LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te aşcı ifadesini içeren 75 kelime bulundu...

agüs

  • Taşcıların oymacılıkta kullandıkları demir kalem. (Farsça)

amazon

  • Eski zamanlarda yaşamış savaşçı kadın.

arazi-i mahlule / arâzi-i mahlule

  • Huk: Araziyi kullananın intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle hükümete kalan arâzi-i emiriye.

arazi-i miriyye / arâzi-i mîriyye

  • Mîrî yâni devlete âit topraklar. Harp ile alınarak, gâziler arasında taksim edilmeyip, beytülmâle (devlet hazînesine) bırakılan veya uşr yâhut harac toprağı iken sâhibi ölüp, hiç mîrasçısı bulunmayan topraklar. Arâzi-i Memleket, Arâzi-i Emîriyye de denir.

aş-kare / aş-kâre

  • Aşçı. (Farsça)

aş-pez

  • Ahçı, aşçı. (Farsça)

ashab-ı feraiz / ashâb-ı ferâiz

  • Mirascılar. Ölen kimsenin malında hissesi olan akrabâları.

aşpez / âşpez / آشپز

  • Aşçı. (Farsça)

başıbozuk

  • Askerlerin arasına katılmış sivil savaşçı.

beyza / beyzâ

  • Çok beyaz.
  • Demirden savaşçı başlığı.
  • Yumurta.
  • Millet-i beyzâ: Beyaz millet, müslümanlar.

bezzaz / بزبز

  • Manifaturacı, kumaşçı. (Arapça)

cengaver / cengâver / جنگاور

  • Savaşçı.
  • Savaşçı. (Farsça)

cengaveri / cengâverî / جنگاوری

  • Savaşçılık. (Farsça)

cengcu / cengcû / جنگجو

  • Savaşçı. (Farsça)
  • Kavgacı. (Farsça)

cihangir / cihângîr

  • Cihanın büyük bir kısmını elde eden savaşçı.

civelek

  • Tar: Yeniçeri Ocağı'nda bulunan ve aşçıbaşı maiyetinde yaver gibi kullanılan gençler.
  • Canlı, hareketli ve neş'eli deve yavrusu veya genç.

dudhar

  • Kelebek. (Farsça)
  • Aşçı, yemek pişiren kimse. (Farsça)
  • Külhancı. (Farsça)

eblak-süvar

  • Alaca ata binmiş kişi. (Farsça)
  • Mc: Savaşçı, cenkçi yiğit. (Farsça)

fariza / farîza

  • Allah'ın emri, farz, vacip, gerek, vazife.
  • Mirasçılardan her birine şer'an düşen hisse, pay.
  • Borç, vazife. Allah'ın açık emri olup, yapılması şart olan vazife.
  • Fık: Ölen bir kimsenin mirasından mirasçılara düşen hisse, pay.

fenn-i rızık

  • Yiyecek ve içecek bilimi, aşçılık.

feraiz / ferâiz

  • (Tekili: Farîze) Allah'ın farz kıldığı ibadetler, yapılması mecburi olan din emirleri.
  • Şeriatın hükümleriyle mirasçılar arasında mal taksimi bilgisi. İslâmın miras hukuku.

haccar / حجار

  • Taş işçisi, taş işinde çalışan, taşçı.
  • Taş işçisi, taşçı. (Arapça)

has varis / has vâris

  • Özel mirasçılar; Hz. Muhammed'in (a.s.m.) açtığı yolda ön sırada ilerleyenler.

ihtilaf-dar

  • Huk: Mirasçı ile miras bırakanın ayrı ayrı memleketler halkından olması. (Farsça)

irkab

  • Huk: Öldükten sonra kanunî mirasçılarından başka bir kimseye de miras bırakma.

irs

  • Ölen kişinin mirasçılarına kalan mal veya para.
  • Veraset, soya çekim.

irsiyet

  • Miras alma, mirasçılık.

kantin

  • Kışla, fabrika, mekteb gibi yerlerde bakkal veya aşcı dükkânı. (Fransızca)

kemi / kemî

  • (Çoğulu: Kümât) Yiğit, kahraman, bahadır. Savaşçı, cengâver.

kirişek

  • Savaşçı, cengâver, muharib. (Farsça)

kudar

  • Büyük yılan.
  • Aşçı, tabbah. Deve boğazlayıcı, deve kasabı.

külüng

  • Taşçı kazması. (Farsça)

kümat

  • (Tekili: Kemi) Yiğitler, kahramanlar, savaşçılar.

mahlul

  • Çözülmüş, dağılmış. Hallolmuş, erimiş.
  • Murisi ölen sahipsiz mal. Mirasçısı bulunmayıp hükümete kalan miras.

mahlulat

  • Mirasçısı olmadığı için evkâfa veya hükümete kalan miraslar.

menakir / menakîr

  • (Tekili: Minkar) Minkarlar, gagalar. Yırtıcı kuşların gagaları. Taşçı kalemleri.

menasir

  • (Tekili: Minser) Yırtıcı kuşların gagaları.
  • Taşçı kalemleri.

minkar

  • (Çoğulu: Menâkir) Yırtıcı kuşların gagası.
  • Taşçı kalemi. Taş yontmağa mahsus kalem.

minser

  • (Çoğulu: Menâsir) Yırtıcı kuşların gagası.
  • Taşçı kalemi.
  • Yüz ile ikiyüz adet arasında olan asker.
  • Önlerinde ne bulunur yıkıp yakıp târumar eden asker.
  • Otuz ile kırk arasında olan at.
  • Kırktan elliye veya altmışa; ve yüzden ikiyüze kadar olan at.

mücennebe

  • Savaşçı asker, harpçi asker.

muharib / محارب

  • Savaşçı. (Arapça)

muharibeyn

  • İki savaşçı, iki cengâver, iki muhârib.

muharip

  • Harp eden, savaşçı.

muhrip

  • Tahrip edici, yıkıcı, savaşçı.

nabiz

  • Savaşçı, muharip, savaşan.

neberd-pişe

  • Harb etmeyi sanat edinmiş kimse. Savaşçı. (Farsça)

neberde

  • Savaşçı, muhârib. (Farsça)

perhaşcuy

  • Muharib, savaşçı. Kavgacı. (Farsça)

reddiye

  • Ferâiz yâni İslâm mîrâs hukûkunda, Eshâb-ı ferâiz adı verilen Kur'ân-ı kerîmde hisseleri bildirilen mîrâsçılar hisselerini aldıktan sonra terike (ölenin bıraktığı mal) artmış ise ve kalanı alacak kimse yoksa, artan terikenin yine aynı mirasçılar aras ında payları oranında taksim edilmesi. Bu sûretle

rezmyuz

  • Savaşçı, kavgacı, muhârib. (Farsça)

safder / صفدر

  • Düşman saflarını yaran, savaşçı. (Arapça - Farsça)

safşikaf / safşikâf / صف شكاف

  • Düşman saflarını yaran savaşçı. (Arapça - Farsça)

safşiken / صاف شكن

  • Düşman saflarını yaran savaşçı. (Arapça - Farsça)

sahibüsseyf

  • Kılıç sahibi, savaşçı.

şefiü'l-müznibinin varisi / şefiü'l-müznibînin vârisi

  • Âhiret âleminde günahkârların bağışlanması için şefaatte bulunacak olan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) mirasçısı.

tabahat / tabâhat / طباخت

  • Aşçılık. Yemek pişirme san'atı.
  • Aşçılık. (Arapça)

tabbah / tabbâh / طباخ

  • (Çoğulu: Tabbahîn) (Tabh. dan) Aşçı.
  • Aşçı. (Arapça)

tabbahin / tabbahîn

  • (Tekili: Tabbah) Aşçılar.

tabih

  • (Tabh. dan) Pişiren, aşçı.

taife-i verese-i enbiya

  • Peygamberlerin mirasçıları olan alimler topluluğu.

tevarüs / tevârüs / تَوَارُثْ

  • Mîrâsçı olma.

teverrüs

  • (Veraset. den) Mirasçı olma. Vâris olma.

ücahin

  • (Çoğulu: Acâhine) Hizmetkâr.
  • Aşçı. Dost.
  • Deyyus.

vakkas

  • Okçu. İyi muharebe eden. Savaşçı.

varis / vâris / وارث / وَارِثْ

  • Cenab-ı Hakk'ın bir ismi.
  • Mirasçı. Kendisine miras düşen. Mirasa konan. Vefat eden birisinin maddî veya manevî mal ve mülkünde kullanmaya, tasarrufa salâhiyetli olan.
  • Mirasçı.
  • Mîrasçı, akrabâlık veya başka yolla, vefât eden kimsenin bıraktığı mîrâs denen maldan almaya hak kazanan.
  • İlim ve ma'rifette mîrasçı.
  • Mirasçı. (Arapça)
  • Mîrâsçı.

varis-i hakiki / vâris-i hakikî

  • Gerçek mirasçı.

varis-i istidad / vâris-i istidad

  • Kabiliyetin mirasçısı.

varis-i muhammedi / vâris-i muhammedî

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) vârisi, mirasçısı.

varis-i mutlak / vâris-i mutlak

  • Mutlak mirasçı.

veraset / verâset

  • Miras sahibi olma. Ölen bir kimsenin mallarının Allah'ın (C.C.) emrine göre, şeriatça mirasçılara geçmesi.
  • İrsiyet. Varislik, mirasçılık. Mirasta hak sahibi olma.
  • Varislik, mirasçılık.
  • Mirasçılık, irsiyet.

verasetlik

  • Varislik, mirasçılık.

verese / ورثه

  • Mirasçılar. Miras alanlar.
  • Vârisler, mirasçılar.
  • Varisler, mirasçılar.
  • Varisler, mirasçılar. (Arapça)

verese-i enbiya

  • Peygamberlerin mirasçıları.

verese-i hakiki / verese-i hakikî

  • Gerçek mirasçılar.

zerd

  • (Zered) (Çoğulu: Zürud) Halka halka örülmüş savaşçı zırhı.
  • Yutmak.
  • Boğmak.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR