LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te agit ifadesini içeren 225 kelime bulundu...

ahd-name

  • Anlaşmanın şartlarını ve anlaşmayı yapanların imzalarını taşıyan kağıt. (Farsça)

akderi

  • Eski zamanda kağıt yerine kullanılan ve üzerine yazı yazılan deri.

arazi-i emiriyye / arâzi-i emiriyye

  • Huk: Beytülmâle mahsus olup devlet tarafından şahıslara dağıtılan yerler. (Tarla, çayır, koru ve emsali gibi.)

arazi-i emiriyye-i sırfa / arâzi-i emiriyye-i sırfa

  • Huk: Beytülmâle mahsus menfaatleri ve tasarruf haklarından hiçbiri bir cihete verilmeyip devlete ait olan ve şahıslara dağıtılan memleket arazisi.

arşiv

  • Eski ve tarihçe kıymetli olan resmi kayıt ve kâğıtların saklandığı yer. (Fransızca)
  • Bir mevzu hakkında toplanmış muhtelif vesikaların hepsi. (Fransızca)

aşevi

  • Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane.
  • Para ile yemek yenilen yer, lokanta.
  • Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer.
  • Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer.

ba'seret

  • Dikkatle teftiş etme.
  • Keşif ve istihrac etme.
  • Perâkende edip dağıtma.
  • İnkılâb. Karıştırma. Bulandırma.
  • Meydana çıkma.
  • Kirli leke.

bad-per

  • Kağıttan yapılmış olan uçurtma. (Farsça)
  • Hodbin, kendini beğenen ve öven kimse. (Farsça)
  • Kamçı topacı. (Farsça)

bahş-ı kalenderi / bahş-ı kalenderî

  • Cömertçe ihsan yapma, dağıtma.

bahsere

  • Dağıtma.
  • Gizli bir şeyi aşikâr yapma, meydana çıkarma.
  • Kesilerek tane tane olma.

bankınot

  • (Banknot) ing. Kâğıt para.

banknot / بَانْقْنُوطْ

  • Kâğıt para.
  • Kâğıt para.

battaliye

  • (Battal. dan) Eskiden, işi bitmiş olan resmi kağıtların konduğu torbaya denirdi.

bazil

  • (Bezil. den) Bol bol veren, dağıtan. Cömert.

bazubend / bâzubend

  • Pazvand. Kola bağlanan duâlı kağıt. (Farsça)

bedmest / بدمست

  • İçip içip dağıtan. (Farsça)

bedmesti / bedmestî / بدمستى

  • İçip içip dağıtma. (Farsça)

bedmestlik

  • İçip içip dağıtma. (Farsça - Türkçe)
  • Bedmestlik etmek: İçip için dağıtmak. (Farsça - Türkçe)

behemzede

  • Topluluğu dağıtmış, cemiyeti bozmuş. (Farsça)

berat

  • Nişân. Rütbe. İmtiyaz ve taltif için verilen resmi kâğıt.

blok

  • Birbirine bitişik yapılar. (Fransızca)
  • Büyük ve ağır yığın. (Fransızca)
  • Resim kağıtları saklanan karton kap. (Fransızca)

büdd

  • Uzaklaşma. Birbirinden uzak düşme.
  • Perâkende etmek, dağıtmak. Put, sanem.
  • Firak.
  • Tâkat, kudret.

cülusiyye / cülûsiyye / جلوسيه

  • Tahta çıkan hükümdarın dağıttığı bahşiş. (Arapça)
  • Tahta çıkan hükümdar için yazılan şiir. (Arapça)

defatir

  • (Tekili: Defter) Defterler. Not yazmağa mahsus kâğıttan beyaz kitablar.

defter

  • (Çoğulu: Defâtir) (Yunanca iki kanatlı manasına gelen bir kelimeden alınmıştır). Not yazmağa, ders için veya ticari hesablara mahsus kağıttan beyaz kitab. Pusula.
  • Liste.

delail-i mücesseme-i musattaha / delâil-i mücesseme-i musattaha

  • Bir satıh hâline getirilmiş cismânî deliller (düz bir kâğıt üzerine şekli çizilmiş deliller).

derc

  • İçine almak. Katmak.
  • Kitaba koymak.
  • Nakışlı kâğıt üzerine yazılan yazı.
  • Hattatın yazılmış kâğıt tomarı.

devlet-abadi / devlet-abadî

  • Hindistan'ın Devlet-âbâd şehrinde imal edilen ve güzel san'atlarda kullanılan bir çeşit kâğıt. (Farsça)

dimişki / dimişkî

  • Şam şehriyle alâkalı. Şam'a ait ve müteallik.
  • Şam'da yapılan ve güzel san'atlarda kullanılan bir nevi kâğıt.

ebher

  • En bâhir, en âşikâr. En parlak, daha çok zâhir.
  • Temiz kanı yürekten bedene dağıtan büyük bir damar.

ebru

  • Kaş. (Farsça)
  • Bir nevi dalgalı kumaş ve kâgıt ismi. (Farsça)

efşan

  • Dağıtan, saçan, serpen. (Farsça)

ehl-i ihtisas

  • İhtisas sahibi olan kimseler. Bu kişiler yalnız kendi meslekleriyle uğraşırlar, çeşitli meslek ve meselelerle fikirlerini dağıtmazlar.

emirname

  • Âmirin emri yazılı olan kağıt. Üst makamdan verilen emir kağıdı. (Farsça)

enflasyon

  • Piyasaya gerektiğinden fazla kâğıt para çıkartmaktan dolayı paranın değeri düşüp fiyatların yükselmesi. (Fransızca)

envah

  • (Tekili: Nevh) Nevhler, ölmüş olan bir kişinin arkasından ağlayan kadınlar, matem tutan hanımlar, ağıt yakanlar.

eser-i cedid

  • Eskiden imâl edilen kâğıt cinslerinden birinin adı idi.

evrak / evrâk / اوراق

  • Yapraklar, kağıtlar, belgeler.
  • Kağıtlar. (Arapça)
  • Belgeler. (Arapça)
  • Arşiv. (Arapça)

evrak-ı nakdiyye

  • Kağıt paralar.

fasih / fâsih

  • (Fesh. den) Vazgeçen. Dağıtıcı. Bozguncu. Fesheden.
  • Çürüten.

fazz

  • Kırmak. Dağıtmak.
  • Fethetmek, açmak.

feraiz / ferâiz

  • Bir kimse vefât edince, bıraktığı malın kimlere verileceğini ve nasıl dağıtılacağını öğreten ilim, mîrâs hukûku.
  • Farzlar. Farîzanın çokluk şekli.

fers

  • Dağıtmak. Saçmak.
  • Ciğer parçalamak.
  • Hurma çekirdeğinin kabuğunu soymak.
  • Atın pisliği. Fışkı.

feşg

  • Dağıtmak.
  • Vurmak.

fesh

  • Bozma, bozulma, dağıtma, dağılma, yürürlükten kalkma.

fida

  • Dağıtmak.
  • Atâ etmek. Hediye veya bahşiş olarak vermek.
  • Bedel vermek.

fireuni / fireunî

  • Hat, minyatür, tezhib gibi güzel san'atlarda kullanılan bir kâğıt cinsi.

gülfeşan

  • Gül saçan, gül dağıtan. (Farsça)

gutguta

  • (Çoğulu: Gatâgıt) Yeni doğmuş kuzu.

habeşi / habeşî

  • Habeş memleketi ahalisinden olan. Habeş'e mensub ve müteallik olan.
  • Koyu esmer renkli adam.
  • Hat, tezhib, minyatür gibi güzel san'atlarda kullanılan bir cins kâğıt.

handefeşan

  • Gülümsemeler dağıtan, gülmeler saçan. (Farsça)

hariri / harirî

  • İpek eşya.
  • İpek tüccarı.
  • Bir nevi kâğıt.

haşir ve neşir / حَشِرْ وَ نَشْرِ

  • Ölüleri dirilterek toplama ve amel defterlerine göre hak ettikleri yerlere dağıtma.

hatai

  • Tezhib ıstılahlarındandır. Resim gibi tabiatı taklid ederek yapılmayıp, san'atkârlar arasında kabul edilen çeşitli gül şekli gibi irili ufaklı yapılan şekiller.
  • Türkistan'da Hatay şehrinde imal edilen bir cins dayanıklı kâğıt.

hayalşiken

  • Hayali dağıtan, bozan.

hibe-name

  • Bir kimseye birşey hibe edip bağışlamak üzere yazılan kâğıt. (Farsça)

hindi / hindî

  • Hind'e ait.
  • Hind ahalisinden olan, Hindli.
  • Bugün konuşulan Hind dillerinin en yaygın ve tanınmış olanı.
  • Güzel sanatlarda kullanılan ve Hind'de yapıldığı için de bu ismi alan bir kağıt cinsi.

hıred-aşub / hıred-âşub

  • Akıl dağıtan. (Farsça)

hükümname

  • Bir mahkeme veya hey'etin hüküm ve kararını hâvi vesika. Hükmü ihtiva eden kâğıt. (Farsça)

i'lan

  • Belli etmek. Yaymak. Herkese duyurmak.
  • Gazetelerde veya sokaklarda duvarlara kâğıt yapıştırarak ticari bir iş, bir adres veya başka bir şeyi herkese bildirme.
  • Açığa vurma, yayma, meydana çıkarma.

i'lanname

  • İçinde ilân yazılı olan kâğıt. (Farsça)
  • Bir hususun herkese ilân edilmesi için hükümetçe hazırlanıp bastırılan resmi kâğıt. (Farsça)

ibraname

  • Alacaklı kimse tarafından alacak ve verecek kalmadığına dair verilen kâğıt. İbrâ senedi.

ibretfeşan

  • İbret dağıtan, çok mühim ders verici hâdise. (Farsça)

ibsas

  • Sırrı açıklama.
  • Yayma, dağıtma.

ifaza

  • (Feyz. den) Bereketlendirmek. Feyz vermek. Bol bol dağıtmak ve akıtmak. Taşıp yayılmak.

ilanat müvezzii / ilânat müvezzii

  • İlânlardan, duyurulardan sorumlu olan, onları dağıtan.

ilmühaber

  • (İlm-i haber) Resmi bir daireye verilmek üzere hazırlanan ve bir adamın ahvâli hakkında bilgileri ihtiva eden kâğıt. Resmi vesika.
  • Para, evrak vs. teslim olunduğunu gösteren ve bunları getiren adamın eline verilen pusula.

inha

  • Bir hususu resmen bildirme, tebliğ.
  • Bir memurun daha üst makamdaki bir memura bir maddeyi hâvi olmak üzere yazdığı kağıt.
  • Ulaştırma, yetiştirme.

irade-i seniyye

  • Padişahın, bir işin yapılması veya yapılmaması hakkında verdiği emir. İrade eskiden şifahî, yani ağızdan emir vermek, yahut kendi el yazısı ile yazmak suretiyle verilirdi. Sonradan iradeler mabeyn baş kâtibinin imzasını taşıyan yazılı kâğıtla bildirilmeğe başlamıştır.
  • Çok yüksek ve m

iş'a'

  • Güneş, ışığını dağıtma. Şuâlanma.

ıskat

  • Düşürmek. Düşürülmek. Aşağı atmak. Hükümsüz bırakmak.
  • Silmek.
  • Ölünün azaptan kurtulması ümidi ile ölen kimse nâmına dağıtılan sadaka.

israf / isrâf

  • Malı, İslâmiyet'in ve mürüvvetin uygun görmediği yâni lüzumsuz, fâidesiz yerlere dağıtmak.

iştat

  • Dağıtma veya dağıtılma.

isticvabname

  • Şahidlerin ve maznunun ifadelerinin yazılı olduğu kâğıt. (Farsça)

istid'a

  • Rica ile istemek. Davet etmek.
  • Bir işi için resmî bir daireye verilen ve istek bildiren kâğıt. Dilekçe.

istintakname / istintaknâme

  • Huk: Sorguya çekilen kimsenin ifâdesinin yazıldığı kâğıt.

jelatin

  • Tıbda ve fotoğrafçılıkta kullanılan şeffaf, renksiz ve kokusuz bir cisim. Hayvanların kemik ve kıkırdak gibi kısımlarından elde edilir. (Fransızca)
  • Bir cins kâğıt. (Fransızca)
  • Kokusuz bir madde, bir cins kağıt.

kagaz / kâgaz

  • Kâğıt. (Farsça)

kağıd / kâğıd / كاغد

  • Kağıt. (Farsça)

kağıthane

  • Kâğıt fabrikası.
  • İstanbul'da vaktiyle böyle bir fabrikanın bulunduğu yerdeki mesire.

kaime / kâime / قائمه

  • Uzun bir kâğıda yazılan ferman.
  • Kitap yaprağı.
  • Kâğıt para.
  • Kağıt para. (Arapça)
  • Ferman. (Arapça)

karatis

  • (Tekili: Kırtâs) Kâğıtlar, sahifeler. Kâğıt tabakaları.

karavana

  • Kışla, okul, hastane gibi kurumlarda dağıtılacak yemeğin konulduğu kap.

kaş'

  • (Kış') Şaşkın ve ahmak adam. Zayıf adam.
  • Açmak.
  • Gidermek. Dağıtmak.
  • Kuru deri. Deriden olan çadır.
  • Hamam pisliği.
  • Deriden yapılmış döşek.
  • Balgam.

kerkere

  • Tavuğa çağırmak.
  • Rüzgârın bulutu toplayıp dağıtması.

kesir

  • (Çoğulu: Kesrâ) Parçalanmış, dağıtılmış. Kırılmış.

kırtas

  • (Çoğulu: Karâtis) Kâğıt. Kâğıt tabakası, sahife.
  • Kâğıtçı.
  • Kâğıt.

kırtasiye / kırtâsiye / قرطاسيه

  • Kâğıt işleri. Kâğıtla alâkalı. Onunla yapılan muâmeleler.
  • Kağıt işleri. (Arapça)

kıtt

  • (Çoğulu: Kutut) Nasib, hisse.
  • Kitab ve kâğıt.
  • Erkek kedi.

künye

  • Bir kimsenin nereden ve kimden olduğunu bildiren ve hüviyeti yazılı olan kâğıt.
  • Künye, kişinin kimliğinin yazılı olduğu kâğıt veya levha.

kurban

  • Allah'ın rızasını kazanmağa sebep olan şey.
  • Etleri, fakirlere parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vâcib veya sünnet olarak kesilen koyun, keçi, deve, sığır.. gibi hayvan.
  • Bir maksad uğrunda feda olma.
  • Beylerin ve meliklerin yakınlarından olan kimse.

küreyvat-ı hamra

  • Kırmızı kan kürecikleri. Kana kırmızı rengini veren, çekirdeksiz, yuvarlak, küçük hücrecikler olup kanın her mm.küpünde beş milyon kadar bulunurlar, beden hücrelerine erzak dağıtırlar ve bir kanun-u İlâhî ile hücrelere erzak yetiştirirler. (Tüccar ve erzak memurları gibi)

levha

  • Üzerinde yazı veya resim bulunan, duvara asılacak kâğıt.
  • Bir sayfanın üzerindeki kalın yazı.

lü'lü'-feşan

  • İnci saçan, inci dağıtan. (Farsça)

lü'lü'-paş / lü'lü'-pâş

  • İnci dağıtan, inci saçan. (Farsça)

lule / lûle / لوله

  • Boru. (Farsça)
  • Lüle, kağıt külah. (Farsça)

lüle / لوله

  • Boru. (Farsça)
  • Lüle, kağıt külah. (Farsça)

ma'vel

  • Ağıt edecek yer.

mahrub

  • Harabedilmiş, dağıtılmış.

makbuz

  • (Kabz. dan) Alınmış, kabzolunmuş. Alınan.
  • Daraltılmış, sıkılmış.
  • Bir şeyin alındığına karşı verilen imzâlı ve mühürlü kâğıt.

maksim

  • (Çoğulu: Makasim) Taksim edilecek, dağıtılacak yer.
  • Suyun kollara ayrılma yeri. Masluk, savak.

matmah-ı nazar

  • Hırsla, dikkati dağıtmadan bakılan, bakma.

mehr-i muaccel

  • Miktarı tesbit edilen (belirlenen) ve nikâh sırasında erkeğin evleneceği kadına peşin olarak ödemesi gereken altın, gümüş, kâğıt para veya herhangi bir mal yâhut bir menfaat.

mehr-i müeccel

  • Miktarı nikah yapılırken tesbit edilip, ödenmesi daha sonraya bırakılan yâni erkeğin evleneceği kadına sonra ödeyeceği altın, gümüş, kâğıt para veya herhangi bir mal yâhut bir menfeat.

mekremet-güster

  • Merhamet dağıtan, merhamet yayan.

mektub

  • Yazılı, yazılmış kâğıt.

melfufat

  • İlişik yazılar; kağıt, mektup ve sair evrak.

menşar

  • Yayıp dağıtacak yer.
  • Öldükten sonra dirilecek yer.

menşer

  • Neşredilip dağıtılan yer.

menşur

  • (Neşr. den) Neşrolunmuş. Dağıtılmış. Yayılmış. Herkese ilân edilmiş.
  • İşleri dağınık. Perişan.
  • Sultanın emri, mühürsüz mektubu, fermanı.
  • Bayrak.
  • Mat: Alt ve üst tabanları birbirine müsavi ve müvâzi (eşit ve paralel), kenarları da müsâvi ve müvâzi olup yüzleri b

merasi / merasî / merâsî / مراثى

  • (Tekili: Mersiye) Mersiyeler, ağıtlar.
  • Ağıtlar, mersiyeler. (Arapça)

mersiye / مرثيه / مَرْثِيَه

  • Birisinin ölümü hakkında yazılan, üzüntüyü dile getiren manzume, ağıt.
  • Ağıt, mersiye. (Arapça)
  • Ağıt.

mersiyehan / mersiyehân

  • Ağıt okuyan. Mersiye söyliyen. (Farsça)

mersiyekar / mersiyekâr

  • Ağıtçı. Ağıt ve mersiye okuyan. (Farsça)

meyl-i tahrip

  • Yıkma ve dağıtma eğilimi.

mıska

  • Şifâ âyet-i kerîme ve duâlarının yazılı olduğu kâğıt, muska.

muafname

  • Afv kâğıdı. Bir şeyin muaf tutulup afvedildiğini gösteren kâğıt. (Farsça)

muahede-name

  • Ahdleşmenin yazıldığı ve imzalandığı kâğıt. (Farsça)

mübla / müblâ

  • Dağıtılmış. Hezimete uğratılmış.
  • Dağıtılmış, yenilmiş.

muhabbetname

  • Sevgisini bildiren yazılı kâğıt. Aşkını bildiren yazı. (Farsça)

muharrerat / muharrerât

  • Yazılı şeyler. Yazılmış kâğıtlar. Mektuplar.

mukavele

  • Kavilleşmek. Karşılıklı anlaşmak. Sözleşmek.
  • Anlaşmada imzalanan ve karar altına alınanların yazıldığı kâğıt.

mukavelename

  • Anlaşma yazılı olan kâğıt. Mukavele yapılan kâğıt.

mülzime

  • Masa üzerine konulan kâğıtların uçup dağılmasını önlemek için üzerine konulan bir âlet.

münah

  • Ağıt yakma.

münşee

  • (Çoğulu: Münşaât) Müsvedde yazılan kâğıt.
  • Yelkeni çekilmiş gemi.

münşi

  • (Neş'et. den) İnşâ eden, yapan. Yapısı, üslubu güzel olan.
  • Edb: Maksadı kâğıt üzerinde tasvir ve tesvid eden. İyi nesir yazı yazan, kâtib.

mürsele

  • İrsal edilen, gönderilen.
  • Mektup, pusula, kâğıt.

müşevveş eden

  • Dağıtan, karıştıran.

mütevezza'

  • Dağıtılmış, tevzi' olunmuş.

mütevezzi'

  • Tevzi' eden, dağıtan.

müvezzi

  • Dağıtımcı, dağıtan.
  • Dağıtıcı.

müvezzi'

  • Dağıtıcı, tevzi' eden, posta mektuplarını dağıtan. Gazete satan.

müzekkire

  • Bir iş için üst makama yazılan resmi kâğıt.

nakis

  • Bozan, çözen, üzen veya dağıtan.
  • Rücu eden. Dönen.

nakz

  • Bozmak. Çözmek. Kırmak.
  • Bir sözleşmeyi yok saymak.
  • Kalın bir şeridi çözüp dağıtmak.
  • Parmaklarda veya âzâda oynak yerler.
  • Kiriş.
  • Palan. Deri.

name-i nur

  • Nurun mektubu. Saadet verici mânâlar yazılı kâğıt.

nehib

  • İnlemekle ve ses ile olan ağıt.

neks

  • Sözünden dönmek.
  • Bozmak. Çözmek.
  • Üzmek.
  • Dağıtmak.
  • Münhal ve muhtel olmak.

neş'e-nisar

  • Neşe dağıtan. (Farsça)

neşir

  • Dağıtma, yayma, herkese duyurma.
  • Yayım, dağıtım.

neşr

  • Âhirette, ölülerin diriltilip, hesâbları görüldükten sonra, cennetliklerin Cennet'e ve cehennemliklerin Cehennem'e dağılmaları.
  • Yayma, dağıtma.
  • Yayma, dağıtma, ölülerin mahşerde dirilip toplanmasından sonra yayılması.

neşren

  • Yayılmak suretiyle, neşir yoluyla. Yazarak, dağıtarak.

nessar

  • Dağıtan, saçan, neşreden.
  • Parlatan.

neşur

  • Ziyadesiyle neşreden. Fazla yayan. Dağıtan.

nevfel

  • Deniz, derya, bahr.
  • Atâsı çok olan kişi. Çok bahşiş dağıtan.

nevh

  • Ağıt etmek.
  • Bağırıp çağırarak sesle ağlamak.

nevha / نوحه

  • Ağıt. (Arapça)

nisar

  • Saçmak, dağıtmak.
  • İ'ta etmek. Vermek.

nüsha

  • (Çoğulu: Nüsah) Yazılı şey. Yazılı bir şeyden çıkarılan suret.
  • Muska, duâlı kâğıt.
  • Gazete ve dergilerde (sayı).
  • Dualı kağıt, sahife, yazılı şey.

nüsur

  • (Tekili: Nesr) Nesirler, manzum olmayan yazılar. Dağıtmalar.
  • Çok çocuk doğuran kadın.

nüşur / nüşûr

  • Neşirler.
  • Yaymalar, dağıtmalar.
  • Öldükten sonraki dirilmeler. (Nüşur, neşir gibi bâzan müteaddi, bâzan lâzım olur. Müteaddi olursa bir şeyi açıp yaymak mânasına gelir ki, lisanımızda neşr ve neşriyat ve menşur bu mânadandır. Bunun lâzımına intişar denilir, lâzım oldukları zama
  • Yaymalar, dağıtmalar.

ordu-yu mübla / ordu-yu müblâ

  • Perişan edilmiş, dağıtılmış ordu.

para

  • Alış-veriş aracı olarak kullanılan, biriktirme ve tasarruf etmeye yarayan, çeşitli mâdenlerden veya kağıttan îmâl edilmiş değer ölçüsü. Belli ağırlıkta basılmış olan altın ve gümüş paralara sikke veya meskûkât, altın paralara dînâr, gümüş paralara dirhem denir.

paş

  • "Serpen, saçan, dağıtan" mânâsında birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

paşende

  • Saçan, dağıtan, saçıcı. (Farsça)

perakende

  • Dağınık. Dağıtma. (Farsça)
  • Azar azar yayılan veya satılan. (Farsça)

plan

  • Yapı, makine, bina...gibi yapılacak şeylerin ayrı ayrı parçalarını kâğıt üzerinde gösteren çizgilerin hepsi. (Fransızca)

posta

  • İtl. Bir yere gelen veya bir yerden gönderilen mektup ve emânetlerin hepsi.
  • Bu emânetleri toplayan ve dağıtan idare ve onun yeri.
  • Belli zamanlarda sefer yapan ve çok zaman posta taşıyan vasıta.
  • Takım, kol.
  • Hizmet nöbetinde bulunan er.
  • Sefer.

pusula / پُوصُولَه

  • Not yazılı küçük kağıt.

rahname

  • Yol ve yön gösteren kâğıt. Harita. (Farsça)

rakime

  • Yazılmış kâğıt. Mektub.

rakk

  • Kitap, sahife.
  • Kâğıt yerine kullanılan ince deri parçası.
  • Tomar.
  • Yama.

rıka

  • Üzerine yazı yazılan deri veya kağıt parçaları.
  • Kısa mektublar.
  • Yamalar.
  • İstidalar. Müzekkereler. Dilekçeler.

röntgen

  • Röntgen adında bir Alman âliminin 1896' da keşfettiği ışıklar. Bunlar gözle görülmediği halde fotoğraf camına tesir eder, vücuddan, tahta, kâğıt gibi maddelerden bu ışık geçebilir. Bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde de kullanılır.
  • Vücuddaki iç uzuvların filmini çekmek.

rüfat

  • Parçalanmış, dağıtılmış.
  • Çürümüş.

ruk'a

  • (Çoğulu: Rıka'-Ruka') Kısa mektub.
  • Üzerine yazı yazılan kâğıt veya deri parçası.
  • Dilekçe.
  • Yama.

ruzname

  • Vakit cetveli, takvim.
  • Günlük gazete, günlük hâdiselerin yazıldığı kâğıt.
  • Bir meclis veya hey'etin müzakerat proğramı.
  • Hergünkü gelir ve giderin kaydedilip yazıldığı defter.

sa'saa

  • Perakende etmek, dağıtmak.

şa'va'

  • Perâkende, dağınık.
  • Dağıtmak.

şaka'

  • Tulu etmek, doğmak.
  • Çıkmak, huruç etmek.
  • Dağıtıp perâkende etmek.

sakka

  • Çok su dağıtan, çok sulayan, sucu.

saky-ı ma / saky-ı mâ

  • Su dağıtma.

şartname

  • Bir sözleşmede olan şartların yazıldığı resmi kâğıt. (Farsça)

sav'

  • Perâkende etmek, dağıtmak, parça parça yapmak.

sebil / sebîl / سبيل

  • Açık ve büyük yol. Büyük cadde.
  • Allah rızası için su dağıtılan yer.
  • Cadde, su dağıtımı.
  • Açık ve büyük yol, büyük cadde, Allah rızası için su dağıtılan yer.
  • Yol; su dağıtılan yer ve dağıtılan şeyler.
  • Yol. (Arapça)
  • Su dağıtım yeri, sebil. (Arapça)

sebilhane

  • Sebil olarak su dağıtılan yer. (Farsça)

sehavet / sehâvet

  • Cömert olmak. Parayı, malı hayırlı, iyi yerlere dağıtmaktan, lezzet almak.

sened

  • Kuvvetli olabilecek söz.
  • Tapu.
  • Üzerine dayanılacak ve itimad edilecek şey. Mutemed. Melce'.
  • İki kişi veya çok kimseler arasındaki anlaşmayı tesbit eden ve karşılıklı imzalanan kâğıt, vesika.

şett

  • Dağınık olmak, târumar etmek, dağıtmak. Başka başka olmak.

şiven / şîven / شيون

  • Ağıt. (Farsça)

şukka

  • Parça. Kâğıt veya kumaş parçası.
  • Küçük tezkere.

surre

  • (Çoğulu: Surer) Para kesesi, para çıkını.
  • Hac zamanında İslâm Devletinin pâdişahı tarafından fakir ve muhtaçlara dağıtılması için Mekke ve Medineye her yıl gönderilen para ve sâir şeyler.

ta'viz

  • Nazar veya kötü şeylerden muhafaza için takılan dualı kâğıt, nüsha. Muska.

tabaka

  • Kat. Katmer.
  • Sınıf, topluluk.
  • Sigara paketi.
  • Bir veya iki yapraklı kâğıt.

tahallüb

  • Sızma. Ter çıkarma.
  • Sütlenme. Süt peyda etme.
  • İmrendiğinden ağzının suyu akmak.
  • Pâre pâre etmek, dağıtmak, parçalamak.

taharüc

  • Tevzi etmek, dağıtmak.

tahaşhuş

  • Kâğıt hışırtısı.
  • Yeni kaftan avazı. Silâhların sürtünmelerinden çıkan ses.

takdirname

  • Bir işin beğenildiğine ve istihsan edildiğine dâir alâkadarların imzasını taşıyan yazı. Beğenildiğine dair yazılı kâğıt. (Farsça)

tarümar / târümâr / تارومار

  • Dağınık. (Farsça)
  • Perişan. (Farsça)
  • Târümâr etmek: (Farsça)
  • Dağıtmak, karıştırmak. (Farsça)
  • Perişan etmek. (Farsça)
  • Tarümâr olmak: (Farsça)
  • Dağılmak, karışmak. (Farsça)
  • Perişan olmak. (Farsça)

tasdi'

  • Rahatsız etmek. Sıkmak. Baş ağrıtmak.
  • Yarmak.
  • Perâkende etmek, dağıtmak.

tebtit

  • Kesmek.
  • Dağıtmak.
  • Bitirmek.

tebzir / tebzîr

  • Boş yere malını sarf etmek.
  • Serpmek. Dağıtmak.
  • İsraf etmek, lâyık olmayan yere malını sarfetmek.
  • Malı, İslâmiyet'in ve aklın uygun görmediği yerlere dağıtma, isrâf.

teharüc

  • Çıkışmak.
  • Tevzi etmek, dağıtmak.
  • Fık: Ortakların bir kısmı akar (para getiren mülk), bir kısmı arazi, bazısı da para üzerine yaptıkları anlaşma.

temzig

  • Ayırmak.
  • Dağıtmak.

tenahüd

  • Tevzi etmek, dağıtmak.
  • Hediye vermek, atâ etmek.

tenfiz

  • Silkmek.
  • Saçmak, dağıtmak.

teşbit

  • Dağıtmak, perâkende etmek.

tesir-i muharribane

  • Yıkıp dağıtan etki.

teşrid

  • Ayırma, dağıtma. Dilim yapıp kesmek.
  • Nefyetme, kovalama.
  • Belâya atma. Ürkütüp kaçırma. Sevketme.
  • Birisinin ayıbını teşhir eylemek.

teştit

  • Dağıtma, dağıtılma. Perişan etme.

tevzi / tevzî

  • Dağıtma.
  • Dağıtma, paylaştırma.

tevzi edilen

  • Dağıtılan.

tevzi' / tevzî' / توزیع / تَوْز۪يعْ

  • Dağıtmak. Herkesin hisselerini ayırıp vermek. Pay ederek dağıtmak.
  • Dağıtım, dağıtma. (Arapça)
  • Tevzî' edilmek: Dağıtılmak. (Arapça)
  • Tevzî' etmek: Dağıtmak. (Arapça)
  • Dağıtma.

tevzi' etmek

  • Dağıtmak.

tevziat / tevziât / tevzîât / تَوْز۪يعَاتْ

  • Dağıtım.
  • Tevziler, dağıtmalar.
  • (Tekili: Tevzi') Tevziler, dağıtmalar.
  • Herkese payını vermeler.
  • Dağıtmalar.

tezkere

  • Pusla, betik.
  • Herhangi bir konuda izin verildiğini bildirmek için hükümetten alınan kâğıt.

tırs

  • (Çoğulu: Etrâs) Kâğıt, sahife.

ulufe

  • Yeniçerilere ve sipahilere dağıtılan maaş.
  • Bir nevi hayvan yemi.

vahdet-i saki midadı / vahdet-i sâki midadı

  • Su dağıtıcının birlik mürekkebi.

varak / ورق

  • Yaprak. (Arapça)
  • Kağıt. (Arapça)
  • Plaka. (Arapça)

varak-pare / varak-pâre

  • Yaprak parçası, kağıt parçası.

varak-pare-i fazılane / varak-pâre-i fâzılâne

  • Sizin çok değerli yaprak parçanız, kağıt parçanız.

varaka / وَرَقَه

  • Yaprak, kâğıt parçası.
  • Tek yaprak hâlindeki kâğıt.
  • Nebât yaprağı. Maden yaprağı. Kitap yaprağı.
  • Hasis kimse.
  • Peygamberimize (A.S.M.) ilk vahyin geldiği sırada Hz. Hatice vâlidemizin (R.A.) hâdiseyi kendisine bildirdiği ve o zamanın meşhur bir âlimi olan Varaka İbn-i Nevfel'in adı.
  • Kâğıt.

varakpare / varakpâre / ورق پاره

  • Kâğıt parçası. (Farsça)
  • Küçük yaprak. Yaprak parçası. (Farsça)
  • Ehemmiyetsiz yazı, tezkere. (Farsça)
  • Kağıt parçası.
  • Kağıt parçası. (Arapça - Farsça)
  • Pusula, not. (Arapça - Farsça)

vasiyetname / vasiyetnâme

  • Vasiyetin yazıldığı kağıt.
  • Vasiyet yazılan kâğıt.
  • Yazılı vasiyet. Bir kimsenin vasiyetini yazmış olduğu kâğıt. (Farsça)

vefk-i müselles

  • Üçlü vefk; bir âyet veya ibarenin ebced ve cifir değerleri esas alınarak, dağıtıldığı ve üç rakamının karesi biçiminde dokuz küçük kareden oluşan tılsımlı kare alan.

vekaletname / vekâletnâme

  • Birisine vekillik verildiğini isbat eden ve ekseriya noterlikçe tanzim edilmiş bulunan yazılı kâğıt. (Farsça)

verrak

  • Kâğıtçı.

virat

  • Zekât vermek korkusundan hile edip bir yere toplanmış koyunlarını ayırıp dağıtmak veya perâkende koyunlarını bir yere toplamak.

zabıtname / zabıtnâme

  • Olay yerinde ilgili kimselerin olayın oluş şeklini kaydettikleri kâğıt.

zabt-name / zabt-nâme

  • Hâdise veya vak'a yerinde alâkalı kimselerin hâdisenin oluş şeklini imzâ altında kaydettikleri kâğıt. Zabıt tutulan kâğıt. (Farsça)

zarf

  • Kap, kılıf. Mahfaza.
  • İçine mektup konulan kılıf kâğıt.
  • Gr: Bir fiilin veya bir sıfatın veya başka bir zarfın mânasına "yer, zaman, mâhiyyet" (Nicelik, nitelik) gibi cihetlerden başkalık katan vasıflarını belirten kelime.

zenub

  • Sakaların su dağıttıkları bir kapdır ki; Kur'ân'da azabdan nasib mânasına istiare olunmuştur.

zevh

  • Develeri dağıtıp toplamak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın