LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yumuş ifadesini içeren 309 kelime bulundu...

ab'ab

  • Taze civanlık.
  • İbrişim halı.
  • Dağ tekesi.
  • Yumuşak yünden yapılan kisve.

ab-ı zen

  • Küçük havuz. (Farsça)
  • Su birikintisi. (Farsça)
  • Yumuşak, lâtif sözlerle hatır alan ve bu manâda emir. (Bak : Avzen) (Farsça)

adem-i hilim

  • Yumuşak ve uysallıktan uzak.

adude

  • Yumuşaklık. Tazelik.

ahin / âhin

  • (Çoğulu: Avâhin) Fakir.
  • Hazır, sabit kimse.
  • Yumuşak hurma ağacı.

ahveri / ahverî

  • Yumuşak, beyaz nesne.

albatr

  • Yumuşak ve beyaz bir çeşit mermer, kaymak taşı. (Farsça)

alhece

  • Demiri ateşte kızdırıp yumuşatmak.

alic / âlic

  • İki hörgüçlü büyük deve. Yumuşak nesne.
  • Kırda bir kumlu yer.
  • Alcân dedikleri otu yiyen deve.

anem

  • Bir ağaç cinsi ki, kızıl yumuşak budakları olur.

aren

  • Davar ayağında olan kuru kemre.
  • Yarık.
  • Bir nesne yumuşak olmak.

as'ase

  • Oturak yerin yumuşağı.
  • Helâk olmak.
  • Fesâd etmek.

asbest

  • yun. Oldukça yumuşak ve ateşle hususiyeti değişmeyen lifli bir madde.

aylem

  • (Çoğulu: Ayâlim) Yumuşak nesne.
  • Suyu çok olan kuyu.

ayse

  • Yumuşak yer.

azman

  • Cins ve nev'inin icabından fazla büyümüş, çok iri.
  • Melez. İki ayrı cins hayvandan doğma.

badir

  • Hemen yapmak isteyen.
  • Birdenbire vuku bulan.
  • Dolunay.
  • Büyümüş (çocuk).
  • Olgun (meyva).

balide

  • Gelişmiş, uzamış, büyümüş. (Farsça)

balude / balûde

  • Boy atmış, büyümüş. (Farsça)

basra

  • Yumuşak küfki taşı. (Bu sebepten Basra şehri, "Basra" diye isimlendirilmiştir.)

behne

  • Yumuşak yer.

benna-guş / benna-gûş

  • Kulağın aşağı sarkan yumuşak kısmı ki, küpe asılan yerdir. (Farsça)

bere

  • Sipersiz ve yumuşak olan bir çeşit başlık. (Fransızca)
  • Sipersiz ve yumuşak olan bir çeşit başlık.

bers

  • (Çoğulu: Bürâs-Ebrâs) Çukur, yumuşak yer.

besa'

  • Yumuşak yer.
  • Benî Selim vilayetinde bir yerin adı.

besne

  • Yumuşak yer.

besniyye

  • Alçak ve yumuşak yerde biten buğday.
  • Şam diyarında belli bir yerde yetişen buğdaya da derler.

bevga

  • Yumuşak toprak.

beyin

  • Kafatasının en büyük kısmını kaplayan, kalınca ve dayanıklı üç zarla örtülmüş olan bir sinir merkezidir. Yumuşak ve beyazımsı bir kitle olan beyin, duygu ve bilgi merkezidir. Ak ve boz maddeden yapılmıştır ve iki yarım küre olarak yaratılmıştır. Yarım kürelerden birinde bir arıza sebebiyle bu merkez (Türkçe)

beyniye

  • Tecvidde: Harfler okunurken sesin mükemmelen akıp akmama arasında olması, kalın ile yumuşak arası okunması. Bu durumda okunan harfler şunlardır: (Râ, mim, ayn, nun, lâm.)

bıdada

  • Derinin nazik ve yumuşak olması.

bıngıldak

  • Yeni doğmuş olan çocuğun kafasının üst tarafı. Bu kısım yumuşaktır.

bürme

  • (Çoğulu: Birem-Birâm) Çömlek yapımında kullanılan yumuşak taş.
  • Çömlek.
  • Baş örtüsü.

büsre

  • Herşeyin ucu ve başı.
  • Herşeyin tâzesi.
  • Genç kız veya oğlan.
  • Hurma koruğu.
  • Biraz büyümüş olan ekşi ot.

çerbi / çerbî

  • Tatlılık, yumuşaklık. (Farsça)

cürun / cürûn

  • Bezin eskimesi.
  • Yumuşak olmak.
  • Bir nesne aşınmak.
  • Alışkanlık, itiyat.

da'k

  • Ovmak.
  • Bir şeyi yumuşatmak.

da'sa

  • Güneşten çok ısınan yumuşak, çukur yer.
  • Yumuşak yer.

deb'

  • Yumuşak yer.
  • Kuvvetle basmak.

dehme

  • Yumuşak yemek.

dehmeka

  • Yumuşak ve güzel yemek.
  • Her nesnenin yumuşağı.

dehs

  • İçine ayak batan yumuşak yer.

delas

  • Yumuşak ve berrak şey.

demes

  • (Çoğulu: Dimâs) Yumuşak kumlu yer.

dı's

  • Kum.
  • Kumdan yığılmaş yumuşak tepe.

dıbabe

  • Yumuşak nesne.

dılamis

  • Yumuşak ve berrak olan şey.

dilas

  • Yumuşak ve berrak olan nesne.

dimase

  • Yumuşak.
  • Asanlık, kolaylık.

dümasir

  • (Demser) İnişi yumuşak olan yer.
  • Etli, büyük deve.

dümlus

  • Berrak, yumuşak nesne.

ecred

  • Tüysüz adam, köse. Genç.
  • Çorak, otsuz yer. Bir şey yetişmeyen arazi.
  • Tüyü yumuşak ve kısa olan at.

eftah

  • Parmaklarının boğumu yassı ve yumuşak olan.
  • Tırnaklarının boğumları yumuşak olan kuş.

el-halim

  • Suçluların cezalarını derhal vermek iktidarında olduğu halde sonraya bırakan ve yumuşak muamele eden, çok halim. (Allah (C.C.)

emles

  • Avuç içi gibi düz ve yumuşak olan.

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

enase

  • Demirin yumuşak olması.

enma

  • (Nümuv. den) En çok, en ziyade bereketli ve büyümüş olmak.

erakk

  • Çok ince, ziyade rakik, ince ve yumuşak.

erfak

  • En ziyade yumuşak.
  • Arkadaş, refik olmaya en çok lâyık, elyak.

eyke

  • Sık ve birbirine karışmış ağaç.
  • Yumuşak.
  • Ağaç bitiren bataklık.

fak'

  • (Çoğulu: Fıkıa) Bir cins beyaz yumuşak mantar.

ferişte

  • (Ferişteh) Melek. Günahsız. Masum. Yumuşak huylu. (Farsça)

fetah

  • Yumuşak.

fürayık

  • (Çoğulu: Ferâyık) Yumuşak bedenli güzel yiğit.

gade

  • Bedeni yumuşak olan kadın.

galfak

  • Geniş, vâsi.
  • Yumuşak.
  • Su içinde yetişen yassı yapraklı bir ot.
  • Kurbağa yosunu.

gamil / gamîl

  • Tüyü gitmiş yumuşak deri.

gamin / gamîn

  • Yumuşak.

gamn

  • Yumuşaklık.

gamz

  • (Çoğulu: Gamuz) Göz yummak, gizli olmak, yumuşak muamele etmek.
  • Kolay görerek ihmal etmek.
  • Çukur yer.

gayda

  • (Çoğulu: Guyed) Nazik ve yumuşak tenli genç kadın. (Müz.: Agyed)

gaydak

  • Geniş.
  • Yumuşak.
  • Kerim kişi. İyi huylu kimse.
  • Keler yavrusu.
  • Büluğ çağına varmamış çocuk.

gayed

  • Nazik ve yumuşak tenli olmak.

gazid

  • Katı sesli.
  • Yumuşak ot.

gazıf

  • Yumuşak, geniş.

gazir

  • Mülâyim, yumuşak. Nâzik, uysal.

gunude / gunûde / غنوده

  • Uyumuş. (Farsça)
  • Ölü. (Farsça)

gurve

  • Burnun ucundaki kıkırdaktan yapılmış yumuşak kısım.

gurzuf

  • Kıkırdak.
  • Yumuşak olan kemik.

habhabe

  • Yumuşaklık, rahavet.
  • Muzdarip olmak, acı çekmek.

habide / habîde

  • (Çoğulu: Hâbidegân) Uyuya kalmış, uykuya dalmış, uyumuş. (Farsça)

habra'

  • (Çoğulu: Habâri-Haberât) Sedir ağacı biten düz yer. Yumuşak yer.

habrence

  • Güzel yemek.
  • Yumuşak.

hadba'

  • Uzun boylu akılsız kadın.
  • Yumuşak gönüllülük.

hadıl

  • Yumuşak taze ot.
  • Islanmış, nemlenmiş.

hadır

  • Tembel, uyuşuk, uyumuş.

hakek

  • Yumuşak beyaz taş.

halim / halîm / حليم / حَل۪يمْ

  • Yumuşak huylu, uysal.
  • Yumuşak huylu. Hoş muamele yapan.
  • Yumuşak huylu, kızmayan.
  • Yumuşak huylu. (Arapça)
  • Yumuşak huylu.

halim selim

  • Yumuşak huylu ve sağlam karakterli kişi.

halim ve selim

  • Yumuşak huylu, uysal.

halim-i alihimmet / halîm-i âlihimmet

  • Yumuşak huylu olmasının yanı sıra kutsal değerler uğruna gayret gösteren.

halim-selim

  • Yumuşak huylu ve doğru.

halimane / halîmâne

  • Yumuşak bir şekilde, uysalca.
  • Yumuşak surette. Yumuşak huylulara yakışır bir tarzda. (Farsça)

halime / halîme

  • Yumuşak huylu kadın.
  • Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın süt anasının ismi. Beni Sa'd bin Bekr kabilesindendir. Halime-i Sa'diye diye de anılır. (R.A.)
  • Yumuşak huylu kadın. (Peygamberimizin süt annesinin adı)
  • Yumuşak huylu kadın, Peygamberimizin süt annesi.

halk

  • İnsan topluluğu. İnsanlar.
  • Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek.
  • Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek.

hamas

  • Verem.
  • Yumuşaklıkla ve kolaylıkla bir şeyi çıkarmak.

hame'

  • Uzun müddet su ile yumuşayıp değişmiş cıvık ve kokar çamur. Balçık.

haşefe

  • (Çoğulu: Haşef-Haşefât) Sünnet mevziine varana kadar olan zeker başı.
  • Yaşlanmış kuru kadın.
  • Kuru hamur.
  • Yumuşak taş.

haşv

  • (Haşiv) (Çoğulu: Ahşâ) Tıb: Vücudun içindeki uzuvlardan her birisi.
  • Minder, yastık gibi şeylerin içini dolduran pamuk, kuru ot.
  • Kırılması ihtimali olan eşyanın arasına konan yumuşak, ot gibi şey.
  • Edb: İbarede lüzumsuz söz bulunması, aynı mânada iki kelimeyi yanyana sö

havd

  • Güzel ahlâk.
  • Güzel ve yumuşak vücutlu câriye.

haver

  • Zayıf olmak.
  • Yumuşak, çukur yer.
  • Denize suyun akıp döküldüğü yer.

hazm

  • Cem'etmek, toplamak.
  • Zaptetmek.
  • Kast etmek.
  • Bağlamak.
  • Yumuşak yüksek yer.
  • Sağlam re'y. Doğru ve kat'i karar.
  • Basiretle hareket etmek.

hemime / hemîme

  • Yumuşak rüzgâr.
  • Ufak taneli yağmur.

hemk

  • Yumuşak. Kof.

hevade

  • Yavaşlık.
  • Yumuşaklık.
  • Kavmin içinde salah ve muvâfakata sebep olması mümkün olan kimse.

heyam

  • Hayranlık hâli.
  • Çok yumuşak kum.

hilm / حلم

  • Doğuştan olan huy yumuşaklığı. Şiddete tahammül. Nefsini heyecandan korumak.
  • Vakar. Sükûn.
  • Yumuşak huylu olmak, kızmamak. Gücü yettiği halde affetmek.
  • Yumuşaklık, insanın tabiatında olan yumuşaklık duygusu.
  • Yumuşaklık, kızmama.
  • Yumuşaklık. (Arapça)

hilm ü haya / hilm ü hayâ

  • Yumuşaklık ve utanma duygusu.

hilm-i himari / hilm-i himarî

  • İfrat derecede yavaşlık, yumuşak huyluluk.

hilmiyyet

  • Yumuşaklık, yavaşlık, yumuşak huyluluk.

hınaf

  • Devenin yulardan burnunu çözmesi.
  • Deve bileğinde olan yumuşaklık.

hirşemm

  • Yumuşak taş.

hubar

  • Taşlı, yumuşak yer.

hudir

  • Yumuşak taze ot.

hufte / خفته

  • (Çoğulu: Huftegân) Yatmış, uyumuş.
  • Uyuyan, uyumuş. (Farsça)

hufte-gan / hufte-gân

  • (Tekili: Hufte) Yatmış olanlar, yatıp uyumuş olan kişiler. (Farsça)

huru'

  • Tanelerinden hintyağı çıkartılan ağaç.
  • Sütleğen otu.
  • Yumuşak ot.

i'tidal

  • Bir şeyde veya halde ifrat veya tefrite düşmemek. Vasat derece olmak.
  • Yumuşaklık. Uygunluk.
  • Gündüz ve gecenin birbirine denk, eşit olması.
  • Miktar ve keyfiyyet hususunda iki hâlet arasında mutavassıt olmak.

ibn-i ishak

  • (Ebu Abdullah Muhammed) Medine'de büyümüştür. Hz. Muhammed'in (A.S.M.) hayatına dair vak'aları derin bir alâka ile toplamağa başladı. Daha sonra Mısır'a, oradan da Irak'a gitti. Hi: 151 veya 152 tarihinde Bağdat'ta vefat etti. Siyere dair iki eser vücuda getirmiştir.1. Kitab-ül Mübtedâ ve Kısâs-ul E

ifasa

  • Yumuşak söylemek.
  • Aşikâre söylemek. Açık açık konuşmak.

ıfdac

  • (Çoğulu: Ufâzic) Semiz, besili hayvan.
  • Yumuşak nesne.

ihbak

  • Boyun eğme, inkıyâd, yumuşaklıkla söz dinleme.

ilane

  • Yumuşatmak.

insihak

  • Döğülüp ezilme. Ezilip yumuşamak.

irha

  • Tatlılıkla ve kibarca hareket etme, yumuşak davranma, tatlı muâmele etme.

isar

  • Kendisi muhtaç olduğu halde başkasına nimet vermek, cömertlik, ikrâm.
  • İhtiyar etmek.
  • Yumuşatmak.
  • Dökmek, serpmek. Saçmak.

izabe

  • Eritmek, eritilmek. Su gibi akıcı hale koymak. Yumuşatmak. Islah etmek.

kaf'a

  • Yumuşak kuru ot.
  • Parmakları soğuktan dökülmüş ayak.

kalb-i habide

  • Uyumuş kalb.

kalb-i mübarek

  • Mübarek kalp, yumuşak kalp.

kasvet

  • Katılık, sertlik, kalbden hayır (iyilik) ve yumuşaklığın çıkması.

kavl-i leyyin

  • Yumuşak söz.
  • Yumuşak söz. Sert olmayan söz. Enâniyetli olmayan söz.

kedid

  • Davar tırnağıyla didilmiş ve yumuşamış olan yumuşak yer.

kemal-i hilm / kemâl-i hilm

  • Yumuşak huyluluğun mükemmel derecede olması.

kıza

  • Yumuşak yerlerde biten bir ot cinsi.

kurb

  • Yakınlık. Yakında oluş. Yakın olmak. Yakınlık kazanmak. (Zamanda, mekânda, nisbette, hatvede ve kuvvette kullanılır.)
  • Tıb: Böğür. Karnın yumuşaklığına kadar olan yer.

kurnuk

  • Yumuşak bedenli delikanlı.

kuvve-i lamise / kuvve-i lâmise

  • Dokunma ve hissetme duygusu. Sertliği ve yumuşaklığı anlama duygusu.

lane-i nermin / lâne-i nermin

  • Sıcak ve yumuşak yuva.

latif / latîf / lâtif / لطيف

  • Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip.
  • Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden.
  • Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen.
  • Çok lutf edici.
  • Derin, gizli.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Lütf ve ihsân edici, dâimâ güzel muâmelede bulunan.
  • Yumuşak, hoş, güzel, nâzik. Âdem oğlu aç gözünü, yeryüzüne kıl bir nazar, Gör bu latîf çiçekleri, hangi kuvvet yapar, bozar.
  • Gözle görülmeyen.
  • Yumuşak, güzel, şirin, ince.
  • Hoş, yumuşak. (Arapça)

lebeb

  • (Çoğulu: Elbâb) Göğüste gerdanlık takılan yer.
  • Atın göğsüne yapılan sinebend.
  • Devenin ve sâir davarın göğsüne bağladıkları nesne.
  • Dağ eteğinde olan azıcık yumuşak kum.

lebik

  • Tatlı sözlü. Yumuşak konuşan.
  • Zeki, anlayışlı, akıllı.

lebk

  • Akıllı olmak.
  • Islah etmek, terbiye etmek.
  • Karıştırmak.
  • Yumuşak etmek, yumuşatmak.

ledn

  • (Çoğulu: Lidân-Ledun) Taze ve yumuşak olan ağaç budağı.

letafet / letâfet / لطافت

  • Hoşluk, lâtiflik.
  • Cisimden alâkayı kesip bir nevi nurâniyet kesbetmek.
  • Güzellik, nezaket, yumuşaklık, hafiflik.
  • Hoşluk, yumuşaklık, tatlılık.
  • Hoşluk, güzellik, incelik, yumuşaklık.
  • Hoşluk. (Arapça)
  • Yumuşaklık. (Arapça)
  • Güzellik. (Arapça)

leynet

  • Yumuşak koltuk yastığı.

leyyin / لين

  • Yumuşak. Mülâyim. Hafif. Yavaş olan.
  • Yumuşak.
  • Yumuşak.
  • Yumuşak. (Arapça)

lihaf

  • (Tekili: Lahfe) Yumuşak beyaz taşlar.
  • Yufka kaymak.

lin / lîn

  • Yumuşaklık ve mülayim olmak.
  • Tecvidde: Bu sıfata sahib olan vav, ye harfleridir.

linet / lînet

  • (Liynet) Mülâyimlik, yumuşaklık.

litaf

  • (Tekili: Latif) Yumuşaklıklar.

liyan

  • (Mülâyene) Mülayemetle, yumuşaklıkla muamele etmek.

luaa

  • Yumuşak yaş ot.

lüdane

  • Yumuşaklık.

lüdune

  • Yumuşaklık.

lütf u kerem

  • Kerem ve iyilik; iyilik ve yumuşaklıkla muamele; cömertlik, merhamet ve ihsan.

ma'd

  • Taze hurma.
  • Taze ot.
  • Yumuşak.
  • Yoğunluk, gılzat.
  • Gitmek.
  • Çekmek.

mad

  • Yumuşak taze ot.

marin

  • Burun ucunda olan yumuşak kemiksiz yer.

maziye

  • Şarap, hamr.
  • Beyaz iyi bal.
  • Beyaz ince yumuşak gömlek.

me'd

  • Yumuşak taze ot.
  • Titremek.
  • Sallanmak.

mehul

  • Yumuşak yay.

melaset

  • Yumuşaklık. (Zıddı: Huşunet)

meld

  • Yumuşak olmak.

melk

  • Dalkavukluk.
  • Yumuşaklık yapmak.
  • Mahvetmek.
  • Yıkamak.
  • Emmek.
  • Vurmak.

melyene

  • Yumuşaklık.

meranet

  • Yumuşaklık.
  • Bir mâdenin çekiç vasıtası ile dövüldüğünde yayılması vasfı.

merfak

  • Yumuşak yer.

merid / merîd

  • Katı, yoğun. Güçlü, kuvvetli kimse.
  • Süt içinde ıslatılıp yumuşatılan hurma.
  • Baş kaldıran. Sadece fesadlık çıkaran. İnatçı. Şerli. Haddini aşmakta, azgınlıkta ve günahkârlıkta çok ileri gitmiş olan.

mermare

  • Yumuşak vücutlu kadın.

meshele

  • Yumuşak yer.
  • Alçak yer.

mev'iza

  • Mev'ize. Öğüt. Nasihat.
  • Bir cemaate veya kimseye kalbini yumuşatacak ve iyiliğe sevkedecek surette hakikatları ders vermek.

meysa

  • (Çoğulu: Miyes) Yumuşak yer.

mid'as

  • Çok işlek olduğundan yumuşamış olan yol.

mihrban

  • Merhamet ve şefkat sahibi. Muhabbetli, sevimli, yumuşak huylu ve güleryüzlü. (Farsça)

mıtla

  • (Çoğulu: Metâli) Dikenli otlar biten yumuşak yer.

müdemlic

  • (Çoğulu: Demâlic) Yuvarlak nesne.
  • Yumuşak nesne.

müdevvis

  • Harman dövecek ve yumuşatacak âlet.
  • Cilâ âleti.

muhallim

  • Halim selim eden. Yavaş kılan. (Öfkeli birisini) yumuşatan.

muhnis

  • Yumuşak kimse; yâni şiddeti ve katılığı olmayan. Mülâyim.

mukanfez

  • Üzeri yumuşak dikenlerle örtülü olan hayvan. Kirpi.

mülaim

  • Mülâyim. Yumuşak. Lâtif.

mülattıf

  • (Lutf. dan) Bir iyilikle gönül alan. Taltif eden.
  • Yumuşatıcı (ilâç).

mülattıfat

  • (Tekili: Mülattıf) Yumuşatıcı ilâçlar.

mülayemet / mülâyemet

  • Lâtife etmek, şaka yapmak.
  • Sevinç izhar etmek.
  • Yumuşaklık. Uygunluk. Yumuşak huyluluk.
  • Bağırsakların yumuşaklığı.
  • Yumuşaklık.

mülayenet

  • Yumuşak etmek.
  • Yumuşaklık.

mülayim / mülâyim / ملایم

  • Yumuşak. Yavaş. Uygun. Yumuşak huylu.
  • Yumuşak.
  • Yumuşak. (Arapça)

mülayimane / mülâyimane / mülâyimâne

  • Yumuşakça.
  • Yumuşak ve uysal bir şekilde.

mülessen

  • Dil gibi uzun ve yumuşak olan ayak veya ayakkabı.

müleyyen

  • (Linet. den) Yumuşatılmış.

müleyyin

  • Yumuşatan, yumuşaklık veren, yumuşaklık verici.

mum

  • Yumuşak. (Farsça)
  • Mum. (Farsça)

mümasaha

  • Sözle birbirine yumuşak davranma.

münazzıc

  • Yumuşatıcı. Öldürücü.

mürn

  • Yumuşaklık.

müşaş

  • Omuz başı.
  • Yumuşak kemik başları. (Çiğnenmesi mümkündür).
  • Yumuşak yer.

mütehallim

  • (Hilm. den) Yumuşak huylu görünen.
  • Meme gibi yuvarlaklaşan.

mütelattıf

  • (Lütf. dan) Yumuşak ve nazik davranan.

müteleyyin

  • (Leyyin. den) Yumuşak olan. Gevşeyip yumuşayan.

mütereffik

  • (Çoğulu: Mütereffikîn) Sükûnetle ve yumuşaklıkla davranan.

mütereffikin / mütereffikîn

  • (Tekili: Mütereffik) Sükûnetle, yumuşaklıkla davrananlar. Yumuşak muâmele edenler.

mütesahil

  • (Çoğulu: Mütesahilîn) Yumuşak davranan, iyi muâmelede bulunan.

mütesahilin / mütesahilîn

  • (Tekili: Mütesahil) Yumuşak davrananlar, sükunetli ve iyi muâmele edenler.

müvasat

  • Yumuşaklıkla davranmak.

na'çe

  • Yumuşak yer. (Farsça)

naice

  • Yumuşak yer.

naim

  • Taze, körpe.
  • Kılçıksız, yumuşak, kemiksiz.
  • Etli sebze.

naime

  • Rahatlık içinde nazlı büyütülmüş kadın.
  • Yumuşak yapılı hayvancıklar.

naz-perverd

  • (Nâzperverde) Naz içinde büyümüş, nazlı. (Farsça)

nazperverde / nâzperverde / نازپرورده

  • Nazlı, naz içinde büyümüş. (Farsça)

nerm / نرم

  • (Nermi - Nermin) Yumuşak. (Farsça)
  • Yumuşak. (Farsça)

nermdil

  • Yüreği yumuşak. Merhametli. (Farsça)

nermgu / nermgû

  • Yumuşak sözlü. (Farsça)

nermi / nermî

  • Gevşeklik, yumuşaklık. (Farsça)

nermin / نرمين

  • Yumuşak. (Farsça)
  • Yumuşak. (Farsça)

nermiyet

  • Yumuşaklık, gevşeklik.

nermsaz

  • Yumuşak adam. (Farsça)

nevm-alud / nevm-âlud

  • Uykulu, uykuya bulaşmış, uyumuş.

nuaa

  • Yumuşak ot.

nüume

  • Yumuşaklık.

nuumet

  • Yumuşaklık.

palide

  • Süzülmüş, durulmuş. (Farsça)
  • Ziyade olmuş, büyümüş. (Farsça)

rahasa

  • Yumuşaklık.

rahih

  • Yumuşak, sulu balçık.

rahis

  • Ucuz, yumuşak elbise.
  • Ansızın ölüm.

rahs

  • Yıkamak.
  • Yumuşak.

rakak

  • Üstü yumuşak, altı sert olan düz yer.

rakraka

  • Nâzik ve derisi yumuşak olan kadın.

ratb

  • Rutubet, nemlilik yaşlık.
  • Rutubetli, yaş.
  • Yaş hurma.
  • Mülâyim, yumuşak.

ratb-ül lisan / ratb-ül lisân

  • Yumuşak sözlü. Mülâyim lisanlı.

rath

  • Yoğurmak.
  • Yumuşak etmek, yumuşatmak.

refik / refîk

  • Dost ve arkadaş.
  • Yumuşak huylu, rıfk sâhibi.

refref

  • Kuşu çok olan çimenlik, kır.
  • Mânevi bir binek.
  • Dalları salkım salkım olan ağaç.
  • Kenar saçağı.
  • Yeşil elbise.
  • İnce yumuşak kumaş.
  • Döşek.
  • Cennet.
  • İnce, yumuşak kumaş.
  • Kemer saçağı.
  • Döşek, döşeme.
  • Kuşu çok çimenlik.
  • Dalları salkım salkım ağaç.
  • İnce, yumuşak kumaş, bir çeşit döşek; Peygamber efendimizin mîrâc esnâsında (bilinmeyen yerlere götürüldüğü, Cennet'i ve Cehennem'i gördüğü gece) bindikleri Cennet yaygısı.

regabe

  • Yumuşak arazi.

reha'

  • Geçim bolluğu.
  • Genişlik, gevşeklik, pörsüklük, yumuşaklık.

rehabe

  • Göğüs üzerinde olan yumuşak kemik.

rehah

  • Yumuşak.
  • Geniş.

rehaset

  • Tazelik, yumuşaklık, incelik.
  • Ucuzluk.
  • Bir işi gevşek tutma.

rekud

  • Uyumuş.

reşreş

  • Yumuşak döş kemiği.

reyde

  • (Çoğulu: Ruyud) Dağın sivri ve yumru tarafı.
  • Yavaş ve yumuşak esen rüzgâr.

rıfk

  • Yumuşak huyluluk.
  • Yumuşak ve hoşgörülü davranma.
  • Yumuşaklık, yavaşlık, tatlılık, nezaket. (Zıddı: unf)
  • Yumuşaklık, tatlılık.

rıfki / rıfkî

  • (Rıfkıye) Yumuşaklıkla, tatlılıkla ilgili.

rıhv

  • Yumuşak.

rikk

  • Kulluk, ubudiyet.
  • Ist: Esir olmuş, hürriyetini kaybetmiş olan ehl-i harb.
  • Yufka, yumuşak nesne.

rikkat

  • Acıma, incelik, yufka yüreklilik. Yumuşaklık.
  • Kalb inceliği ve yumuşaklığı.
  • Acıma, yumuşaklık, yufka yüreklilik, kalb inceliği.

ruha

  • Ferahlık.
  • Yumuşak rüzgâr.

sa'de

  • (Çoğulu: Siad) Yumuşak hurma.

safsaf

  • (Çoğulu: Safsâfe) Her nesnenin kemi, kötüsü, hor ve hakiri.
  • Döğülmüş yumuşak toprak.
  • Mâkul olmayan kelimeler.
  • Mânâsız şiir.
  • Yaramaz ve kötü işler.

safvan

  • (Safvâ) Yumuşak, düz ve kaygan taş veya kaya parçası.
  • Çok soğuk ve açık olan gün.

sahk

  • Döğüp yumuşatma. Döğme, döğülme.
  • Kırma, kırılma.
  • Sürtme.

sahva'

  • (Çoğulu: Sehâvât) Yumuşak, geniş, bol yer.

sayife

  • (Çoğulu: Sayifât) Ufak, yumuşak kum.

secah

  • Letafet, güzellik. Rıfk. Adl.
  • Yumuşak yer.

secic

  • Asan, kolay.
  • Yumuşak yer.

secsec

  • Ne yumuşak ne sert olan yer.

şefşaf

  • Soğuk yumuşak rüzgâr.

sehah

  • Yumuşak ve sıcak yer.

sehl

  • Kolay.
  • Toprağı yumuşak düz yer.
  • Sâde.

selis

  • Kolay, yumuşak.
  • Boyun eğmiş, bağlı.

selsel

  • Tatlı ve yumuşak su.

ser'

  • Üzüm çubuğu.
  • Yaş ve taze çubuk.
  • Yumuşak bedenli yiğit.
  • Uzun boylu adam.

sertem

  • Uzun, tavil.
  • Yumuşak sözlü kişi.
  • Hışmını ve gadabını süratle yenen kimse.

sevg

  • Aşağı batmak. Suyun boğaza girmesi.
  • Kolay, âsan ve yumuşak olmak.

süham

  • (Sühamî - Sühamiye) Lezzetli, sindirici, hoş içilecek şey.
  • Kuş yelekleri arasındaki yumuşak tüyler.
  • Yumuşak kumaş, elbise.

süheyl

  • Kolay, uygun ve yumuşak.
  • Semânın güney tarafında ve Yemenden daha iyi görülen bir yıldız adı. (Bunun için buna Süheyl-i Yemâni denir. Kuzey kutup yıldızının naziri, benzeridir.)
  • Kolay, uygun, yumuşak, bir yıldız.

süheyla

  • Yumuşak huylu kadın.

sühve

  • Yumuşak. Sükun, sessizlik.

suples

  • Yumuşaklık, esneklik. (Fransızca)

sür'uf

  • Yumuşak, hafif.

sürdah

  • (Çoğulu: Serâdih) Semiz etli dişi deve.
  • Ufak otlar yetişen yumuşak yer.

şürsuf

  • (Çoğulu: Şerasif) İyeği kemiğinin yumuşak kısmı.

tadil / tâdil

  • Yumuşatma, düzeltme, ılımanlaştırma.

taftaf

  • Yumuşak taze ot.
  • Ağacın çevresi.

tahlim

  • (Hilm. den) Kızgınlığını ve öfkesini giderme. Sâkinleştirme, yumuşatma, teskin etme.

taltif

  • İltifat etmek. Bir iyilik yaparak gönül almak. Yumuşatmak.

tedbib

  • Yumuşak etmek.
  • Sür'atle gitmek, hızla gitmek.

tedlis

  • Yumuşatmak. Bir şeyi mülâyim ve kaygan yapmak.
  • İnciyi şeffaf etmek.

tedmis

  • Yumuşak etmek, yumuşatmak.

tehevvür

  • Çok kızmak, çok öfkelenmek, sertlik; hilmin (yumuşaklığın) zıddı. Gadabın, kızmanın aşırısı. Atılganlık.

tehevvüs

  • Heveslenmek.
  • Yumuşak yerde ağır ağır yürümek.

telattuf / تلطف

  • Yumuşak davranma. (Arapça)

teleyyün

  • (Leyn. den) Yumuşak. Yumuşak olmak. Sulanmak.

telvik

  • Yemeği yumuşak ve yağlı yapmak.

telyin

  • (Leyyin. den) Yumuşatmak. Eritmek.
  • İçi yumuşatmak, kabızlıktan kurtarmak.
  • Yumuşatma.

telyin-i hadid / telyîn-i hadid

  • Demirin yumuşatılması.
  • Demirin yumuşatılması.

temelluk

  • Yaltaklanmak.
  • Tevâzu ve yumuşaklık göstermek.
  • Dalkavukluk.

temrin

  • Yumuşak etme. İdman ettirme.
  • Tekrarlatarak çalıştırma. Egzersiz.

temyis

  • Yumuşak yapmak, yumuşatmak.

tenük

  • Dayanıksız, kuvvetsiz, zayıf. (Farsça)
  • İnce, rakik, nârin. (Farsça)
  • Az, hafif. (Farsça)
  • Yumuşak. (Farsça)

tenük-ru

  • Yüzü yumuşak olan kimse, yüzü yumuşak adam. (Farsça)

teref

  • İyi ve güzel yemek.
  • Yumuşaklık.
  • İnce, güzel şey.

tereffuk

  • (Rıfk. dan) Tatlı dil ve güler yüzlülükle davranma. Yumuşaklıkla muâmele etme.

terhim

  • Yumuşatmak.
  • Atmak.
  • Kolaylaştırmak, âsân etmek.
  • Deveyi sebepsiz kesmek.
  • Yumuşak ve ince etmek.
  • Bir ismi kısaltma.

terkik

  • İnce ve nazikâne sesle anlatma, mânası kinaye yollu olma.
  • Tecvidde: Harfi ince okumak.
  • Bir kimseyi köle veya cariye etme.
  • Yumuşatma.
  • İnceltme.

tesahül

  • Yumuşak davranma. Rıfk ve mülâyemetle tatlı muamele etme.
  • Gaflet ve ihmal etme.

tevsir

  • Yumuşak etmek, yumuşatmak.

tevtine

  • Yumuşak etmek, yumuşatmak.

tezlim

  • Beraber etmek.
  • Yumuşatmak.
  • Değirmen döndürmek.

timlak

  • Mülayemet etmek, yumuşaklık göstermek.
  • Tereddüt etmek, karar verememek.

turfe

  • (Çoğulu: Etrâf) Nâziklik, yumuşaklık.
  • Nimet.
  • Güzel yemek.
  • Zarif, iyi nesne.
  • Üst dudağın ortasında fazlalık olarak yumru et olması. (O kişiye "etref" derler.

va'z

  • Dinî mes'eleler üzerinde konuşup nasihat etmek. Kalbi yumuşatacak sözlerle insanı iyiliğe sevke çalışma.

vati

  • Yumuşak ve kolay olan şey. (Kuş tüyünden yapılmış yastık gibi)

vuhufet

  • Kılın yumuşak ve çok siyah olması.
  • Çok fazla kıllı oluş, çok kıllılık.

yafuh

  • Bıngıldak. Yeni doğan çocukların baş kemiklerinin arasındaki yumuşaklık.

zagafe

  • (Çoğulu: Züguf) Nazik, yumuşak gömlek.
  • Geniş nesne.

zelul

  • Yumuşak huylu. Sert başlı olmayan. İtaatlı ve râm olan.
  • Hecin devesi.
  • İnsanların emrindeki yeryüzünün hâli.

zeluli / zelulî

  • Başı yumuşak. Dayanıklı. Sabırlı, tahammüllü.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın