LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yonu ifadesini içeren 135 kelime bulundu...

acube-i san'at

  • San'at yönüyle hayret verici olan.

adapte

  • Adaptasyonu yapılmış, tamamlanmış. (Fransızca)

aleyhdar

  • Onun tersi yönünde, karşı.

ameliyat-ı kaderiye

  • Kaderin operasyonu.

atalet kanunu

  • Fiz: Duran bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hareket edemez; ve hareket hâlindeki bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hızını ve yönünü değiştiremez.

bedbin / bedbîn

  • Kötümser, herşeyin kötü yönünü gören.

canibinde / cânibinde

  • Yönünde, tarafında.

cihet-i fark / جِهَتِ فَرْقْ

  • Fark yönü.

cihet-i ihtimal

  • İhtimal yönü.

cihet-i imkan / cihet-i imkân

  • Mümkün olma yönü.

cihet-i imtiyaz

  • Üstünlük yönü, üstünlük tarafı.

cihet-i infikak / cihet-i infikâk

  • Ayrılma, çözülme yönü.

cihet-i intizam

  • Tertip ve düzen yönü.

cihet-i irtibat

  • Bağlantı yönü.

cihet-i isnad

  • Dayanma yönü.

cihet-i istifade

  • İstifade ciheti, faydalanma yönü.

cihet-i istimdat

  • Yardım ciheti, yönü.

cihet-i lezzet / جِهَتِ لَذَّتْ

  • Lezzet yönü.

cihet-i münasebet

  • İrtibat yönü.

cihet-i müşabehet

  • Benzeme yönü, benzeyiş itibariyle.

cihet-i muvafakat

  • Uygunluk yönü.

cihet-i nazm

  • Tertip ve diziliş yönü, alâkası, irtibatı.

cihet-i nazm ve irtibat

  • Diziliş ve bağlantı yönü.

cihet-i nimet

  • Nimet yönü.

cihet-i rahmet

  • Rahmet yönü.

cihet-i rüçhaniyet

  • Üstünlük yönü, tercih sebebi.

cihet-i tefevvuk

  • Üstünlük yönü.

cihet-i temas / cihet-i temâs

  • Bağlantı yönü.

cihet-i tercih

  • Üstünlük yönü, tercih sebebi.

cihet-i tevafuk

  • Denk düşme, uygun gelme yönü.

cihet-i ulviyet

  • Yücelik yönü.

cihet-i vahdet / جِهَتِ وَحْدَتْ

  • Birlik yönü.
  • Birlik yönü.

cihet-i zaaf

  • Zayıflık yönü.

cihet-i zahiri / cihet-i zahirî

  • İşin zahirî yönü, görünen kısım.

cihetinde

  • Yönünde.

cihetiyle

  • Yönüyle.

cihetü'l-vahdet

  • Birlik yönü.

cihetü'l-vahdet-i ittihad

  • Birliğin birlik yönü; birliği bir araya getiren yön.

cihetü'l-vahdet-i nübüvvet

  • Peygamberlik müessesesinin birlik yönü, bütün peygamberlerin ortak niteliği.

cihetül-vahdet

  • Birlik ciheti, yönü.

cihetülvahdet

  • Birlik yönü, birleşme yönü.

dehri / dehrî

  • Zaman yönünden, çağları içine alan.

delailü'l-i'caz / delâilü'l-i'câz

  • Abdülkâhir-i Cürcânî'nin, Kur'ân-ı Kerim'in edebî yönünü anlattığı bir eseri.

federal

  • Bir devletler federasyonu ile alâkalı, yahut ona ait. (Fransızca)

gar

  • Mağara. İn. Kehf.
  • Defne ağacı.
  • Gayret.
  • Fesad.
  • Tren istasyonu.
  • Tıb: Beden âzalarında olan cep gibi çukur yer.

gişe

  • Tren istasyonu, vapur iskelesi ve mağaza gibi yerlerde bilet veya paranın alınıp verildiği yer. (Fransızca)

hakikat-i ahmediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) risalet yönünün gerçek mahiyeti.

hakikat-ı hal / hakikat-ı hâl

  • Durumun gerçek yönü.

hakikat-i meslek

  • Takip edilen bir yöntemin gerçek yönü.

hakim-i müdakkik / hakîm-i müdakkik

  • Konuları gaye, fayda ve san'at yönünden dikkatli bir şekilde araştıran hikmetli kişi.

hareket-i vaz'iye

  • Hareket şekli, hareket konumu ve pozisyonu.

hatıra-i hakikat

  • Hakikate ulaşma yönünde yaşanmış bir hatıra.

hatt-ı hareket

  • Rota; hareket yönü, istikamet.

hayat-ı maddiye-i nefsiye

  • Hayatın madde ve nefse bakan yönü.

hayr-ı mutlak

  • Her yönüyle hayırlı olan.

herkül burcu

  • Gökyüzünün kuzey yönünde Herkül ismi verilen bir yıldız kümesi.

hikmetçe

  • Hikmet yönünden; belli bir amaç ve hedefe yönelik olarak.

hilkatçe

  • Yaratılış yönünden.

huzur-u etemm

  • Kulun kendini her yönüyle Allah'ın huzurunda hissetmesi.

ilmen

  • İlim yönünden.

iltifat

  • Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek.
  • Dikkat, itina.
  • Edb: Bir mevzu anlatılırken, o anda kalbe doğan bir ilham coşkunluğu ile -mevzu dışına çıkmadan- sözün ve hitabın yönünü değiştirme san'atıdır. Meselâ: (Asım'ın nesli...

imam-ı mutlak

  • Her yönüyle önder.

inhisar zihniyeti

  • Tekelcilik anlayışı (Din sadece bizim tekelimizdedir, her yönüyle bize aittir anlayışı).

inkar-ı mutlak / inkâr-ı mutlak

  • Her yönüyle inkârcılıkta bulunma.

ispat

  • Kanıt göstererek birşeyin gerçek yönünü ortaya çıkarma.

kabilesinden

  • Bir konunun sınırları içinde yer alması yönünden; türünden.

kelamın kuyudat ve keyfiyatı / kelâmın kuyudat ve keyfiyatı

  • Kelâmın küllünü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla, bunların sarf ve nahiv yönünden hususiyetleri. Meselâ: Müzekkerlik - müenneslik, mârifelik - nekrelik, mübtedâ - haber, sıfat - mevsuf gibi.

kinayeten

  • Hem gerçek, hem de mecâzi mânâya gelebilecek bir sözü mecaz yönüyle kullanmak suretiyle, maksadını kapalı bir şekilde, dolaylı anlatarak.

külliyat-ı ilmiye

  • İlmî kitap kolleksiyonu.

kuyud ve hey'at / kuyud ve hey'ât

  • Bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi.

kuyudat / kuyûdât

  • Kayıtlar; bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi.

kuyudat-ı kelam / kuyûdât-ı kelâm

  • Sözün kayıtları; bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi.

lakim / lakîm

  • Yontulmuş veya yonulmuş.

layık-ı vechiyle / lâyık-ı vechiyle

  • Hakkıyla, gerçek yönüyle.

lisans

  • Herhangi bir mevzuda verilen izin. Müsaade belgesi. (Fransızca)
  • Üniversite tahsili tamamlanınca alınan diploma. (Fransızca)
  • Bir sporcunun resmi yarışmalara katılabilmesi için spor federasyonu tarafından kendisine verilen kayıt fişi veya kimlik kartı. (Fransızca)
  • İthal veya ihracı serbest bırakılmayarak (Fransızca)

mahz-ı belagat / mahz-ı belâgat

  • Her yönüyle belâgatlı olan, tam yerinde ve tam şartlara uygun söz söylemek.

mahz-ı vahy

  • Tamamen vahye dayanan; her yönüyle vahiy olan.

makamen

  • Makam yönünden.

manevi tevatür / mânevî tevatür

  • Yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun bir hadis-i şerifi mânâ yönünden aktarması veya aktarılırken susmak suretiyle doğruluğunu tasdik etmesi.

mesalik-i nübüvvet

  • Peygamberlik misyonunu ispat eden yollar.

mesnuniyet cihetiyle / mesnûniyet cihetiyle

  • Yaş yönünden; yaşın küçük olması bakımından.

mıknatıs

  • yun. Demir ve benzeri mâdenleri kendine çekici hususiyeti bulunan câzibe.
  • Başka te'sir altında kalmadan kuzey ve güney kutuplarına doğru yönünü değiştiren demir çubuk. (İki kutbu bulunan bu mıknatıslı çubuğun şimale bakan kısmına şimal (kuzey) ucu, cenuba çekilen ucuna da cenub (güne

mikyas-ı zelazil

  • Yer sarsıntısının şiddet ve yönünü gösteren âletler.

mu'cize-i maneviye-i kur'aniye / mu'cize-i mâneviye-i kur'âniye

  • Kur'ânın mânevî mu'cizesi, mânâ ve içerik yönünden mu'cize olma.

mukes'al

  • İyi yonulmamış ok.

mürşid-i mutlak / مُرْشِدِ مُطْلَقْ

  • Her yönüyle doğru yolu gösteren.

mütevatir-i bilmana / mütevâtir-i bilmâna

  • Mânevî tevatür; yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun bir haberi, olayı veya hadis-i şerifi mânâ yönünden aktarması veya aktarılırken susmak sûretiyle doğruluğunu tasdik etmesi.

nazmşiken

  • Düzensiz; nazım yönünden uyumsuz, tertibi bozuk.

necaset / necâset

  • Aslı îtibâriyle veya sonradan meydana gelen bir sebeble pis olan şeyler. Namaza mâni olup olmama yönünden; hafif necâset ve kaba necâset, görülüp görülmeme yönünden; mer'î (görülen) ve gayr-i mer'î (görülmeyen) ve akıcı olup olmama yönünden; mâî (akı cı) ve câmid (katı) olmak üzere kısımlara ayrılır

neseb

  • Soy, şecere. Çocuğu ana ve babaya bağlayan kan bağı. Ekseriya baba yönünden olan yakınlık için kullanılır. Babalar ve yukarıya doğru büyük babalar ile oğullar ve aşağıya doğru oğullar arasındaki alâkaya amûdî yakınlık; erkek kardeşler ile bunların oğ ulları ve amca oğulları arasındaki alâkaya ufkî y

nesebi / nesebî

  • Soy yönünden, neseble ilgili olarak.

rububiyet-i hassa / rububiyet-i hâssa

  • İlâhî terbiyenin özel yönü.

safvet-i ihlas / safvet-i ihlâs

  • İhlâsı zedeleyecek hiçbir yönün olmayışı.

şahsiyet-i zahiri / şahsiyet-i zahirî

  • Görünürdeki, dışa yansıyan yönündeki şahsiyet, kişilik.

san'aten

  • San'at yönünden.

seciyeten

  • Huy ve karakter yönünden.

sıddık-ı vefiy

  • Vefâlı ve her yönüyle sâdık olan.

şıkk

  • İkiye bölünmüş bir şeyin bir parçası.
  • Bir işin iki yönünden her biri.

tabaka-i nebatiye

  • İnsanın bitkisel yönü.

tariz / târiz

  • Dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye "İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır." diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi.

tasavvuf

  • Dinin ruhsal hayatla ilgili yönünü konu edinen bilim veya meslek.

tenasuhvari / tenasuhvâri

  • Reenkarnasyonu anımsatır bir şekilde.

tevatür-ü bilmana / tevatür-ü bilmânâ

  • Mânâ yönünden tevatür derecesinde olan.

üstad-ı mutlak

  • Her yönüyle üstad olan Hz. Muhammed (a.s.m.).

vazifeten

  • Vazife yönünden.

veçh-i adalet

  • Adalet yönü.

vech-i delalet / vech-i delâlet

  • Delâlet etme yönü, işaret edilen yön, mânâ.

veçh-i hakk

  • Hak yönü.

vech-i i'caz / vech-i i'câz

  • Mu'cizelik yönü.

veçh-i i'caz / veçh-i i'câz

  • Mu'cizelik yönü.

vech-i ihtisas / وَجْهِ اِخْتِصَاصْ

  • Hususî olarak bakma yönü.

vech-i in'ikas / vech-i in'ikâs

  • Aksetme, yansıma yönü.

veçh-i in'ikas / veçh-i in'ikâs

  • Yansıma yönü, akseden tarafı.

vech-i intizam

  • Tertip, düzen, diziliş yönü.

vech-i irtibat

  • Bağlantı yönü.

veçh-i irtibat

  • Bağlantı, ilişki yönü.

vech-i işaret

  • İşaret yönü.

vech-i mana / vech-i mânâ

  • Mânâ ve anlamlarının bir yönü.

veçh-i merhamet

  • Merhamet yönü.

vech-i muvafakat / vech-i muvâfakat / وَجْهِ مُوَافَقَتْ

  • Uygunluk yönü.

veçh-i nazım

  • Vezin, tertip yönü.

veçh-i nazm

  • Tertip, diziliş yönü.

veçh-i nazmı

  • Tertip ve diziliş yönü.

vech-i nisbet

  • Bağ yönü, ilgi yönü.

vech-i rahmet

  • Rahmet yönü.

veçh-i rahmet

  • Rahmet yönü.

vech-i rahmet / وَجْهِ رَحْمَتْ

  • Rahmet yönü.

veçh-i rahmet ve inayet / veçh-i rahmet ve inâyet

  • Rahmet ve özel yardım yönü.

vech-i tahsis / vech-i tahsîs / وَجْهِ تَخْص۪يصْ

  • Tahsis yönü, has kılma sebebi.
  • Hususi kılma yönü.

vech-i tatbik

  • Uygulama yönü, açısı.

veçh-i tatbik

  • Uygulama yönü.

vech-i tevfik

  • Uygunluk yönü.

vechile

  • Yönüyle.

veraset-i ahmediye

  • Peygamberimizin (a.s.m.) risaleti yani, Allah'ın insanlara elçiliği yönüne varis olma özelliği.

zahir-i şeriat / zâhir-i şeriat

  • Şeriatın görünürdeki yönü.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın