LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te afak ifadesini içeren 65 kelime bulundu...

adem-i muvafakat

  • Râzı olmayış, muvâfakat etmeme.

afak / âfâk

  • "Ufuk"un çoğulu. Ufuk, yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak daire. Âfak, ufuklar, dış âlemler.

algı

  • (İdrak) İnsanın kendi varlığından veya çevresinden aldığı uyarımların, zihinde yorumlanması, mânalandırılması. Doğru idrak gibi yanlış idrak da olabilir. Yanlış idrak göz yanılması yâhut olmıyan bir şeyi görmek şeklinde olabilir. Dünyayı, idrak sayesinde tanıyoruz. Bir idrakte hem afâki (objektif, n

atıs

  • Şafak.
  • Aksıran.

ats

  • Aksırık.
  • Şafak sökme.

ayyil

  • (Çoğulu: İyâl) Nafakası lâzım olan kişi.

bivaz

  • Yarasa kuşu. Muvâfakat, kabul. (Farsça)

ca'l

  • Yaratmak, halk.
  • Almak.
  • İş işlemek. Yapmak.
  • Bu kelime Kur'ân-ı Kerim'de onüç vecihle kullanılmıştır:1- Tafak ve ahz (inşâ ve ikbal) mânasına; bir işi işlemeğe müteveccih olup başlamak ve işler olmak.2- Halketmek, yaratmak.3- Kavl ve irsal.4- Tehiyye ve tesviye (tanzim

cami' / câmi'

  • Toplayan.
  • Müslümanların ibâdet etmek için toplandıkları yer, mâbed.
  • Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden. Çeşitli hakîkatleri ve enfüs (iç) ve âfâktaki (dıştaki) zıt işleri birleştirici, kıyâmet gününde yeryüzünde olan cinleri, insanları ve mahlûkâtı bir araya getirici insanların dağı

delail-i afakiye / delail-i âfâkiye

  • Afaka âit deliller. Kâinattaki deliller.

ehl-i vifak

  • Beğenilen işlerde birbirine muvafakat edip uyanlar, anlaşanlar.

erzani / erzanî

  • Ucuzluk. (Farsça)
  • Lâyıklık, liyakat, münasiblik, muvafakat, uygunluk. (Farsça)

fecr

  • Tan yerinin ağarması. Şafak. Sabah vakti, güneş doğmadan evvel şarkta hâsıl olan kızıllık.
  • Bir şeyi genişçe ikiye ayırmak.
  • Günah işlemek. Fücur ve fısk işlemek. Yalan söylemek.
  • Tekzib eylemek.
  • İsyan ve muhalefet eylemek.
  • Haktan sapmak. Meyletmek.
  • <

fecr-i sadık / fecr-i sâdık / فجر صادق

  • (Hakiki fecir) şafak sökme.
  • Tan ağartısı, şafak sökmesi.

fetk

  • Şak etme. Ayırma. Yarma. Yarılma.
  • Tıb: Dikilmiş bir şeyi söküp ayırmak.
  • Kasık yarığı, kasık zarının yarılması ile barsakların torba içine dolmasından ibaret sakatlık. Fıtık hastalığı.
  • Şafak sökmesi. Fecir ağarması.
  • Parçalanıp birbirine düşmüş cemaat.

füru' / fürû'

  • Dal, asıldan türeyen. Fer'in çokluk şeklidir.
  • Fıkıh ilminde (İslâm hukûkunda) çocuklar, torunlar ve onların çocukları.
  • Ahkâm-ı şer'iyye yâni İslâm dîninde ibâdet, münâkehât (nikâh, boşanma, nafaka), muâmelât (alış-veriş, ticâret, kirâlama v.b) ve ukûbâtla (cezâlarla) ilgili hükümler.

hafakan

  • (Bak: HAFAK)

havaic-i asliye

  • Fık: Mesken ile, eve lüzumlu eşyadan ve kışlık, yazlık elbise ile lüzumlu silâhtan, âletten, kitaptan ve binek (hayvan) ile hizmetçi ve bir aylık - sahih görülen diğer bir kavle göre; bir senelik - nafakaya mahsus erzaktan ibârettir.

hevade

  • Yavaşlık.
  • Yumuşaklık.
  • Kavmin içinde salah ve muvâfakata sebep olması mümkün olan kimse.

humret-i şafak

  • Şafak kırmızılığı, şafak kızıllığı.

i'lamat-ı şer'iye

  • Huk: Şer'iye mahkemelerinden nafaka, nikâh vs. ye dâir verilen i'lâmlar.

iale

  • Çoluk çocuğun nafakasını te'min etme. Evlâd u iyâlin maişetini tedarik etme.
  • İyali çoğalmak, çoluk çocuğu artmak.

icabe-i dua / icabe-i duâ

  • Duânın kabul olması. Duâya cevap verilmesi. Muvafakat edilmesi.

icabet / icâbet / اجابت

  • Kabul olmak. Kabul etmek.
  • Râzı olma, rızâ gösterme, muvafakat etme.
  • Kabul etme.
  • Muvafakat etme.
  • Kabul edilme. (Arapça)
  • Uyma. (Arapça)
  • İcâbet etmek: Uymak, muvafakat etmek. (Arapça)

ihtiyaç / ihtiyâç

  • Ruh ve nafaka (yeme, içme, barınma) için ve bedeni sıkıntıdan korumak için lâzım olan şey.

imtina'

  • Feragat edip geri durma.
  • Muvafakat etmeme. Çekinme. İstememe. Yapmama.
  • İmkânsızlık, mümkün olmayış.

imtisal

  • Nümune kabul etme.
  • Uymak. Ayrılmamak üzere inkıyad etme.
  • Mesel ve kıssa söyleme.
  • Bir şeyin suretine girme.
  • Muvafakat ve mutabakat etme.
  • Katili kısas etme.

infak / infâk / انفاق / اِنْفَاقْ

  • Nafaka verme. Besleme. Geçindirme.
  • Harcayıp tüketme.
  • Fakir olma.
  • Nafaka verme, besleme, geçindirme.
  • Nafaka vererek geçindirme, besleme.
  • Malı, Allahü teâlânın yolunda harcama. Nafaka zekat gibi verilmesi lâzım olan malı hak sâhibine verme.
  • Nafaka verme.
  • Geçindirme, nafakalandırma. (Arapça)
  • Geçimini temîn etme, nafaka verme.

intıbak

  • (Tıbk. dan) Uygun olmak, muvâfakat. Mutabık, mümâsil ve muvâfık olmak.

ıstılah

  • Tabir, deyim. Belirli bir topluluğun, bir lafzı lügat mânasından çıkararak başka bir mânada kullanmaları.
  • Bir ilim veya mesleğe âid kelime. Terim. Erbab-ı ilim arasındaki ve herkesin anlamadığı kelime.
  • Muvafakat. Uygunluk. Barışmak. İttifak.

istinfak

  • Malı harcıyarak tüketme.
  • Nafaka peydâ etme.

istirzak

  • (Rızk. dan) Rızk ve nafaka elde etmek için çalışma.

itilaf

  • Anlaşmak. Görüşmek. Uyuşmak. Muvafakat.
  • Cem' olmak, birikmek.

ittifak

  • Beraber hareket için sözleşmek. İttihad ve muvafakat etmek. Söz birliği etmek. Anlaşmak.(İttifak hüdâdadır, hevâda ve heveste değil.)

ıyal

  • Fık : Bir adamın üzerine nafakasını vermek vacip olan, kendilerini geçindirdiği kimseler.

kadı

  • Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları.

kastalani / kastalanî

  • Ok atmak.
  • Şafak kızıllığı.

kefaf-ı nefs

  • Bir kimsenin ölmeyecek kadar olan nafakası.

kisve

  • Giyecek. Nafaka vermekle vazîfeli kimsenin bakmakla mükellef bulunduğu kimselere te'min etmekle yükümlü olduğu giyecek.

mahfuk

  • Hafakanlı, ikide bir yüreği oynıyan.

mevn

  • Bir kimsenin zahmetini çekmek.
  • Nafakalarını vermek.

minfak

  • Çok fazla nafaka veren.

miskin / miskîn

  • Bir günlük nafakasından (yiyeceğinden, giyeceğinden) fazla bir şeyi olmayan müslüman.
  • Dervîş. Miskîn Yûnus var yârına, Koma bugünü yârına, Yârın Hakk'ın dîvânına, Varam Allah deyü deyü!..

muktir

  • Dar hâlli, durumu sıkıntılı.
  • Kocasını nafaka bakımından sıkıştıran kadın.

münakehat / münâkehât

  • Fıkıh ilminin dört büyük kısmından biri. Evlenme, boşanma, nafaka gibi hususlar.

münfik

  • (Nafaka. dan) Nafaka veren, besliyen.

mutabaat

  • Karşılıklı anlaşma. Uyma tâbi olma. Bir şeye uyup muvafakat etme.

mütemevvin

  • İyâline çok nafaka veren. Ailesine, çoluk çocuğuna iyi bakan.

müvademe

  • Mülâzemet, uygunluk, muvâfakat.

müvaeme

  • Muvâfakat, uygunluk.

müvatat

  • Muvafakat, uygunluk.
  • Boyun eğmek, itaat etmek.

müvazea

  • Tevzi edişmek. Paylaşmak.
  • Danışmak, istişârede bulunmak müşavere etmek.
  • Muvafakat etmek, uygun olmak.

nafaka-i iddet

  • Fık: Kadının iddeti içinde muhtaç olduğu nafaka. Koca, boşadığı karısını iddeti bitinceye kadar infakla mükellef olduğu için bu müddet zarfındaki nafaka hakkında bu tâbir meydana gelmiştir.

nafaka-i makziyye

  • Fık: Hâkim tarafından takdir olunan nafaka.

nafakat

  • (Tekili: Nafaka) Nafakalar.

şafak-alud / şafak-âlud

  • Şafak gibi, şafak renginde. (Farsça)

şafak-gun / şafak-gûn

  • Şafak renkli, kızıl. (Farsça)

sahur

  • Temcid yemeği. Ramazan'da şafaktan önce yenen yemekr.

sazkari / sazkârî

  • Uygunluk, muvafakat. (Farsça)

seyr-i afaki / seyr-i âfâkî

  • Terbiye ve mâneviyatta tekâmül yollarında, hariç âlemden, âfaktan başlamak suretiyle bulunan delillerle tekâmül edip nefsini ıslâh ve imâni ve Kur'âni hakikatlarda terakki etmek usulü.

seyr-i ilallah

  • Allahü teâlâya doğru olan yolda ilerlemek, mânevî ilimde durmadan yükselmek. Seyr-i âfâkî (kötü hâllerden kurtulma) ve seyr-i enfüsî (iyi hâllerle süslenme) yi içine alan tasavvuf yolculuğu.

subh

  • Sabah vakti. Sabah. Tan vakti. Şafak zamanı.

tafk

  • (Tafak) Bir işe başlamak, mülâzemet etmek, başlayıp devamda sebat etmek.

taktir / taktîr

  • Nafakada (yeme-içme, giyme ve meskende) ihtiyaçlarından kısıp, çok mal ve para biriktirmek.

tesauf

  • Muvâfakat etmek, uymak, anlaşmak.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR