LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yumru ifadesini içeren 46 kelime bulundu...

a'cez

  • En âciz. Çok kudretsiz.
  • Mak'adı etli ve yumru olan.

akdiyye

  • Mafsallarda bulunan yumru ve düğüm.

akna

  • İnce, yumru burunlu kimse.

bahas

  • Deve tırnağı.
  • Ayak eti.
  • Parmak diplerinin ayak tarafındaki etleri.
  • Gözün üstünde veya altında beliren yumruca et.

cena'

  • Arka yumruluğu. Kamburluk.

cüdere

  • (Çoğulu: Cüder) Ur dedikleri yumru. (İnsan bedeninde çıkar)

dena'

  • Arkanın yumru olması, kamburluk.

ebhas

  • Gözlerinin üstünde veya altında bir miktar yumruca et parçası olan kişi.

eclec

  • Yumru ve geniş alınlı.

ekbes

  • Alnı yumru ve başı büyük kimse.

evram

  • (Tekili: Verem) Veremler, vücudda hasıl olan yumrular, şişler.

hadbe

  • Arka yumruluğu, kamburluk.

hadebe

  • Kambur, yumru.
  • Vücuttaki kamburluk.

hadebiyyet

  • Yumruluk, kamburluk.

hadir

  • (Çoğulu: Hadere) Şişen aza, yumrulanan organ.

hadr

  • Evmek, acele etmek.
  • Vücutta bir organın şişip yumrulaşması.
  • Men etmek, engel olmak.
  • Saçak bükmek.

hidab

  • (Hadeb. c.) Kamburluklar, tümsekler, yumruluklar.

hidb

  • Arkası yumru kimse, kambur.

huşşa'

  • Kulak ardındaki yumruca kemik.

inhidab

  • (Hadeb. den) Kamburlaşma, yumrulaşma.
  • Kamburluk, yumruluk.

ısli' / ıslî'

  • Boynu ince ve başı fındık gibi yumruca olan yılan.

kıbb

  • Kişinin arkasında yumrulanan kemik.

kına

  • Burnun ortası yumru olmak.
  • Hurma salkımı.

kürsu'

  • Bilek kemiğinin ucunun serçe parmak tarafında olan yumruca kısmı.

lekm

  • Yumrukla vurmak.

muhaddeb

  • Kamburlu, tümsekli, üstü yumru olan. Dürbin camı gibi yumru olan.

muşt

  • Avuç. Yumruk. (Farsça)

müşt

  • Yumruk. (Farsça)
  • Avuç. (Farsça)

muşt / مشت

  • Yumruk. (Farsça)
  • Avuç. (Farsça)

müşt / مشت

  • Yumruk. (Farsça)
  • Avuç. (Farsça)

muşta

  • Yumruk. Kunduracıların deriyi inceltmek için kullandıkları mâdeni top.

müşte

  • Yumruk, muşta. (Farsça)
  • Birine vurmak için ele veya parmaklara geçirilen demirden yapılmış âlet. (Farsça)
  • Kunduracıların deriyi vurarak inceltmekte kullandıkları maden tokmak. (Farsça)

muştzen

  • Yumruk vuran. Boksör, yumrukçu. (Farsça)

müştzen

  • Yumruk vuran, boksör. (Farsça)

mütelakim

  • Birbirine yumruk atan, telâküm eden.

nütu

  • Yumru, çıkıntı.
  • Yumruluk.

reyde

  • (Çoğulu: Ruyud) Dağın sivri ve yumru tarafı.
  • Yavaş ve yumuşak esen rüzgâr.

şefellec

  • Burun delikleri büyük, dudakları yumru kalın ve sarkık olan adam.
  • Ferci vasi avret.

semarug

  • Başı yumru yumurta gibi olan mantar.

taun

  • Vebâ denen dehşetli bir bulaşıcı hastalık. Bu hastalıkta lenf bezlerinde hâsıl olan yumruların herbiri.

telaküm

  • Yumruklaşma. Boks.

turfe

  • (Çoğulu: Etrâf) Nâziklik, yumuşaklık.
  • Nimet.
  • Güzel yemek.
  • Zarif, iyi nesne.
  • Üst dudağın ortasında fazlalık olarak yumru et olması. (O kişiye "etref" derler.

ukabeyn

  • İşkence veya asmak için dikilen iki tane dar ağacı.
  • Kovayı muhafaza etmek için kuyu içinde olan yumru taş.
  • Kuyu duvarı arasına koyulan saksı parçası.
  • Havuz içinde akan suyun yolu.
  • Büyük ilim.

vecenat

  • (Tekili: Vecne) Elmacıklar, yanaktaki yumrucuklar.

vecne

  • (Çoğulu: Vecenât) Elmacık, yanaktaki yumrucuk.

verem

  • (Çoğulu: Evrâm) şiş, yumru.
  • şişme.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın