LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te affe ifadesini içeren 68 kelime bulundu...

adem-i af

  • Affedilmeme.

afallahu

  • Allah affetsin.

aff-ı kusur

  • Kusurun affedilmesi.

afi / afî

  • Silen, silinmiş. Affeden, bağışlayan.
  • Affedilmiş, bağışlanmış.
  • Yalvaran.
  • Uzun saçlı.
  • Tencere altında artaya kalan.

afin

  • Affedenler.

afüvkar / afüvkâr

  • Affedici.

afüvkarane / afüvkârâne

  • Affedici bir şekilde.

afüvv

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Afvı çok olan, günâhlardan, hatâ ve kusurlardan dolayı cezâlandırmayan, günahları affedip amel defterinden silen.
  • Affeden, merhametli.
  • Affeden.

afv

  • Bağışlamak. Kusur ve günâhı affetmek.
  • Affetme, bağışlama.
  • Affetme, suçu bağışlama.

amirz-kar / âmirz-kâr

  • Bağışlayan, affeden Allah. (Farsça)
  • Affeden, bağışlayan. (Farsça)

amürzgar / amürzgâr

  • Affeden, bağışlayan. Günahları bağışlayan Allah. (Farsça)

amurziş / âmurziş / آمرزش

  • Bağışlama, affetme. (Farsça)

bedr muharebesi

  • Bedir, Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer olup; Hz. Peygamber Efendimizin hicretinin ikinci senesi orada Kureyşîlere karşı kazandıkları muzafferiyetle meşhurdur. Bedir, bir ovanın kenarında olup Mescid-ül Gamame isminde bir câmi ve Bedir muharebesinde şehid olan sahabelerden 1

beter

  • (Bed-ter'in muhaffefi) Daha kötü, daha fena.

cümleten

  • Bütün, hep, kâffeten, cemian, hep birden.

duhul-i muzafferane / duhul-i muzafferâne

  • Muzafferce giriş.

estağfirullah

  • Allah kusurumu affetsin.

falic

  • Muzaffer, galib. Muvaffak. (Farsça)

firuz / fîrûz / فيروز

  • Said, hurrem, saadetli, uğurlu, muzaffer, mansur.
  • Talihli, kutlu. (Farsça)
  • Muzaffer. (Farsça)

fütüvvet

  • Cömertlik. Başkasını, kendisine tercih etmek. Başkalarının işlerini düzeltmeye çalışmak ve faydasına koşmak. Fütüvvetin başka değişik târifleri de yapılmıştır. Bunlardan bâzıları şöyledir: Kendi nefsinde başkasının üzerine bir meziyet, üstünlük görme mek. Hatâlarını îtirâf edenleri affetmek, hiç kim

gaffar / gaffâr / غفار

  • Günahları affeden ve bağışlayan Allah.
  • Çokça affeden.

gaffar-üz-zünub

  • Günahları örten, affeden Allah (C.C.)

gafur / gafûr

  • Çok bağışlayan, çok affeden. (Allah'ın adlarından biri)
  • Günahları daima ve pek çok affeden, Allah.

gafur-ur rahim

  • Kusurları örten, adâletle en ziyade merhamet eden Cenab-ı Hak (C.C.). Mü'minlerin kusurlarını affederek muhafaza eden.

galibane

  • Muzaffer ve galib olana yakışacak şekil ve surette. (Farsça)

ganimin / ganimîn

  • Harbe bizzat iştirak edip, ganimet almağa hak kazanan muzaffer mücahidler.

gazi

  • Din uğrunda harbeden. Cihadda yaralanmış veya harbetmiş olan kimse. Harpte ordunun başına geçen kumandan. Muzaffer olan ve harpten sağ dönen.

gufran

  • Cenab-ı Hakk'ın günahları affedip örtmesi, rahmeti.

halis / hâlis

  • Hilesiz. Katıksız. Saf. Duru. Saffetli.
  • Pek beyaz.
  • Evvelce karışık iken kusuru zâil olan.
  • Her ameli, yalnız Allah rızası için işleyen. (Müennesi: Hâlise'dir)

hatabahş / hatâbahş / خطا بخش

  • Kabahatleri affeden, kusurları bağışlayan. (Farsça)
  • Hataları affeden. (Arapça - Farsça)

havf ve reca

  • Korku ve ümid. (Hem yaşama ümidi, hem de ölüm korkusu. Yahut, affedilmesi ümidi veya cehenneme gitmek korkusu.)

hedy

  • Cenab-ı Hakk'ın rızası için veya ihramda iken yapılması yasak olan herhangi bir fiili işlemekten dolayı kusurunu affettirmek ricasiyle, keffaret olarak Harem-i Şerif'e götürülen veya kendisi veya parası gönderilen kurban.

hilm

  • Yumuşak huylu olmak, kızmamak. Gücü yettiği halde affetmek.

hulf-ül vaid / hulf-ül vaîd

  • Va'dedilmiş azabı yapmamak, cezâyı yerine getirmemek. (Cenâb-ı Hak kendine isyan edenlerin, günahta devam edenlerin cehenneme gideceklerini beyan ediyor, tehdid ediyor, vaid ile beyanda bulunuyor. Affetmediği takdirde bu vaidinden dönmesi, aslâ adâletine yakışmaz, muhâldir.)

istiğfar / istiğfâr / اِسْتِغْفَارْ

  • (Gufran. dan) Afv dilemek. Cenab-ı Hak'tan kusurlarının affedilmesini, günahlarının bağışlanmasını dilemek. Tevbe etmek. Yalvarmak. " Estağfirullâh" demek.
  • Mağfiret (bağışlanmak) istemek. Allahü teâlâdan kusurlarının ve günâhlarının affedilmesini bağışlanmasını dilemek. Tövbe etmek.
  • Allah'tan affedilmeyi isteme.

istihvaz

  • Zafer kazanma, muzaffer ve muvaffak olma, galib gelme.

kefaret / kefâret

  • Bir günahı affettirmek ümidiyle yapılan ibadet veya çekilen sıkıntı.

keffaret / keffâret

  • (Masdar gibi kullanılıyorsa da "keffâr" mübalâğa isminin müennesi olup, asıl mânası: örtücü ve imhâ edici demektir.) Bir mecburiyet altında veya yanlışlıkla işlenmiş günahı affettirmek ümidiyle şeriata uygun olarak verilen sadaka veya tutulan oruç.
  • Günahtan arınma.
  • Örtmek. Allahü teâlânın bâzı hususlarda kullarının kusur ve günahlarını affetmek ve örtmek için vesîle yaptığı şeylerden her biri. Çoğulu keffârâttır. Keffâretler, bir bakımdan ibâdet, bir bakımdan cezâ durumundadır. Keffâret, katl (insan öldürme), zıhar, yemîn, oruç ve hac keffâreti olmak üzere beş

kerim / kerîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kudreti (gücü) var iken affeden, vâd ettiğini yapan, vermesi ve ihsânı (lütfu) bol olan, ümîd edilenin üstünde olan, ne kadar verdiğini ve kime verdiğini hesâb etmeyen, kendisine sığınanı ko ruyan ve isteyeni zenginleştiren.
  • Mu

külliyen

  • Kâmilen, tamamen. Cüz'î olmamak üzere. Büsbütün. Tamamıyla, toptan, kâffesi.

ma'fuv

  • Affedilen, bağışlanan.

magfiret

  • (Mağfiret) Cenab-ı Hakk'ın kullarının günahlarını örtmesi, affetmesi, rahmeti ile lütfu.

mağfiret / مغفرت / مَغْفِرَتْ

  • Affetme.
  • Affetme.

magfiret-i ilahiye / magfiret-i ilâhiye

  • Allah'ın mağfireti, affetmesi.

mağfur / mağfûr

  • Affedilen.

mansur

  • Yardım edilen, yardım görmüş.
  • Gâlib, muzaffer.

mansuriyyet

  • Allah'ın (C.C.) yardımıyla muvaffak ve muzaffer olma, başarma.

mensur

  • (Nasr. dan) Yardım görmüş.
  • Muzaffer. Zafer bulmuş.
  • Cenab-ı Hak tarafından her işinde nusrete mazhar olduğundan Hz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bir ismi de Mensur'dur.

müjde-i mağfiret

  • Allah'ın affetme müjdesi.

mukil / mukîl

  • Hataları affeden.

mutasaffi / mutasaffî

  • Tasaffi eden. Saffet ve sâfilik hasıl eden. Temiz olan. Saflaşan.

muzaffer

  • Muzaffer olmak: Zafer kazanmak.

muzafferane

  • Muzaffer olan bir kimseye yakışır surette. (Farsça)

muzafferen

  • Muzaffer olarak. Üstün gelerek, muvaffak olarak, galip olarak.

muzafferiyet

  • Üstünlük, muzafferlik, düşmana üstün gelme.

nazar-ı af

  • Affetme gözüyle bakma.

necih

  • Galip ve muzaffer.
  • Sabırlı.
  • Sağlam rey.

perviz

  • Üstün, galib, muzaffer. (Farsça)
  • Elek. Süzgeç. (Farsça)
  • Güzellik. (Farsça)
  • Balık. (Farsça)
  • Cilve. (Farsça)
  • Tar: İran Hükümdarı Husrev'in lâkabı. (Farsça)

safh

  • Suç bağışlama, affetme.

sahibkıran / sâhibkıran / صاحب قران

  • Muzaffer hükümdar. (Arapça - Farsça)

şefa'at / şefâ'at

  • Kıyâmet günü, Allahü teâlânın izni ile, başta Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem olmak üzere, diğer peygamberler, âlimler, şehîdler, sâlihler (iyi kimseler) ve küçük yaşta ölen müslüman çocuklar ve Allahü teâlânın izin verdiklerinin; gün ahkâr olan mü'minlerin günahlarının affedilip Ceh

şefaat

  • Şefaat etmek. Af için vesile olmak.
  • Fık: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ve sâir büyük zâtların Allah Teâlâ'dan (C.C.) niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

sıla-i rahim

  • Hısım akrabayı ve mü'minleri ziyaret etme, onlarla görüşme ve mektuplaşma; alâkayı devam ettirme.
  • Akrabanın kusurlarını affetme.

tecavez an-na

  • Bizi affeyle (meâlinde dua).

tekfir-i zünub

  • Günahları örtme, affetme.

vareste / vâreste

  • Affedilmiş. Halâs bulmuş, kurtulmuş. (Farsça)
  • Rahat, serbest. (Farsça)
  • Affedilmiş, kurtulmuş.

zafer-yab

  • Muzaffer olan, muvaffakiyet gösteren. Üstün gelen. Gayesine erişen. (Farsça)

zaferyab / zaferyâb / ظفریاب

  • Üstünlük kazanan, muzaffer olan. (Arapça - Farsça)
  • Zaferyâb olmak: Üstünlük kazanmak, muzaffer olmak. (Arapça - Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın