LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yuva ifadesini içeren 176 kelime bulundu...

ağtabaka

  • Tıb: Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.

akras

  • (Tekili: Kurs) Yuvarlaklar, daireler, çemberler.

amut / amût

  • Yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde yapılmış olan kuş yuvası. (Farsça)

aşiyan / âşiyân / آشيان

  • Kuş yuvası. (Farsça)
  • Mc: İkâmetgâh. Ev, mesken. (Farsça)
  • Mesken, yuva.
  • Kuş yuvası, sevimli ev.
  • Yuva. (Farsça)
  • Ev. (Farsça)

aşiyan-ı harab / aşiyan-ı harâb

  • Yıkılmış yuva, tahrib edilmiş mesken.

aşiyan-saz / aşiyan-sâz

  • Yuva kuran, mesken yapan. (Farsça)

aşiyane / âşiyâne

  • Yuva.

aşş

  • Zayıf adam.
  • Az, kalil.
  • Kuş yuvası.

balin

  • Yastık. Koltuk. İskemle yerine kullanılan yuvarlak yastık. (Farsça)

begend

  • Yuva. (Farsça)
  • Kümes, folluk. (Farsça)

benadık

  • (Tekili: Bunduk) Yuvarlak kurşunlar.
  • Fındıklar.

berhun / berhûn

  • Çember, daire, ortası boş olan yuvarlak nesne. (Farsça)
  • Hisar, varoş, duvar veya bostan kenarlarına ve tarla aralarına çalıçırpı ve diken ile yapılan çit. (Farsça)
  • Küçük ev, oda, hücre. (Farsça)

betuk / betûk

  • Yuvarlak tabla, bakkal tablası ve sepeti. (Farsça)

beyt-ül ankebut / beyt-ül ankebût

  • Örümcek yuvası.
  • Mc: Derme çatma yapılmış ev.
  • Dayanıksız ve kuvvetsiz şey.

beytü'l-ankebut

  • Örümcek evi, örümcek yuvası.

bunduk

  • Yuvarlak küçük taşlar.
  • Yuvarlak küçük kurşun.
  • Fındık.

bünduka

  • (Çoğulu: Bünduk, Benâdik) Fındık tanesi.
  • Kemankere taşı. Küçük yuvarlak taş.

cahl

  • Çekirge gibi bir büyük arı.
  • Büyük kırba.
  • Ters yuvarlayan bir böcek.

çarha

  • Ordunun ilerisinde bulunan askerlerin yaptıkları tâlim. (Farsça)
  • Çıkrık gibi dönen yuvarlakça bir cins dolap. (Farsça)

cehzam

  • Başı büyük, yuvarlak yüzlü kişi.
  • Esed, arslan.

cenedil

  • (Çoğulu: Cenâdil) Taşlı yer.
  • Yuvarlak taş.

cerahat

  • Yaradan akan irin. Yaralı vücudda toplanan kandaki küreyvât-ı beyzâdan (ak yuvarlardan) mürekkeb kan. Yaradan akan beyaz akıcı cisim.

cilahik

  • Eskiden kemankere ile ve şimdi de tüfek ile atılan yuvarlak nesne.

cümame

  • (Çoğulu: Cümâm) Yuvarlak inci. Kıymetli taş. Gümüşlü boncuk. Büyük inci tanesi. Gümüşten yapılıp dizilen inci gibi toplar.

cümmah

  • Temrensiz, ucu yuvarlak ok. (Oğlancıklar onunla ok atmayı öğrenirlerdi)

cürsume

  • (Cürsâm) Kök, asıl, temel. Bir tohumun özü. İlk hücrelik.
  • Gırtlak kapağı.
  • Karınca yuvası.

dagısa

  • (Çoğulu: Devâgıs) Diz üstünde hareket eden yuvarlakça kemik.
  • Sâfi su.

dahrece

  • (Dıhrâc) Yuvarlamak.

daire

  • Resmi hükümet makamlarından her biri.
  • Yazıhane.
  • Büyük bir idare adamının makamı.
  • Ev veya apartman katı.
  • Bir manevi te'sirin hükmü geçtiği mahal.
  • Sınır içi.
  • Büro, büyük ev, konak.
  • Çember, düz yuvarlak şekil.
  • Mat: Merkezden aynı u

dehdehe

  • Yuvarlamak, döndürmek.

dihda

  • Yuvarlamak. Döndürmek.

dıhrac

  • (Dahrece) Yuvarlama.

dolunay

  • t. Ayın yuvarlağına karşı gelen yarım küre yüzeyinin tamamıyla aydınlık görünmesi hâli. Ayın 14 veya 15 nci günleri.
  • Bedir.

duhruce

  • (Çoğulu: Dehâric) Yellengen böceğinin yuvarladığı ters.
  • Deve kuşunun yavrusu.

dümluk

  • Yassı, yuvarlak taş.

efahis

  • (Tekili: Ufhus) Taşların aralarında veya kayalıkta bulunan kuş yuvaları.

ekvator

  • Hatt-ı istivâ. Dünyayı kuzey ve güney diye müsavi iki yarım küreye ayırarak, ikisinin arasından geçtiği farzedilen çember şeklindeki büyük çizgi. (Fransızca)
  • Yer yuvarlağının tam ortasında farzedilen ve dünyayı iki müsavi kısma ayıran (ve kırk bin kilometre olan) çember. (Fransızca)

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

evkar

  • (Tekili: Vekr. ve Vekre) Kuş yuvaları.

felek

  • Gök, gök katı, devir.
  • Tâli', baht.
  • Büyük ve dâirevi olan şey.
  • Her gök seyyaresinin gezdiği âlem.
  • Dünyâ, âlem,
  • Bir zilli âlet.
  • Yuvarlak kütük, kızak. (Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten

fermene

  • İşlemeli dar ve yuvarlak yanlı yelek.
  • Eskiden esnaf tabakasına mahsus elbise.

firezdek

  • (Çoğulu: Ferâzık) Hamur yuvarlağı, hamur parçası.

foya

  • İtl. Gizli oyun, hile. Göz boyacılığı, sahtekârlık.
  • Elmasların yuvalarında yatağına konulan ince madeni yaprak.

fürzum

  • Yuvarlak ağaçtan yapılıp, üstünde bir şey yontmağa mahsus dülgerler örsü.

galtan

  • Yuvarlanan, tekerlenen. (Farsça)

galtide / galtîde

  • Tekerlenmiş, yuvarlanmış. (Farsça)

gırajova ateşi

  • Tar: Eskiden kale müdafaalarında hücum edenlere karşı ve deniz savaşlarında düşman gemilerini tutuşturmak için kullanılan ve su ile sönmeyen bir cins ateş. Balmumu, kükürt, ispirto, kâfuru karmasından ibarettir. Bu ya doğrudan doğruya tutuşturulur veya buna batırılmış yuvarlak yün parçaları ateşlene

gird / گرد

  • Yuvarlak. (Farsça)
  • Yuvarlak. (Farsça)

girde

  • Yuvarlak, değirmi. (Farsça)
  • Evvelce yahudilerin, müslümanlardan ayırd edilebilmeleri için, omuzlarına diktikleri sarı renkte bir parça. (Farsça)
  • Açılmış yufka. (Farsça)
  • Yuvarlak yastık. (Farsça)
  • Gr: Bütün, hepsi, tamamı. (Farsça)

gülle

  • Top mermisi. (Vaktiyle demirden veya taştan yuvarlak olarak yapılırdı. Şimdi çelikten, silindir biçiminde ve ucu sivri olarak yapılmaktadır.)
  • Eskiden demirden, yuvarlak bir biçimde yapılırken, günümüzde çelikten silindir biçiminde, bir ucu sivri olarak yapılan top mermisi.

günbed

  • Kümbet, kubbe, üst tarafı yuvarlak şekilde olan bina veya çıkıntı. (Farsça)

habb

  • Tane, çekirdek.
  • Yuvarlak olarak hazırlanmış ilâç.
  • Buğday tanesi veya buna benzer tohum.

halka

  • Ortası boş yuvarlak şekil.
  • Dâire şeklinde olan şey.

halkabend

  • Toplanıp yuvarlak meydana gelecek şekilde oturma. (Farsça)

hanfes

  • (Çoğulu: Hanâfis) Yellengen böceği.
  • Pislik yuvarlayan böcek.

harim-i ismet / harîm-i ismet

  • Namus ocağı, mukaddes ocak. Kudsi âile yuvası.

havk

  • "Halka" denilen yuvarlak.

hem-aşiyan

  • Bir yerde beraber bulunan, bir yuvada birlikte olan. (Farsça)

hezk

  • şiddetli gök gürültüsü.
  • Uçurmak.
  • Yuvarlamak.

hubeb

  • (Tekili: Habbe) Buğday, mısır, arpa gibi ufak ve yuvarlak nebatatın taneleri.

humbara

  • Küçük küp. (Farsça)
  • Ask: Demir veya tunçtan dökülmüş, içi boş ve yuvarlak olarak yapılan ve içine patlayıcı maddeler doldurularak havan topu veya elle atılan harp aleti. Havan topu ile atılana havan humbarası, elle atılana da el humbarası denirdi. (Farsça)
  • Para biriktirmek için kullanılan topr (Farsça)

hunnes-künnes

  • Hunnes, Hânis'in; Künnes de Kânis'in çoğuludur. Kânis, süpüren mânasınadır. Umumiyetle, akıp akıp yuvalarına giden veya aynı yollarında gidip gelen yıldızlar demektir. Bazılarınca gündüz gaib, gece zâhir olan yıldızlara denir. Ekseriyetle yedi seyyar yıldızlara denmiştir. (Zuhal, Müşteri, Merih, Züh

hurbe

  • (Çoğulu: Hureb) Kalça kemiğinin deliği.
  • Her yuvarlak delik.

in

  • Yabani hayvanların barınağı, yuvası. Mağara.

istidare

  • (Devr. den) Dönme, dolaşma.
  • Daire biçimine girme, yuvarlak olma.

jaketatay

  • Arkası yırtmaçlı, etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlakça kesilmiş olan resmi ceket. (Fransızca)

kabuk / kâbuk

  • Yuva. Kuş yuvası. (Farsça)

kahlese

  • Yuvarlak baş.

kamakım

  • (Tekili: Kumkuma) İçlerine mürekkep, zemzem gibi şeyler konulan yuvarlak testiler.

kararet

  • Kısa ayaklı ve çirkin yüzlü bir cins koyun.
  • Düz yuvarlak yer.

karyet-ün nahl

  • Kovan. Arı yuvası.

kaşane / kâşâne / كاشانه

  • Yuva. (Farsça)
  • Mâlikâne. (Farsça)

kaşane-i mürgan / kâşâne-i mürgân

  • Kuş yuvası.

kası'a

  • Yaban fâresinin ini. Yuvası ve bu yuvadaki iki deliğinden âşikâr olanıdır. Diğeri gizlidir.

keffe

  • (Çoğulu: Kifef) Terazi kefesi.
  • Her yuvarlak cisim.
  • (Çoğulu: Ükef) El ayası.

kelle

  • Kafa, baş. (Farsça)
  • Ekinlerde başak. (Farsça)
  • Baş gibi yuvarlak olan nesne. (Farsça)

kerme

  • Etli ve yuvarlak olan uyluk başı.

keştite

  • Yuvarlak karpuz.

kiffe

  • (Çoğulu: Kifef) Ağ. Tuzak.
  • Terazi kefesi.
  • Her yuvarlak nesne.

kubeb

  • (Tekili: Kubbe) Kubbeler, kemerler. Tepesi yuvarlak, yarım küre şeklinde yapılan binâ damları.

külsum

  • Yuvarlak yüzlü.
  • Yanağı ve yüzü etli olan.

kumkuma

  • (Çoğulu: Kamâkım) İçine mürekkep, zemzem gibi şeyler konulan yuvarlak testi.
  • Bakır şişe, bakır ibrik.

künam

  • Kuş yuvası. (Farsça)
  • Hayvan ini. (Farsça)
  • İnsanın rahat edip dinleneceği yer. (Farsça)

künnes

  • (Tekili: Kânis) Yuvasında ve yatağında olan geyikler.
  • Gündüzün gizlenen, gece görünen seyyar yıldızlar.

kürat

  • (Tekili: Küre) Küreler. Yuvarlak olan nesneler.

küre

  • (Kürre yanlıştır) Yuvarlak cisim.
  • Şeklin sathındaki bütün noktalar merkeze aynı uzaklıktadır. Dünya da yuvarlak olduğundan "Küre-i arz" denilmiştir. "Küre-i zemin" de denir.
  • Yuvarlak.

küre-i ayn

  • Tıb: Göz yuvarlağı.

küreiarz

  • Yer yuvarlağı, dünya.

kürevi / kürevî

  • Yuvarlak. Küre şeklinde.
  • Yuvarlak, küre şeklinde.
  • Yuvarlak.

küreviyat

  • (Tekili: Küreviyet) Küre gibi oluşlar. Küreler. Yuvarlaklıklar.

küreviyet

  • Yuvarlaklık. Küre gibi oluş.
  • Yuvarlaklık, küre şeklinde olma.
  • Yuvarlaklık.

küreviyet-i arz

  • Dünyanın yuvarlaklığı, küresel oluşu.

küreyvat / küreyvât

  • Kandaki küçük yuvarlak cisimler. Küçük küreler.
  • Kürecikler; alyuvar ve akyuvarlar.

küreyvat-ı beyza / küreyvât-ı beyzâ

  • Kandaki beyaz renkte ve çok küçük kürecikler. Kan ve lenf gibi vücud mâyilerinde bulunan çekirdekli ve yuvarlak hücreler. Kırmızı küreciklere nisbetle azdırlar. Vazifeleri hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır. Ne zaman müdafaaya girseler Mevlevi gibi iki hareket-i devriye ile sür'atl
  • Akyuvarlar.

küreyvat-ı hamra / küreyvât-ı hamrâ

  • Kırmızı kan kürecikleri. Kana kırmızı rengini veren, çekirdeksiz, yuvarlak, küçük hücrecikler olup kanın her mm.küpünde beş milyon kadar bulunurlar, beden hücrelerine erzak dağıtırlar ve bir kanun-u İlâhî ile hücrelere erzak yetiştirirler. (Tüccar ve erzak memurları gibi)
  • Alyuvarlar.

küreyvat-ı hamra ve beyza / küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ

  • Alyuvarlar ve akyuvarlar.

küreyvatıbeyza / küreyvâtıbeyzâ

  • Akyuvarlar.

küreyvatıhamra / küreyvâtıhamrâ

  • Alyuvarlar.

küreyve

  • (Çoğulu: Küreyvât) Küçük yuvarlak.

kürre

  • Küre, yuvarlak, top.

kurs / قرص

  • Kelepçe.
  • Çevrik nesne.
  • Yuvarlak. Tekerlek şeklinde olan.
  • Yuvarlak. (Arapça)

kurs-u şems

  • Güneş yuvarlağı.

kurzum

  • Kavafların ve kunduracıların üzerinde gön ve sahtiyan kesip düzelttikleri yuvarlak tahtalar.

kuş'am

  • (Çoğulu: Kaşâım) Yaşlı ihtiyar, koca kimse.
  • Belâ.
  • Arslan.
  • Sırtlan.
  • Örümcek.
  • Karınca yuvası.

küttab

  • (Tekili: Kâtib) Kâtipler.
  • Mektep, okul.
  • Başı yuvarlak küçük ok. (Oğlancıklar onunla ok atmayı öğrenirler.)

kuvare

  • Yuvarlak parça (ki gömlek yakasından veya kavun, karpuz başından keserler.)

lane / lâne / لانه

  • Yuva, ev. (Farsça)
  • Yuva. (Farsça)

lane-i harab / lâne-i harab

  • Bozulmuş yuva.

lane-i nermin / lâne-i nermin

  • Sıcak ve yumuşak yuva.

lane-i peder / lâne-i peder

  • Baba yuvası. Peder evi.

lanegir / lânegir

  • Yuva tutan. (Farsça)

madalya

  • İtl. Büyük işlerde muvaffak olanlara veya büyük fedakârlık ve kahramanlık gösterenlere hediye ve hatıra olarak verilen ve çok defa yuvarlak biçimde, göğüse takılacak şekilde olan kıymetli madeni parça.

mahfas

  • Yuva.

mefahis

  • (Tekili: Mefhas) Kuş yuvaları.

mefhas

  • (Çoğulu: Mefâhis) Kuş yuvası.

mekne

  • (Çoğulu: Miken-Mekenât) Kuş yuvası.

merag

  • Davar ağnanmak ve toprağa yuvarlanmak.

merşe

  • Yuvarlak cisim.

mescid-i dırar / mescid-i dırâr

  • Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz zamânında münâfıkların (inanmadıkları hâlde, müslüman görünenlerin) fitne, fesâd yuvası ve silah deposu olarak Kubâ'da yaptırdıkları mescid.

mevakin

  • (Tekili: Mevkin) Kuş yuvaları.

mevkin

  • (Çoğulu: Mevâkin) Kuş yuvası.

minsega

  • (Çoğulu: Menâsıg) Ekmekçilerin ekmek tozunu sildikleri nesne.
  • Yufka yuvarlağı.

muaşşeş

  • Ağaçlarında kuş yuvası çok olan yer.

müdemlak

  • (Müdemlek) Yuvarlak nesne.

müdemlic

  • (Çoğulu: Demâlic) Yuvarlak nesne.
  • Yumuşak nesne.

müdemmec

  • Düzgün bir tarzda birbiri içine dürülmüş yuvarlak şey.

müdevver / مدور

  • (Müdevvere) Yuvarlak, değirmi hâlde olan. Döndürülmüş, tedvir olunmuş.
  • Yuvarlak. (Arapça)

müdevveriyet

  • Yuvarlaklık.

müdevveriyet-i arz

  • Dünyanın yuvarlaklığı, yuvarlık oluşu.

müdevveriyyet

  • Yuvarlaklık.
  • Yuvarlaklık.

muhabbethane / muhabbethâne

  • Muhabbet yeri, sevgi yuvası.

mühre

  • Cilâ için kullanılan küçük yuvarlak cisim. Deniz böceği kabuğu. (Farsça)
  • Her nevi yuvarlak cisim. (Farsça)
  • Billurdan yapılı küçük kap. (Farsça)
  • Çekiç. (Farsça)
  • Cam boncuk. (Farsça)
  • Omurga kemiği. (Farsça)

mukavver

  • Ziftle karışık veya ziftle kaplı.
  • Yuvarlak kesilmiş.

mükelsem

  • Yuvarlak yüzlü.
  • Büyük, kalın.

mülemle

  • Bâzısı bâzısına yapışıp toplanmış şeyler.
  • Sağlam ve sert yuvarlak taş.

mündefic

  • Yuvarlak nesne.

müntekis

  • Başaşağı dönen. Tersine yuvarlanan.

müsennem

  • Balık sırtı gibi yuvarlak.

müstedir / müstedîr

  • Yuvarlak, daire şeklinde.

mutahhem

  • Hilkati yerli yerine tamam olup noksan olmayan.
  • Yuvarlak.

mütehaddir

  • Yuvarlanan, yokuş aşağı giden.

mütehallim

  • (Hilm. den) Yumuşak huylu görünen.
  • Meme gibi yuvarlaklaşan.

nafıka

  • (Çoğulu: Nevâfık- Nüfeka) Arab tavşanının (diğer adı; tarla fâresi dedikleri hayvanın) iki yuvasından gizli olanın adıdır. Bu hayvan, bunun tavanını yeryüzüne çok yakın yapar. Belirli olan kasia dedikleri yuvasında tehlike hissederse hemen nâfıkanın tavanını delerek kaçar. Münafıklar buna benzediği

nafika

  • (Nüfeka) (Çoğulu: Nevâfık) Keler yuvalarından biri.

nekbethane

  • Tâlihsizlik yuvası. (Farsça)
  • Mc: Dünya. (Farsça)

nihas

  • Kağnı tekerleğinin etrafına takılan çenber, yuvarlak demir.
  • Kavafların kullandığı nesne.

reteh

  • Bündük-i Hindî denilen yuvarlak taş.

sac

  • Hint vilâyetinde yetişen siyah ve büyük cins bir ağaç.
  • Geniş, yuvarlak libas. (Araplar giyerler)

şape / şâpe

  • Çığ. Yuvarlandıkça büyüyen kar topu. (Farsça)
  • Yuvarlandıkça büyüyen kar kütlesi, çığ.

sinh

  • (Çoğulu: Esnâh-Sünuh) Diş çukuru, diş yuvası.

sünuh

  • (Tekili: Sinh) Diş çukurları. Diş yuvaları.

ta'şiş

  • Hurmanın yaprağının az olması.
  • Kuşun yuva yapması.

takvir

  • Bir cismi yuvarlak kesmek.

tedahruc

  • Yuvarlanma.

tedehrüc

  • Yuvarlanmak.

tedsir

  • Kuşun yuvasını düzenlemesi veya düzeltmesi.

tekvir

  • Yuvarlaklaştırmak. Kıvırmak. Sarmak.
  • Toplamak. Cemolmak.
  • Başa sarık sarmak.

tem'ik

  • Yuvarlamak.

tema'uk

  • Yuvarlanmak.

temrig

  • Yuvarlamak.

tenbel-hane / tenbel-hâne

  • Memurları iş görmez olan dâire; fertleri tenbel olan ev. Tenbeller yuvası. (Farsça)

teşehhut

  • Maktulün kan içinde yuvarlanması.

timrad

  • (Çoğulu: Temârid). Güvercin yuvası.

tumar

  • (Çoğulu: Tevâmir) Dürülüp yuvarlak yapılmış şey, tomar.

üfhus

  • (Çoğulu: Efâhis) Kayalarda olan kuş yuvası.

ükne

  • Çukur içinde olan kuş yuvası.

ükre

  • Yuvarlak nesne. Top.
  • Çukur.

uşş

  • Kuş yuvası.

vakir

  • Yuvasına girmiş kuş.

vatis / vatîs

  • (Çoğulu: Vutas) Kızdırıldığında kimsenin üzerine basamadığı yuvarlak taş.

vekir

  • Yuvasına giren kuş.

vekn

  • (Çoğulu: Evkân - Vükün) Kuş yuvası.

vekr

  • Kuş yuvası.

vükne

  • Kuş yuvası.

vükun

  • (Tekili: Vekn) Kuş yuvaları.

vükur

  • (Tekili: Vekr) Kuş yuvaları.