LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Zorluk ifadesini içeren 76 kelime bulundu...

aft

  • Pelteklikten sözü zorlukla söylemek. Kekemelik.

ana' / anâ'

  • Zahmet, meşakkat, güçlük, zorluk.

anye

  • Güçlük, engel, zorluk, meşakkat.

asur / asûr

  • Zorluk. Güçlük.

be's

  • Azab, şiddet. Korku.
  • Zarar, ziyan.
  • Zorluk, meşakkat, zahmet.
  • Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)

belva-yı am / belvâ-yı âm

  • Umûmî sıkıntı, meşakkat, kaçınılması mümkün olmayan zorluk.

berh

  • Şiddet, eziyet, meşakkat, zorluk, zahmet.

bila-külfet / bilâ-külfet

  • Zorluksuz.

bü's

  • Güçlük, zorluk.
  • Fakirlik.

bürhin

  • Zahmet, güçlük, zorluk.

ca'caa

  • Değirmen sesi.
  • İsteklerde zorluk vermek.
  • Devenin çökermesi.
  • Çökmüş deveyi kaldırmak.

cay-i işkal / cây-i işkâl

  • Güçlük, zorluk, müşkülât noktası.

dağdağa / دغدغه

  • Gürültü. Iztırab. Boş yere telâş ve zorluklar.
  • Tereddüt etmek, karar verememek.
  • Gıcıklamak.
  • Zorluklar, sıkıntılar.

dugta

  • Şiddet.
  • Meşakkat, zorluk.

düşvari / düşvarî

  • Zorluk, güçlük, suubet. (Farsça)

girih-küşa

  • Düğüm açan, bağı çözen. (Farsça)
  • Mc: Müşkülâtları yenen, zorlukları halleden. (Farsça)

hall-i müşkilat / hall-i müşkilât

  • Müşkilâtın yenilmesi, zorlukların çözülmesi.

hallal-ı müşkilat / hallâl-ı müşkilât

  • Zorlukları yenen, müşkülâtı halleden kimse.

hallal-ül ukad / hallâl-ül ukad

  • Düğümleri çözen.
  • Mc: Zorlukları yenen.

harec

  • Zorluk, sıkıntı.
  • Darlık, zorluk, sıkıntı.
  • Dar yer, sık ağaçlı yer.
  • Günâh.
  • Zorluk, sıkıntı.
  • Darlık, sıkıntı, zorluk.
  • Günah.

henk

  • Darlık. Güçlük zorluk.

hutub

  • Zorluk, güçlük.
  • (Tekili: Hatb) İşler, maslahatlar. Mes'eleler.

i'tisar

  • Zorluk, güçlük, meşakkat.

ibtila'

  • Zorlukla yutmak.
  • Gelini gerdeğe koymak.

iktiham

  • Göğüs germe, zorlukları aşma, yenme.

kabz

  • Tutmak. Ele almak. Kavramak. Almak.
  • Tahsil etmek. Teslim almak.
  • Amelde zorluk çekmek.
  • Kuşun süratle uçması.
  • Mülk.

kenz

  • Şiddet, zorluk, meşakkat.

külbet

  • Sıkıntı, zorluk, ıztırab. Şiddet.
  • İki sahtiyan arasına konup dikilen kırmızı kayış.

külef

  • (Tekili: Külfet) Külfetler, zahmetler, sıkıntılar, zorluklar.
  • Merâsimler.

külfet

  • Güçlük, zorluk.
  • Yük, zahmet, zorluk.

külfet-i tahsil

  • Bir ilmi tahsil etme sırasında karşılaşılan zorluklar.

lemme

  • (Çoğulu: Lemmât) şiddet. Meşakkat, zorluk.
  • Az şey.

ma'sere

  • (Ma'seret) Zorluk, güçlük.

mania / mânia

  • Men'eden şey. Engel. Özür. Zorluk.

meşakkat / مَشَقَّتْ

  • Zahmet. Sıkıntı. Güçlük. Zorluk.
  • Zahmet, güçlük, zorluk, sıkıntı.
  • Zorluk, güçlük, zahmet.
  • Zahmet, zorluk, sıkıntı.
  • Zorluk.

meşakkat-i bedeniye

  • Bedenen çekilen zorluklar, sıkıntılar.

mezahim / mezâhim

  • Zahmetler, zorluklar.

mezahim-i hazıra / mezahim-i hâzıra

  • Bu zamandaki belâlar, zorluklar, anarşik hadiseler. İçtimâi zorluklar.

mu'temil

  • Zorlukları göze alarak tek başına iş gören.

mü'yed

  • Büyük emir.
  • Zahmet, meşakkat, zorluk.

muasere

  • Fakirlik.
  • Zorluk, güçlük.

mükabede / mükâbede

  • Eklemek, kendine bir şey ilâve etmek.
  • Bir işten zorluk görmek.

mükadebe / mükâdebe

  • Meşakkat çekme, bir işten zorluk görme.

müşakat

  • Sıkıntı ve zorluklara dayanma hususunda yarışma. Aykırılık. Düşmanlık.

müşkil

  • (Müşkile) Zorluk, güçlük, zor olan iş. Çetinlik.
  • Edb: Mânasının derinliği veya edebi bir san'atla ifade edilmiş olmasından dolayı teemmül ve tefekkürsüz anlaşılmayacak derecede hafî olan lâfızdır. Mânaca nass'ın mukabilidir.
  • Zor, zorluk, müşkül.

müşkilat / müşkilât / مشكلات

  • Zorluklar, çetinlikler.
  • Zorluklar.
  • Güçlükler, zorluklar.
  • Müşkiller, zorluklar.
  • Güçlükler, zorluklar. (Arapça)
  • Müşkilat çekmek: Zorluk çekmek, sıkıntı çekmek. (Arapça)

müşkilat-ı azime / müşkilât-ı azîme

  • Büyük zorluklar, sıkıntılar.

müşkilatsız / müşkilâtsız

  • Zorluk çıkarmadan.

müşkulat / müşkûlât

  • Güçlükler, zorluklar.

müşkülat / müşkülât

  • Zorluklar, güçlükler.

müşkülat-ı azime / müşkülât-ı azîme

  • Büyük zorluklar, sıkıntılar.

müşkülat-ı hadis / müşkülât-ı hadîs

  • Hadîs ilminine ait anlama güçlükleri, zorlukları.

mütenafir

  • Birbirinden nefret eden, ürken. Birbirini görmek istemeyen.
  • Edb: Yanyana gelişleri ile söylemede zorluk çıkaran kelime veya harf.

müzayaka

  • Sıkıntı, darlık, yokluk, parasızlık. Zorluk.

nekare / nekâre

  • Güçlük, zorluk.
  • Belirsizlik.

nükr

  • Anlayışı, fikri, ferâseti iyi olmak.
  • Zorluk.
  • İnkâr.

nükre

  • Bilinmezlik.
  • Zorluk, güçlük.
  • Kabile ismi.

şanezen

  • (Çoğulu: Şanezenân) Baş tarayan. (Farsça)
  • Mc: Güçlükleri çözen. Zorlukları yenen. (Farsça)

saylem

  • Zorluk, meşakkat.

sebeb-i meşakkat

  • Zorluk sebebi.

şerz

  • (Çoğulu: Şerâriz-Şevâriz) Şiddet.
  • Zorluk.
  • Kuvvet.
  • Kalabalık, galizlik. Kat'etmek, kesmek.

şezre

  • Bir kimseye yüz yüze bakmayıp şiddet ve öfke ile yandan bakış. Hasmâne bakış. Dargın bakışı gibi bakma. Göz değdirme.
  • İpi soluna bükme.
  • Tersine bükülmüş ip, urgan.
  • El değirmenini sola doğru çevirme.
  • Şiddet, suubet, zorluk.

sıab

  • (Tekili: Sa'b) Güçlükler, zorluklar. Zor ve çetin şeyler.

suubet / suûbet

  • Zorluk, güçlük.
  • Zorluk.
  • Zorluk, güçlük.
  • Zorluk, güçlük.

tava'ur

  • Güçlük, zorluk.

tebrik

  • Gözlerini dike dike bir yere bakmak.
  • Günaha girmek.
  • Uzak bir yere sefer etmek.
  • Çetinlik, zorluk sebebi ile yorulmak.
  • Kadının süslenip püslenmesi.
  • Evi ziynetleyip süslemek.

tegalgul

  • Hoş kokulu şeyler sürünmek.
  • Zorluk, çetinlik, güçlük.
  • Bir şeyin, ilmin içine çok dalmak.

tehaşün

  • Haşin davranma. Zorluk gösterme. Sert muamelede bulunma.

telatil

  • Zorluklar.

teve'ur

  • Bir şeyin güçlenerek halli ve yenilmesi müşkil olması.
  • Bir hususta çetin zorlukla karşılaşmak.
  • Konuşanın çapraşık söylemesinden ve anlaşılmadığından dolayı, dinleyenin hayrette kalması.

ukde

  • Düğüm, bağ.
  • Karışık ve müşkil iş. Zorluk, zor iş. Vâlilik ve halifelik için akdolunan biat.
  • Ağaçlık yer.
  • Pelteklik, kekemelik.
  • Arzu edip de ulaşamadığından dolayı içe dert olan şey.

usr

  • Güçlük, zorluk. Zor iş.
  • Sıkıntı. Darlık. Kıtlık.
  • Zorluk; meşakkat.
  • Zorluk.

usra

  • Güçlük, zorluk.

usret / عسرت

  • Zorluk, güçlük. Darlık, sıkıntı. İşlemezlik.
  • Güçlük, sıkıntı, zorluk. (Arapça)

vazife-i hayat külfeti

  • Hayat görevinin zorlukları.

zahmet

  • Sıkıntı, eziyet, zorluk.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın