LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yuk kelimesini içeren 310 kelime bulundu...

adalet-i aliye / adalet-i âliye

  • Yüksek adalet.

ahlak-ı aliye / ahlâk-ı âliye

  • Yüksek ahlâk.

ahlak-ı hasene / ahlâk-ı hasene

  • Yüksek ahlâkı en parlak ve ulvi bir şekil ve ruhta gösteren ve bilfiil yaşayan Peygamberimizin (A.S.M.) ve O'nun yolunda gidenlerin ahlâkı.

ahlak-ı samiye / ahlâk-ı sâmiye

  • Yüksek ahlâk.

ahlak-ı ulviye / ahlâk-ı ulviye

  • Yüksek ahlâk.

ahzel

  • Yüksek olmak, irtifa.

akam

  • Yük bağladıkları ip.

al / âl

  • Yüksek. Âlî. Yüce. Bülend.

ala

  • Yükseklik. Büyüklük. şeref. şan.

alaye

  • Yüksek yer, yükseklik.

ali / âlî

  • Yüksek, yüce.

ali-fıtrat / âli-fıtrat

  • Yüksek fıtratta olan.

alicah / âlîcâh / عالى جاه

  • Yüksek dereceli. (Arapça - Farsça)

alicenab / âlicenab

  • Yüksek ahlâklı.

alicenabane / âlîcenabâne

  • Yüksek ahlâklı birine yakışır biçimde.

alicenap / âlicenap

  • Yüksek ahlâklı, şerefli.

alikadr / âlikadr

  • Yüksek değer sahibi; çok takdir edilen.

alimakam / âlîmakâm / عالى مقام

  • Yüksek makamlı. (Arapça)

alinazar / âlînazar / عالى نظر

  • Yüksek görüşlü. (Arapça)

amudi / amudî

  • Yukarıdan aşağıya dikey olarak. Direk gibi yukarıdan aşağıya düz ve şakulünde olarak.

asar-ı aliye / âsâr-ı âliye

  • Yüksek kıymete sahip olan eserler.

asar-ı bergüzide / âsâr-ı bergüzîde

  • Yüksek değerdeki eserler.

ashab-ı kiram

  • Yüksek şeref sahibi Sahabeler; Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler.

avaz ü niyaz / âvâz ü niyaz

  • Yüksek sesle dua, yalvarış.

ayzemur / ayzemûr

  • Yük taşıyamıyan büyük ve yaşlı deve.

bala / bâlâ

  • Yüksek, yüce.
  • Yüksek. Yukarı. Yüce. Yüksek kat. (Farsça)
  • Yüksek, yukarı.

bala kamet / bâlâ kamet

  • Yüksek, yüce şahsiyet.

balapervaz / bâlâpervaz / بالاپرواز

  • Yükseklerden uçan. (Farsça)

balapervazane / bâlâpervazâne / bâlâpervâzâne

  • Yüksekten uçarcasına.
  • Yüksekten konuşarak, atıp tutarak.

balarev

  • Yüksekten giden. (Farsça)

bar / bâr / بَارْ

  • Yük.
  • Yük, pas.
  • Yük.

bar-senc

  • Yük tartan, dirhem. (Farsça)

basık

  • Yükselmiş. Uzamış. Çıkmış.

ber-vech-i bala / ber-vech-i bâlâ

  • Yukarıda olduğu gibi.

berdaşte

  • Yükseğe kaldırılmış, yukarı çıkarılmış. (Farsça)

berendahte

  • Yükseğe çıkarılmış, üste çıkarılmış. Yükseğe kaldırılmış. (Farsça)

berin / berîn / برین

  • Yüksek, yüce. (Farsça)

bülend / بُلَنْدْ

  • Yüksek, büyük. (Farsça)
  • Yüksek.
  • Yüksek, yüce.
  • Yüksek.

bülendi / bülendî

  • Yükseklik, yücelik. (Farsça)

buruc-u samiye / buruc-u sâmiye / burûc-u sâmiye

  • Yüksek burçlar.
  • Yüksek burçlar.

büzürgmeniş

  • Yüksek fikirli, fikirleri değerli olan. (Farsça)

cenab-ı peygamber / cenâb-ı peygamber

  • Yüksek şeref sahibi olan Peygamber Efendimiz.

cennet-i terakki

  • Yükselme, kalkınma cenneti.

cevahir-i aliye / cevâhir-i âliye

  • Yüksek ve kıymetli cevherler.

cibal-i şahika / cibal-i şâhika

  • Yüksek dağlar.

dabbe / dâbbe

  • Yük ve binek hayvanı.

damen-i mualla / dâmen-i muallâ

  • Yüksek namus sahibi; yüce, yüksek etek.

dar-ı teklif / dâr-ı teklîf / دَارِ تَكْلِيفْ

  • Yükümlü kılma yeri (Dünya).

dellal / dellâl

  • Yüksek sesle ilan eden, duyuran.

derece-i aliye / derece-i âliye

  • Yüksek derece.

derece-i melekiye

  • Yüksek olan meleklik mertebesi, derecesi.

desatir-i aliye / desatir-i âliye

  • Yüksek ve ulvi düsturlar ve kaideler.

dua-yı fazılane / dua-yı fâzılâne

  • Yüksek, faziletli dualarınız.

e'ba

  • Yükler, hamuleler, çuvallar.

ebniye-i mürtefia

  • Yüksek binalar.

efkar-ı aliye / efkâr-ı âliye

  • Yüksek düşünceler, fikirler.

efrahte

  • Yukarı kaldırılmış, yükseltilmiş, yükselmiş. (Farsça)

efraşte

  • Yükseltilmiş, yukarı kaldırılmış. (Farsça)

engihte

  • Yükseltilmiş, karıştırılmış, oynatılmış, koparılmış. (Farsça)

enmuzec-i kemal / enmûzec-i kemâl

  • Yüksek fazilet ve olgunluk örneği.

erkan-ı askeriye / erkân-ı askeriye

  • Yüksek rütbeli askerler. Zabitler, subaylar.

ervah-ı aliye / ervâh-ı âliye

  • Yüksek ruhlar.

esasat-ı aliye / esasat-ı âliye

  • Yüksek esaslar, hakikatler.

eser-i ali / eser-i âlî

  • Yüksek, yüce eser.

evc-gir

  • Yükselen, yükseğe çıkan. (Farsça)

evc-i rif'at

  • Yüksekliğin son noktası, zirvesi, tepesi.

evc-pervaz

  • Yüksekte uçan. (Farsça)

fazail-i aliye / fazail-i âliye

  • Yüksek faziletler.

fazilet / fâzilet

  • Yüksek meziyet, erdem.

feryad / feryâd

  • Yüksek sesle yardım isteme.

feryad u fizar / feryad u fîzar

  • Yüksek sesle bağırıp haykırmak, yardım istemek.

feryadüfizar / feryâdüfîzar

  • Yüksek sesle yardım isteme ve yalvarma.

feyz-i ulvi / feyz-i ulvî

  • Yüksek, yüce feyiz.

feza-yı ulvi / feza-yı ulvî / فَضايِ عُلْوِي

  • Yüksek uzay boşluğu.

figan-tiz / figân-tiz

  • Yüksek feryad.

fikr-i ali / fikr-i âlî

  • Yüksek fikir.

firazi / firazî

  • Yukarılık, yükseklik. (Farsça)

hakikat-ı aliye / hakikat-ı âliye

  • Yüksek, yüce gerçek.

hakikat-i aliye / hakikat-i âliye

  • Yüksek, yüce gerçek ve doğru.

hakk-ı fazılaneleri / hakk-ı fâzılâneleri

  • Yüksek zâtınız hakkında.

hamil / hâmil

  • Yüklü, taşıyıcı.
  • Yüklenen.

hamile / hâmile

  • Yüklü, yük taşıyan.
  • Yüklü, gebe.

haml / حَمْلْ

  • Yüklenme, üstlenme.
  • Yük, yüklenme, yükleme.
  • Yükleme.

haml buyurma

  • Yükleme.

hamle

  • Yüklenme, saldırma.

hamleden

  • Yüklenen, taşıyan.

hamledilme

  • Yüklenme, dayandırılma.

hamletme

  • Yükleme.

hamletmek

  • Yüklemek, isnat etmek, vermek.
  • Yüklemek, zannetmek.

hamlinden

  • Yüklenmekden, üstlenmekden.

hamule / hamûle / حموله

  • Yük. Yük taşıyan nakil vasıtalarının yükü. (Farsça)
  • Yük.
  • Yük. (Arapça)

hasail-i gàliye / hasâil-i gàliye

  • Yüksek ve üstün hasletler, özellikler.

hayalat-ı aliyye / hayalât-ı âliyye

  • Yüksek ve âli hayaller.

heyet-i aliye / heyet-i âliye

  • Yüksek kurul.

heyet-i aliye-i ilmiye / heyet-i âliye-i ilmiye

  • Yüksek ilim heyeti.

hil'at

  • Yüksek makamdaki zatların beğendiği kimseye ve takdir edilen zevata giydirdiği kıymetli, süslü elbise. Kaftan.

hilafet-i aliye-i osmaniye / hilâfet-i âliye-i osmaniye / hilâfet-i aliye-i osmâniye / خِلَافَتِ عَلِيَۀِ عُثْمَانِيَه

  • Yüksek Osmanlı hilâfeti.
  • Yüksek Osmanlı halifeliği.

himal

  • Yük getirmek, yük taşımak.

himl

  • Yük. Taşınan ağırlık.

hissiyat-ı ulviye / hissiyât-ı ulviye

  • Yüksek hisler, ulvi duygular.
  • Yüksek hisler, yüce duygular.

hissiyat-ı ulviye-i rakika / hissiyat-ı ulviye-i rakîka

  • Yüksek ve ince hisler, duygular.

hubb-u maali / hubb-u maâlî

  • Yüksek, yüce sevgi.

husun-i refia / husun-i refîa

  • Yüksek kaleler.

huzur-u ali / huzur-u âli

  • Yüksek huzur.

huzur-u hazretiniz

  • Yüksek huzurunuz (bir saygı ifadesidir).

huzur-u sami / huzur-u sâmî

  • Yüksek ve yüce huzur.

i'la / i'lâ / اعلا

  • Yükseltme, yüceltme. (Arapça)
  • İ'lâ edilmek: Yükseltilmek, yüceltilmek. (Arapça)

i'tila / i'tilâ

  • Yükselme, yücelme.

icraat-ı aliye / icraat-ı âliye

  • Yüksek icraatlar, büyük iş ve faaliyetler.

ıdl

  • Yük dengi, misil, eşit.

idrak-i maali / idrâk-i maâlî

  • Yüksek ve derin fikirleri kavrama.

ifraz

  • Yükseklik. Rif'at. İrtifa'. (Farsça)

igrad

  • Yüksek ve güzel sesle şarkı söyleme.

ihtitat

  • Yukarıdan aşağı indirme.

iltifat-ı şahane / iltifât-ı şâhâne

  • Yüksek iltifât, padişahın lütufla yaptığı özel muamele.

inhibat

  • Yukarıdan aşağı inme.

inhiva

  • Yukardan aşağı düşme.

inşaz

  • Yükseltme.

irşadat-ı aliye / irşâdât-ı âliye

  • Yüksek irşatlar, doğru yolu göstermeler.

irtibah

  • Yükselme, yükseğe çıkma.

irtifa / irtifâ / ارتفاع

  • Yükseklik.
  • Yükseklik.
  • Yükseklik. (Arapça)

irtifa' / irtifâ' / اِرْتِفَاعْ

  • Yükseklik, yükselme.
  • Yükselme.

irtifaen

  • Yükseklikçe, yükseklik bakımından.

is'ad / is'âd / اصعاد

  • Yükseltme. (Arapça)
  • İs'âd etmek: Yükseltmek, çıkartmak. (Arapça)
  • İs'âd olunmak: Yükseltilmek. (Arapça)

isad / isâd

  • Yükseltme, mesut etme.

ıstıad

  • Yükseğe çıkma, terfi etme.

itila / îtilâ

  • Yükselme.

