LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ZORLA ifadesini içeren 179 kelime bulundu...

a'sef

  • Zulmedip zorla birşey alan.

agande

  • Sucuk, yastık, minder gibi zorla doldurulmuş olan şeyler. (Farsça)
  • Bir çeşit zehirli olan haşere, böcek. (Farsça)

amir / âmir

  • Büyük me'mur. Emreden, iş gösteren.
  • Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse.

anve

  • Kuvvet, cebr, zorakilik, zorlama, zor.

anveten

  • Cebren, kahren, zorla, sıkıntı ile.

arazi-i haraciyye / arâzi-i harâciyye

  • Harac vergisine tâbi olan topraklar. Müslüman olmayanlardan sulh ile alınıp harac vergisi karşılığında mülkiyeti eski sâhiplerine bırakılan veya harbde zorla alınıp müslüman olmayan sâhiplerinin elinde bırakılan, yâhut zımmînin (müslüman olmayan vata ndaşın) müslüman hükümdârın izni ile işlediği ölü

arif / ârif

  • Bilen, tanıyan, ilim ve irfân sâhibi.
  • Allahü teâlânın rızâsını kazanmış, O'ndan başkasının sevgisini kalbinden çıkarmış, tasavvufta yetişip, kemâle ermiş velî zât. Ârif-i billah da denir.
  • Mütehassıs olduğu ilmi, zorlanmadan tatbik eden, kullanabilen kimse.

asf

  • Büyük kadeh.
  • Zulüm ve zorla bir şeyi almak.

atrese

  • şiddetle ve zorla almak.
  • Gadap etmek.

cabir / câbir / جابر

  • Cebredici, zorla yaptıran.
  • Galib gelen.
  • Şefkatsiz, merhametsiz.
  • Tekebbür ve taazzüm eden.
  • Aziz ve kavi olan.
  • Tıb: Kırıkçı, çıkıkçı.
  • Cebir ilminin ilk kurucusu olan müslüman âlimi.
  • Zorlayıcı. (Arapça)

ceberut / ceberût

  • Baskı, zorlama.
  • Baskı, zorlama.
  • Zorla her istediğini yaptırabilme kudreti.

cebir / جَبِرْ

  • Zorlama.
  • Zor, zorlama.
  • Zorlama.

cebr / جبر

  • Zorlama, zor kullanma. İrâde ve ihtiyârın zıddı.
  • Zorlama, baskı yapma.
  • Cebir, zor, zorlama.
  • Zorlama. (Arapça)
  • Cebir. (Arapça)
  • Cebr etmek: Zorlamak. (Arapça)

cebr u ikrah

  • Zorlama ve baskı yapma.

cebr-i kanuni / cebr-i kanunî

  • Kanun yoluyla zorlama.

cebr-i kat'i / cebr-i kat'î / جَبْرِ قَطْع۪ي

  • Tam bir zorlama.
  • Kesin bir zorlama.

cebr-i keyfi / cebr-i keyfî / جَبْرِ كَيْف۪ي

  • Hiçbir hukukî dayanağı olmayan keyfî zorlama.
  • Keyfi olarak zorlama.

cebr-i keyfi-i küfri / cebr-i keyfî-i küfrî

  • Keyfî olarak küfre zorlama.

cebr-i keyfi-i küfriye / cebr-i keyfî-i küfrîye

  • Küfre yönelik keyfî zorlama.

cebr-i umumi / cebr-i umumî

  • Genel zorlama, bütün herkesi zorlama.

cebren / جبرا / جَبْرًا

  • Zorla. Cebir ve kuvvet istimali ile. Kuvvet kullanarak.
  • Zorla.
  • Zorla.
  • Zorla. (Arapça)
  • Zorla.

cebretme

  • Zorlama.

cebri / cebrî / جبری

  • Zorla, zorunlu olarak.
  • Zorla icra olunan, rızası olmadan zorla yaptırılan.
  • Cebriye fırkasından olan.
  • Zorla, zorlamalı.
  • Zoraki, zorla. (Arapça)

celb ve gasp etmek

  • Çekip zorla elde etmek.

cibr

  • Az-çok, zorla olgunlaşmak, kemal bulmak.

dagt

  • Zahmet. Meşakkat.
  • Bir şeyi bir yere zorla sıkıştırmak. Sıkışmak.

emmare / emmâre

  • Emreden. Zorlayan. Cebreden.
  • Emreden, zorlayan.

emr-i cebri / emr-i cebrî / اَمْرِ جَبْر۪ي

  • Bir işi yapmaya zorlama.
  • Zorlayıcı emir.

emr-i vaki' / emr-i vâki'

  • Beklenilmeyen iş, sürpriz. Zorlayıcı bir baskı ile bir işi yapmaya mecbur etmek.

esbab-ı mücbire / esbâb-ı mücbire / اسباب مجبره

  • İcbar eden, cebreden, zorlayan sebepler.
  • Zorlayıcı sebepler.

fey'

  • Dönmek. Muhârebe bittikten sonra, kâfirlerden zorla veya harp yapılmadan sulh yoluyla alınan mal.

gamaza

  • Çukur, çukurluk.
  • Sözün anlaşılmasını zorlaştırmak.

ganimet / ganîmet

  • Harpte düşmandan zorla alınan mal.

gasb / غصب

  • Başkasına âit bir şeyi zorla, rızası olmadan almak. Zorla almak.
  • Zorla alınan şey.
  • Zorla alma.
  • Başkasının malını izinsiz (rızâsı olmaksızın) zorla elinden almak. Malı alana gâsıb, alınan mala mağsûb denir.
  • Hakkı olmayanı zorla alma.
  • El koyma, zorla elinden alma. (Arapça)

gasb-ı emval

  • Malların gasbedilmesi, zorla alınması.

gasben

  • (Gasb. dan) Cebren alarak, zorla gasbederek.

gasbetme

  • Zorla alma.

gasıb

  • Gasbeden, zorla alan.
  • Zorla alan.

gasıbane

  • Zorla alırcasına.

gasp

  • Haksız yere zorla alma.

hafif ikrah / hafîf ikrâh

  • Şiddetli olmayan zorlama. Canın veya uzvun telefine yol açmayan, yalnız acı ve eleme sebeb olacak derecedeki dövme ve hapsetme gibi şeylerle yapılan zorlama.

hakikat / hakîkat

  • Bir lafzın (sözün) asıl mânâsı.
  • Gerçek.
  • Kötülüklerin kalbden tekellüfsüzce, zorlanmadan gitmesinin gerçekleşmesi, fenâ(Allahü teâlâdan başka her şeyi unutma) mertebesi.
  • Mâhiyet.

hayat-engiz

  • Yaşamaya zorlayan, yaşatan. (Farsça)

hürr

  • Kimsenin baskısı, zorlaması olmadan meşru' dairede istediği gibi yaşayabilen.
  • Esir veya köle olmayan. Serbest.

i'tikal

  • Zorlaşma, müşkilleşme.

ibram / ibrâm / ابرام

  • Zorlama. (Arapça)

ibramat

  • (Tekili: İbram) Yalvarmalar, ısrar etmeler, rica etmeler, zorlamalar.

ibtizar

  • Cebren ve zorla alma. Soygunculuk yapma.

icbar / icbâr / اجبار / اِجْبَارْ

  • Zor. Zorlama. Cebretmek.
  • Zorlama.
  • Zorlama, cebretme.
  • Zorlama.
  • Zorlama.
  • Zorlama. (Arapça)
  • İcbâr edilmek: Zorlanmak. (Arapça)
  • İcbâr etmek: Zorlamak. (Arapça)
  • Zorlama.

icbar-ı nefs / icbâr-ı nefs

  • Kendini zorlama, nefsini icbar etme.
  • İnsanın kendini bir işe zorlaması.

iftiras

  • Yırtmak. Parçalamak. Yırtıp parçalamak.
  • Zorla yere yıkmak.

iglak

  • Karıştırmak. Kapamak. Muğlak yapmak. Anlaşılmaz hâle koymak.
  • Zorla iş yaptırmak.
  • Edb: Sözü karışık ve anlaşılmaz surette söyleme.

igtisab

  • Gasb etmek. Başkasının malını zorla elinden almak.

igtisabat

  • (Tekili: İgtisab) Gasbetmeler, başkasının malını elinden zorla almalar.

ihşa'

  • Tevazu ve alçak gönüllülükle zorlama.

ikrah / ikrâh / اِكْرَاهْ

  • İğrenmek. Tiksinmek. Bir işi istemiyerek yapmak.
  • Birine zorla iş yaptırmak veya muamele yapmak.
  • Zorlama.
  • Bir insanı istemediği bir şeyi yapması için, haksız olarak zorlamak.
  • Zorlama, tiksinme.
  • Zorla yaptırma.

ikrah-ı gayr-i mülci / ikrâh-ı gayr-i mülcî

  • Mülcî olmayan ikrâh. Bir kimseyi istemediği bir sözü veya işi yapmaya zorlarken tam şiddet kullanmama.

ikrah-ı mülci / ikrâh-ı mülcî

  • Mülcî ikrâh. Bir kimseyi ölümle veya bir uzvunu (organını) yok etmekle, şiddetli dövmekle veya bütün malını telef etmekle (zarar vermekle) korkutarak rızâsı dışında bir işi zorla yaptırmak.

ikrahen

  • İstemiyerek, tiksinerek. Zorlanarak.

ilca / ilcâ

  • Gereklilik, zorlama.
  • Mecbur etme, zorlama.

ilca'

  • Mecbur etme. Zorlama. Muztar kılma.
  • Tefviz eyleme.

ilca-i zaruret / ilcâ-i zarûret

  • Zaruretin zorlaması.

ilcaat / ilcaât / ilcâât

  • Zorlamalar.
  • Lüzumlu şeyler.
  • Gereklilikler, zorlamalar.
  • Mecburiyetler, zorlamalar.

ilcaat-ı zaman

  • Zamanın zorlamaları ve mecburiyetleri. Yaşanılan zaman içinde meydana gelmiş bazı sebeplerin neticesi olarak karşılanan mecburiyetler.

ilhaf

  • İstemekle ısrar etme, zorlama.

ilhah / ilhâh

  • Zorlamak. Israr etmek. Bir şeyin kabulü için son derece üstüne düşmek.
  • Zorlama.

ilhahat

  • (Tekili: İlhah) Direnmeler, zorlamalar.

in'isab

  • Zorlaşma.

intizamın ilcaı

  • İntizamın zorlaması, mecbur etmesi, muztar kılması.

inza'

  • Çekip çıkarmak.
  • Soyunmak.
  • Zorla çekip çıkarmak.
  • Feragat.

irhak

  • Sıkıntı ve eziyet etme.
  • Zorlama, sıkma.

ıs'ab

  • Güç. Çetin bulmak. Güçleştirmek. Zorlaştırmak.

işkal / işkâl / اِشْكَالْ

  • Güçleştirme, müşkilleştirme.
  • Zorlaştırma.
  • Şüpheli ve karışık olma.
  • Zorlaştırma.

istibdad

  • Başlı başına olmak. Keyfî idare sistemi.
  • Zulüm ve tahakküm. İdaresi altındakilerin istemediği şeyleri yalnız kendi keyfine göre zorla ve zulümle yaptırmaya çalışmak. Kanun ve nizamlara bağlı olmayarak, çok defa da kanun namına kanunsuzluk yaparak, keyfi hükmünü icra ettirmek. Kimseyi

isticbar

  • (Cebr. den) Zorlama, cebretme. Baskı yapma. Zoraki yaptırma.

istihsan

  • Beğenmek, güzel bulmak. Bir şeyin iyi olduğu kanaatında bulunmak. Beğenilmek.
  • Fık: Kıyası terkedip, nassa, yani, âyet ve hadis-i şeriflerin hükümlerine en uygun olanı almak. Şeriatta; zorlaştırmayan hükümle, râcih delil ile amel etmektir.

istikrah / istikrâh

  • Kerih ve kötü görmek, tiksinmek bir şeyi beğenmemek, bir şeyi zorla yapma.

istişkal

  • Zorlaştırma, güçleştirme, müşkülât verme.

ıtaka

  • Güç etmek, zorlaştırmak.

kabulde ıztırabı

  • Kabul etmekte zorlanması, sıkıntı çekmesi.

kafs

  • Zorla birşey almak.
  • Gadap, hiddet.
  • Mevt, ölüm.

kahır

  • Aşırı üzüntü, acı, keder.
  • Ezici davranış, zulüm.
  • Baskı ile iş gördürme, zorlama.

kahir / kâhir

  • (A, uzun okunur) Üstün gelen. Yenen. Galip gelen.
  • Zorlayan. Mecbur eden.
  • Kahreden, zorlayan.
  • Üstün gelen, ezen, ezici.
  • Yok eden, ortadan kaldıran.

kahr

  • Zorlama, mahvetme, ezme.
  • Zorlama. Cebir.
  • Ezme. Mahvetme.
  • Fazlaca üzüntü. Keder içine işleme.
  • Cenâb-ı Hakkın şiddetli ve azab verici vasıflarının tecellisi. (Kahr, lütfun zıddıdır.)
  • Zorlama, zorla bir iş gördürme.
  • Üstün gelerek mahvetme, batırma, ezme.
  • Çok kederlenme, çok üzüntü duyma.

kahr ve cebir

  • Zorlama, baskı kurma.

kahreni / kahrenî

  • Kahr ile, zorla. Ezerek, cebren.

kasır

  • (A, uzun okunur) Zorla işleten, yaptıran.

kasr

  • Men'etmek.
  • Zorla bir şeyi yaptırmak.
  • Galip olmak.

kasri / kasrî

  • Zorla, cebren.

kasriyyet

  • Zorlama hâli.

ke'kee

  • Zorla reddetmek, def'etmek.

kerahet

  • İğrenme, iğrençlik, mekruh oluş. İslâmiyetçe iyi sayılmayan şey.
  • İstenmiyerek, zorla.
  • Fık: Şer'an yapılmaması sevablı ve hayırlı olan bir şeyin terk edilmeyip yapılması.

kerh

  • İğrenme, hoşlanmayıp tiksinme.
  • Zorlama.
  • Bir şey sonradan nâ-hoş ve kerih olmak.

kers

  • Kadının hayız görmesi.
  • Cebretmek, zorlamak.

keşan ber keşan

  • Çeke çeke, zorla sürükleye sürükleye götürerek.

keşan keşan

  • Sürükleye sürükleye, zorla çekerek götürerek. (Farsça)

köle

  • Bütün tarihî devirlerde başka milletlerden, yabancılardan zorla kaçırılıp hürriyetten mahrum hale getirilerek hizmette kullanılan erkek. (Türkçe)

lısb

  • Küçük kaya yarığı.
  • Derenin dar yeri. Dar olan her cins madde.
  • İçi zorla çıkan ceviz.

ma'sur

  • Zor, güç, zorlaştırılmış.

magsub

  • (Gasb. dan) Zorla ve cebren alınmış. Gasbolunmuş.

mecbur / mecbûr

  • Zor görmüş. Zorla bir işe girişmiş. İcbar görmüş.
  • Hatırı alınmış, gönlü yapılmış. (Hakiki manası: Kırıldıktan sonra bütünlenmiş.)
  • Zorlanmış, zorunlu.

mecburen

  • İster istemez. Cebirle. Zaruret icâbı. Zorla.

medar-ı kusur ve işkal / medar-ı kusur ve işkâl

  • Kusur ve zorlaştırma sebebi.

mesleb

  • Zorla birşey alınan yer. Zorla alma yeri.

meyl-i tahakküm

  • İnsanları zorla hâkimiyeti altına alma meyli, eğilimi.

mezniyye

  • Zorla cinsî ilişkide bulunulan kadın.

mübrim

  • (Mübrime) Zorlıyan, zorlayıcı.
  • Mânâsız ve boş sözlerle can sıkan kimse.
  • İki katlı yapan.
  • Cür'et eden.

mücber

  • Zorlanılmış. Zorlanılan. İcbar olunmuş olan.

mücbir / مجبر

  • İcbar eden. Zorlayan.
  • Zorlayan, mecbur eden.
  • Zorlayan, mecbur eden.
  • Zorlayıcı. (Arapça)

mücbir-i gaybi / mücbir-i gaybî

  • Gaybî, mânevî zorlama.

müfteris

  • Yırtıcı. Parçalayıcı. İftiras eden. Zorla yere yıkıp parçalayan.

mugamere

  • (Ga, uzun okunur) Nefsini zorluğa ve şiddete zorlama.

mugtasıb

  • Gasb eden, zorla alan.

muhtebis

  • Zorla alan.

mühtezim

  • Bir kimsenin malını zorla alıp gasbederek zulmeden.

mükreh

  • (Kerh. den) Zorlanan kimse.
  • Zorlanan.
  • Zorlanan kimse.
  • Zorlanan.

mükreh-ün aleyh

  • Bir kimsenin yapması için zorlandığı iş.

mükrehen

  • Zorla.

mükrih

  • (Kerh. den) Zorlayan, ikrah eden.
  • Bir kimseyi istemediği bir şeyi yapması için zorlayan, tehdîd eden.

mülci / mülcî

  • Zorla ve cebren yaptıran. Zorlayan.

mülci ikrah / mülcî ikrâh

  • Ölümle veya bir uzvunu yok etmek, şiddetli vurma ve hapsetme gibi tehdidlerle bir kimseyi istemediği şeyi yapmaya zorlama.

mülihhin / mülihhîn

  • Israr edenler, zorlayıcılar. İlhah edenler.

müşkil-pesend

  • Zorla beğenen. Her şeyi kolay kolay beğenmiyen. Zorlaştıran. (Farsça)

müşkülpesent

  • Aşırı itina gösteren, titiz, zorla beğenen.

müste'di / müste'dî

  • Birinin zulmüne karşı başka birinden yardım dileyen.
  • Birini sıkıştırıp malını zorla alan.

müteasir

  • (Usr. dan) Güçleşen, zorlaşan, teâsür eden.

mütecebbir

  • Cebreden, zorba, zorlayan.

mütegallib / مُتَغَلِّبْ

  • Zorla üstünlük sağlayan.

mütegallip

  • Zorba, zorla yenmeye çalışan.

mütehakkim / مُتَحَكِّمْ

  • Zorla hükmeden.

mütehakkimane

  • Hükmedercesine, zorlayarak.

mütehakkime

  • Tahakküm eden, zorla egemenliği altına alan.

mütezakkım

  • (Çoğulu: Mütezakkımîn) Güçlükle ve zorla yutan. Tezakkum eden.

mütezakkımane / mütezakkımâne

  • Güçlükle ve zorla yutarak. (Farsça)

müzahametsiz

  • Birbirine engel olmaksızın, birbirini zorlamaksızın.

muztar

  • Zorlanmış. Cebr olunmuş. Mecbur kalış. Çaresiz kalıp başı sıkılan.
  • (Zaruret. den) Çaresiz kalmış, zorlanmış.

nasfet

  • (Nasafet) İnsaf. Haklılık. Bir şeyin yarısını almak. Hakkaniyet. İnsanları, kanunların şümulüne girmeyen hakları te'min ve ifasına zorlayan fotri adâlet hissi.

ne'ş

  • Şiddetle ve kahirle almak. Zorla almak.

neş'

  • Bir nesneyi zorla çekmek.

nez' / نزع

  • Can çekişme. (Arapça)
  • Sökme, koparma, zorla alma. (Arapça)
  • Nez' eylemek: Ayırmak, çekip atmak, sökmek, koparmak. (Arapça)

rabbi yessir vela tüassir / rabbi yessir velâ tüassir

  • Ey Rabbim! Kolaylaştır, zorlaştırma, bana imdad eyle, yardım eyle (meâlinde).

salib

  • Bir şeyin vücudunu veya vukuunu inkâr eden.
  • Kapıp götüren, zorla alan.
  • Alan.
  • Bir şeyin vücudunun olmadığını veya meydana gelmediğini söyleyip isbat eden.

selb

  • Zorla alma, kapma, soyma.
  • Nefy ve inkâr etme.
  • Kaldırma, giderme, izale.
  • Man: İki şey arasında nisbet-i vücudiyenin kalkması.

selbetmek

  • Red, inkâr etmek.
  • Kapmak, zorla almak.

sevkitabii / sevkitabiî

  • Hayvanlarda düşünmeyerek, tabiatın sevki ve zorlamasıyla yapılan hareket, içgüdü.

ta'vis

  • Güç etmek, zorlaştırmak.

tagallüb / تَغَلُّبْ

  • Zorla üstün gelme.

tahakküm / تَحَكُّمْ

  • (Hüküm. den) Tekebbür, zorbalık etmek. Zorla hükmetmek.
  • Zorla hükmetme.

takaza

  • Başa kakmak.
  • Sıkıştırmak.
  • Hakkını isterken borçluyu zorlamak.

talak-ı bayin / talâk-ı bâyin

  • Yeniden evleniyorlarmış gibi kadının rızası ile tekrar nikâh edilmedikçe geri alınamayacağı talâk. Kadın istemiyorsa erkek zorla alamaz. İddet sırasında kadın, erkeğin evinde kalmaz. Erkek üçüncü defa verdiği bâin talaktan sonra, üzerinden hulle geçmeden karısını bir daha (kadın istese de) alamaz.

tas'ibat

  • (Tekili: Tas'ib) Zorlaştırmalar, güçleştirmeler.

tasannu yapmak

  • Yapmacık harekette bulunmak, birşeyi zorla daha iyi göstermeye çalışmak.

tasannu'

  • Yapmacık hareket. Zorla bir şeyi daha iyi göstermeğe çalışmak. Suni hareket.

tasannuf

  • Zorla yapılan sınıflandırma veya te'lif.

tav'an

  • İsteyerek. Zorlanmadan. Kendi isteğiyle.
  • İsteyerek, zorlamadan, kendi isteğiyle.

tazyik

  • Daraltmak, sıkıştırmak.
  • İcbar etmek.
  • Sıkıntı ve ızdırab vermek.
  • Zorlama, baskı.
  • Fiz: Bir kuvvet harcayarak yapılan basma veya itme işi. Basınç. Katı cisimler, üzerine konuldukları satıhlara; sıvılar, içinde bulundukları kabın hem dibine ve hem de yanlarına; ga

tazyik etmek

  • Zorlamak, baskı yapmak.

tazyikat

  • (Tekili: Tazyik) Tazyikler. Sıkıştırmalar. Baskılar. Zorlamalar.
  • Basınçlar.

tebia

  • Zulümle ve zorla alınmış olan kumaş.

tecavüz

  • Haddini aşma. Söz veya hareketle ileri gitme.
  • Aleyhine hareket etme.
  • Zorlama.
  • Geçme.
  • Sataşma, saldırma, sarkıntılık.

tefettün

  • Bir kimseyi zorla fitneye atma.

tehcir / tehcîr / تهجير

  • Zorla göç ettirme.
  • Göçe zorlama, göç ettirme. (Arapça)
  • Tehcîr etmek: Göç ettirmek. (Arapça)

tekellüf / تَكَلُّفْ

  • Zorlanma, özenme.
  • Zorlanma.

tekellüfat / tekellüfât

  • Zorlanmalar, özentiler.

tenfiz

  • Sıçratma. Sıçramaya zorlama.

teşebbüh

  • Benzemek, müşâbehet etmek. Zorla benzemeğe çalışmak.

teshir

  • Zaptetme, hâkim olma, zorla ele geçirme.
  • İtaat ettirme.
  • Hakir ve zelil etmek.
  • Büyüleme, sihir yapma, aldatma.
  • Zaptetme, hakim olma. Zorla ele geçirme. İtaat ettirme. Hakîr ve zelil etmek.

tetavül / tetâvül

  • Zorla uzanma, büyüklenme, kibirle muamele etme.

ubur

  • Geçmek. Atlamak.
  • Zorlamak.
  • Suyun öte kıyısına geçmek.

unveten

  • Cebren, zorla, kuvvet göstererek.

vesile-i cebir

  • Baskı, zorlama aracı.

yağma

  • Zorla mal alma, çapul. (Farsça)
  • Bir Türk boyu. (Farsça)

zacir

  • Mâni olan, alıkoyan, yasak eden. Zecreden. Zorlayan.

zagt

  • Bir şeyi bir yere zorla sokma, girdirme.

zecir / زَجِرْ

  • Yasaklama, zorlama.

zecirkarane / zecirkârâne

  • Zorlarcasına.

zecr / زجر

  • Menetme, engel olma. Nehyetme.
  • Zorlama, zorla yaptırma.
  • Önleme. Sıkma.
  • Kovma. Eziyet etme.
  • Angarya olarak çalıştırma.
  • Köpek balığı.
  • Çağırma.
  • Sürme.
  • Sakındırma, zorlama.
  • Yasaklama, yaptırmama.
  • Zorlama, zorla yaptırma, angarya işletme sıkma, eziyet.
  • Zorlama. (Arapça)
  • Eziyet etme. (Arapça)

zecren

  • Zorlayarak, zorla.
  • Ceza olarak.
  • Engel olarak, menederek.
  • Zorlayarak.

zecri / zecrî / زجری

  • Cebren, zorlayıcı olarak.
  • Zorlayarak, zorlayıcı. (Arapça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR