LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te açlı ifadesini içeren 138 kelime bulundu...

acam

  • (Tekili: Ecme) Meşelik, kamışlık, ağaçlıklar.

afi / afî

  • Silen, silinmiş. Affeden, bağışlayan.
  • Affedilmiş, bağışlanmış.
  • Yalvaran.
  • Uzun saçlı.
  • Tencere altında artaya kalan.

agyaz

  • (Tekili: Gayze) Ağaçlıklar, meşelikler.

alih / âlih

  • Deve kuşunun dişisi.
  • Hafif mizaçlı.

amize-muyi / âmize-muyî

  • Kır saçlı ve kır sakallı kimse. (Farsça)

asabiyülmizac / عصبى المزاج

  • Asabî mizaçlı. (Arapça)

ashab-ı eyke / ashâb-ı eyke

  • (Ashâb-ı Leyke) Şuayb'ın (A.S.) Allah tarafından kendilerine gönderildiği kavmin adı. Yerleri ağaçlı olduğundan bu isim verilmiştir.

aşkar

  • Koyu kırmızı.
  • Kırmızı saçlı adam.
  • Doru at.

ateşmizac / âteşmizâc / آتش مزاج

  • Sert mizaçlı. (Farsça - Arapça)

ays

  • Sık ağaçlık yer. Koruluk.

be'sa

  • Fakirlik, muhtaçlık ve benzerleri.

bulvar

  • Geniş ve ağaçlı cadde. (Fransızca)

çengel

  • Pençe. (Farsça)
  • Bir şey asmağa yarayan alet. (Farsça)
  • Orman, ağaçlık yer. (Farsça)

cengelistan

  • Sık ağaçlık, orman, sazlık yer. (Farsça)

ceyar

  • Gadaptan ve açlıktan dolayı göğüste olan hararet.

cu' / cû' / جوش

  • Açlık.
  • Acıkma, açlık.
  • Açlık. (Arapça)

darib

  • (Darb. dan) Sütünü sağan kimseye vuran dişi deve.
  • Ağaçlı yer.
  • Karanlık gece.
  • Vurucu, vuran. Darbeden, çarpan. Döven.

darm

  • Şiddetli açlık. Oburluk.
  • Ateşin yakması.

daü'l-cu / dâü'l-cû

  • Açlık illeti, hastalığı.

def-i cu' / def-i cû'

  • Açlığı gidermek. Birşey yemek.
  • Açlığı giderme.

duhan-ı mübin

  • Aşikâre duman. (Bu duhan hakkında iki tefsir rivayet olunmaktadır. Birisi: İbn-i Mesud Hazretlerinden mervi olduğuna göre; şiddetli açlık ve kaht seneleridir. Çünkü çok aç olan kimseye, gerek gözlerinin za'fından ve gerek çok kuraklık ve kahtlık senelerinde havanın fenalığından, semâ dumanlı görünür

ecmat

  • (Tekili: Ecme) Ormanlar, sık ağaçlı yerler.

ecme

  • (Çoğulu: Ücem-Ecmât) Orman, sık ağaçlı yer.

ehl-i salib / ehl-i salîb / اهل صليب

  • Haçlılar, hıristiyanlar.
  • Bayrağında salib (haç) bulunanlar. Hristiyanlar. (Farsça)
  • Osmanlılardan 209 sene evvelki tarihte Haçlı Seferlerine katılan Hristiyan Ordusu. (Farsça)
  • Haç sâhipleri. Târihte papalığın teşvikiyle müslümanlara karşı birleşerek seferler tertipleyen, milyonlarca insanın canına kıyan, devletlerin yıkılmasına sebeb olan hıristiyan milletler topluluğu, haçlılar, hıristiyanlar.
  • Haçlılar.

ehl-i salip

  • Haçlılar, haçı kutsal sayan Hıristiyanlar.

enis

  • (Üns. den) Dost, arkadaş, ünsiyet edilmiş olan. Alışılmış, kendisi ile ülfet edilmiş olan. Sevgili.
  • Sulu ve ağaçlı yerlerde bulunan ve sesi gayet hoş bir kuş. Çeşitli nağmelerde öter, kâh deve gibi kükrer ve at gibi kişner; insana alışır.
  • Yaban horozu.

fakr

  • İhtiyaç, yoksulluk.
  • Azlık, muhtaçlık.
  • Cenab-ı Hakk'a karşı fakrını, ihtiyacını hissetmek.
  • Tas: Kendisindeki bütün her şeyin Allah'a âit olduğunu bilmek.
  • Yoksulluk, muhtaçlık.

fakr-i hal

  • Fakirlik, muhtaçlık.

fakr-pişe / fakr-pîşe

  • Fakirliğe alışmış, fakirlik içinde, muhtaçlık içinde. (Farsça)
  • Fakirlik, muhtaçlık.

feynan

  • Güzel uzun saçlı kişi.

gabere

  • Ağaçlık yer.
  • Bir şey üzerine çökmüş toz.

gal

  • (Çoğulu: Gılâl) Ağaçlı çukur yer.
  • Muz ağacı.
  • Selem ağacının bittiği yer.
  • Bir ot cinsi.

garan

  • Tavşancıl kuşunun erkeği.
  • Açlık.
  • Zayıflık.

gares

  • Açlık.

gavta

  • Ağaçlık, sulak yer.
  • Toprakta çukurluk.

giran-huy

  • Fena mizaçlı. Kötü huylu. (Farsça)

gürisnegi / gürisnegî

  • Açlık, sefalet. (Farsça)

gürs

  • Kir, leke, pas. Açlık, sefâlet. (Farsça)
  • Zülf, kâhkül. (Farsça)

güsn

  • Açlık, sefalet. (Farsça)

guvta

  • Şam diyarında suyu çok olan ağaçlık bir yer.

hacalet / hacâlet

  • Utanma, utangaçlıkla şaşırma.
  • Utangaçlık, sıkılma.

hacet / hâcet

  • (Çoğulu: Hâcât) İhtiyaç, lüzum, muhtaçlık.

hacet-mendane / hâcet-mendâne

  • Muhtaçcasına, ihtiyaçlı olarak. (Farsça)

hacet-mendi / hâcet-mendî

  • Muhtaçlık, ihtiyaçlı olma. (Farsça)

hadika / hadîka

  • Etrafı duvarla çevrilmiş bahçe. Sulu, ağaçlı bahçe.

hams

  • Açlık.
  • Yaradaki şişin inmesi.

harec

  • Darlık, zorluk, sıkıntı.
  • Dar yer, sık ağaçlı yer.
  • Günâh.

hareket-i kasdi / hareket-i kasdî

  • Amaçlı bir hareket.

hatibe / hatîbe

  • Ormanlık, ağaçlık yer.
  • Odunluk.

havbet

  • (Havb) Açlık, hâcet, meskenet.
  • Çayırı, otlağı olmayan kır yer.

hay'ame

  • Yaramaz huylu, kötü mizaçlı.

hefhaf

  • Yeynicek, hafif mizaçlı kimse.

heft

  • Hafiflik sebebiyle uçup dağılmak.
  • Hafif mizaçlı olup, her dile geleni söylemek.
  • Vurmak.

hefv

  • Açlık.

hevr

  • Birisini itham etmek, töhmet. Zan. Takdir ve tahmin etmek.
  • Binayı yıkmak, yıkılmak.
  • Sulu, ağaçlı yer.
  • Koyun sürüsü.

hılace

  • Hallaçlık.

hıyaban / hıyâbân

  • Cadde. İki tarafı ağaç dikili yol. Bahçe yolu. İki tarafı ağaçlı muntazam yol. (Farsça)
  • Ortasından su akan ağaçlık yer. (Farsça)
  • Tahrân'da büyük bir caddenin adı. (Farsça)
  • İki tarafı ağaçlık yol.

hoppa

  • Herşeye girişen hafif mizaçlı çocuk tabiatında olan kimse. Yersiz davranışlarda bulunan, dilediğince davranan kişi. Delişmen, şımarık.

icam

  • (Tekili: Eceme) Arslan yatakları.
  • Çalılıklar, ağaçlıklar, meşelikler.

iktihan

  • Kır saçlı ve sakallı olma.

iltihas

  • Açlık veya susuzluktan dolayı soluma.

irtibak

  • Çamura batma.
  • Dolanbaçlı konuşma.
  • Karışma.
  • Bir işi aksi veya ters gitme.

işba'

  • Doyurmak, açlığı gidermek. Doymak.
  • Fiz: Bir sıvının içinde, belli bir cisimden eriyebilecek en çok miktarın erimiş bulunması.
  • Edb: Arap nazmında, kafiye veya vezin zaruretinden dolayı kelimeye bir harf ilâve etme.

işe

  • Orman, sık ağaçlık. (Farsça)
  • Câsus, hafiye. (Farsça)

iştiha

  • Meyil. Haz. Fazla istek. Arzu.
  • Açlıktan gelen yemeğe karşı fazla isteklilik.

jaketatay

  • Arkası yırtmaçlı, etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlakça kesilmiş olan resmi ceket. (Fransızca)

kaskas

  • Açlık.
  • Sür'at yapan, hızla giden.
  • Yol gösterici.
  • Devenin yediği bir ot.

kaşm

  • Yemek.
  • Açlık.
  • Cem'etmek, toplamak.

kudek-meniş

  • Çocuk tabiatlı. Çocuk mizaclı. (Farsça)

lügub

  • Yorgunluk, açlık, meşakkat. Ta'b.

maçin

  • Çin'e tâbi, Doğu Türkistan tarafındaki çöllerde ve Târim nehrinin güneybatısındaki dağlarda oturan Türk milletinden bir kavimdir ve simaca Moğol ile Aryâ cinslerinden mürekkeb oldukları anlaşılıyor. İçlerinde sarı saçlı ve mavi gözlü adamlar dahi bulunuyorsa da lisan bakımından Doğu Türkistan'ın aha

mahcubiyet / mahcûbiyet / محجوبيت

  • Utangaçlık, sıkılganlık, mahcubluk.
  • Utanma, utangaçlık.
  • Utangaçlık.
  • Utangaçlık. (Arapça)

mahmasa

  • Azlık.
  • Açlıktan zayıf düşme.

mahmasa hali / mahmasa hâli

  • Açlıktan ölmek üzere olma hâli.

meca'

  • Açlık.

mecae

  • (Mecâet) Açlık. Acıkma.

meşacir

  • (Tekili: Meşcer ve Meşcere ve Meşcire) Koruluklar, ağaçlık yerler.

mesag

  • Açlık.
  • Geçmesi kolay olan.
  • İtibar, değer.
  • İzin. Müsaade. Ruhsat, cevaz.

meşcer / مشجر

  • (Meşcere) Ağaçlık yer, koru, şeceristan.
  • Ağaçlık. (Arapça)

meşcere / مشجره

  • Ağaçlık. (Arapça)

mesgabe

  • Açlık. Meşakkat ve yorgunluk içinde açlık.

mesih / mesîh

  • Îsâ aleyhisselâmın isimlerinden.
  • Kıyâmete yakın yeryüzünde çıkacağı bildirilen, son derece kıvırcık saçlı, gözü dışarı fırlamış kâfir bir genç olan Deccâl'e verilen isim.

mevt-i ebyaz

  • Ani ölüm.
  • Açlık.

mişcer

  • (Çoğulu: Meşâcir) Çamaşır asacak yer.
  • Mahfe ağacı.
  • Ağaçlık.

mişezar

  • Küçük koruluk, ağaçlık, meşelik. (Farsça)

muhtaciyet

  • İhtiyaç sahibi olmak. Muhtaçlık, fakirlik, sefalet, yoksulluk.

münezzeh

  • Kusur, eksiklik ve muhtâçlıktan uzak. Allahü teâlânın noksan sıfatlardan uzak olduğunu bildirmek için kullanılan bir tâbir.

müteassif

  • Dolambaçlı ve uzun, güvenli olmayan, sapkın.

müteca'id-ül eş'ar

  • Kıvırcık saçlı, saçları kıvırcık olan.

müteşa'ir

  • (Şaar. dan) Kıllı, saçlı. Kılı çok olan.

mütetevvic

  • (Tac. dan) Taç giymiş, taçlı.

nahlistan

  • Hurma fidanlığı, hurmalık. (Farsça)
  • Ağaçlık, fidanlık. (Farsça)

nesis

  • Aşırı derecedeki açlık.
  • İnsan gücünün sonu. İnsanın en son tâkati.
  • Son nefes.

niyazkarane / niyazkârâne

  • Yalvararak, niyaz ederek.
  • Muhtaç olarak, muhtaçlıkla.

nobran

  • Sert mizaçlı, inatçı, nâzik olmayan.

nüv'

  • Açlık.

ravz

  • Bahçeler. Ağaçlık ve çimenlik yerler.

ravzat

  • (Tekili: Ravza) Bahçeler. Çimenlik ve ağaçlık yerler.

revani

  • Değerli, rağbetli revaçlı. (Farsça)
  • Tepside pişirilen irmik veya undan bir tatlı çeşidi. (Farsça)

riyaz

  • (Tekili: Ravza) Bahçeler. Ağaçlık, çimenlik yerler. Yeşil bahçeler.

riyazet / riyâzet / رِيَاضَتْ

  • Açlıkla nefsi terbiye etme.

riyazet-i şer'iye

  • Şeriatın izin verdiği ölçüde açlık ile nefsi kırarak yaşamak.

şacine

  • (Çoğulu: Şevâcin) Ağaçlı ve meşeli dere.

safre

  • Açlık.

şahsar

  • Dallı budaklı ağaçlar. Ağaçlık yer. Koruluk. (Farsça)

saib

  • Ak saçlı, beyaz saçlı.

salahaddin-i eyyubi / salahaddin-i eyyubî

  • (Doğumu: Hi: 532, Mi: 1137) Ehl-i Salib zihniyetinin İslâm dünyasına açtığı Haçlı seferlerini maddeten durduran şarkın en kahraman kumandanlarından ve sultanlarından olan bu zât hakkında bir Avrupalı tarihçi: "İslâmın en saf kahramanı" diye bahseder.Düşmanın çokluğundan bahsederek geri dönmek isteye

salibi / salîbî / صليبى

  • Haçlı. (Arapça)

saye-puş

  • Ağaçlık, gölgelik.

sebükmizac

  • Hafif mizaçlı. (Farsça)

şeceristan

  • Orman, ağaçlık yer, koruluk. (Farsça)

sefil

  • Sefalet çeken, muhtaçlık içinde olan. Çok sıkıntıda bulunan.
  • Uslu huy sahibi.

segab

  • Açlık.

segabet

  • Açlık.

şermendegi / şermendegî / شرمندگى

  • Utangaçlık. (Farsça)

şet'

  • Açlıktan veya hastalıktan dolayı acı duymak.

sia

  • Genişlik, bolluk.
  • Açlıklık. Zenginlik.

şiddet-i hacalet / şiddet-i hacâlet

  • Büyük utanç, şiddetli utangaçlık.

ta'sib

  • İhata edip kaplamak, içine almak.
  • Bir kimsenin başına taç koymak.
  • Açlıktan dolayı karnını bağlamak.

tacdar

  • Taçlı. Taç giyen padişah. Hükümdar. (Farsça)

tacver / tâcver / تاجور

  • Taçlı, taç sahibi, padişah. (Arapça - Farsça)

tadavvür

  • Çağırmak, bağırmak, feryad etmek.
  • İnlemek.
  • Açlık.

tavil-ül ba' / tavil-ül bâ'

  • Uzun kulaçlı. Gücü yeter.
  • Eli açık, vergili, verimli.

tavy

  • Açlık.

teakkür

  • Cem'olmak, toplanmak.
  • Açlık.

tecevvu'

  • (Cu'. dan) İsteyerek aç kalma. Açlık çekme.

tela'lu'

  • Açlıktan zayıflamak.
  • Küçük olmak.

tirb

  • (Çoğulu: Tirâb-Etrâb) Anasından saçlı ve dişli doğan oğlan.
  • Yaşta diğerine eşit olan nesne.
  • Lezzet.

tugyan

  • Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek. Azgınlık, taşkınlık. Taşkın mizaçlılık.
  • Kan galebe etmesi hali.
  • Resmî devlet kuvvetlerine karşı durmak.
  • Su baskını.

tündmizac / tündmizâc / تندمزاج

  • Asabî mizaçlı. (Farsça - Arapça)

ücem

  • (Tekili: Ecme) Sık ağaçlık yerler.

ukde

  • Düğüm, bağ.
  • Karışık ve müşkil iş. Zorluk, zor iş. Vâlilik ve halifelik için akdolunan biat.
  • Ağaçlık yer.
  • Pelteklik, kekemelik.
  • Arzu edip de ulaşamadığından dolayı içe dert olan şey.

ülbe

  • Kıtlık.
  • Açlık.

vez'

  • Hulku katı olan. Sert mizaçlı kimse.

yerku'

  • Şiddetli açlık.

zarurat

  • (Tekili: Zaruret) Zaruretler. Sıkıntı ve muhtaçlıklar.

zaruret

  • Çaresizlik. Muhtaçlık. Sıkıntı. Yoksulluk.

zemer

  • İnce saçlı.
  • Bahadır, kahraman, yiğit kimse.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR