LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ze kelimesini içeren 221 kelime bulundu...

a'mak-ı zemin

  • Zeminin derinlikleri.

ağniya / ağniyâ / اغنيا

  • Zenginler.
  • Zenginler. (Arapça)

agu

  • Zehir, sem.

aker

  • Zeytinyağı tortusu.

asale

  • Zehiri çok tesirli ve korkunç olan yılan.

banu-yi mısır / bânû-yi mısır

  • Zeliha.

bay

  • Zengin.

bay u geda

  • Zengin ve fakir.

behişt-i gına

  • Zenginlik cenneti.

beraat satışı / berâât satışı

  • Zekât toplayan âmillerin (memurların), köylüden alacakları zekât ve uşrun cins ve miktârını gösteren ve berâât adı verilen senedlerin satışı.

bevt

  • Zengin iken fakir düşme. Düşkünlük.

bi'r-i zemzem

  • Zemzem kuyusu. (Farsça)

bi'r-i zemzeme

  • Zemzem suyunun kaynadığı zemzem kuyusu.

bi-niyazi / bî-niyazî

  • Zenginlik. (Farsça)

bi-zeval / bî-zeval

  • Zevâlsiz, sona ermez, bitmez, tükenmez. (Farsça)

budala

  • Zekâca geri, salak.

bündar

  • Zengin, asil ve kibirli kişi. (Farsça)

burjuva / بُورْژُووَه

  • Zengin sınıfı.

çah-ı zemzem / çâh-ı zemzem

  • Zemzem kuyusu.

camiülkelim / câmiülkelîm

  • Zengin mânâlı söz.

cevamiülkelim / cevâmiülkelîm

  • Zengin mânâlı sözler.

cevher-i ferd

  • Zerre, en küçük cisim. Atom.

cühal

  • Zehir.

derece-i zekavet / derece-i zekâvet / دَرَجَۀِ ذَكَاوَتْ

  • Zekilik derecesi.

derece-i zevk

  • Zevk derecesi.

dirayet / dirâyet

  • Zekâ, iktidar, beceriklilik. Akıl ve ilim yoluyla yapılan çözüm.
  • Zekâ, bilgi, kavrayış.
  • Zekâ, bilgi, idâre kâbiliyeti.

dünyalık

  • Zenginlik, para ve mal. (Türkçe)

ehl-i dirayet / ehl-i dirâyet

  • Zeka, bilgi ve kavrayış sahibi kimseler.
  • Zeka, bilgi, tecrübe ehli.

ehl-i sefahet

  • Zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkün olan kimseler.

ehremen

  • Zerdüştîlerin inandıkları, kötülük ve karanlık tanrısı, şeytan, dev.

emr-i zekat / emr-i zekât

  • Zekât emri.

emval-i zahire / emvâl-i zâhire

  • Zekât hayvanları ve topraktan elde edilen mahsûl gibi gizlenmesi mümkün olmayan mallar.

eris

  • Zeki, akıllı, uyanık, zeyrek, uslu. (Farsça)

ezille

  • Zeliller, alçaklar.

ezkiya / ezkiyâ / اذكيا

  • Zeki insanlar.
  • Zekiler.
  • Zekiler. (Arapça)

ezvak / ezvâk / اذواق

  • Zevkler. Keyfler. Eğlenceler.
  • Zevkler.
  • Zevkler, lezzetler.
  • Zevkler.
  • Zevkler. (Arapça)

ezyal / ezyâl

  • Zeyiller, ekler.

fatin / فطين

  • Zeki, kavrayışlı. (Arapça)

ferahe

  • Zeyreklik. Çok akıllılık. Davarın gayretli olması.

gabiyy

  • Zekâsı az olan. Geri zekâlı.

gani / ganî / غنى

  • Zengin, kimseye muhtaç olmayan, elindekinden fazla istemiyen. Varlıklı, bol.
  • Zengin. (Arapça)

gına / gınâ / غِنَا

  • Zenginlik.
  • Zenginlik.
  • Zenginlik.

gulfe

  • Zekerin sünnet edilecek derisi.

gunyet

  • Zenginlik.

hafif-ül-haz / hafîf-ül-hâz

  • Zevcesi (hanımı) ve çocuğu olmayan.

halavetbahş

  • Zevk veren, hâlâvet veren. (Farsça)

halavetyab

  • Zevk bulan, halâvet bulan. (Farsça)

halil

  • Zevc, koca. Nikâhlı karı. Zevce.

harekat-ı zerrat / harekât-ı zerrât

  • Zerrelerin, atomların hareketleri.

hareket-i arz

  • Zelzele, deprem, yer sarsıntısı.

hareket-i zerrat

  • Zerrelerin, atomların hareketi.

harik

  • Zeyrek akıllı kimse.

havelan-ı havl / havelân-ı havl

  • Zekâtı verilecek bir malın üzerinden bir kamerî yılın geçmesi.

havl-i havelan / havl-i havelân

  • Zekâtın lüzumu için; bir mal üzerinden, bir sene geçmiş olması.

haz

  • Zevk, hoşlanma.

helahil / helâhil / هلاهل

  • Zehir, ağı, boğanotu. (Arapça)

helallı

  • Zevce, karı, menkuha. Nikâhlı kadın.

hem-firaş

  • Zevce. Karı. (Farsça)

hemmame

  • Zehirli hayvan. Akrep.

heva vü heves

  • Zevk ve şehvetler. Boş ve geçici şeyler.

hisse-i zevk

  • Zevk hissesi, payı.

hücu

  • Zemmetmek, çekiştirmek, kötülemek.

hul'

  • Zevceyi mal karşılığında boşamak.

huzuzat

  • Zevkler, lezzetler.

ibadet-i maliyye / ibâdet-i mâliyye

  • Zekat, sadaka-i fıtr gibi mal ile yapılan ibâdetler.

iddisar

  • Zengin olma, çok mal mülk sahibi olma. Bir şeye bürünme.

iğna / iğnâ / اغنا

  • Zengin etme, kimseye muhtaç olmayacak hale getirme. (Arapça)

isar

  • Zengin, maldâr olmak; gani olmak.

istihşaş

  • Zevklenme, eğlenme.

izale

  • Zevale erdirmek. Gidermek. Ortadan kaldırmak. Mahvetmek.

izan / izân

  • Zekâ, anlayış.

ızra'

  • Zelil etmek, hor hakir etmek, alçaltmak.

kalantor

  • Zenginliğini göstermeye özenen kellifelli ve şişman adam.

kelam-ı layezali / kelâm-ı lâyezâlî

  • Zevâl bulmaz, yok olmaz kelâm; Kur'ân.

kenz-i gına / kenz-i gınâ

  • Zenginliğin hazinesi.

kernebe

  • Zengin kadın.

keys

  • Zekâ, kavrayış, anlayış, idrâk.

kıtfir

  • Zeliha'nın kocası olan Mısır azizinin ismi.

kiyaset / kiyâset / كياست

  • Zekilik, uyanıklık. (Arapça)

kulfe

  • Zeker ucundaki sünnet edilecek deri.

kutu'

  • Zelil olmak. Hakarete uğramak.

la yezali / lâ yezalî

  • Zevalsiz olana ait, sonu olmayanla ilgili.

lakane

  • Zeki ve seri anlayışlı olmak.

layezal / lâyezal / lâyezâl

  • Zevâl bulmayan, varlığı devam eden.
  • Zeval bulmaz. Yok olmaz.
  • Zevâl bulmaz, yok olmaz.

lazeval / lâzeval

  • Zevalsiz. Sonu gelmez. Zeval bulmaz.

lekanet

  • Zeki ve anlayışlı olma.

ma-i zemzem / mâ-i zemzem

  • Zemzem suyu.

madde-i semmiye

  • Zehirli madde.

maldari / maldarî

  • Zenginlik, servet.

medar-ı ezvak

  • Zevklerin, lezzetlerin kaynağı.

medar-ı zevk

  • Zevk sebebi, kaynağı.

mella

  • Zengin kimse.

menabi-i servet / menâbi-i servet

  • Zenginlik kaynakları.
  • Zenginlik kaynakları.

mesele-i zevkiye

  • Zevk ile (tadılıp yaşamakla) bilinen mesele.

mesmum / mesmûm / مسموم

  • Zehirlenmiş. Ağu katılmış. Zehirli.
  • Zehirlenmiş.
  • Zehirli. (Arapça)

mesmumen

  • Zehirli olarak. Zehirlenmiş olarak.

mesmus

  • Zehirli.

meta-ı zehr-alud / metâ-ı zehr-âlûd

  • Zehirli mal.

mevt-i zekat / mevt-i zekât / مَوْتِ زَكَاتْ

  • Zekâtın ölümü.
  • Zekâtın ölmesi, ortadan kalkması.

mezak / mezâk

  • Zevk alma tarzı.

mezamir / mezâmir

  • Zebur kitabının süreleri.

mezamm

  • Zemmetmek. Ayıplamak.

mezmum

  • Zemmolunmuş. Makbul olmıyarak ayıplanmış. Kötü.

mışmış

  • Zerdali, erik veya kayısı.

mişmiş

  • Zerdali yemişi.

mizan-ı zemin

  • Zemin ve yeryüzü terazisi.

müderhem

  • Zengin. Parası çok.

muğni / muğnî

  • Zengin edici.

mülaane / mülâane

  • Zevcesini (eşini) zinâ ile suçlayan erkeğin dört şâhit getirememesi hâlinde, zevcenin isteği üzerine eşlerin hâkim huzûruna çıkarak usûlüne uygun (âyet-i kerîmelerde bildirilen ifâdelerle) karşılıklı yemin etmeleri ve lânetleşmeleri.

müsemmem

  • Zehirli.

müsemmim

  • Zehirleyen, zehir katan.
  • Zehirleyen.

musir

  • Zengin. Gani.

müstağni / müstağnî

  • Zengin, minnetsiz, tok gönüllü.

müteseffih

  • Zevk ve eğlenceye düşkün.

mütesemmim

  • Zehirlenen, ağu içmiş olan.

mütezellilane / mütezellilâne

  • Zelil olarak, alçalarak, zilletini bilip göstererek.
  • Zelil olarak, alçaklara yakışır surette, alçakçasına. Kendi hiçliğini bilir surette, kusur ve aczini anlamakla. (Farsça)

müzellil

  • Zelil eden, zelil kılan, alçaltıcı, hakirleştiren.

müzill

  • Zelil kılan, hakir eyleyen.

naf-ı zemin / nâf-ı zemin

  • Zeminin ortası. Mekke-i Mükerreme.

nisab

  • Zekat ölçüsü.

nükte-i kenziye

  • Zengin nükte.

nuş / nûş

  • Zevk, cümbüş.

panzehir

  • Zehire karşı ilâç.
  • Zehire karşı ilâç.
  • Zehire karşı ilaç.

rebaze

  • Zeki ve anlayışlı kimse. Zarif kimse.

revgan-ı zeyt

  • Zeytinyağı.

sagar

  • Zelillik, alçaklık, âdilik.

sagır

  • Zelil ve aşağılık kimse.

sefahet ehli

  • Zevk ve eğlenceye düşkün olan ve sermayesini gereksiz yere harcayanlar.

sefih / sefîh / سفيه

  • Zevk ve eğlenceye düşkün. Sefahete düşmüş. Malını düşünmeden harcayan.
  • Zevk ve eğlenceye düşkün, sefahata düşmüş, malını düşünmeden harcayan.
  • Zevk ve eğlence düşkünü. (Arapça)

şehr-i bi-lezaiz / şehr-i bî-lezâiz

  • Zevksiz ve lezzetsiz şehir.

sem / سم

  • Zehir.
  • Zehir. (Arapça)

semdar / semdâr / سمدار

  • Zehirli. (Farsça)
  • Zehirli. (Arapça - Farsça)

semlendiren

  • Zehirleyen, kirleten.

semli

  • Zehirli.

semm

  • Zehir, ağu.
  • Zehir.

semmdar

  • Zehirli. (Farsça)

şereng

  • Zehir. (Farsça)

servet

  • Zenginlik.
  • Zenginlik, maddî varlık.

sıgar-ı nefs

  • Zelil ve hakir olma hali. Küçüklük, kıymetsizlik.

silsile-i zerrat / silsile-i zerrât

  • Zerreler, atomlar zinciri.

sismoğraf

  • Zelzelenin yerini, saatini, yön ve hızını kaydeden âlet. (Fransızca)

sümum / sümûm / سموم

  • Zehirler.
  • Zehirler. (Arapça)

şünşün

  • Zeyrek ve akıllı genç yiğit.

tabaka-i havas

  • Zenginler, seçkinler tabakası.

taganni

  • Zenginleşme.

tahavvülat-ı zerrat / tahavvülât-ı zerrat

  • Zerrelerin tahavvülü.

taife-i ağniya

  • Zenginler sınıfı, topluluğu.

talak-ı bayin / talâk-ı bâyin

  • Zevcenin iddet müddeti (üç temizlenme vakti) bitmeden tekrar kocasına dönmehakkı bulunmayan talâk.

tarz-ı zenginlik

  • Zenginlik tarzı.

tatrib

  • Zevklendirme, neşelendirme, keyiflendirme.

tazarruf

  • Zerafet, kibarlık, incelik gösterme.

tebane

  • Zeyreklik, akıllılık.

teben

  • Zeyrek, akıllı kimse.

temeşmüş

  • Zerdali yemek.

temevvül / تمول

  • Zenginlik. (Arapça)

terbit

  • Zeytinyağı vermek.

terk-i zekat / terk-i zekât

  • Zekâtın terki, zekât vermemek.

tesemmüm

  • Zehirlenmek.
  • Zehirlenme.
  • Zehirlenme.

tesmim

  • Zehirleme.
  • Zehirleme.
  • Zehirleme.

tesmim eden

  • Zehirlendiren.

tesmimen

  • Zehirleyerek.

tevhid-i zevki / tevhid-i zevkî

  • Zevken tadılan tevhid, birleme.

tezmim

  • Zemmetmek.

tüvanger / tüvânger / توانگر

  • Zengin. (Farsça)

usm

  • Zeytin ağacı.

uzzab

  • Zevc veya zevcesi olmayan. Bekâr.

vasıta-i tesmim

  • Zehirleme vasıtası.

veciz

  • Zengin mânâlı kısa söz.

vecize / vecîze

  • Zengin mânâlı kısa söz.

vesait-i sefahet

  • Zevk ve eğlence vasıtaları.

vicd

  • Zenginlik. Gına.

virat

  • Zekât vermek korkusundan hile edip bir yere toplanmış koyunlarını ayırıp dağıtmak veya perâkende koyunlarını bir yere toplamak.

vücub-u zekat / vücub-u zekât

  • Zekâtın farz oluşu.

yahya

  • Zekeriya'nın (A.S.) oğludur. Benî İsrail Peygamberlerinden ve İsa Aleyhisselâm'ın şeriatı ile amel edenlerden olmuştu. Hz. İsa'dan (A.S.) önce Tevrat'a göre hareket ederdi. Kudüs'ün o zamanki reisi, Hz. Yahya'nın, Hz. Musa şeriatı üzere amel etmediğini ileri sürdüklerinden şehid ettiler.

yaran-ı safa / yârân-ı safâ

  • Zevk ve eğlence ile vakit geçiren dostlar. Safâ dostları.

zebani / zebânî

  • Zebanî, cehennemlikleri cehenneme atan melek.

zeberdec

  • Zeberced taşı.

zehir-alud / zehir-alûd

  • Zehirli, zehir karışmış.

zehirbaz

  • Zehir veren, zehir yapan.
  • Zehirci, zehir yapan.

zehr / زهر

  • Zehir.
  • Zehir, ağı. (Farsça)

zehr-alud

  • Zehirli. Zehir karışmış. (Farsça)

zehr-efşan

  • Zehir saçan. (Farsça)

zehr-nak

  • Zehirli, ağulu. (Farsça)

zehralud / zehrâlûd

  • Zehirle karışık.

zehrnak / zehrnâk / زهرناک

  • Zehirli. (Farsça)

zeka / zekâ / ذكا

  • Zekilik. (Arapça)

zekat / zekât

  • Zenginlerin kırkta bir oranında fakirlere yaptığı yardım.

zekavet / zekâvet / ذكاوت / ذَكَاوَتْ

  • Zekilik.
  • Zeki oluş. Zeyreklik. Çabuk anlama ve kavrama. Keskin anlayış.
  • Zekilik, anlayış çabukluğu.
  • Zekilik. (Arapça)
  • Zeki olma.

zeki

  • Zekâ sahibi. Çabuk anlayışlı.

zelazil

  • Zelzeleler. Yer sarsıntıları.

zem

  • Zemm. Birinin kötülüğünü söyleme, ayıplama, yerme, çekiştirme.

zemherir

  • Zemheri, şiddetli soğuk devresi.

zemime

  • Zemme müstehak olan. Beğenilmeyen kötü hal ve hareket.

zenberekvari / zenberekvârî

  • Zemberek gibi.

zenbil / zenbîl / زنبيل

  • Zembil. (Arapça)

zenburek / zenbûrek / زنبورک

  • Zemberek. (Farsça)

zencebil / zencebîl / زنجبيل

  • Zencefil. (Arapça)

zengi / zengî / زنگى

  • Zenci, siyahî. (Farsça)

zerdalu / zerdâlû / زردالو

  • Zerdali. (Farsça)

zerir

  • Zeki, hafif kimse.

zerrat / zerrât / ذرات

  • Zerreler, atomlar.
  • Zerreler. (Arapça)

zerre-misal

  • Zerre, atom gibi.

zerrece

  • Zerre kadar.

zerrevari / zerrevâri

  • Zerre gibi çok küçük. (Farsça)

zerrevi / zerrevî

  • Zerre ile alâkalı, zerreye âit.

zeryac

  • Zerde aşı.

zevalalud / zevâlâlûd

  • Zevalle karışık.

zevcat / zevcât

  • Zevceler, eşler.

zevk-alud / zevk-âlud

  • Zevkli, zevk karışık. (Farsça)

zevkalud / zevkâlûd

  • Zevkle karışık.

zevkbahş / ذوق بخش

  • Zevk veren. (Arapça - Farsça)

zevken

  • Zevk ile, zevk yoluyla.
  • Zevk olarak.

zevki / zevkî

  • Zevkle ilgili.
  • Zevke dayalı, yaşayıp zevk etmekle ilgili.
  • Zevkle alâkalı. Zevke âit.

zevkiyyat

  • Zevk ve eğlenceye dair hususlar.

zevkperest

  • Zevke düşkün.
  • Zevke düşkün.

zeyil

  • Zeyl, ek.

zeyl

  • Zeyil, ek, ilave, etek.

zeyt

  • Zeytinyağı. Yağ.
  • Zeytin yağı.

zeytun / zeytûn / زیتون

  • Zeytin.
  • Zeytin. (Arapça)

zeytuni / zeytunî

  • Zeytin renginde olan.

zeyyat

  • Zeytin ağacı.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR