölümü ebedî yokluğa gitmek olarak görme.

iflas

  • Malı tükenmek, parası kalmamak. Borçlarını ödeyemiyecek hâle gelmek. Sermayesini batırmak.
  • Ahirette günahları çok olanın hüsrana düşmesi.

ihsanat-ı uhreviye / ihsânat-ı uhreviye

  • Ahiretteki ihsanlar, bağışlar.

ikab / ikâb

  • Ağır ceza.
  • Âhiret azabı.

ikab-ı uhreviye / ikab-ı uhrevîye

  • Âhiretteki ceza.

iki cihan fahri

  • Dünya ve âhiret âlemlerinin övünç kaynağı.

iki eli yakasında olmak

  • Mecaz yoluyla âhiret gününde birinden hakkını aramak.

illiyyun

  • (Tekili: İlliyyîn) (Aliyyu) Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derecedir.

imam-ı gazali / imam-ı gazalî

  • Ahirete irtihâli Hi: 505 dir. "Hüccet-ül İslâm İmam-ı Muhammed Gazalî" diye anılır. O zamanın felsefesinin bâtıl akidelerini red ve cerh ederek Kur'anın eşsizliğini ve hakkaniyet ve mu'cizeliğini isbat etmiş pek çok eserler vermiştir. (K.S.)

iman-ı ahiret / iman-ı âhiret

  • Âhirete iman.

iman-ı bi'l-ahiret / iman-ı bi'l-âhiret

  • Âhirete iman.

iman-ı bi'l-yevmi'l-ahir / iman-ı bi'l-yevmi'l-âhir

  • Âhiret gününe iman.

iman-ı bil'ahiret / iman-ı bil'âhiret / îmân-ı bil'âhiret / ا۪يمَانِ بِالْاٰخِرَتْ

  • Âhirete iman.
  • Âhirete inanma.

iman-ı bil-ahiret / iman-ı bil-âhiret

  • Âhirete, öldükten sonra dirileceğine, haşir ve neşre, Cennet ve Cehennem'e inanmak.

iman-ı gaybi / îmân-ı gaybî

  • Allahü teâlânın zâtı, sıfatları, âhiret, melekler, Cennet, Cehennem, Mîzân, Sırat gibi gözle görülmeyen şeylere görmeden inanmak.

imanün bi'l-ahiret / îmânün bi'l-âhiret

  • Âhirete iman.

imanun bi'l-yevmi'l-ahir / imânûn bi'l-yevmi'l-âhir

  • "Âhiret gününe iman".

inkar-ı haşir / inkâr-ı haşir

  • İnsanların âhiret âleminde tekrar diriltileceğinin inkâr edilmesi.

inkar-ı haşir mefkuresi / inkâr-ı haşir mefkûresi

  • Öldükten sonra âhirette tekrar dirilmenin inkâr edilmesi fikri.

inkılabat-ı berzahiye ve uhreviye / inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye

  • Kabir ve âhiret âlemlerinde meydana gelen büyük değişiklikler.

insan-ı gafil

  • Âhirete, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan insan.

insanın haşri

  • İnsanların, öldükten sonra dağılmış olan zerreleri âhirette Allah tarafından tekrar bir araya getirilerek bedenlerinin inşa edilmesi ve diriltilmesi.

inziva / inzivâ

  • Bir köşeye çekilmek. Haramlardan ve günâhlardan korunmak, nefsini terbiye etmek ve sâdece Allahü teâlâyı anmak ve âhireti düşünmek için bir yerde yalnız kalma.

irtihal

  • Âhiret yolculuğuna çıkmak, ölmek.

isbat-ı sani-i vahid ve nübüvvet ve haşir ve adalet / isbat-ı sâni-i vahid ve nübüvvet ve haşir ve adalet

  • Herşeyi en mükemmel san'atla yaratan Allah'ın birliğinin, peygamberliğin, âhiret ve Mahkeme-i Kübrânın, adalet ve kulluğun ispatı.

islamiyyet / islâmiyyet

  • Allahü teâlânın Cebrâil ismindeki melek vâsıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma gönderdiği, insanların dünyâda ve âhirette râhat ve mes'ûd olmalarını sağlayan usûl ve kâideler, emirler ve yasaklar.

iştirak-i a'mal-i uhrevi / iştirâk-i a'mâl-i uhrevî

  • Âhirete âit işlerde mânen ortak olma.

iştirak-i a'mal-i uhreviye / iştirâk-i a'mâl-i uhreviye / اِشْتِرَاكِ اَعْمَالِ اُخْرَوِيَه

  • Âhirete âit işlerde mânen ortak olma.
  • Âhirete âit amellerde ortak olma.

iştiyak-ı uhreviye

  • Âhiret sevgisi, arzusu, coşkusu.

kabr ziyareti / kabr ziyâreti

  • Ölümü ve âhireti hatırlayıp ibret almak, mezarlıkta medfûn (gömülü) olanlara duâ etmek ve Kur'ân-ı kerîm okumak ve velî olan ölülerin rûhlarından istifâde etmek maksadıyla bir kabre veya mezarlığa gitmek.

kahhar / kahhâr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Düşmanlarından, cebbâr (kibirli, zorba, zâlim), inâdcı, nîmetlere nânkörlük edenleri öldürüp, onları zelîl (aşağı, hakîr) etmekle dünyâda kahreden, âhirette düşmanları olan kâfirlere ebedî; îmâ nlı ölen mü'minlere, af ve mağfiret etmezse (bağı

kanun-ı ilahi / kânûn-ı ilâhî

  • Allahü teâlânın kullarının dünyâ ve âhirette huzûr ve seâdete (mutluluğa) kavuşmaları için Peygamberleri (aleyhimüsselâm) vâsıtasıyla insanlara bildirdiği emirleri ve yasakları, İslâmiyet.
  • Allahü teâlânın kâinâtta (varlık âleminde) koyduğu nizâm, düzen.

kayyım

  • İnsanları birbirine kardeşlikte ve sevgide bir araya toplayıp dünya ve âhirette necat ve iyilikler yolunda cem' edici olduğundan; bütün iyilikleri haseneleri toplayıcı ve muhtaçlara çok ihsan edici mânasında Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) verilen bir isim.

kayyum-i alem / kayyûm-i âlem

  • Kayyûmiyyet makâmında bulunan velî zât. İnsanların âhirete âit derece ve seâdetleri bu mertebedeki velîlerin imdâdına verildiğinden kayyûm denilmiştir.

kevneyn

  • İki âlem. Dünya ve Ahiret.

kevneyn-i saadet

  • İki dünya saadeti; dünya ve âhiret mutluluğu.

kevser

  • Allahü teâlânın Kevser sûresinde Peygamber efendimize verdiğini bildirdiği büyük ihsân. Âhirette Cennet'te Peygamber efendimize âit meşhûr nehir veyâ kıyâmet (hesâb) günü Cehennem üzerindeki Sırat köprüsü geçilmeden önce Peygamber efendimizin ve ümme tinin başına geldikleri meşhûr havuz.

kimya-yı avam

  • Dünyanın kıymetsiz ve fâni olan şeylerini âhiret metalarına feda etmek.

kıyas-ı adli / kıyas-ı adlî

  • Adaletle ilgili kıyas; Allah'ın kâinata koymuş olduğu adalet ve düzeni göstererek âhiretin varlığına ulaşma.

kızıl alev

  • İnsanlığı inkarcılığa yönelterek dünyada da, âhirette de ateşe atan dinsizlik rejimi.

kötü arkadaş

  • İnsanın dînini, îmânını, edebini, hayâsını ahlâkını bozan, dünyâ ve âhiret seâdetini kaybettiren arkadaş.

kötü din adamı

  • İlmini dünyâ kazancına, mala, mevkîye kavuşmaya vâsıta eden, ilmi ile amel etmeyen, insanları ibâdete ve âhirete yönelmeye teşvik etmeyen din adamı.

kubh

  • Günah ve çirkin hareket. Kabahat. Suç.
  • Fık: Aklen ve şer'an müstehcen olup dünyada zemme, âhirette azaba ve itaba mahal olan şey.

lehv

  • Eğlence. Âhirette faydası olacak şeylerden alıkoyan her şey.

lisan-ı gayb

  • Gaybın haberlerini bildiren dil. Ahiret ahvalini veya bizce bilinmeyen gayb hükmündeki haberleri söyleyen. "Kur'an-ı Kerim"

livaü'l-hamd / livâü'l-hamd

  • Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ahiretteki sancağı.

maad / maâd / معاد

  • (Meâd) (Avdet. den) Âhiret. Dönülüp gidilecek yer.
  • Dönüş.
  • Ahiret işleri. Uhrevi işler.
  • Dönüp gidilecek yer.
  • Ahiret.
  • Dönüş, geri gidiş.
  • Dünya'dan sonraki hayat.
  • Gaye, amaç, ulaşılacak yer.
  • Dönüş, varış yeri, âhiret.
  • Âhiret.
  • Dönüş yeri. (Arapça)
  • Ahiret. (Arapça)

mahkeme-i kübra / mahkeme-i kübrâ

  • Öldükten sonra, âhiretteki ve Allah (C.C.) huzurundaki mahkeme. Bütün insanların muhakemesinin huzur-u İlâhiyede yapılacağı yer.
  • Âhirette Allah huzurunda kurulacak büyük mahkeme.
  • Öldükten sonra âhirette Allah'ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme.
  • En büyük mahkeme, âhirette bütün insanların amel defterlerinin tartıldığı ve dünyâda yaptıklarının hesâbını verecekleri yer.

mahkeme-i kübra-yı haşr / mahkeme-i kübrâ-yı haşr

  • Öldükten sonra âhirette Allah'ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme.

makam-ı uhrevi / makam-ı uhrevî

  • Âhirete ait makam.

makarr-ı saltanat-ı ebediye

  • Sonsuz saltanat merkezi olan âhiret.

mal-i uhrevi / mal-i uhrevî

  • Âhiret için kazanılan sevap. Uhrevî mal.

malaya'ni / mâlâya'nî

  • Dünyâ ve âhirete faydası olmayan iş, boş söz, lüzumsuz şey.

malik-i yevmiddin

  • Herkesin dünyâda yaptığının mükâfat ve cezasını göreceği yer olan âhiretin, din gününün, mâliki, sahibi olan Allah (C.C.)

mavera / mâverâ / ماورا

  • Öte, ötesinde. (Arapça)
  • Ahiret, öbür dünya. (Arapça)

mavera-yı haşr-ı cismani / mâverâ-yı haşr-ı cismânî

  • Maddî bedenle âhiret âleminde yeniden diriltilme arka tarafı, arka plânı.

mead / meâd / معاد

  • Ahiret.
  • Varılacak yer, âhiret.
  • Dönüş yeri. (Arapça)
  • Ahiret. (Arapça)

mebde ve mead

  • Başlangıç ve dönüş, ruhun dünyaya gelişi ve dönüşü, dünya ve ahiret.

mebde' ve mead / mebde' ve meâd

  • Gelinen ve gidilecek olan yer; insanın dünyaya gelişi ve dönüşü, dünya ve âhiret.
  • Başlangıç ve sonuç, dünyâ ve âhiret; mahlûkların (yaratılmışların) nereden ve nasıl vücûda geldiği, onları kimin yarattığı, yaratılış hikmetleri, sonunda ne olacakları ve ölümden sonraki hâlleri.

mecma-i ahar / mecma-i âhar

  • Âhirette toplanma.

mecma-ı aher / mecma-ı âher

  • Başka bir toplanma yeri, öldükten sonra âhirette toplanılacak olan mahşer yeri.

mehasin-i uhreviye / mehâsin-i uhreviye

  • Âhirete ait güzellikler.

memat

  • Ölüm. Ahirete göç etmek.

menfaat-i uhreviye

  • Âhirete ait yararlar.

mensucat-ı gaybiye ve uhreviye

  • Gayba ve âhirete ait dokumalar.

meşagil-i uhreviye

  • Ahirete ait çalışmalar. Din için yapılan çalışmalar.

mesele-i ahiret / mesele-i âhiret

  • Ahiretle ilgili mesele.

meşher-i a'zam

  • Büyük teşhir yeri. Ahiret meydanı. Haşir meydanı.

mesih-üd deccal

  • Deccal'a da bu isim verilmesinin bir sırrı şudur ki: Bir gözü silik, yani kör ve ayıplı olmasındandır. Sadece bu dünyayı görüp, âhireti görecek gözünün kör olmasındandır.

meslek-i uhreviye ve diniye

  • Âhirete ve dine ait gidilen yol, usûl.

mevt

  • Ölüm. Âhirete göç. Dünyadan gitmek.
  • Mevt, mü'minler için dünya vazifelerinden ve imtihanından bir paydostur.

meydan-ı haşir

  • Haşir meydanı; öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip hesap vermek için toplanılacak olan meydan.

mezraa-i ahiret / mezraa-i âhiret / مَزْرَعَه

  • Âhiretin tarlası.
  • Ahiret tarlası.

millet

  • Din, dil ve târih berâberliği bulunan insan cemâati, topluluğu, kavim.
  • Din; kullarının dünyâda ve âhirette râhat ve huzûra kavuşmaları için Allahü teâlânın peygamberleri vâsıtasıyla gösterdiği yol.

minnet-i uhrevi / minnet-i uhrevî

  • Âhirete ait iyilik, lütuf.

mizan

  • Terazi, ölçü, tartı.
  • Akıl, idrak, muhakeme. Mikyas.
  • Fık: Mahşerde herkesin amellerini tartmağa mahsus bir adâlet ölçüsü olup, hakiki mâhiyeti ancak âhirette bilinecektir.
  • Mat: Yapılan hesabın doğruluğunu anlamak için yapılan diğer bir hesap. Sağlama.

mü'min

  • Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. İnanan. Allah'a, âhirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse.
  • Emniyete kavuşan.
  • Korkulardan emniyet veren (Allah C.C.)

muahaze-i dünyeviye ve uhreviye

  • Dünya ve âhirette hesaba çekme.

müflis

  • İflâs eden.
  • Dünyâda iken insanların haklarını yemiş, onları dövmüş, sıkıntı ve eziyet vermiş; bu sebeblerle âhirette hesâblar görülürken, hakkı olanlara bütün günahları verilip, hiç sevâbı kalmayan ve hak sâhiplerinin günâhlarını yüklenerek, Cehennemlik olan kimse.

muhafaza-i ahiret / muhafaza-i âhiret

  • Âhireti koruma.

mükafat-ı uhreviye / mükâfât-ı uhreviye

  • Âhirette verilecek olan ödül.

mülhid

  • Dinden çıkan, dinsiz, kâfir, imânsız. Haşir ve âhirete inanmayan.

münci

  • İncâ eden. Kurtaran, necat veren.Resul-i Ekremin (A.S.M.) insanların azabtan kurtulmasına ve dünyâ ve âhiret saadetlerine sebeb olmasından mübarek isimlerinden birisi de münci olmuştur.

münzevi / münzevî

  • Bir köşeye çekilip ibadetle uğraşan, dünyadan çok âhiret için çalışan kişi.

müşarata / müşârata

  • Şartlaşma, sözleşme. Nefs muhâsebesinin (nefsi hesâba çekmenin) ilk basamağı olup, Allahü teâlânın beğendiği işleri yapma, beğenmediklerinden sakınma ve âhirete hazırlanma husûsunda nefsle sözleşme.

mustafa

  • Seçilmiş mânâsına, Resûlullah efendimizin mübârek isimlerinden biri. Mü'min olanların çoktur cefâsı, Âhirette vardır zevk ü sefâsı, On sekiz bin âlemin Mustafâsı, Adı güzel kendi güzel Muhammed.

nafaka-i uhreviye

  • Âhiret hayatında geçinmek için lüzumlu olan şey.

neş'e-i uhra / neş'e-i uhrâ

  • Son kez yaratılıp diriltilme (âhirette).

neş'e-i ulya / neş'e-i ulyâ

  • Ahiretteki yüksek dereceli hayat, âhiret hayatı.

neşr

  • Âhirette, ölülerin diriltilip, hesâbları görüldükten sonra, cennetliklerin Cennet'e ve cehennemliklerin Cehennem'e dağılmaları.
  • Yayma, dağıtma.

netaic-i uhreviye / netâic-i uhreviye

  • Âhiretteki neticeler.

netice-i uhreviye

  • Âhirete ait netice.

ömr-ü ebed

  • Sonsuz hayat, âhiret hayatı.

ömr-ü sani / ömr-ü sâni

  • İkinci ömür; ahiret hayatı.
  • İkinci hayat, âhiret hayatı.

peygamber

  • (Peyamber) Allah'tan haber getiren. Allah'ı, âhireti, zararlı ve faydalı şeyleri tanıtan. Nebi. (Farsça)

rabıta

  • Rabteden, bağlayan, bitiştiren.
  • Münasebet, alâka, bağlılık, yakınlık. İki şeyi birbirine bağlayan tertip.
  • Nefsini dünyadan men edip âhirete, Allah'a (C.C.) bağlanmak.
  • Tertip, sıra, düzen, usûl.

rahim / rahîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Âhirette yalnız müslümanlara acıyan.
  • Günahkâr müslümanlara âhirette çok acıyıcı mânâsına Resûlullah efendimizin sıfatlarından.

rahim-i rahman / rahîm-i rahmân

  • Rahmân ve Rahîm olan Allah; herbir kuluna karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah.

rahman-ı rahim / rahmân-ı rahîm

  • Dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah.

rahman-ı rahim-i zülcelali ve'l-ikram / rahmân-ı rahîm-i zülcelâli ve'l-ikram

  • Kullarına karşı özel rahmeti olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran haşmet ve ikram sahibi Allah.

rahmanürrahim / rahmânürrahîm

  • Dünyada da âhirette de âcizlere merhamet eden Allah.

rahmet ve istirahat alemi / rahmet ve istirahat âlemi

  • Berzâh âlemi; öldükten sonra ruhların gittiği, dünya ile âhiret arasındaki âlem.

revak-ı uhreviye / revâk-ı uhreviye

  • Âhirete açılan yer, mezar.
  • Cennet bahçesi. Âhiretin mukaddemesi.
  • Âhirete bakan revak, kemer.

rumuzat-ı neşriye / rumuzât-ı neşriye

  • Âhiretteki dirilişin ince delilleri.

rüyetullah

  • Kulların âhirette Allah'ı görmesi.

ruz-i haşir

  • (Ruz-i hesab) Kıyamet günü.
  • Âhiretteki toplanma günü. Haşir günü. Dirilip toplanıp hesap görülecek gün.

ruz-u haşr / rûz-u haşr

  • İnsanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanacağı gün.

saadet-i bakiye / saadet-i bâkiye

  • Sonsuz mutluluk, âhiret hayatı.

saadet-i dareyn / saâdet-i dâreyn

  • Dünya ve âhiret mutluluğu.
  • İki cihan saadeti, dünya ve âhiret saadeti.

saadet-i dünyeviye ve uhreviye

  • Dünya ve ahiret hayatı mutluluğu.

saadet-i ebediye / saâdet-i ebediye

  • Büyük ve ebedî saâdet. Âhiret saâdeti.

saadet-i ebediye ve sermediye

  • Sonu olmayan, sürekli mutluluk; âhirette sonu olmayan Cennet mutluluğu.

saadet-i hayat-ı uhreviye

  • Âhiret hayatındaki mutluluk.

saadet-i hayatiye ve ebediye

  • Dünya ve âhiret hayatındaki mutluluk.

saadet-i uhreviye / saâdet-i uhrevîye / سَعَادَتِ اُخْرَوِيَه

  • Âhiret hayatındaki mutluluk.
  • Ahiret saadeti.

saadet-i uzma / saâdet-i uzma

  • Büyük saâdet. Âhiret saâdeti, saâdet-i ebediye.

saha-i ukba-yı ferda / saha-i ukbâ-yı ferdâ

  • Yakın gelecekteki âhiret sahası.

sahib-i dünya ve ahiret / sahib-i dünya ve âhiret

  • Dünyanın ve âhiretin sahibi olan Allah.

said

  • (Sa'd. dan) Saadetli. Allah (C.C.) kendisini sevmiş. O'nun rızasına ermiş olan. Ahireti için çalışan kimse. Mes'ud. Mübarek. Bahtiyar.

saik-i hayat-ı ebediye / sâik-i hayat-ı ebediye

  • Sonsuz hayata, âhiret hayatına sevk edici, yönlendirici.

şaki / şâki

  • Haydut, yol kesici, eşkiya.
  • Allah'ın rızasına ve âhiret mutluluğundan yoksun olan kimse, bahtsız.

sallallahü aleyhi ve sellem

  • Peygamber efendimizin ism-i şerîfi anıldığı, işitildiği ve yazıldığında söylenen ve yazılan, Allahü teâlâdan, O'nun dünyâda ve âhirette her türlü iyiliğe ve üstünlüğe kavuşmasını istemekten ibâret olan hayır duâ, hürmet, saygı ve bağlılık ifâdesi. Bu na salât u selâm da denir.

sandukça-i uhreviye / صَنْدُوقْجَۀِ اُخْرَوِيَه

  • Âhiret sandığı.
  • Ahiret kumbarası, küçük sandık.

saray-ı dar-ı beka / saray-ı dâr-ı beka

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret sarayı.

şari' / şârî'

  • Kullarının dünyâ ve âhiret seâdetine (mutluluğuna) kavuşmaları için Peygamberleri aleyhimüsselâm vâsıtasıyla emir ve yasaklarını bildiren Allahü teâlâ. Şâri-i mübîn de denir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmesi (ulaştırması) gerektiğinde, kapalı hususları açıklaması bakımında

seadet / seâdet

  • Mutluluk, bahtiyarlık. Dünyâda ve âhirette mutluluk.

seciye-i uvera / seciye-i uverâ

  • Tek gözlülerin -yâni sadece bu dünyayı düşünenlerin, âhireti görmeyenlerin- seciyesi.

şefaat

  • Şefaat etmek. Af için vesile olmak.
  • Fık: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ve sâir büyük zâtların Allah Teâlâ'dan (C.C.) niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

şefiü'l-müznibinin varisi / şefiü'l-müznibînin vârisi

  • Âhiret âleminde günahkârların bağışlanması için şefaatte bulunacak olan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) mirasçısı.

şehid-i ahiret / şehîd-i âhiret

  • Bir kimsenin Allah için olan cihâdın hazırlığı esnâsında tâlimlerde veya zulüm ile öldürülmesi veya cihâdda ve eşkıyâ, âsî, yol kesici, gece hırsızla vuruşmada yaralanarak hemen ölmeyip bir namaz vakti çıkıncaya kadar yaşayan veya başka yere götürülü p, orada ölen. Âhiret şehîdi.

şehid-i tam / şehîd-i tâm

  • Allah yolunda savaşırken öldürülen. Dünyâ ve âhiret şehîdi de denir. Tam şehîd.

şekavet-i uhreviye

  • Âhiretteki sıkıntılar.

selam / selâm

  • Esmâ-i hüsnâdan (Allahü teâlânın güzel isimlerinden). Zâtı ayıplardan (kusurlardan), sıfatları noksanlıklardan ve işleri kötülüklerden uzak, temiz olan.
  • İki müslüman karşılaşınca veya ayrılırken birinin diğerine; "Es-selâmü aleyküm" veya "Selâmün aleyküm" yâni dünyâda ve âhirette sel

selamün aleyküm / selâmün aleyküm

  • İki müslüman karşılaşınca veya ayrılırken birinin diğerine; "Ben müslümanım. Benden sana zarar gelmez, selâmettesin. Dünyâda ve âhirette selâmette ol, sıhhat ve âfiyet üzerinize olsun." mânâsına söylenen söz.

semavi din / semâvî din

  • İnsanları dünyâ ve âhirette seâdete, mutluluğa kavuşturmak için, Allahü teâlâ tarafından gösterilen yol.

semerat-ı uhreviye / semerât-ı uhreviye

  • Âhirete ait meyveler.

sevab / sevâb

  • İyilik ve ibâdet yapana âhirette Allahü teâlâ tarafından verilecek mükâfât, iyi karşılık. Ecir.

sevab-ı ahiret / sevâb-ı âhiret

  • Âhiret ücreti.

sevab-ı uhrevi / sevâb-ı uhrevî

  • Âhiret sevabı.

seyahat-i berzahiye ve uhreviye

  • Ahiret ve berzah yolculuğu.

sıhhat-i uhreviye

  • Ahiret hayatında sağlıklı olma.

sinema-i uhreviye

  • Âhirete ait sinema.

sırat

  • Âhirette cennete gitmek için üstünden geçilen köprü.

şirket-i maneviye-i uhreviye / şirket-i mâneviye-i uhreviye

  • Âhirete dönük manevî şirket, ortaklık.

siyaset

  • Memleket idare etme san'atı. Devlet idare tarzı.
  • Dünya ve âhirette necatlarına sebeb olacak bir yola, insanları irşad ile beşeriyetin salâhına çalışmak.
  • Diplomatlık. Politika.
  • Seyislik, at idare işleriyle uğraşma.

sofra-i rahman / sofra-i rahmân

  • Dünya ve âhirette yarattıklarına sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle muamele eden Allah'ın sofrası.

sofra-i rahmanü'r-rahim / sofra-i rahmânü'r-rahîm

  • Dünya ve âhirette yarattıklarına sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle muamele eden Allah'ın sofrası.

şübehat-ı uhreviye

  • Âhiretle ilgili şüpheler.

tabi'iyyeciler / tabî'iyyeciler

  • Canlılarda ve cansızlardaki, akıllara hayret veren intizâmı (düzeni) ve incelikleri görerek, bir yaratanın varlığını söylemekle berâber; öldükten sonra tekrar dirilmeği, âhireti, Cennet'i ve Cehennem'i inkâr edenler (red edip, kabûl etmeyen, inanmaya nlar).

tarik-i ahiret / tarik-i âhiret

  • Âhiret yolu.

tasdik-i haşir

  • Haşri, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplânmayı kabul etme.

terk-i ukba / terk-i ukbâ

  • Âhiretteki mükâfatları terketmek, düşünmemek.

tevehhüm-i ebediyet

  • Ebedî yaşayacağını zannedip Allah'ın emirlerinden ve âhiret için hazırlanmaktan gaflet etmek. Hiç ölmeyecekmiş gibi evhâm ile sâdece bu dünyayı ve dünya menfaatlerini düşünmek.

ticaret-i uhreviye

  • Âhiret ile ilgili ticaret.

ücret-i uhreviye

  • Âhirette verilecek ücret.

uhra / uhrâ

  • Âhiret.

uhrevi / uhrevî / اخروي / اخروی / اُخْرَو۪ي

  • Âhirete ait.
  • Âhiretle ilgili.
  • Âhirete dair, âhiretle alâkalı. Öteki dünyaya ait.
  • Âhiretle ilgili.
  • Ahiretle ilgili, öteki dünyaya ait.
  • Ahirete dair.
  • Ahiret ile ilgili. (Arapça)
  • Âhirete âit.

uhreviye / uhrevîye

  • Âhiretle ilgili.
  • Âhiretle ilgili olan.

ukba / ukbâ / عقبى

  • Âhiret, öbür dünya, bâki olan âlem.
  • Ceza.
  • Âhiret.
  • Cezâ; âhiret âlemi.
  • Ahiret. (Arapça)

ukba-i ferda

  • Gelecek olan âhiret. Yarınki devir. (Farsça)

ulema-üs su' / ulema-üs sû'

  • Kötü âlimler. Dünya için âhiretini unutan âlimler. Dünyayı dine tercih eden âlimler. Menfaat için hakikatı örten âlimler.

ulemaü's-su

  • Kötü âlimler, dünya için âhiretini unutan, dünyayı dine tercih eden âlimler.

ulemaü's-su'

  • Kötü âlimler, dünya için âhiretini unutan, dünyayı dine tercih eden âlimler.

ülemaü's-su'

  • Kötü âlimler, dünya için âhiretini unutan âlimler, dünyayı dine tercih eden âlimler.

ulemaüssu' / ulemâüssû'

  • Kötü âlimler, dünya için âhireti unutan âlimler.

ulum-u aliye-i ilahiye ve uhreviye / ulûm-u âliye-i ilâhiye ve uhreviye

  • Din ve âhiretle ilgili yüksek ilimler.

umur-u diniye ve uhreviye / umûr-u diniye ve uhreviye

  • Dine ve âhirete ait işler.

umur-u ebediye

  • Ebediyete ait işler, âhiret işleri.

umur-u uhreviye / umûr-u uhreviye

  • Âhirete ait işler.
  • Âhirete ait işler.

usulü'd-din allameleri / usûlü'd-din allâmeleri

  • Kelâm âlimleri, mütekellimler; Allah'ın zât ve sıfatlarından, peygamberlik, âhiret ve inançla ilgili diğer meselelerden İslâmî esaslar dâiresinde bahseden âlimler.

vakıat-ı istikbaliye ve berzahiye ve uhreviye / vâkıât-ı istikbaliye ve berzahiye ve uhreviye

  • Ahiretle, kabir hayatıyla ve gelecekle ilgili olaylar.

vazife-i baki / vazife-i bâki

  • Sonsuzluğa, âhirete ait vazife.

vazife-i bakiye / vazife-i bâkiye

  • Sonsuzluğa, âhirete ait vazife.

vazife-i diniye-i uhreviye

  • Âhirete ait din vazifesi.

vazife-i imaniye ve uhreviye

  • İman ve âhiret vazifesi.

vazife-i uhreviye

  • Âhirete ait görev.

vefat

  • Ölüm. Ahirete göçme.

vekil / vekîl

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mahlûkâtın dünyâda ve âhirette işlerini hakkıyla yerine getiren, rızkları veren, tevekkül etmeye (kendisine güvenilmeye) lâyık olan.
  • Bir kimsenin, bir işi yapmak için kendi yerine koyduğu, işini havâle ettiği kimse.

veled-i manevi / veled-i manevî

  • Evlâdlığa kabul edilen, âhiret evlâdı. Bir hocanın talebesi. Mürid.

yekçeşm

  • Tek gözlü.
  • Âhir zamanda gelecek olan Deccal'ın bir ismi. "Sadece dünya hayatını şiddetle isteyip âhireti unutan ve inkâr eden" meâlinde mecazen söylenilmiştir.
  • Güneş.

yevm-i ahir / yevm-i âhir

  • Âhiret günü. Îmân edilmesi lâzım olan altı şeyden beşincisi. Arkasından gece gelmeyen gün. Bu zamânın başlangıcı insanın öldüğü gündür.

yevm-i ahiret / yevm-i âhiret

  • Âhiret günü; öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat.

yevm-i mahşer

  • Âhirette Allah tarafından yeniden diriltilen insanların toplanacağı gün.

zad-ı ahiret / zâd-ı âhiret

  • Âhiret için hazırlık. Âhiret azığı. İbadet ve sâlih amel.
  • Âhiret azığı.

zahire-i ahiret / zahire-i âhiret / zahîre-i âhiret

  • Ahiret azığı. Hayır ve iyilikler. Sâlih amel ve ibâdetler.
  • Âhiret azığı.

zaruriyyat-ı diniyye

  • İman edilmesi zaruri olan dinin esasları, (Allah Teâlâya, Âhiret gününe, Meleklere, Peygamberlere, Kitaplara ve hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmak.)

zat-ı rahman ve rahim / zât-ı rahmân ve rahîm

  • Kullarına karşı sınırsız rahmeti olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Zât, Allah.

zat-ı rahman-ı rahim / zât-ı rahmân-ı rahîm

  • Kullarına karşı özel rahmet ve şefkat tecellîleri olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Zât, Allah.

zat-ı rahmanü'r-rahim / zât-ı rahmânü'r-rahîm

  • Dünya ve âhirette yarattıklarına sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle muamele eden Zât, Allah.

zenadık

  • (Tekili: Zındık) Zındıklar. Allah'a ve âhirete inanmayan dinsizler. İçten inanmayıp zâhiren mümin görünen münafıklar.