LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te açmak ifadesini içeren 113 kelime bulundu...

badi / bâdî / بادی

  • Sebep olan, yol açan. (Arapça)
  • Bâdî olmak: Sebep olmak, yol açmak. (Arapça)

bahs

  • Kazmak.
  • Ayırmak.
  • Saçmak.
  • Birşey hakkında etrafiyle söz söyleyip hakikatı araştırma. Konuşulan şey.
  • Teftiş.
  • Söz münazarası, muaraza, mübahese.
  • Bir mevzû hakkında tafsilât, açıklama.
  • İddialaşma.

bais / bâis / باعث

  • Yol açan, sebep olan. (Arapça)
  • Bâis olmak: Yol açmak, sebep olmak. (Arapça)

bakr

  • Açmak.
  • Genişletmek.

bast

  • Genişlemek, açmak, yaymak.
  • Bir şeye el uzatmak.
  • Sevindirmek.
  • Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak.
  • Özür kabul etmek.
  • Kaplamak.
  • Tas: Allahın cemâl tecellisiyle kalbin sükûn ve huzur içinde ferahlaması. (Mukabili: "Kabz"

belk

  • Kapı açmak.
  • Ak ile kara alaca olma.
  • Büyük terazi.

bizz

  • Açmak, feth.

cesten

  • Atlamak, sıçramak. Kaçmak, kurtulmak. Atılmak. (Farsça)

def'

  • Ortadan kaldırmak, Öteye itmek.
  • Mâni' olmak. Savmak. Savunmak.
  • Himaye etmek.
  • Fık: Bir dâvayı müdafaa için başka bir dâva açmak.

derkaa

  • Kaçmak, firar.

ebr

  • Ürkmek. Kaçmak.

efk

  • (Ufuk) Yalan söyleme.
  • Kaçmak. Bir işten sapmak.

fagr

  • Açmak.

farz

  • Bir kimseyi bir vazifeye tayin etmek veya maaş bağlamak. Bir kimsenin kendi nefsine âid iken başkasına hibe ettiği muayyen bir şey. (Bunun zıddı "karz"dır.)
  • Takdir veya beyan eylemek.
  • Bir şeyi delmek, gedik açmak.
  • Bir dâvaya mevzu ve rükün kılınan husus.
  • Addet

fass

  • Yüzük taşı.
  • Kemiğin oynak yeri.
  • Meyve içi. Lüb.
  • Kitabın bend ve mebhası.
  • Mektup ve emsâlinin mühürünü açmak.
  • Mc: Gözbebeği.

fazz

  • Kırmak. Dağıtmak.
  • Fethetmek, açmak.

fekk

  • Açmak. Ayırmak.
  • Kırmak.
  • Kaldırmak.
  • Kesmek.
  • El ve bilek, yerinden burkulup çıkmak.
  • Rehin verilen şeyi kurtarıp çıkarmak.
  • Köle azadetmek.
  • Pir-i fâni olmak.

ferr

  • Kaçmak. Firar etmek.
  • Davarın yaşını anlamak için dişini görmek.

fers

  • Dağıtmak. Saçmak.
  • Ciğer parçalamak.
  • Hurma çekirdeğinin kabuğunu soymak.
  • Atın pisliği. Fışkı.

ferşeha

  • İki ayak arasını açmak.

feth

  • Açma, başlama.
  • Zaptetme. Ele geçirme. Zafer. Nusret.
  • Faydalı şeyleri elde etmek için yolları açmak. Muğlak şeyleri açmak. Bu iki suretle olur. Biri, basâr ile idrâk olunur. Gam ve kederi gidermek gibi. İkinci de: İki nevi olup birincisi; dünya işlerinde olur. Sürur vermekle g

feth-i bab

  • Kapı açmak.

fethetmek

  • Açmak.

fettahiyyet

  • Fethedicilik. Her şeye lâyık bir şekil açmak ve suret vermek sıfatı.

fette

  • Açmak.
  • Yardım.
  • Hüküm.

firar / firâr / فرار

  • Kaçmak. Kaçış.
  • Kaçış, kaçma. (Arapça)
  • Firâr etmek: Kaçmak. (Arapça)

firari seyahat / firarî seyahat

  • Kaçmak için yapılan seyahat.

fıtr

  • Oruç açmak, iftar etmek.

hall

  • Çözme. Çözülme. Karışık bir mes'elenin içinden çıkma.
  • Anlayıp karar vermek. Neticelendirmek.
  • Susam yağı.
  • Ezmek.
  • Açmak.
  • Dühul etmek, girmek.

hardal

  • Çok küçük tohumları olan ve yaprakları yenen bir nebat ismi. Döğülerek macun haline getirilir ve sofrada iştah açmak için kullanılır.

hasa

  • Toprak saçmak.

hasv

  • Toprak saçmak.
  • Az birşey vermek.

herab

  • Kaçmak, firar etmek.

his / hîs

  • Ürkmek.
  • Kaçmak, firar.

huml

  • Kaçmak.
  • Korkmak.

husumet / husûmet

  • Dâvâ açmak.
  • Düşmanlık.

ibadet

  • Allah'ın (C.C.) emirlerini yerine getirmek ve nehiylerinden kaçmak. Yapılmasında sevab olup, ihlâsla yapılan herhangi bir amel. Şeriatta bildirildiği gibi Allah'a kulluk etmek. Kâinatın ve dolayısıyla insanların hilkatindeki hikmet ve gaye.

iblak

  • Alaca olmak. Kapı açmak.

ibrinşak

  • Ağaçta çiçek açmak.

ifrac

  • Açılma.
  • Ayrılmak.
  • Genişletmek.
  • Açmak.

ifsah

  • Açmak, genişletmek.

iftah

  • Açmak. Fethetmek.

iftar / iftâr / افطار

  • Oruç açmak. Oruç açılırken yenen yemek. (Zıddı: İmsak)
  • Oruç açma. (Arapça)
  • Ramazan ayında verilen akşam yemeği. (Arapça)
  • İftâr etmek: Oruç açmak. (Arapça)

iftitah

  • (Fetih. den) Açmak, başlamak, fethetmek. Zabtetmek.

ıhtilas

  • Hırsızlık için gelip bir şey alıp kaçmak.

ihtimal-i küfri / ihtimal-i küfrî

  • "Ya yoksa" diye ihtimal vererek iman ve inançtan kaçmak.

ikame

  • Oturtmak. Mukim olmak. Yerleştirmek. İskân eylemek. Bulundurmak. Meydana koymak. Vücuda getirmek. Dâva açmak. Ayağa kaldırmak. Kıyam etmek.

ikame-i dava / ikame-i dâvâ

  • Dâvâ açmak.

ir'ad

  • Tehdid etmek, korkutmak. Muztarib etmek.
  • Kılıç parlatmak.
  • Kadın yüzünü kendisi açmak.

isar

  • Kendisi muhtaç olduğu halde başkasına nimet vermek, cömertlik, ikrâm.
  • İhtiyar etmek.
  • Yumuşatmak.
  • Dökmek, serpmek. Saçmak.

istiftah

  • Siftah etmek. Başlamak. Açmak.

kaş'

  • (Kış') Şaşkın ve ahmak adam. Zayıf adam.
  • Açmak.
  • Gidermek. Dağıtmak.
  • Kuru deri. Deriden olan çadır.
  • Hamam pisliği.
  • Deriden yapılmış döşek.
  • Balgam.

kaşt

  • Deri yüzmek.
  • Açmak.
  • Koparmak.

kazh

  • Atmak, saçmak.

ken'

  • (Çoğulu: Kün'ân) Tilki eniği.
  • Cem'etmek, toplamak.
  • Yakın olmak.
  • Mülâyemet.
  • Alçaklık yapmak.
  • Firar, kaçmak.

keşf

  • Açmak.
  • Olacak bir şeyi evvelden anlamak. Gizli kalmış bir şeyin Cenab-ı Hak tarafından birisine ilham olunması ile o gizli şeyin meydana çıkarılması.
  • Açmak, gizli bir şeyi bulmak, ortaya çıkarmak. Bir şeyin üzerindeki kapalılığı kaldırmak.
  • Evliyânın, his ve akılla anlaşılmayan şeyleri, kalbine gelen ilhâm yoluyla bilmesi.

keşt

  • Soymak.
  • Keşfetmek.
  • Fazlalığı kesmek. Koparmak.
  • Açmak. Deriyi yüzmek.
  • Yüzden perdeyi kaldırmak.

küfv

  • Eş, denk. Evlenecek kız ile erkeğin din bilgileri, takvâ (haramlardan kaçmak), neseb (soy), mevki ve servet bakımından denk olması.

küşad / كشاد

  • Açmak, açılış.
  • Açma. (Farsça)
  • Açılma, açılış. (Farsça)
  • Küşâd etmek: Açılış yapmak, açmak. (Farsça)

küşadetmek

  • Açmak. Açış merâsimi.

kuule

  • Ayağının arkasıyla yerden toprak saçmak.

lağım

  • Kaleleri düşürmek için gedik açmak veya düşman ordugâhına zarar yapmak maksadıyla açılan ve barut konulup atılan yerler. Bu işi yapanlara "lâğımcı" denilirdi. Sonradan bu türlü işlere "İstihkâm" denilmiş ve o ad altında askeri teşkilât yapılmıştır.
  • Kazurat ve çirkef sularının akmasın

ma'l

  • Evmek, acele etmek, tez tez gitmek.
  • Alıp kaçmak.

mecc

  • Ağızla su püskürmek.
  • Sulu şeyler atmak ve saçmak.

mecra açmak / mecrâ açmak

  • Kanal açmak.

muazere

  • İnadlaşmak.
  • Yardımlaşmak.
  • Birbirinden kaçmak.
  • Ekin kuvvetlenmek.

muhalese

  • Bir şeyi alıp kaçmak.

müharebe

  • Kaçmak, firar.

mukarrihat

  • (Tekili: Mukarrih) Yara açmakta kullanılan etkili ilâçlar.

münasere

  • Saçmak.

na'r

  • Çağırmak.
  • Haykırmak.
  • Burun içinden çıkan ses.
  • Gitmek.
  • Firar, kaçmak.
  • Galeyan.

nakb

  • (Çoğulu: Enkâb) Delmek, delik açmak.
  • Girmek.
  • Dağ içindeki yol.

nazh

  • Su serpmek, su saçmak.
  • Suyun çok olması.
  • Suyun, pınarından çıkıp akması.
  • Defetmek, kovmak.

nedd

  • Gitmek.
  • Kaçmak.

nefret

  • Tiksinmek, ürküp kaçmak.
  • Birisinin yakını ve akrabası.
  • Tiksinmek, ürküp kaçmak.

nefş

  • Açmak.
  • Yapmak.
  • Yün ve pamuk atmak.
  • Davarların, geceleyin yayılıp çobansız otlaması.

nesr

  • (Nesir) Çoğaltmak, saçmak, yaymak.
  • Manzum olmayan söz veya yazı.

nevs

  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.
  • Kaçmak, firar etmek.
  • Vahşi hımar, yabani eşek.

nifar

  • İntikal etmek, göçmek.
  • Dağılıp kaçmak.
  • Ürkme, korkma, çekinme.
  • Nefret gösterme.

nisar / nisâr / نثار

  • Saçmak, dağıtmak.
  • İ'ta etmek. Vermek.
  • Saçmak.
  • Saçma. (Arapça)
  • Nisâr etmek: Saçmak. (Arapça)

pa-çile

  • Karda yürüyüp yol açmak gayesiyle ayağa giyilen bir çeşit ayakkabı. (Farsça)

pervaz

  • Uçmak, kanat açmak.
  • Kanat açmak, uçmak. Uçan, uçucu. (Farsça)
  • Nur. (Farsça)
  • Karargâh. (Farsça)
  • Saçmak. (Farsça)
  • Hücre. (Farsça)
  • Saçak. (Farsça)
  • Ayna. Dolap. (Farsça)
  • İnce, uzun tahta. (Farsça)
  • Uçan, uçucu gibi mânâlara gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

rahnedar

  • Rahnedar etmek
  • Gedik: Açmak.
  • Zarar vermek.
  • Rahnedar olmak
  • Yarılmak, gedik: Açılmak.
  • Bozulmak, zarar görmek.

rekz

  • Harıl harıl ayak ile tepmek. Hayvana tekme ile vurmak. Kakıvermek.
  • Kaçmak. Seğirtmek, koşmak.
  • Hicret. Gaza.

reşraş

  • Kavak ağacı.
  • Su veya yağ damlayan kebap.
  • Su saçmak.

sefr

  • Ev süpürmek.
  • Yüzünü açmak.
  • Yazı yazmak.
  • Islâh etmek, düzeltmek.

sefy

  • Savurmak. Saçmak.

şehav

  • Açmak, feth.

şekva

  • Şikâyet, âciz kaldığını ve zayıflığını haber vermek.
  • Su kabının ağzını açmak.

şerh

  • Yarmak, açmak, açıklamak; bir kitâbın metnini kelime kelime açıklayıp îzâh etmek.

şirad

  • Dağılmak.
  • Kaçmak.

ta'rid

  • Kaçmak.
  • Gitmek.

taftir

  • Orucunu açmak.

tahlil

  • (Hall. den) Sirkeleştirme. Ekşitme.
  • Dişlerini hilâllamak. Gerçek yere yemin etmek.
  • Açmak.

tahsa'

  • Toprak saçmak.

tayy

  • Bükmek, sarmak, dürmek.
  • Kaldırmak.
  • Geçmek.
  • Açmak.
  • Çıkarmak. Bir haberi ketmetmek. Kasten açtırmak.
  • Atlama, üzerinden geçme.

tecbib

  • Ürkmek. Kaçmak.
  • Davarın ön ayaklarının dizlerine kadar beyaz olması.

tefe'ül / تفأل

  • Fal açmak, bazı olayları uğurlu saymak, olacak şeyleri tahmin etmek.
  • Fal açmak.
  • Bazı hâdiseleri, tevafukları uğurlu saymak. Meselâ: Bir kitabı rast gele açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ona dikkat ederek onu uğurlu ve esas bir ders sayma gibi.
  • Olacak şeyi tahmin etmek. (Zıddı: Teşe'üm)
  • Fal açma. (Arapça)
  • Hayra yorma, uğur sayma. (Arapça)
  • Tefe'ül etmek: (Arapça)
  • Fal açmak. (Arapça)
  • Hayra yormak, uğur saymak. (Arapça)

tefessüh

  • Açılmak. Genişlemek. İnbisat bulmak.
  • Mecliste çekilip bir adama oturacak yer açmak.

teflic

  • Açmak.

teflil

  • Gedik açmak, yarmak.

tefric

  • Gönül açmak. Gam ve tasa gidermek.

tefsir / tefsîr

  • Örtülü bir şeyi açmak, yorumlamak.
  • Kur'ân-ı Kerim'in anlamını açıklayan bilim.
  • Örtülü, kapalı olan şeyi ortaya çıkarmak, açmak, beyân etmek, beşerî kudret dâhilinde, Kur'ân-ı kerîm âyetlerindeki murâd-ı ilâhîyi (Allahü teâlânın murâdını) anlamak. Bu işi yapabilen âlime müfessir denir.

teftih

  • (Çoğulu: Teftihât) (Feth. den) Açmak.
  • Bırakmak.
  • Yarmak, yardırmak.
  • Geğirmek.

teftik

  • (Fetk. den) Yün, pamuk gibi şeyleri ditmek, tarayıp açmak.

tenafür

  • Birbirinden kaçmak. Ürkmek.
  • Uzağa çekilmek.
  • Bir mes'elenin halli için hâkime başvurmak.
  • Edb: Kulağa hoş gelmeyen hece veya kelimelerin bir arada bulunması.

tenahnuh

  • Öksürerek boğazını açmak, öksürmek. Öhö öhö demek.
  • Fık: Zaruret olmasa bu öksürük namazı bozar.

tenfiz

  • Silkmek.
  • Saçmak, dağıtmak.

terb

  • Bir nesneyi toprakla örtmek, üstüne toprak saçmak.

tevahhuş

  • Korkmak. Ürkmek. Kaçmak.
  • Hâli, tenhâ ve ıssız olmak.

üfuk

  • (Efk) Yalan söylemek.
  • Kaçmak.
  • Bir işten sapmak.

vatş

  • (Çoğulu: Evtâş) Açmak.

zer'

  • Yaratmak.
  • Yere tohum saçmak.