LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te adil ifadesini içeren 162 kelime bulundu...

a'del

  • (Adil. den) Adâletli, çok doğru.

abadile / abâdile

  • Abdullahlar. Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmı (arkadaşları) arasında fıkıh ve hadîs-i şerîf ilimlerinde şöhret bulmuş Abdullah adını taşıyan sahâbîler. Abâdile, Abdullah kelimesinin çokluk şeklidir. Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmı arasında Abdullah isimli üç yüz kadar sahâbi bulunmaktaydı.

adaletkar / adaletkâr / عدالتكار

  • Adil, adaletli. (Arapça - Farsça)

adil / âdil

  • (Âdile) Adâlet eden. Allah'ın emirlerini noksansız tatbik eden. Doğru. Doğruluk gösteren. Adâlet sahibi.

adilane / âdilane / âdilâne / عدلانه

  • Âdilce.
  • Adilce. (Arapça - Farsça)

adiliyet / âdiliyet

  • Âdillik.

adiyyet / âdiyyet

  • Adilik. Aşağılık.

agnostisizm

  • fels. Gerçeğin, mutlak hakikatın bilinemez olduğunu; insanın gerçeği, tam uygun bilgiyi elde edecek yaradılışta olmadığını kabul eden felsefe görüşü.

akl-ı matbu'

  • Yaradılıştan olup, her çocukta olan akıl. Öğrenmeden var olan fıtrî akıl. Bu akıl mümeyyiz olmayıp kabil-i hitap değildir.

akza

  • Kadılıkta ve fıkıh ilminde daha ileri, daha bilgili.

alem-i emir / âlem-i emir

  • Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem. Yaradılışa ait kanunlar âlemi.

arziyat

  • Jeoloji. Dünyanın yaradılışı ile tarih boyunca değişen vaziyetlerini tetkik eden ilim.

asabiyy-ül-mizac

  • Yaradılışça sinirli olan kimse. Yaradılışı itibâriyle asabi, hırçın, öfkeli olan.

ba-dad

  • Adaletli, âdil, sâdık, doğru. (Farsça)

bab harcı

  • Mahkemelerde kadıların, naiblerin, mal ve mukataa kalemlerinde bulunan memurların aldıkları bir nevi harç.

badile

  • (Çoğulu: Bâdil) Koltukla meme arasında olan et.

bagi

  • İsteyen.
  • Zâlim.
  • İsyan etmiş. Asi. Yoldan sapmış.
  • Fık: İmâm-ı Adile âsi olan.

basala

  • Tıb: Vücudun her hangi bir yerinde yaradılıştan olan kabartı.

bed-tıynet

  • Yaradılışı, fıtratı, tabiatı fena ve kötü olan, soyu bozuk, bayağı adam. (Farsça)

beyyine

  • Açık delîl.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Mûcize.
  • Delil, şâhid.
  • Âdil olan iki erkek veya bir erkek ile iki kadın şâhid.
  • Peygamber efendimizin isimlerinden.

bikle

  • Fıtrat, yaradılış, tabiat.
  • Kılık, kıyafet. Şekil, biçim.

bürhan-üt temanü' / bürhan-üt temânü'

  • İstiklâliyet, ulûhiyetin zâtî bir hassası ve zaruri bir lâzımı olduğuna dair ve şirkin butlanını isbat eden delil ki; eşyanın yaradılışı müteaddit ellere ve esbaba verilse, âlemdeki nizam bozulup karışıklıklar çıkacağını gösterir, isbat eder.

cenedil

  • (Çoğulu: Cenâdil) Taşlı yer.
  • Yuvarlak taş.

çeşide

  • Tadmış. Tadılmış olan. (Farsça)

cibillet

  • Huy, fıtrat, yaradılış, tabiat, cibilliyet.

cibilli / cibillî

  • Yaradılıştan, mayadan, soydan.

cibilliyet

  • Yaradılış, maya, soyluluk.

ciriyya

  • Tabiat, mizac, fıtrat, yaradılış.
  • Huy, haslet.Adet, alışkanlık.

dadar

  • Allah (C.C.) (Farsça)
  • Adaletli, âdil, doğru olan hükümdar. (Farsça)

dahiye-i hilkat / dâhiye-i hilkat

  • Yaradılıştan dâhi olan. Hârika.

damar

  • Kan borusu, yaradılış, huy.

danişmend

  • (Çoğulu: Dânişmendân) Bilgili, ilimli. (Farsça)
  • Tanzimattan evvel, kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimseler için kullanılan bir tâbirdi. (Farsça)

daver / dâver

  • Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) bir ismidir.
  • Âdil, insaflı ve doğru olan hükümdar, vezir veya hâkim.

dayelik / dâyelik

  • Süt annelik, dadılık.

duhur

  • Zillet, zelillik, hakirlik, aşağılık. Adilik.

e

  • Gr: İstifham, sorgu edatı. (Ezehebe Nuri: Nuri gitti mi? derken Ezehebe'nin başındaki "E" harfi gibi)
  • Arapça kelimelerin sonuna "e" gelerek onları müennes yapmaya yarar. Âdil, Âdile... Emin, Emine... Kâmil, Kâmile... Nuri, Nuriye... gibi.

ecdel

  • (Çoğulu: Ecâdil) Çakır doğan kuşu.

ecel-i fıtri / ecel-i fıtrî

  • Her mahlukun yaradılışı itibariyle Cenab-ı Allah (C.C.) tarafından tayin olunan vasati ömrü.
  • Biyolojik ömür.

ecr-i misil

  • Âdil iki ehl-i vükûfun (bilir kişinin) takdîr ettikleri ücret.

edeb-i illiye-i adile-i kur'aniye / edeb-i illiye-i âdile-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın âdil yüksek edebi.

edvar-ı seb'a

  • Yedi devreler. Dünyanın yaradılışından beri geçirdiği devreler ki, nazariye olarak söylenir.

ehl-i insaf / ehl-i insâf

  • Merhametli, adil olanlar.

ekfa'

  • (Tekili: Küfv) Eşler, benzerler, denkler, eşitler, uygunlar, müsaviler, muadiller.

ekmel-i mahlukat

  • Yaradılmışların en mükemmeli, Hz. Muhammed (A.S.M.)

ekpek-ül küpeka

  • Köpeklerin en köpeği.
  • Çok âdilik ve alçaklık.

el-hak

  • Hakkın ta kendisi. Tam doğrusu. Tam gerçekten.
  • Hakkı, hakkı ile izhar ve beyan eden.
  • Varlığı hiç değişmeyen, ibadete lâyık ve her hakkın sahibi, Allah (C.C.) Âdil-i Mutlak ve Vacib-i lizâtihi.

emr-i tekvini / emr-i tekvinî

  • Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler.

enuşa

  • Mecusi mezhebi. (Farsça)
  • Sevinç, sürur, neş'e. (Farsça)
  • Adalet, âdillik, doğruluk, hakdan ayrılmamaklık. (Farsça)

esfeliyyet

  • Aşağılık, âdilik, alçaklık.

eşref-i mahlukat

  • Mahlukatın en eşrefi, yaradılmışların en şereflisi. İnsan.

evdiye / اودیه

  • (Tekili: Vâdi) Vâdiler. Dereler.
  • Vadiler, dereler. (Arapça)

faiz / fâiz

  • Ödünç vermekte, rehnde (ipotek yâni ödenecek mal karşılığı olarak, bir malı, alacaklıda veya başka âdil bir kimsede emânet bırakmada) ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden birinin ötekine karşılıksız vermesi şart edilen fazla mal, para veya menfaa t. Ribâ.

fazıl

  • (Fâdıl) Fazilet sâhibi. Üstün kimse.

fıtnat

  • Yaradılıştan gelen iyi anlama kabiliyeti.

fıtra

  • (Fitre) Fıtrat sadakası, yaradılış atiyyesi.

fıtrat / فطرت

  • Yaradılış.
  • Yaradılış, tıynet, hilkat.
  • Yaradılış.

fıtrat-ı ilahiye / fıtrat-ı ilâhiye

  • San'at-ı Rabbaniye ve kudret-i İlâhiyenin dâima değişen bir defteri olan ve yanlış olarak "Tabiat" namı verilen Cenab-ı Hak'ın fıtrat kanunları ve mahlukatın yaradılışı.

fıtrat-ı selime

  • Selim fıtrat. Kusursuz sağlam huy.
  • Ahlâk, din. Haram ve çirkin işlerden uzak ahlâk.
  • Noksansız yaradılış.

fıtraten

  • Yaradılıştan, fıtrî olarak.
  • Yaradılıştan.

fıtri / fıtrî

  • Doğuştan, yaradılıştan, fıtrata âit ve müteallik. Hayat kanunlarına uygun.
  • Yaradılışla ilgili.

furude

  • Alçaklık, âdilik, hasislik. (Farsça)
  • Kavrulmuş, yanmış. (Farsça)
  • Alçak, âdi, deni, hasis. (Farsça)

garize / garîze

  • Yaradılıştan olan.

hadd-i zatında / hadd-i zâtında

  • Aslında. Yaradılışında.

hadis-i sahih / hadîs-i sahîh

  • Âdil ve hadîs ilmini bilen kimselerden işitilen, müsned-i muttasıl (Resûl-i ekreme kadar, rivâyet edenlerin hepsi tam olup noksan bulunmayan), mütevâtir (bir çok sahâbînin rivâyet ettiği) ve meşhûr (önceleri bir kişi bildirmişken, sonraları şöhret bu lan) hadîsler.

hakim ebu abdullah

  • Muhammed bin Abdullah ibn-i Beyyi' (Hi: 321-405) Sâmâniye Devleti Nişabur Kadılığında bulunmuş büyük muhaddislerden, Şafiî fakihlerinden, asrının en büyük din âlimi diye bilinen bir zattır. Bir çok eser te'lif etmiştir. Başlıcaları: El Müstedrek Ale-s Sahihayn, Kitab-ül İlel, El-İklil, El-Emali, Ter

hakim-üş şer' / hâkim-üş şer'

  • Kadılar (hâkimler) için kullanılan bir tâbirdir. Kadılar davaları şer'î hükümler dairesinde hall ü faslettikleri için bu tâbir meydana gelmiştir. Şeriat hâkimi demektir.

halife-i raşide / halîfe-i râşide

  • İnsanlara, İslâm dînini anlatma vazîfesini Peygamber efendimiz gibi yapan ve âyet-i kerîmelerde veya hadîs-i şerîflerde halîfe olacağı işâret olunan halîfe. Buna, Halîfe-i âdile de denir.

halk-ı şer

  • Şerrin yaradılışı.

halkan

  • Yaradılışça, hilkatça.

hamaset

  • Yaradılıştan olan cesâret. Bahadırlık. Cesurluk. Kahramanlık. Yiğitlik.

haşel

  • Bayağılaşma, rezil olma. Bayağılık, rezillik, âdilik.
  • Her nesnenin kötüsü.

haslet

  • Huy. Ahlâk. Yaradılıştan olan tabiat.

havass-ı refia / havâss-ı refia

  • Tar: Eyüp Kadılığı eskiden Çatalca'ya kadar uzanır ve Çatalca'da kadının bir vekili bulunurdu. İkinci meşrutiyete kadar bütün mahkeme işleri, kadının tayin ettiği bir naib tarafından idare edilirdi. Meşrutiyet devrinde diğer kadılara yapıldığı gibi, Eyüp Kadılığına da maaş bağlandı. Şer'î ve nizamî

hayr-ul fasilin / hayr-ul fâsilîn

  • Âdil olanların, hâkimlerin en hayırlısı.

hayta

  • Serseri, serkeş kimse.
  • Ask: Osmanlılarda görevli bir sınıf askere verilen ad. Hayta birlikleri, üstün savaş kabiliyeti olan askerlerden kurulur, lüzumunda düşman topraklarına akın yapmak için de kullanılırdı. Sonraları düzenleri bozulduğunda eşkiyalığa başladılar; bundan dolayı "hayt

hazelat

  • (Tekili: Hazele) Alçaklar, âdiler, kalleşler.

hikmet

  • İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakîmlik. Eşyanın ahvâlinden, hârici ve bâtini keyfiyetlerinden bahseden ilim. (Buna İlm-i Hikmet deniyor)
  • Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kâinattaki ve yaradılıştaki İlâhî gaye.
  • Ahlâka ve hakikata faydalı

hilkat / خلقت

  • Yaradılış.
  • Yaradılış.

hilkaten

  • Yaradılışça.

hısset

  • Düşüklük, adilik, küçüklük.

hoşnihad

  • İyi yaradılışlı, güzel huylu. (Farsça)

hükm

  • (Hüküm) Karar. Emir. Kuvvet. Hâkimlik. Amirlik.
  • İrade. Kumanda. Nüfuz.
  • Kadılık etmek.
  • Tesir. Cari olmak.
  • Makam.
  • Bir dâvanın veya bir meselenin tedkik edilmesinden sonra varılan karar.
  • Man: Fikirler ve tasavvurlar arasındaki râbıtayı tasdik veya

hükumet-i adile / hükûmet-i âdile

  • Âdil hükümet.

hulki / hulkî

  • Yaradılışla ilgili, yaradılıştan gelen.

i'lamat-ı şer'iye mümeyyizi

  • Şeyh-ül İslâm kapısındaki fetvahanenin üç kaleminden biri olan "İlâmat Odası"nın başındaki memurun ünvanı idi. Kadılar tarafından verilen ilâmları tetkik vazifesiyle mükellef olduğu için, bu memuriyete, ulemadan tanınmış olanlar tâyin edilirdi.

icadi / icadî

  • Yaradılışa dâir.

ilmiye rütbeleri

  • İlmiye denilen ulema sınıfına mahsus rütbeler. Rütbeler, aşağıdan üste doğru şöyle idi: Müderrislik, kibar-ı müderrisîn, mahreç mevleviyeti, bilâd-ı hamse mevleviyeti, Haremeyn-iş şerifeyn mevleviyeti, İstanbul kadılığı, Anadolu ve Rumeli kazaskerliği.

istanbul efendisi

  • İstanbul kadıları (hâkimleri). Bu tabir hicri 1000 tarihinden sonra kullanılmağa başlanmış ve daha sonraları terkolunmuştur.

kadi naibi / kadî naibi

  • Kadıların (hâkimlerin), gitmedikleri yerlere gönderdikleri vekiller.

kadi-l kudat

  • Kadıların kadısı. En büyük kadı. Kazasker veya şeyhül islâm makamında bulunan kimse.

kayyime

  • Müstakim, âdil. Çok değerli.

kaza / kazâ / قضا

  • Allah'ın ezeldeki hükmü
  • Kadılık (ilçe) merkezi.
  • Kadılık etme işi, mahkemenin kararı, hükmü.
  • Yapma, yapılma, işleme.
  • İstemeden yapılmış bir kötülük.
  • İlahî takdir. (Arapça)
  • Kadılık. (Arapça)
  • Kaza. (Arapça)
  • İlçe. (Arapça)

kazaskerler

  • Osmanlı Devletinde ilmiye sınıfının en yüksek mertebesinde bulunan devlet görevlileri; askerî kadılar.

kehila

  • Gözleri yaradılıştan sürmeli olan kadın.

kudat / kudât / قضات

  • (Tekili: Kadı) Kadılar. Şeriat kanunlarıyla hâkimlik edenler.
  • Kadılar. (Arapça)

kuzat / kuzât / قضات

  • Şeriat nâmına hükmeden hâkimler. Kadılar.
  • Kadılar. (Arapça)

leamet

  • Alçaklık, âdilik, zillet, denaet, aşağılık.

ma'deletkar / ma'deletkâr

  • Âdil, adaletli. (Farsça)

maftur

  • (Fıtrat. dan) Yaradılışta olan. Fıtratta bulunan.
  • Yaradılmış.

mahkeme-i adile / mahkeme-i âdile

  • Âdil mahkeme.

mamhuran

  • Adilcevaz, Patnos, Erciş ve bilhassa Beytüşşebab havalisinde meskun olan bir aşiret ismi.

medeni-i bittab'

  • Doğuştan, yaradılıştan huyları ile medeni oluş.
  • Cenab-ı Hakkın yaratması ile tab'an iyi huylu, kibar, faziletli kimse.

mefatır

  • Yaradılıştan olan huylar. Fıtri olan huylar.

mehavi

  • (Tekili: Mehva) Çöller, sahralar.
  • Vâdiler.
  • İki yükseğin arası.

mendil

  • (Mindîl) (Çoğulu: Menâdîl) Mendil.
  • Küçük havlu, peçete.

mesele-i zevkiye

  • Zevk ile (tadılıp yaşamakla) bilinen mesele.

meşreb

  • Huy. Yaradılış. Adet. Ahlâk.
  • Gidiş.
  • İçmek. İçilecek yer.
  • Fehmetmek.
  • Mânevi haz ve feyz alınan yer ve yol.

mevleviyyet

  • Mevlevilik. Mevlevi tarikından olmak.
  • Mollalık.
  • Müderrislikten sonra gelen ilmiye sınıfından oluş.
  • Eyâlet kadılığı; yani, bir eyâletin bütün hukuki ve kazai işlerine bilfiil bakan kadı. "Mevâli" de denir.

meyelan-ı fıtriye / meyelân-ı fıtriye

  • Bir şeyde yaradılıştan var olan meyiller, eğilimler.

micdel

  • (Çoğulu: Mecâdil) Köşk, kasır, kâşâne.

mindil

  • (Çoğulu: Menâdil) Peşkir. Mendil. Bez parçası.

mizac / mizâc

  • Huy, yaradılış.

mizac-ı mutedile-i adalet / mizâc-ı mutedile-i adalet

  • Adaletin ölçülü karışımı, adil ve dengeli yapı.

mizac-ı nazik / mizac-ı nâzik

  • İnce yaradılış. Nâzik tabiat.

muaddel

  • Tadil edilmiş. Eski hâli değiştirilmiş.

muaddil

  • Tadil eden.
  • Düzelten. Müsâvi ve beraber kılan. Denkleştiren.
  • Tadil eden, düzelten.

mubadil

  • (Bak: Mübâdil)

mukteza-i hilkat

  • Yaradılışın gerektirdiği şey. Yaradılış itibariyle olan hal ve netice.

muntabı'

  • (Tab. dan) Yaradılışdan olan, fıtraten.
  • Basılmış, tab' edilmiş, damgalanmış.
  • Hoş görülen, güzel.

müsbet

  • Tesbit edilmiş, adil gösterilmiş.
  • Olumlu, pozitif.

mütemadiyet

  • Devamlılık, mütemadilik.

müvella

  • Muayyen bir dâvâyı veya ihtilafı hall için veyahut hakem, bilirkişi olmak üzere kadılar tarafından tayin eden salahiyetli kimse.

muzill

  • Zelil kılan. Zillete düşüren.
  • Adileştiren.

nazik-hulk / nâzik-hulk

  • Yaradılışı ve tabiatı nâzik olan.

nihad / nihâd

  • Huy, yaradılış.

nihadi / nihadî

  • Yaradılışta olan, fıtrî. (Farsça)

niyabet / niyâbet

  • Vekillik.
  • Kâdı vekilliği, kâdılık.

ömer

  • Resül-ü Ekrem'in (A.S.M.) ikinci halifesi, Aşere-i Mübeşşere'den ve sahabenin en büyüklerindendir. Çok âdil, âbid, zâhid ve merhametli idi. Fakirce yaşadı. Adaleti, şecaat ve cesareti, İlâ-yı Kelimetullah için fedakârlığı meşhurdur. Çok Hadis-i Şeriflerle medhedildi. Zamanında çok fütühat ve ilerlem

pesti / pestî

  • Alçaklık, âdilik, zillet. (Farsça)

sagar

  • Zelillik, alçaklık, âdilik.

şahid-i adl / şâhid-i adl

  • Âdil şahid, doğru sözlü şahid.

sahih hadis / sahîh hadîs

  • Âdil yâni yalancılıktan uzak, büyük günah işlemeyen ve hadîs ilmini bilen kimselerden işitilen, Resûlullah efendimize kadar, rivâyet edenlerden hiçbiri noksan olmayan ve mütevâtir yâni birçok Sahâbînin Resûl-i ekremden ve başka birçok kimselerin onla rdan naklettikleri hadîsler ve meşhûr, yâni ilk z

şakile

  • Yol. Tarik. Meslek.
  • Yaradılış. Tıynet. Seciye. Mizac. Bir kimsenin yaratılışının temel hususiyeti.

sandal

  • (Çoğulu: Sanâdil) Büyük başlı deve.
  • Güzel kokulu bir ağaç.

sasaniler

  • İran'da ikibin yıl önce devlet kuran bir sülâledirler. İlk meşhur hükümdarları Erdeşir'dir. Devleti kuvvetlendirdi ve Doğu Anadolu'yu Romalılardan aldı. Ünlü pâdişahlarından ve âdil ismi ile tanınan Nuşirevan İslâmiyetten önce yaşamıştır. Altıyüz seneden ziyade devletleri devam eden Sâsâniler, İslâm

saydelan

  • (Çoğulu: Sayâdile) Boncuk ve hırdavat satan çerçi.

semere-i şecere-i hilkat / ثَمَرَۀِ شَجَرَۀِ خِلْقَتْ

  • Yaradılış ağacının meyvesi.

serair-i vücud

  • Yaradılış sırları.

sıbag

  • (Çoğulu: Esbiga) Boya.
  • Yaradılış.

sirişt

  • Yaradılış, hilkat, huy, tabiat. (Farsça)

süfliyet

  • Aşağılık, adilik.

süfliyyet

  • Alçaklık, bayağılık, âdilik.

sun'i / sun'î

  • İnsan yapısı, uydurma, takma, sahte, yaradılıştan olmayan.

ta'dil

  • Aslına zarar vermeden değiştirmek, tadil etmek, tebdil etmek, hafifletmek, doğrulaştırmak.

tab

  • Huy, yaradılış.

taban / tabân

  • Yaradılıştan, yaradılış bakımından.

tabayi'-i esasiye

  • Temel ve esas olan tabiatlar, karakterler, yaradılışlar.
  • Toprak, su, hava gibi veya oksijen, hidrojen karbon, azot gibi unsurların hususiyetleri.

tabiat

  • Yaradılıştan gelen temel özellik, yaradılış, huy, ilâhî kanunlar.

tekvini / tekvinî

  • Yaradılışla ilgili, var oluşla ilgili.

tevhid-i zevki / tevhid-i zevkî

  • Zevken tadılan tevhid, birleme.

tıba'

  • Tabiat. Yaradılış.
  • Tabiatlar. Yaradılışlar.

tıynet

  • Huy. Yaradılış.
  • Huy, yaradılış.

udul

  • Yoldan çıkma, dönme, sapma.
  • Vazgeçme.
  • (Tekili: Âdil) Âdiller, âdil olanlar.

ukkaşe bin el-mihsan el-esdi / ukkaşe bin el-mihsan el-esdî

  • Efâdıl-ı Sahabeden ve kahramanlardan olup hususan Bedir muharebesinde ve Hazret-i Ebu Bekir (R.A.) devrinde mürtedlerle olan muharebede yararlıklar göstermiştir. Peygamberimizin vefat tarihinde 44 yaşlarında idi.

ulü'l-emr

  • Emir sahipleri, buyruk sahipleri, kadılar, idareciler, yöneticiler.

ümmet-i kaime

  • Hakşinas, doğru, doğrudan ve Allah için kalkan, müstakim ve âdil ümmet.

vazaat

  • Alçaklık, âdilik, bayağılık.

vegadet

  • Akılsızlık.
  • Adilik, bayağılık, aşağılık, alçaklık.

velayet-i amm / velayet-i âmm

  • Huk: Umum mallara ve fertlere şâmil olan velayet. (Şeriat hâkimleri, kadılar ve valilerin velayetleri gibi)

vihad

  • (Tekili: Vehd) Derin vâdiler. Uçurumlar.

yuşa

  • Hz. Musa'dan (A.S.) sonra peygamber olmuş ve Benî İsrail'i çöllerden kurtarmıştı. Ondan sonra pek çok reisler Yahudilerin idaresinde bulundu, bazan da hâkimsiz kalarak esaret hayatı yaşadılar. Tâ bir müddet sonra İsmail (A.S.) hâkim oldu. Onbir sene Benî İsrail'i idare etti. Sonra içlerinden bir mel

zamir / zamîr / ضمير

  • Gönül. (Arapça)
  • İç. (Arapça)
  • Zamir, adıl. (Arapça)