ıtmah

  • Yukarı bakma, gözü yukarı dikme.

kadd-i bala / kadd-i bâlâ

  • Yüksek, uzun boy. (Farsça)

kahkaha

  • Yüksek sesle ve çokça gülme.

kaziye-i hamliye

  • Yüklemli önerme.

kelimat ve tabirat-ı aliye / kelimat ve tâbirat-ı âliye

  • Yüksek, yüce ifadeler, tabirler.

kemalat-ı samiye / kemâlât-ı sâmiye

  • Yüksek ahlâk ve faziletler.

kıymet-i aliye / kıymet-i âliye

  • Yüksek, yüce değer.

kubbe-i ali / kubbe-i âli

  • Yüksek kubbe.

kubbe-i aliye / kubbe-i âliye

  • Yüksek ve yüce kubbe.
  • Yüksek kubbe.

kuff

  • Yüksek yer.

külfet

  • Yük, zahmet, zorluk.

kusur-u aliye / kusûr-u âliye

  • Yüksek saraylar, köşkler.

kuvve-i ulviye

  • Yüksek ve manevî güç.

letaif-i ulviyet / letâif-i ulviyet

  • Yüksek duygular.

maal

  • Yükseklik. İlerilik. Şereflilik.

mahmul / mahmûl / محمول

  • Yüklenilen.
  • Yüklü. (Arapça)

mahmule / mahmûle

  • Yük. Hamule.
  • Yük.

makamat-ı aliye / makamat-ı âliye

  • Yüksek şerefli mevkiler, makamlar. Yüce makamlar.

malum-u ali / malûm-u âli

  • Yüksek zâtınızca bilindiği gibi.

manevra-i ulvi / manevra-i ulvî

  • Yüksek manevra, büyük tatbikat.

marr-üz zikr / mârr-üz zikr

  • Yukarıda zikri geçmiş olan, yukarda bahsedilmiş olan.

mavera-i şevahik-i cibal / mâverâ-i şevâhik-i cibal

  • Yüksek dağların arkasında.

meclis-i ali / meclis-i âli

  • Yüksek meclis.

meclis-i ali-i islam / meclis-i âli-i islâm

  • Yüksek İslâm Meclisi.

meclis-i aliye / meclis-i âliye

  • Yüksek meclis.

medar-ı teklif / medâr-ı teklîf / مَدَارِ تَكْلِيفْ

  • Yükümlülük sebebi.

mehasin-i ulviye

  • Yüksek güzellikler.

mekatib-i aliye / mekâtib-i âliye / مكاتب عاليه

  • Yüksek mektebler. Yüksek okullar. Üniversite ayarındaki mektebler.
  • Yüksekokullar.

mekatib-i i'dadiyye / mekâtib-i i'dâdiyye

  • Yüksek mekteblere talebeyi hazırlayan, rüştiyeden sonra gidilen mektebler. Liseler.

mekteb-i ali / mekteb-i âli / mekteb-i âlî / مكتب عالى / مَكْتَبِ عَالِي

  • Yüksek okul.
  • Yüksek mekteb, yüksek okul.
  • Yüksekokul.
  • Yüksek okul.

menba-ı ulum-u aliye / menba-ı ulûm-u âliye

  • Yüksek ilimlerin kaynağı.

menzil-i ali / menzil-i âli

  • Yüksek, yüce yer.

meratib-i terakkiyat ve tedenniyat / merâtib-i terakkiyat ve tedenniyat

  • Yükselme ve alçalma dereceleri.

merfu / merfû

  • Yükseltilmiş.

mertebe-i aliye / mertebe-i âliye

  • Yüksek derece, âli mertebe.

mertebe-i ulviye

  • Yüksek, yüce mertebe.

mesanid-i aliye / mesanid-i âliye

  • Yüksek rütbeler, âli mevkiler.

meyyal-i i'tila / meyyal-i i'tilâ

  • Yükselmeğe çok meyilli ve istekli.

michar

  • Yüksek sesle konuşan.

mirac / معراج

  • Yükselme vasıtası.

mirac-ı suud

  • Yükselme merdiveni.

mualla / muallâ / مُعَلَّا

  • Yüksek, yüce, âli. Makamı ve rütbesi yüksek.
  • Yüksek.

muallim-i ahlak-ı aliye / muallim-i ahlâk-ı âliye

  • Yüksek ahlâkı öğreten, ders veren.

mücahid-i ali-himmet / mücahid-i âlî-himmet

  • Yüksek gayret sahibi mücâhid.

müderrislik

  • Yüksek eğitim kurumlarında ders verme, hocalık.

mükellef / مُكَلَّفْ

  • Yükümlü.
  • Yükümlü, yüklenmiş, aşırı süslü.
  • Yükümlü.

mükellefin / mükellefîn / مُكَلَّفِينْ

  • Yükümlüler, sorumlular.
  • Yükümlüler.

mükellefiyet

  • Yükümlülük, sorumluluk.

münbesir

  • Yüksek, mürtefi.

mürtefi / mürtefî / مرتفع

  • Yükselen.
  • Yüksek. (Arapça)

müsaade-i fazılane / müsaade-i fâzılâne

  • Yüksek müsaade, izin.

musafe

  • Yük koyacak yer ve kap.

müsar

  • Yükseğe kalkan toz.

müşeyyed

  • Yüksek ve sağlam, metin yapılı, muhkem.

müskal

  • Yük altında ezilen. Ezilmekte olan.

mütebarek

  • Yüksek yer.

mütehammil

  • Yüklenen, dayanan, tahammül eden.

müterakki

  • Yükselmiş, terakki etmiş, ilerlemiş olan.
  • Yükselmiş.

mütesaide / mütesâide

  • Yükselen.

müteşeyyid

  • Yükselten. Sağlamlaştıran.

nabi

  • Yüksek, yüce.

nara / nâra

  • Yüksek sesle bağırma, haykırma.

nass-ı celil / nass-ı celîl

  • Yüksek mânâları olan âyet-i kerime.

naus

  • Yüksek yer.

nazil olmak / nâzil olmak

  • Yukardan aşağıya inmek; mukaddes kitabların vahiy yoluyla peygamberlere gönderilmesi.

nebha

  • Yüksek, beyaz yer.

neşame

  • Yüksek beyaz bulut.

nukuş-u aliye / nukuş-u âliye

  • Yüksek nakışlar.

perde-i ulviye

  • Yüksek, yüce perde.

pervaz-ı berdar / pervaz-ı berdâr

  • Yükselip uçan. Uçarak dolaşan.

peygamber-i zişan / peygamber-i zîşân

  • Yüksek şan ve şeref sahibi olan peygamber, Hz. Muhammed (a.s.m.).

peygamber-i zişan efendimiz hazretleri / peygamber-i zîşan efendimiz hazretleri

  • Yüksek şan ve şeref sahibi olan peygamber; Hz. Muhammed (a.s.m.).

rafi / râfi

  • Yükseltici, kaldırıcı.

rahilezen

  • Yük hayvanını süren. (Farsça)

raky

  • Yükselmek, terakki etmek.

ref'

  • Yukarı kaldırma, yükseltme.

refi' / refî' / رفيع

  • Yüksek, bülend, âli, yüce.
  • Yüksek, yüce. (Arapça)

ria

  • Yüksek yer.

rif'at

  • Yükseklik. Yüksek ve büyük rütbe sahibi olmak, âlişan olmak.

rifat / rifât

  • Yükseklik.

riyaziyat-ı aliye / riyaziyat-ı âliye

  • Yüksek matematik.

rütbe-i ali / rütbe-i âli

  • Yüksek, yüce bir rütbe.

sabık-ul beyan / sâbık-ul beyân

  • Yukarıda söylenillmiş, zikri geçmiş.

sada-yı bülend / sadâ-yı bülend

  • Yüksek ses.

şahik / şâhik

  • Yüksek, doruk.

şahika / şâhika

  • Yüksek, doruk, zirve.

sakf-ı merfu / sakf-ı merfû

  • Yükseltilmiş dam, tavan.

sakf-ı merfu'

  • Yükseltilmiş dam, tavan.

sakf-ı mualla / sakf-ı muallâ

  • Yüksek çatı, tavan, gökyüzü.
  • Yüksek gökyüzü.

sami

  • Yüksek, yüce, refi'.

samie

  • Yüksek, yüce.

şamih / şâmih / شامخ

  • Yüksek, yüce. (Arapça)

samiye / sâmiye

  • Yüksek, yüce.

şan / şân

  • Yüksek makam.

san'at-ı aliye / san'at-ı âliye

  • Yüksek san'at.

sat'

  • Yüksek olmak. Kesmek, kat'etmek.

savb-ı ali / savb-ı âlî

  • Yüksek taraf.

savt-ı bülend

  • Yüksek ses.

sayha

  • Yüksek ses.

secaya-yı aliye / secâyâ-yı âliye

  • Yüksek huy ve karakterler, tabiatlar.

secaya-yı samiye / secaya-yı sâmiye / secâyâ-yı sâmiye

  • Yüksek ve kıymetli seciyeler.
  • Yüksek ve kıymetli karakterler, vasıflar.

şecere-i aliye ve nafize / şecere-i âliye ve nâfize

  • Yüksek ve tesirli ağaç.

şeref

  • Yükseklik, yücelik, büyüklük.
  • Yükseklik, büyüklük, yüksek mertebe. İnsanlar arasında geçerli ve makbûl olma. Cenâb-ı Hakk'a itâat ve yüksek hizmeti ile çok ihsâna mazhâr olma, iftihâr.

seyr-i anillah-i billah / seyr-i anillah-i billâh

  • Yüksek bilgilerden, aşağı bilgilere inme. Tasavvufta nihâyete (maksada) ulaşan velînin geri dönmesi ve mahlûkları bilmeğe kadar inmesi.

silsile-i aliyye

  • Yüksek silsile. Peygamber efendimizden hazret-i Ebû Bekr yoluyla ilim ve feyz alarak gelen büyük âlimler silsilesi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Ebû Bekr-i Sıddîk, Selmân-ı Fârisî, Kâsım bin Muhammed, Ca'fer-i Sâdık, Bâyezîd-i Bistâmî, Ebü l-Hasen Harkânî, Ebû Ali Farmedî, Yûsuf-i Hemedân

sırr-ı teklif / sırr-ı teklîf / سِرِّ تَكْلِيفْ

  • Yükümlü kılma (imtihan) sırrı.

siyer-i seniyye

  • Yüksek ahlâk ve yüksek vasıflar. Hazret-i Peygamberin (A.S.M.) yüksek ahlâk ve vasıflarına dair yazılan kitab.

sükat

  • Yüksek yerden düşen nesne.

sunuf-i aliye / sunuf-i âliye

  • Yüksek sınıflar.

şura-yı aliye-i ilmiye / şûrâ-yı âliye-i ilmiye

  • Yüksek ilmî şûrâ, yüksek ilmî kurul.

suret-i suud

  • Yükselme tarzı.

suud / suûd / صُعُودْ

  • Yükselme.
  • Yükselmek. Yukarı çıkmak. Derece artmak.
  • Yükseliş.
  • Yükselme.
  • Yükselme.

ta'liye

  • Yükseltme.

taahhüd

  • Yüklenme, söz verme.

tabaka-yı ulya / tabaka-yı ulyâ

  • Yüksek tabaka; zengin, aydın ve sosyal statüsü yüksek tabaka; zenginler, yöneticiler ve saire.

tafr

  • Yukarı sıçramak. Kalkmak.

tahaf

  • Yüksek bulut.

tahammül / تَحَمُّلْ

  • Yüklenme.
  • Yüklenme.

tahir

  • Yüksek nefes.

tahmil / tahmîl / تَحْم۪يلْ

  • Yüklemek. Taşıtmak. Bir kimse üzerine bir işi bırakmak.
  • Yükleme.
  • Yükleme.
  • Yükleme.

tahmil edilme

  • Yüklenme.

tahmil etmek

  • Yüklemek, mânâlandırmak.

takdim-i huzur-u fazılane / takdim-i huzur-u fâzılâne

  • Yüksek huzurunuza sunma.

talebe-i ulum / talebe-i ulûm

  • Yüksek dinî ilimleri okuyan talebe.

talebe-i ulum-u diniye / talebe-i ulûm-u diniye

  • Yüksek dinî ilimleri okuyan talebe.

tamar

  • Yüksek mekan, yüce yer.

tansib

  • Yükseğe kaldırma.

taraf-ı ali / taraf-ı âlî

  • Yüksek huzur.

te'biye

  • Yüksek sesle okumak.

teali / teâlî / تعالى / تَعَال۪ي

  • Yükselme. Yüceltme. Çok yüce olma.
  • Yükselme, yücelme.
  • Yükselme. (Arapça)
  • Yükselme.

teali etme / teâlî etme

  • Yükselme, yücelme.

tealiperver

  • Yükselmeyi isteyen. (Farsça)

tedrisat-ı aliye / tedrisât-ı âliye

  • Yüksek öğretim.

tekalif / tekâlif / tekâlîf / تَكَال۪يفْ

  • Yükümlülükler, sorumluluklar.
  • Yükümlülükler.

teklif / teklîf / تَكْل۪يفْ

  • Yükümlülük, sorumluluk.
  • Yükümlü kılma.

teklif etme

  • Yükleme, sorumlu tutma.

tell-i refi'

  • Yüksek tepe.

temayüz / temâyüz

  • Yükselme, üstün olma.

ten'iş

  • Yukarı kaldırma.

terakki / terakkî / تَرَقّ۪ي

  • Yükselme, ilerleme.
  • Yükselme.

terakki etmek

  • Yükselmek, ilerlemek.

tereffu

  • Yükselme.

terfi / terfî

  • Yükselme.
  • Yükselme.

terfi etmek

  • Yükselmek.

terfi' / terfî' / تَرْف۪يعْ

  • Yükseltme.

terfian / terfîan

  • Yükselerek, terfi ederek.
  • Yükselerek.

tesevvür

  • Yüksekten aşağı inmek.

teşeyyüd

  • Yükseltme. Sağlamlaştırma.

teva'ul

  • Yüksek yere çıkmak.

tıga

  • Yüksek sesle gülme.

tumuh

  • Yüksekteki bir şeye göz dikme, yüksek bir şeye göz dikerek bakma.

ulum-i aliyye / ulûm-i âliyye

  • Yüksek din bilgileri.

ulum-u aliye / ulûm-u âliye

  • Yüksek ilimleri anlamaya yarayan mantık, gramer gibi âlet ilimleri.

uluvv-i himmet / ulûvv-i himmet

  • Yüksek gayretlilik.

ulüvv-ü ahlak / ulüvv-ü ahlâk

  • Yüksek ahlâk.

uluvv-ü cenab / uluvv-ü cenâb

  • Yüksek makam ve kişilik sahibi.

ulüvv-ü cenab / ulüvv-ü cenâb / عُلُوُّ جَنَابْ

  • Yüksek ahlâklılık.

uluvv-ü himmet

  • Yüksek gayret ve fedakârlık.

ulüvv-u himmet

  • Yüksek gayret.

ulüvv-ü himmet / عُلُوُّ هِمَّتْ

  • Yüksek himmet ve gayret.
  • Yüksek himmetlilik, gayret ve himmeti çok olmak.
  • Yüksek gayret.

ulvi / ulvî

  • Yüksek, yüce.

ünvan-ı ali / ünvan-ı âli

  • Yüksek ünvan.

ünvan-ı celil / ünvan-ı celîl

  • Yüksek, büyük unvan, lâkab.

uruc / urûc

  • Yukarı çıkmak. Yükselmek.
  • Yükselme.
  • Yükselme, çıkma.

uruç

  • Yükseliş.

uruc / urûc / عروج

  • Yükselme, göklere ağma. (Arapça)
  • Urûc etmek: Yükselmek, göklere ağmak. (Arapça)

uruc etmek

  • Yükselmek.

üslub-u ali / üslûb-u âlî

  • Yüksek ifade tarzı.

üslub-u aliye / üslûb-u âliye

  • Yüksek ifade tarzı.

vala / vâlâ / والا

  • Yüksek, âlî, refi'.
  • Yüksek, yüce. (Farsça)

valacah / vâlâcâh / والاجاه

  • Yüksek mevki sahibi. (Farsça)

vile

  • Yüksek ses. (Farsça)

yefa'

  • Yüksek yer.

yüksek tahsil

  • Yüksekokul, üniversite.

zakn

  • Yükletmek.

zat-ı ahmediye / zât-ı ahmediye

  • Yüksek velâyet sahibi olan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) zâtı, şahsiyeti.

zat-ı alileri / zât-ı âlileri

  • Yüksek şahsiyetiniz.

zat-ı fazılaneleri / zât-ı fâzılâneleri

  • Yüksek zâtınız.

zat-ı keremkar / zat-ı keremkâr

  • Yüksek şeref sahibi olan kişi.

zat-ı maal-i sıfat-ı ali / zât-ı maâl-i sıfat-ı âli

  • Yüksek vasıf ve niteliklerin sahibi olan şerefli, yüce zât.

zaun

  • Yük devesi.

zeka-i ali / zekâ-i âlî

  • Yüksek zekâ (çok canlı ve keskin zekâ).

zevat-ı aliye / zevât-ı âliye

  • Yüksek makama sahip zâtlar, kimseler.