LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yumurta ifadesini içeren 59 kelime bulundu...

ahar

  • Hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. (Farsça)
  • Kahvaltı. (Farsça)
  • Bir nevi çelik. (Farsça)

aşine

  • Yumurta. (Farsça)

astine

  • Yumurta. (Farsça)

beyaz

  • Aklık, beyazlık.
  • Aydınlık.
  • Yumurta akı.
  • Müsveddenin temize çekilmesi.

beyz

  • (Çoğulu: Büyuz) Yumurta.
  • Kuşun yumurtlaması.
  • Hayvanların bilhassa atın ayaklarında çıkan yumurta iriliğindeki şişler.

beyza / beyzâ

  • Yumurta.
  • Demir başlık.
  • İnsanın hayası. Husye.
  • Çok beyaz.
  • Demirden savaşçı başlığı.
  • Yumurta.
  • Millet-i beyzâ: Beyaz millet, müslümanlar.

beyzat-üd dik / beyzat-üd dîk

  • Horoz yumurtası.
  • Mc: Bulunmaz şey.

beyzat-ül beled

  • Devekuşu yumurtası.
  • Mc: Aciz, zelil kimse.

beyzavi / beyzavî

  • (Beyzî) Yumurta gibi. Yumurtaya benzer şekil.

beyze / بيضه

  • Yumurta. (Arapça)
  • Husye. (Arapça)

büyuz / büyûz

  • (Tekili: Beyz) Yumurtalar.

da'bel

  • Kurbağa yumurtası.
  • Güçlü, kuvvetli deve.

dahy

  • (Dahv) Yayıp döşemek.
  • Deve kuşu yumurtası.

dı'il / dı'îl

  • Ölüme yakın olan hasta deve.
  • Kurbağa yumurtası.

embriyoloji

  • yun. Biy: Canlıların başlangıçtan itibaren gelişmesini inceliyen biyoloji ilminin bir bölümü. İkiye ayrılır: 1- Ontogonez: Yumurtadan yavruların meydana gelişini inceler. 2 - Flogenez: Canlıların ilk yaratılışı ile bugünkü şekli arasında meydana gelen değişmeleri inceler. Dünyada başlangıçtan bugüne

enzam

  • Balıkların karınlarında peydâ olan yumurta dizileri.

estine

  • Yumurta. (Farsça)

etene

  • Hayvanlarda ana ile cenin arasındaki kan alış-verişini temin eden organ.
  • Bitkilerde yumurtacıkların yumurtalığa yapışık bulundukları doku.

ezhab

  • (Tekili: Zeheb) Yumurta sarıları.
  • Altunlar.

gırki / gırkî

  • Yumurta kabuğu.

hara

  • Deve kuşu yumurtasının yeri.
  • Ev ortası.

havyar

  • Balık yumurtası. Mersin balığı yumurtasından yapılan siyah, mugaddi ve leziz bir madde.
  • Balık yumurtası.

haye / hâye / خایه

  • Yumurta. (Farsça)
  • Haya, husye. (Farsça)
  • Yumurta, haya. (Farsça)

hazırlöp

  • Kabuğu içinde suda pişip katılaşmış yumurta.
  • Mc: Emek sarfetmeden elde edilen kazanç.

hırşa'

  • Yılan derisi.
  • Yumurtanın üst kabuğu.

hisl

  • (Çoğulu: Husul) Yumurtasından yeni çıkmış olan kertenkele yavrusu.

husye

  • Erkeklik bezi. Haya. Erkeğin yumurtalığı.

husyet-üs semek

  • Balık yumurtası.

hutam / hutâm

  • Kuru cisim kırıntısı.
  • Yumurta kabuğu.
  • Çerçöp.

igdin

  • Bozulmuş, kokmuş, cılık (yumurta).

kabe

  • Yumurta.

kirfi / kirfî

  • Bazısı bazısının üstüne yağılmış olan yüksek bulutlar.
  • Yumurtanın dış kabuğu.

kuluçkaya kapanmak

  • Kuşun, yavru çıkarmak üzere yumurtaların üzerine yatması.

ma'dudat

  • Yumurta gibi sayı ile satılıp alınan şeyler.

mahh

  • Yumurtanın akı.

mazin

  • Karınca yumurtası.
  • Bir kabilenin adı.

mebiz

  • (Çoğulu: Mebâyiz) Tıb: Yumurtalık.

mekene

  • Kertenkele yumurtası.

mesrue

  • Çekirgenin yumurtasını döktüğü yer.

muhh

  • Yumurtanın sarısı.
  • Eskiyip köhne olmak.

muknia

  • Kurbağa yavrusunun, yumurtadan çıktığı ilk hâli.

mükvin

  • Yumurtası çok olan kertenkele.

mürgane

  • Kuşlara yakışır şekilde. Kuşlar gibi. (Farsça)
  • Kuş yumurtası. (Farsça)

netl

  • Önüne çekmek.
  • Deve kuşu yumurtasının içini su ile doldurup bir yere gömmek.

rezz

  • Bir şeyi yere batırmak.
  • Çekirgenin, kuyruğunu yere batırıp yumurtasını dökmesi.

şahi / şahî

  • şaha, hükümdara ait, şah ile ilgili. (Farsça)
  • Hükümdarlık, şahlık. (Farsça)
  • Eski topların bir çeşiti. (Farsça)
  • Nişastalı, yumurtalı bir helva. (Farsça)
  • Tar: Osmanlı Padişahlarından Yavuz Sultan Selim Han'ın bastığı altun para. (Bu ismin verilmesi, üzerinde "şah" kelimesinin yazılı bulunmasından (Farsça)

sebtel

  • Çürük yumurta.

selk

  • Bir yerden haber getirmek.
  • Yumurtayı rafadan pişirmek. Bir kimseyi başı üstüne bırakmak.
  • Katı ve sert söylemek.
  • Çağırmak.

semarug

  • Başı yumru yumurta gibi olan mantar.

sirb

  • (Çoğulu: Esrâb) Çekirge ve balık yumurtası.
  • Sığır sürüsü.

sirve

  • (Çoğulu: Sirâ) Küçük ok.
  • Çekirge yumurtası.

tabahece

  • Etli ve yumurtalı kalye. (Bazı yerde kaygana diye söylenir.)

tatrik

  • Kuşun yumurtalamaya, kadının doğum yapmağa yakın olması.

tefrih

  • Korkusuz kalmak.
  • Gelişme, filizleme. Yumurtadan çıkmak.

terike

  • (Çoğulu: Terâyik) Evlenmeyip evde kalmış olan kız.
  • Deve kuşunun yabana bıraktığı yumurta.

tevellüdat-ı semekiye / tevellüdât-ı semekiye

  • Balıkların yumurtadan çıkmaları.

udhiy

  • Deve kuşu yumurtası.

zerde

  • Safranla pişirilen bir çeşit pirinç tatlısı. Safran, sarı renge boyadığı için bu ad verilmiştir. Eskiden düğünlerde pişirilirdi. (Farsça)
  • Safran. (Farsça)
  • Yumurta sarısı. (Farsça)

zerr

  • Zerre, en küçük parça.
  • Karınca yumurtası.
  • Ayırmak.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR