LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yoksul ifadesini içeren 51 kelime bulundu...

abapuş / abâpûş / عباپوش

  • Abalı. (Arapça - Farsça)
  • Derviş. (Arapça - Farsça)
  • Yoksul. (Arapça - Farsça)

ahilik

  • Asırlar önce Anadolu'da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak gibi gayeleri vardı. Günlük hayatta ise teavün, yoksulları koruma gibi insani duyguları; ayrıca müzik, silah kullanma, binicilik kabiliyetlerin

aşevi

  • Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane.
  • Para ile yemek yenilen yer, lokanta.
  • Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer.
  • Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer.

avakır

  • (Tekili: Akıra) Fakirler, yoksullar.
  • Kısırlar, verimsiz olanlar.
  • Kudurmuş olanlar.

avez

  • Fakirlik, yoksulluk. Sıkıntı.

bineva / bînevâ / بينوا

  • Zavallı. (Farsça)
  • Yoksul. (Farsça)

dar-ül-aceze

  • Düşkünler, acizler evi. Yoksullar yurdu.

derviş / dervîş / درویش

  • Yoksul. (Farsça)
  • Tarikat şeyhine bağlı mürit. (Farsça)

ebyan

  • Cömert, eli açık, muhtaçlara ve yoksullara yardım eden kimse.
  • Yemekten tiksinen kişi.

faka / fâka / فاقه

  • Yoksulluk. (Arapça)

fakat / fâkat

  • Zaruret, ihtiyaç. Yoksulluk, fakirlik.
  • Yoksulluk, muhtaç olma hâli.

fakir / fakîr / فقير

  • Biçâre, muhtaç, yoksul. İslâm dini, ev kirası, yiyecek, içecek, giyecek, ilaç, yakacak gibi zorunlu ihtiyaçları karşılandıktan sonra yılda 96 gram altın alabilecek kadar geliri olmayanları fakir sayar. Fakirlerden vergi alınmaz, İslâm devleti zorunlu ihtiyaçlarını karşılamada, tedavi, tahsil (öğreni
  • Muhtaç, yoksul.
  • Yoksul. (Arapça)
  • Bendeniz. (Arapça)
  • Dilenci. (Arapça)
  • Derviş. (Arapça)

fakr / فقر

  • İhtiyaç, yoksulluk.
  • Azlık, muhtaçlık.
  • Cenab-ı Hakk'a karşı fakrını, ihtiyacını hissetmek.
  • Tas: Kendisindeki bütün her şeyin Allah'a âit olduğunu bilmek.
  • Fakirlik, yoksulluk, züğürtlük.
  • Yoksulluk, muhtaçlık.
  • Yoksulluk. (Arapça)

fakr u zaruret

  • Yoksulluk ve çaresizlik.

fakr-ı şedid

  • Çok şiddetli yoksulluk, fakirlik.

fakruzaruret / fakruzarûret

  • Fakirlik ve yoksulluk.

fukara / fukarâ / فقرا

  • Fakirler, yoksullar.
  • (Tekili: Fakir) Yoksullar, fakirler.
  • Yoksullar. (Arapça)

fukara-yı muhacirin / fukara-yı muhacirîn

  • Mekke'den Medine'ye hicret edenlerin fakirleri, yoksulları.

ged

  • (Gedbe) Yoksul, dilenci, fakir, dilenen. (Farsça)
  • Dilencilik. (Farsça)

geda / gedâ / گدا

  • Dilenci. (Farsça)
  • Yoksul. (Farsça)

geda-çeşm

  • Dilenci gözlü, yoksul gözlü. (Farsça)
  • Mc: Aç gözlü, gözü doymaz. (Farsça)

gürisne-gan / gürisne-gân

  • (Tekili: Gürisne) Açlar, fakirler, yoksullar. (Farsça)

hak-nişini / hâk-nişinî

  • Dilencilik, yoksulluk, fakirlik, sefâlet. (Farsça)

hasaset / hasâset

  • İhtiyaç. Yoksulluk. Züğürtlük.
  • Rahne.
  • Kalbur ve elek gibi şeylerdeki küçük delik, gedik.
  • Yoksulluk, düşkünlük.

iftikar / iftikâr / افتقار

  • Yoksulluğunu, fakirliğini açığa vurmak.
  • Çok ihtiyacı olmak.
  • Tevazu'. Alçak gönüllülük.
  • Yoksulluk çekme. (Arapça)

iftikarat / iftikarât

  • Fakirlik, yoksulluk.

iftiyak

  • Fakirleşmek, yoksullaşmak.

ihtiyac / ihtiyâc / احتياج

  • Çaresiz kalıp istemek. Muhabbetle meyletmek. Acz, fakr ve yoksulluk. Zaruret hali.
  • Gereksinim (Arapça)
  • Yoksulluk. (Arapça)

infak-ı muhtacin / infak-ı muhtacîn

  • Muhtaçları, yoksulları besleme.

mefluk

  • Yoksul, zavallı, biçare, miskin.

mesakin / mesâkîn / مساكن

  • Yoksullar. (Arapça)
  • Miskinler. (Arapça)

meskenet

  • Miskinlik. Tembellik. Uyuşukluk. Bitkinlik. Beceriksizlik. Fakirlik. Yoksulluk.
  • Yoksulluk, miskinlik.

meskum

  • Hasta ve yoksul kimse.

miskin

  • Aciz, zavallı, beceriksiz, hareketsiz.
  • Cüzzamlı.
  • Mal ve mülkü olmayan, kendini idareden âciz, yoksul.
  • Yoksul, uyuşuk, tembel, zavallı.

müftekir / مفتقر

  • Yoksul. (Arapça)
  • Bağlı, muhtaç. (Arapça)

muhtac / muhtâc / محتاج

  • İhtiyaç sahibi. (Arapça)
  • Yoksul. (Arapça)

muhtacin / muhtacîn

  • (Tekili: Muhtac) Muhtaç kimseler. İhtiyaç sâhibleri. Fakirler, yoksullar.

muhtaciyet

  • İhtiyaç sahibi olmak. Muhtaçlık, fakirlik, sefalet, yoksulluk.

na-budmend

  • Yoksul, fakir. (Farsça)

perişani / perişanî

  • Perişanlık, dağınıklık. (Farsça)
  • Düzensizlik, bozgunluk. (Farsça)
  • Yoksulluk, fakirlik. (Farsça)

rümh

  • (Çoğulu: Rimâh) Mızrak, kargı, süngü.
  • Mc: Yoksulluk, fakirlik.

sail / sâil

  • İsteyen, yoksul, dilenci.

sefalet / sefâlet / سَفَالَتْ

  • Fakirlik, yoksulluk. Fakirlikten gelen sıkıntı. Sefillik.
  • Perişanlık, yoksulluk.

sefil / سفيل

  • Yoksul.
  • Aşağılık. (Arapça)
  • Yoksul. (Arapça)

sefile / سفيله

  • Aşağılık kadın. (Arapça)
  • Yoksul kadın. (Arapça)
  • Orospu. (Arapça)

sefillik

  • Yoksulluk.

taife-i fukara

  • Fakirler sınıfı, yoksullar grubu.

tehidest / tehîdest / تهى دست

  • Yoksul. (Farsça)
  • Eli boş. (Farsça)

tehidesti / tehîdestî / تهيدستى

  • Yoksulluk. (Farsça)
  • Eli boşluk. (Farsça)

tengdest / تنگ دست

  • Elidarda, yoksul. (Farsça)

zaruret / zarûret / ضرورت

  • Çaresizlik. Muhtaçlık. Sıkıntı. Yoksulluk.
  • Çaresizlik, yoksulluk, mecburiyet.
  • Sıkıntı. (Arapça)
  • Yoksulluk. (Arapça)
  • Zorunluluk. (Arapça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın