LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te agma ifadesini içeren 110 kelime bulundu...

akıncı

  • Keşif, yağma ve tahrib kasdıyla ecnebi memleketlere akın yapan kişi. Akıncılık, Osman Bey zamanında başlamıştır.

azz

  • Galib olmak.
  • Çok yağmur yağmak.

bagy

  • Azgınlık. Zulüm, İsyan.
  • İstemek, talep etmek.
  • Haddini tecâvüz etmek.
  • Yaranın şişmesi.
  • (Yağmur) şiddetle yağmak.

çapul / çapûl

  • Yağma, saldırı. (Farsça)

çapulcu / çapûlcu

  • Başkasının malını çalan, talan edip yağmalayan.
  • Düşman toprağına atla hücum edip yağma eden. Akıncı, yağmacı.

cemad

  • Cansız ve kurumuş olmak.
  • Yağmur yağmayan yer.
  • Sütü olmayan deve.
  • Donmuş, katı cisim.

cerad

  • Çekirge.
  • Mc: Yağmacılar gürûhu.
  • "Cerâde"nin çoğulu.
  • Çekirgeler.
  • Yağmacılar.

cündeb

  • (Cündüb) Bir nevi çekirge.
  • Mc: Yağmacı.

dabb

  • (Çoğulu: Dıbâb-Edubb) Keler, kertenkele.
  • Yaraya merhem sürmek.
  • Akmak.
  • Süt sağmak.
  • Yere yapışmak.
  • Dudakta olan bir hastalık (çatlayıp kan akar).
  • Hurma çiçeği.

dücünne

  • (Çoğulu: Dücünnât) Bulut kat kat olma.
  • Karanlık, zulmet.
  • Yağmur yağma.

efn

  • Noksan etmek. İçmek.
  • Sağmak.
  • Davarın sütü az olmak.

ehl-i garet

  • Yağmacı, çapulcu.

ehl-i garet ve fesad

  • Baskın yapıp yağmalayan çapulcu ve bozguncu güruh.

feşş

  • Eritmek.
  • Süt sağmak.
  • Çıkarmak.
  • Yabani olan keçiboynuzu ağacının yemişi.

fika / fîka

  • (C Efavık-Efvak) İki defa sütü sağmak arasında biriken süt.

fill

  • Yağmur yağmayıp ot bitmeyen yer, otsuz yer.

gafak

  • Yağmurun yavaş yavaş yağması.GAFER (Gufâr)Ğ : Kadının baldırında, alnında veya başka yerinde olan kıl.

garat / gârât

  • (Tekili: Gâret) Yağmalar. Çapulculuklar.
  • Gasplar, yağmalar.
  • Yağmalar.

garet / gâret / غارت

  • (A, uzun okunur) Yağmacılık. Düşmanın malını yağma etmek.
  • Göbek.
  • Gasp, yağma.
  • Yağma, talan, çapul.
  • Yağma. (Arapça)

garet-ger

  • Yağmacı. Çapulcu.

garetger / gâretger / غارتگر

  • (A, uzun okunur) Yağmacı. Çapulcu. (Farsça)
  • Yağmacı. (Arapça - Farsça)

garetgeran / garetgerân

  • Yağmacılar, çapulcular. (Farsça)

garetgir / garetgîr

  • Yağmacı.

garetkar / garetkâr

  • Çapulcu, yağmacı.

gımd

  • (Çoğulu: Agmâd) Kılıf, kın, mahfaza.
  • Bakla, bezelye, fasulya ve benzerleri gibi şeylerin kabuğu.

gumr

  • (Çoğulu: Agmâr) Bön, ahmak kişi. Gafil kimse.

halb

  • Süt sağmak.

haleb

  • Süt sağma. Sağılmış süt.

harib / harîb

  • Yağma olunmuş, soyulmuş, talan edilmiş.

hart

  • El ile ağacın yaprağını sağmak.
  • Ağaç kabuğu soymak, yaprak toplamak.
  • Nikâh.

hatita

  • (Çoğulu: Hatâyit) İki tarafındaki yerlere yağdığı hâlde kendisine yağmur yağmayan yer.

hedb

  • Meyve toplamak.
  • Davar sağmak.

hemr

  • Su dökmek.
  • Göz yaşı akıtmak.
  • Süt sağmak.
  • Atâ etmek, hediye vermek.

hetl

  • Ulaştırmak.
  • (Yağmur) çok yağmak.

hetn

  • Yağmur yağmak.

heyş

  • Hareket.
  • Davar sağmak.
  • Fitne.
  • Iztırab, acı.

hitl

  • Yorgun deve.
  • Yağmurun aralıksız olarak yağması.
  • Sürekli olarak gözyaşı akmak.

horda

  • Göçebe ve ilkel olarak yaşayan, yağmacılık eden insan topluluğu. (Fransızca)

hütul

  • Sürekli yağmur yağma.

hütun

  • Sürekli yağmur yağma.

i'tikal

  • Sağmak için koyunun ayaklarını iki bacağı arasına alma.
  • Devenin dizini büküp bağlama.
  • Güreş yaparken rakibini sarmaya getirip yıkma.

ictiyas

  • Yağma için dolanma.
  • Taleb etmek, istemek.

idrab

  • (Darb. dan) Rüc'u etmek, vaz geçmek. Bir şeyi yapmaktan yüz çevirmek. Mukim olmak.
  • Bir kimse üzerine kırağı yağmak.
  • Sıcak yel eserek yerdeki suyu kurutmak.
  • Ekmeğin pişmesi. (Kamus'tan alınmıştır.)

ifhac

  • Davarın ayaklarını ayırıp sağmak.

igare

  • Yağma etmek, hücum etmek.
  • Teşvik etmek. Gayrete getirmek. Acele etmek.

igtinam

  • Yağma etmek. Fırsatı ganimet bilmek.

iğtinam

  • Yağmalama.

ihtilab

  • Süt sağma.

immisar

  • (İmtisar ile aynı mânâdadır) Süt sağmak.
  • Bir şeyi incelemek.
  • Az olmak.
  • Dağılmak.
  • Hâil, perde.

insicam

  • Suyun dökülüp devamlı akışı. Düzgünlük. Sağlam ve ıttırad ile ârızasız tertib üzere olmak.
  • Devamlı yağmur yağmak.
  • Edb: Düzgün, tertibli, pürüzsüz söz. Kitabın ifadesi güzelce ve düzgün tertib üzere olmak.

intihab

  • Kapışmak. Yağma suretiyle mal almak.

intihabat

  • (Tekili: İntihab) Yağmalar, talan etmeler, kapışmalar.

irtac

  • Bir kimsenin sözünü kesme, konuşturmama.
  • Devamlı yağmur ve kar yağma.
  • Kapıyı örtme, kapama.
  • Kıtlık her tarafa yayılma.

istiska namazı / istiskâ namazı

  • Kıtlık, kuraklık vaktinde, yağmur yağması için sahrâda kılınan namaz.

kava'

  • Kimse olmalan ıssız yer.
  • İki tarafına yağmur yağıp ona yağmayan yer.

kesd

  • Davarı üç parmakla sağmak.
  • Bir şeyi dişiyle kesmek.

laş

  • Hakir ve aşağılık kimse. Adi, zelil, itibarsız ve alçak kişi. (Farsça)
  • Çapul, yağma. (Farsça)

magamiz

  • (Tekili: Magmaz) Karanlık yerler. Karanlık ve çukur yerler.

masr

  • Parmak uçlarıyla süt sağmak.
  • Bir şeyi incelemek.
  • Az olmak.
  • Dağılmak. (İmtisar veya immisar ile aynı manadadır.)

menheb

  • Yağma etmek. Yağma edecek yer.

menhub

  • (Nehb. den) Talan edilmiş, yağma edilmiş.

mery

  • Sağılır davarın memesini meshedip sağmak.

meş'

  • Kesbetmek, kazanmak.
  • Toplamak, cem'etmek. Davar sağmak.

mirac / mirâc / معراج

  • Miraç, göğe ağma. (Arapça)

mu'tekil

  • Sağmak için koyunun ayaklarını iki bacağı arasına çekip alan.
  • Devenin dizini büküp bağlıyan.
  • Güreşte rakibini sarmaya getirip yıkan.

mualli / muallî

  • Yücelten, yükselten.
  • Sağılır davarın sağ tarafından sağmaya varan kişi.

mugavere

  • Yağma, çapul.

muhalebe

  • Beraberce süt sağmak.

münahebe

  • Malı yağmalama.

müntehib

  • (Nehib. den) Yağma eden, talan eden, yağmacı.
  • Yağmacı.

müsalebe

  • Talan, yağma.

nahib

  • (Nehb. den) Yağma eden, talan eden, önleyen.

nakia

  • (Çoğulu: Nekâyi') Seferden gelen kimse için hazırlanan yemek.
  • Yağma edilen hayvanlardan taksimattan önce boğazladıkları deve ve koyun.
  • Damat için hazırlanan yemek.
  • Ziyafet.

nehb

  • Yağma, yağmacılık, çapul.
  • At oynatmak, koşturmak.
  • Kahr ile bir kişinin malını elinden almak.
  • Yağma, talan.

nehhab

  • (Nehb. den) Yağmacı, çapulcu.

nehib

  • (Nehb. den) Korku, dehşet, ürküntü.
  • Yağmacı, çapulcu.

neib

  • Karga sesi.
  • Ağaçtan yemiş indirmek.
  • Süt sağmak.

nihab

  • (Tekili: Nehb) Çapullar, yağmalar.

pılaçka

  • (Arnavutça) Tar: Muharebede ve yağmada alınan eşya, çapul.

remel

  • (Çoğulu: Ermâl) Yelmek.
  • Yağmurun az yağması.
  • Vahşi sığırın ayağında olan hatlar.

sa'saa

  • Keçiyi sağmak için çağırmak.

sahsah

  • Yağmurun sert ve katı yağması.

sarb

  • Sütü birbiri üstüne sağmak.
  • Bevlini hapsetmek.
  • Çok ekşimiş süt.
  • "Zamk-ı talh" denilen ağaç sakızı.

tahfil

  • Koyunun sütü çoğalsın diye birkaç gün sağmayıp bırakmak.

taht

  • Yağma, talan, soygun, çapul. (Farsça)

tahte

  • Yağmalanmış, soyulmuş, talan edilmiş. (Farsça)

talan / tâlân / تالان

  • Çapul, yağma. (Farsça)
  • Birisinin malının, herkes tarafından kapışılması. (Farsça)
  • Çapul, yağma.
  • Talan, yağma. (Farsça)

talanger

  • Yağmacı, talancı, çapulcu. (Farsça)

talangeri / talangerî

  • Çapulculuk, yağmacılık. (Farsça)

tarac / târâc / تاراج

  • Yağma, talan, çapul. (Farsça)
  • Yağmalama, talan etme. (Farsça)
  • Yağma. (Farsça)

tarac-ger / târâc-ger

  • Yağmacı, çapulcu. (Farsça)

tarac-kerde / târâc-kerde

  • Yağmalanmış, talan edilmiş. (Farsça)

tarat

  • Çapul, yağma, talan. (Farsça)

tartabe

  • Keçiyi sağmak için çağırmak.

tasriye

  • Koyunun sütü çoğalsın diye birkaç gün sağmayıp bırakmak.

te'lis

  • Durdurmak, ikâmet.
  • Yağmurun devamlı yağması.

tebeyyüt

  • Geceleyin yağma etme.
  • Bir işi gece yapmak.

tedeyyüm

  • Yağmurun sert yağması.

tegavür

  • Birbirini yağmalamak.

tehtan

  • Yağmurun ulaştırı yağması.

temassur

  • Davarın memesinde kalan sütü sağmak.

temattur

  • (Matar. dan) Yağmur yağma.
  • Hız. Sür'at.

tenezzül-ü emtar

  • Yağmur yağması. Yağmur katrelerinin inişi.

tesaud / tesâud / تصاعد

  • Göklere yükselme, ağma. (Arapça)

türktaz / türktâz / تركتاز

  • Koşup saldırarak yağma etme. (Farsça)
  • Çapul, çapulcu. (Farsça)
  • Koşturma, koşma. (Türkçe - Farsça)
  • Yağmalama. (Türkçe - Farsça)

uruc / urûc / عروج

  • Yükselme, göklere ağma. (Arapça)
  • Urûc etmek: Yükselmek, göklere ağmak. (Arapça)

vakt-i nüzul

  • İnme zamanı, yağmurun yağma zamanı.

yağma / yağmâ / یغما

  • Talan, çapul. (Farsça)
  • Yağma eylemek: Talan etmek, yağmalamak. (Farsça)

yağmager / yağmâger / یغماگر

  • (Çoğulu: Yağmagerân) Çapulcu, yağmacı, zorba. (Farsça)
  • Yağmacı. (Farsça)

yağmageri / yağmagerî

  • Çapulculuk, yağmacılık. (Farsça)