LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Zelîl ifadesini içeren 73 kelime bulundu...

beyzat-ül beled

  • Devekuşu yumurtası.
  • Mc: Aciz, zelil kimse.

bürt

  • Nebat şekeri. Zelil, aşağılık kimse.
  • Balta.

da'at

  • Horluk, zelillik.

da'daa

  • Yakmak. Yıkmak.
  • Hor ve zelil etmek.
  • Perâkende etmek.

dani'

  • Hor, zelil.

dara'

  • Zayıf. Zelil, hakir.
  • Muti, itâat eden, boyun eğen.

daraa

  • Tevazu etmek, alçak gönüllü olmak.
  • Emre uymak, muti olmak.
  • Zayıf ve zelil olmak.

den'

  • Horluk, zelillik.

deni'

  • Hor, zelil.

duga'

  • Kedi miyavlaması.
  • Tilki sesi.
  • Zelil, hakaret görmüş kimsenin sesi.

duhur

  • Zillet, zelillik, hakirlik, aşağılık. Adilik.

ezeliyye

  • Ezele mensub, ezel ile ilgili, ezelîlik

ezell

  • Çok zelil. Çok alçak ve rüsvay olan.

ezille

  • Zeliller, alçaklar.

fenh

  • Kahretmek. Zelil kepaze etmek.

garaz

  • (Çoğulu: Ağraz) Maksat, niyet, gaye, kasıt. Kötü niyet. Kin.
  • Ok atılan nişan.
  • Izdırab. Acı.
  • Zelillik.

hazret-i kahhar / hazret-i kahhâr

  • Her şeyi hükmüne itaat ettirebilen bir hâkimiyet sahibi, düşmanlarını kahrederek zelil ve perişan eden ve kudretinin karşısında her şeyi âciz bırakan Allah.

hevan

  • Hakaret, zillet, alçaklık, zelillik, aşağılık, horluk.

hevn

  • Kolaylık, sühulet.
  • Vakar. Teenni.
  • Sükunet. Sekine. Rıfk.
  • Ufak şey. Hor ve zelil olmak.

hizlan

  • (Hezlan) Yalnız başına kalıp zelil olmak, yardımcısız kalmak.
  • Muhafaza ve rahmet-i İlâhiyeden mahrumiyet.

hızy

  • Hor ve zelil olmak.
  • Rüsvay olmak.

hun

  • Hor ve zelil olmak.

hunu'

  • Horluk, zelillik, alçaklık.

imtihan

  • Hor ve zelil kılmak.

istizlal

  • (Zill. den) Aşağılık ve zelil görme.
  • Bayağı ve âdi görülme.

ızra'

  • Zelil etmek, hor hakir etmek, alçaltmak.

izzet

  • Bir kimse zelil iken kavi ve kudret sahibi olmak. Ziyâdelik ve üstünlük.
  • Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve mu'teber olmak.
  • Bulunmaz derecede az olan şey.

kahhar / kahhâr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Düşmanlarından, cebbâr (kibirli, zorba, zâlim), inâdcı, nîmetlere nânkörlük edenleri öldürüp, onları zelîl (aşağı, hakîr) etmekle dünyâda kahreden, âhirette düşmanları olan kâfirlere ebedî; îmâ nlı ölen mü'minlere, af ve mağfiret etmezse (bağı

kam'

  • Kahretmek. Zelil etmek.
  • Zabtetmek. Ezmek. Kırmak.
  • Hasta etmek.
  • Başına vurmak.
  • Bir sese kulak verip dinlemek.
  • Ağzı dar olan bir şeyin içine huni ile akıcı maddeyi koymak.
  • Huni.

kamıh

  • Kam' eden, ezip kıran, mahveden, perişan eden. Kahreden, yok eden. Alçaltan, zelil eden.

kebb

  • Hor ve zelil etmek, yüzü üstüne bırakmak, helâk etmek.

kebt

  • Zelil etmek, hor hakir etmek.
  • Sarfetmek, harcamak.

kutu'

  • Zelil olmak. Hakarete uğramak.

lak

  • Hakir, zelil, aşağı. (Farsça)
  • Tahta kadeh. (Farsça)

laki / lakî

  • (Lâkıy) İtibarsız ve değersiz, zelil kimse.
  • Önemsiz ve kıymetsiz şey.

laş

  • Hakir ve aşağılık kimse. Adi, zelil, itibarsız ve alçak kişi. (Farsça)
  • Çapul, yağma. (Farsça)

leim

  • Alçak, deni, rezil, zelil, levm edilen. Cimri.
  • Mayası bozuk ve kötü.

leiman

  • (Tekili: Leim) Alçak, zelil ve aşağılık kimseler. Pinti ve cimri insanlar.

leimane

  • Alçakça. Zelilane bir tarzda.

liam

  • (Tekili: Leim) Alçak, aşağılık ve zelil kimseler. Pinti ve cimri insanlar.

mehanet

  • Küçültme. Küçük görülme.
  • Hor ve zelil olmak. Zayıf ve zebun olmak.
  • Tedbiri azca olmak.

mezellet

  • Alçaklık. Zelillik.
  • Aşağılık, zelillik.

muhakkir

  • Hakir gören, zelil ve hor gören.

mükibb

  • (Kebb. den) Bir şeyin üzerine çok düşen. Gayretle çalışan.
  • Çok lüzumlu olan.
  • Yüzü üstüne sürünen, zelil olan.

müstezill

  • (Zelil. den) Birini hor ve hakir gören. Bir kimseyi zelil gören.

müteva'ir

  • Hakir, zelil. Nefret edip kimse yanına gelmeyen.

müteyyim

  • Aşk ve muhabbetin hor ve zelili olan kimse.

mütezellil

  • Tezellül eden. Alçalan, zillete katlanan. Kendini zelil gösteren.

mütezellilane / mütezellilâne

  • Zelil olarak, alçalarak, zilletini bilip göstererek.
  • Zelil olarak, alçaklara yakışır surette, alçakçasına. Kendi hiçliğini bilir surette, kusur ve aczini anlamakla. (Farsça)

müzellil

  • Zelil eden, zelil kılan, alçaltıcı, hakirleştiren.

muzill

  • Zelil kılan. Zillete düşüren.
  • Adileştiren.

müzill

  • Zelil kılan, hakir eyleyen.
  • Bâzı kullarını aşağı ve zelîl eden mânâsına Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden).

na-kes

  • Hasis olan. (Farsça)
  • Zelil, insaniyetsiz, alçak, deni. (Farsça)

nisvan-ı zelil

  • Ahlâken ve dinen düşmüş, zelil olmuş kadınlar.

rüyuh

  • Zelillik, horluk, hakirlik.
  • Zayıflık.

sagar

  • Zelillik, alçaklık, âdilik.

sagır

  • Zelil ve aşağılık kimse.

sifle

  • Adi, alçak, zelil, terbiyesiz.

sıgar-ı nefs

  • Zelil ve hakir olma hali. Küçüklük, kıymetsizlik.

ta'bid

  • Mükerrem etmek.
  • Katran bulaştırmak.
  • Hizmet etmek.
  • Zelil etmek.
  • Zelil etmek, kepaze yapmak.

tagame

  • (Çoğulu: Tıgâm) Hor ve zelil kimse.
  • Ufacık kuşlar.

tahyis

  • Zelil etmek, kepaze etmek.
  • Boyun eğdirmek. Muti etmek.

takrid

  • Devenin gövdesinde olan keneyi yolup gidermek.
  • Hor ve zelil etmek.

tefih

  • Hakir, zelil.
  • Lezzeti olmayan.

teftih

  • Hor ve zelil etmek.
  • Kahretmek.

tergim

  • Yere sürtme.
  • Zelil etmek, hor ve hakir etmek. Rezil, kepaze etmek.

teshir

  • Zaptetme, hâkim olma, zorla ele geçirme.
  • İtaat ettirme.
  • Hakir ve zelil etmek.
  • Büyüleme, sihir yapma, aldatma.
  • Zaptetme, hakim olma. Zorla ele geçirme. İtaat ettirme. Hakîr ve zelil etmek.

tevkim

  • Zelil etmek.
  • Katletmek, öldürmek.
  • Hıfzetmek, korumak.

teyettüm

  • Kulluk etmek.
  • Aşkın insanı hor ve zelil etmesi.

tezlil / tezlîl / تذليل

  • Birisini tahkir etme, aşağılatma. Zelil ve hakir bulma.
  • Aşağılama, zelil etme. (Arapça)

tezriye

  • Savurmak.
  • Koyunun yününü kırkıp arkasında bir miktarını bırakmak.
  • Zelil etmek, kepâze yapmak.

vakm

  • Reddetmek.
  • Hor ve zelil etmek.

zelili / zelilî

  • Hakirlik, horluk, zelillik, alçaklık.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın