LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yok ol ifadesini içeren 138 kelime bulundu...

adem-i harici / adem-i haricî

  • Maddeten yok olma hâli; Allah'ın ilminde var olup fakat maddî varlığı olmayan.

ademabad / ademabâd

  • Ebediyyen yok olma.

adim / adîm / عدیم

  • Mâlik ve sahib olmayan. Yok olan. Birşeyi olmayan. Fakir.
  • Yok olan. (Arapça)

ahir / âhir

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mahlûkâtın (varlıkların) yok olmasından sonra, bâkî olan (varlığı devâm eden) yalnız kendisi kalan, hiç yok olmayan.

alem-i kevn ve fesad / âlem-i kevn ve fesad

  • Oluşlar ve yok oluşlar dünyası.

ayıklanma

  • (Biyolojide) Çevre şartlarına en iyi uyabilen canlıların hayatta kalıp çoğaldığı, uyamıyanların öldüğü ve nesillerinin yok olduğu, böylece canlılardan tabii bir tekâmül (evrim) meydana geldiğini savunanların ileri sürdüğü bir tâbirdir. (Türkçe)

baki-i layezal / bâkî-i lâyezâl

  • Hiçbir zaman yok olmayan, varlığı kalıcı ve sürekli olan Allah.

batıl / bâtıl

  • Fânî, geçici, devamlı olmayan, yok olan.
  • Abes, boş, boşuna, sebebsiz yere, yok yere.
  • Hırsızlık, gasb, kumar gibi dînin helâl etmediği, izin vermediği kazanç yolu.
  • Şirk, putlara tapmak.

beka / bekâ

  • Allahü teâlânın sıfatlarından. Allahü teâlânın varlığının sonsuz olması, hiç yok olmaması.
  • Bekâ-billah.

berk-i zail / berk-i zâil

  • Bir an parlayıp yok olan şimşek.

bevar

  • Mahvolma, çürüme, yok olma.
  • Kadının kocaya varmayıp evde kalması.

bevr

  • Helâk olma. Yok olma.
  • Sınama, deneme.
  • Alış-veriş sıkıntısı.
  • Sürülmemiş yer.

beyad

  • Mahvolma, yok olma, hiç olma.

beydudet / beydûdet

  • Mahviyet, hiçlik, yok olma.

bid

  • Yok olma.

büyud

  • Yok olma, hiç olma, in'idam.

cenab-ı lemyezel / cenâb-ı lemyezel

  • Yok olması, gelip geçmesi imkansız olan Allah.

daire-i imkan / dâire-i imkân

  • Bir şeyin var veya yok olabilme ihtimallerini içine alan daire, kâinat.

daire-i imkani / daire-i imkânî

  • Birşeyin var veya yok olabilme ihtimallerini içine alan daire, kâinat.

ecel-i inkıraz

  • Dağılıp yok olma vakti, çökme zamanı.

emvac-ı zeval / emvâc-ı zevâl

  • Kaybolup giden, yok olan dalgalar.

endişe-i helaket / endişe-i helâket

  • Yok olma endişesi.

fakdü'l-ahbap

  • Sevgililerin, dostların yok oluşu, onları kaybetme.

fani / fânî / فانى / فَان۪ي

  • Yok olucu, geçici, devamlı olmayan.
  • Tasavvufta Allahü teâlâdan başkasını unutan, bunların sevgisinden kurtulan kimse.
  • Ölümlü. (Arapça)
  • Yok olucu. (Arapça)
  • Geçici. (Arapça)
  • Geçici, yok olucu.

fani olmak

  • Yok olmak.

faniye / fânîye / فَانِيَه

  • Geçici, yok olucu.

fena / fenâ / فَنَا

  • Yok olma, yokluk. "Beka"nın zıddı. (Tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma).
  • İyi olmayan, kötü.
  • (Beka'nın zıddı) Yokluk. Yok olma.
  • Geçici dünya.
  • Geçip gitme.
  • Tas: Kendi varlığından geçmek.
  • Kötü.
  • Devamlı olmayan.
  • Çok kocamış olmak.
  • Yok olma.

fena fil'ihvan

  • Kardeşinde fena olma, yok olma.

fena fillah makamı / fenâ fillâh makamı

  • Allah'ın varlığında tamamen yok olma makamı, Onun varlığına dalıp kendinden tamamen vazgeçme makamı.

fena-i irade / fenâ-i irâde

  • İrâde ve isteklerin yok olması.

fena-i mutlak

  • Sonsuz yok oluş.

fena-yı dünyevi / fenâ-yı dünyevî / فَنَا

  • Dünyadaki yok olma.

fenapezir / fenapezîr / fenâpezîr / فناپذیر

  • Fena bulan, yok olan. Fenayâb da aynı mânada kullanılır. (Farsça)
  • Yok olucu, fani. (Arapça - Farsça)

hadis / hâdis

  • Yaratılmış. Yok iken var, var iken yok olabilir. Sonradan olan.

hak

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Vâcib-ül-vücûd yâni varlığı lâzım olan, hiç yok olmayan, dâimâ var olan ve kendisinden başkası yaratmaya lâyık olmayan.
  • İslâmiyet.
  • Gerçek, doğru.
  • Alacak.
  • Pay, hisse.
  • Hâtır, hürmet.
  • İnsanı

hallak-ı baki / hallâk-ı bâkî

  • Hiçbir zaman yok olmayan, varlığı kalıcı ve devamlı olan, her şeyi sürekli olarak çokça yaratan Allah.

harab / harâb

  • Yok olma, yıkılma.

harabiyet

  • Yok oluş, yıkılış.

harabiyet-i sed

  • Seddin yıkılışı, yok oluşu.

hareket-i zaile-i hadise / hareket-i zaile-i hâdise

  • Var olma ve yok olma şeklinde görülen hareket.

haşşaşiyye / haşşâşiyye

  • Otçular. İnsanın ot gibi olduğunu ve öldükten sonra yok olacağını iddiâ edenler.

hayvan-ı fani-i zail / hayvan-ı fâni-i zâil

  • Gelip geçici, yok olmaya mahkum hayvan.

heba / hebâ / هبا

  • Boş. (Arapça)
  • Hebâ etmek: Yitirmek, yazık etmek, elden kaçırmak. (Arapça)
  • Hebâ olmak: Yitmek, yazık olmak, yok olmak. (Arapça)
  • Hebâya gitmek: Boşa gitmek, yazık olmak. (Arapça)

helak / helâk / هلاک

  • Mahvolma, yok oluş.
  • Yok olma. (Arapça)
  • Ölme. (Arapça)
  • Helâk etmek: (Arapça)
  • Yok etmek, ortadan kaldırmak. (Arapça)
  • Öldürmek. (Arapça)
  • Helâk olmak: (Arapça)
  • Yok olmak, ortadan kalkmak. (Arapça)
  • Ölmek. (Arapça)
  • Çırpınmak. (Arapça)

helak-i mutlak / helâk-i mutlak

  • Kesin yok oluş.

helaket / helâket

  • Yok oluş.

hiç

  • Değersiz, kıymetsiz. Yok olan, yok denecek kadar az olan. (Farsça)

hülk

  • Yok olmak. Fâsid olmak.
  • Düşmek.

idam

  • Yok oluş.

idam edilmek

  • Yok olmak.

idam-ı ebedi / idâm-ı ebedî

  • Dirilmemek üzere yok oluş; âhiret inancı olmadığı için ölümü ebedî yokluğa gitmek olarak görme.

ihtimal-i helaket / ihtimal-i helâket

  • Yok olma ihtimali.

ilm-i husuli / ilm-i husûlî

  • Bir şeyi onun sûreti, görüntüsü zihinde bulunduğu müddetçe bilmek. O şeyin zihindeki sûreti yok olunca, o şey unutulur. Bundan dolayı ilm-i husûlî devamlı değildir.

imha olma

  • Yok olma.

imkan-ı harabiyet / imkân-ı harabiyet

  • Yıkılıp yok olma ihtimalini taşıma.

imtiha'

  • (Mahv. dan) Mahvolma, perişan olma, yok olma.

in'idam / in'idâm / اِنْعِدَامْ

  • İdama gitme. Mahvolma. Yok olma.
  • Yok oluş.
  • Yok olma.

inidam / inîdam

  • Yok olma.

inkıraz / inkırâz

  • Tükenme, blitme, kırılıp yok olma.
  • Dağılıp yok olma, son bulma.

intıfa / intıfâ

  • Yok olma, sönüp bitme.

intifa / intifâ / اِنْتِفَا

  • Yok olma, bitme.
  • Ortadan yok olma.

intifa'

  • Bir şey ortadan yok olma. Aradan çıkma.

izale olma

  • Yok olma, giderilme.

izmihlal / izmihlâl / اضمحلال

  • Bozulup gitmek. Perişan olmak. Yok olmak. Görünmez hale gelmek.
  • Yok olma, mahvolma.
  • Yok olma, bozulma, perişan olma.
  • Yok olma. (Arapça)

kelam-ı layezali / kelâm-ı lâyezâlî

  • Zevâl bulmaz, yok olmaz kelâm; Kur'ân.

kemal-i bizeval / kemâl-i bîzevâl

  • Yok olmayan mükemmellik, kusursuzluk.

kıyamet / kıyâmet

  • Allahü teâlânın emri ile İsrâfil aleyhisselâmın sûr denilen ve nasıl olduğunu bilmediğimiz bir âlete üfürmesi, (nefha-i ûlâ: Birinci üfürme) ile bütün canlıların ölüp, her şeyin yok olması, kâinâttaki (varlık âlemindeki) nizâmın, düzenin bozulması, kıyâmetin kopması.
  • Her canlının ölü

kıyamet-i mükerrere-i nev'iye / kıyâmet-i mükerrere-i nev'iye

  • Her bir varlık türünde sürekli olarak tekrarlanan ve kıyameti andıran var olma ve yok olma hadiseleri.

layefna / lâyefna

  • Bitmez, tükenmez. Fenaya gitmez. Yok olmaz.

layezal / lâyezal / lâyezâl

  • Zeval bulmaz. Yok olmaz.
  • Yok olmaz.
  • Zevâl bulmaz, yok olmaz.

layezali / lâyezâlî

  • Yok olmayan.

lazeval / lâzevâl / لازوال

  • Yok olmaz, ölümsüz. (Arapça)

lehf

  • Yok olan şey için hasret çekip üzülmek.

lehfe

  • Kaybolan veya yok olan birşey için üzülme.

lemyezel / لم یزل

  • Yok olmaz, devamlı.
  • Yok olmayan.
  • Yok olmayan, kalıcı. (Arapça)
  • Tanrı. (Arapça)

levha-i zeval ve firak / levha-i zeval ve firâk

  • Her şeyin yok olup ayrıldığını gösteren tablo.

ma'dum / ma'dûm

  • Mevcut olmayan. Yok olan. Yok.
  • Yok olan, mevcut olmayan.
  • Yok olan, mevcût olmayan

ma'dumat

  • Yok olanlar. Yokluklar.

ma'dumiyet

  • Yokluk, ma'dumluk, yok olma.

maddiyyun / maddiyyûn

  • Maddenin hep var olduğuna, sonradan yaratılmadığına ve yok olmayacağına inananlar, maddeciler.

madum / mâdûm / mâdum / معدوم

  • Yok olan.
  • Yok olmuş. (Arapça)

madumat / mâdûmât

  • Yok olanlar.

madumiyet / mâdumiyet / mâdûmiyet

  • Yokluk, yok oluş.
  • Yok olma, yokluk.

mahbub-u layezal / mahbub-u lâyezâl

  • Yok olmayan, sonsuz sevgili, Allah.

mahbub-u layezali / mahbub-u lâyezâlî

  • Sürekli var olan, asla yok olmayan, sonsuz sevgili, Allah.

mahkum-u inkıraz / mahkûm-u inkıraz

  • Yıkılmaya, yok olmaya mahkûm.

mahv / محو

  • Yok olma.
  • Yok etme. (Arapça)
  • Yok olma. (Arapça)

mahv olma

  • Yıkılma, dağılma, yok olma.

mahv u ispat

  • Yok olma ve var olma.

mahv u nabud / mahv u nâbud

  • Hiçbir izi kalmayacak şekilde yok olma.

mahv u perişan olma

  • Yok olma, perişan olma.

mahvolma

  • Yok olma.

mahvolmak

  • Yok olmak.

maruz-u fena / mâruz-u fenâ

  • Yok olmaya mâruz olan.

mefkud / mefkûd / مفقود

  • Yok olmayan, bilinmeyen.
  • Ölü veya diri olduğu bilinmeyen kayıp kimse.
  • Kayıp. (Arapça)
  • Yok olmuş. (Arapça)
  • Mefkûd olmak: (Arapça)
  • Kaybolmak. (Arapça)
  • Yok olmak. (Arapça)

menfed

  • Tükenmek, yok olup gitmek.

mevcudat-ı zaile / mevcudat-ı zâile

  • Yok olup giden, sona eren varlıklar.

mümteni'-ul-vücud / mümteni'-ul-vücûd

  • Var olması mümkün olmayan, hep yok olması lâzım olan.

mün'adim / مُنْعَدِمْ

  • Ma'dum. Ademe gitmiş. Yok olan.
  • Yok olma.
  • Mün'adim olmak: Yok olmak.
  • Yok olan.

münadim / münâdim

  • Yok olan.

münhedim

  • Münhedim olmak: Yıkılmak, yok olmak.

müntefi

  • Sönen, ortadan yok olan, intifa eden.
  • İntifa edilen, sönen, ortadan yok olan.

muzmahil

  • Darmadağın olmuş, perişan, yok olmuş.

nabud

  • (Nâ-bud) Mâdum, yok olan, bulunmayan. (Farsça)
  • İflas etmiş. Perişan olmuş. (Farsça)
  • Sonradan yok olan. (Farsça)

nefad

  • (Nefed) Bitip tükenmek, yok olmak.

nefy-i nefiy / نَفْيِ نَفِيْ

  • Yokluğun yok olması.

nur-u layezali / nûr-u lâyezâlî

  • Hiç yok olmayan, devamlı nur.

padişah-ı bizeval / padişah-ı bîzevâl

  • Yok olmayan, varlığı son bulmayan padişah; Allah.

ramazan

  • Hicrî ayların dokuzuncusu, üç ayların sonuncusu ve farz olan orucun tutulduğu ay. Ramazan yanmak demektir, çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur.

şaibe-i zeval ve fena / şaibe-i zevâl ve fenâ

  • Yok olup gitme ve gelip geçicilik kuşkusu.

seri-ü'zzeval / seri-ü'zzevâl

  • Hızla, çabucak yok olan, sona eren.

seriüzzeval / serîüzzeval

  • Hızla, süratle yok olup giden.

sür'at-i zeval

  • Hızlıca geçip gitme, yok olma.

tasavvur-u zeval / tasavvur-u zevâl

  • Yok olup gittiğini düşünme.

tebah / tebâh / تباه

  • Yok olmuş. (Farsça)
  • Yıkılmış. (Farsça)
  • Bozulmuş, çürümüş. (Farsça)
  • Tebâh etmek: (Farsça)
  • Yok etmek. (Farsça)
  • Yıkmak. (Farsça)
  • Bozmak, çürütmek. (Farsça)
  • Tebâh olmak: (Farsça)
  • Yok olmak. (Farsça)
  • Yıkılmak. (Farsça)
  • Bozulmak, çü (Farsça)

tebar

  • Helâk, bitme, yok olma.

telef

  • Yok olmak. Ölmek. Zâyi olmak.
  • Boş yere harcamak.

telef olma

  • Yok olma, zâyi olma.

telef olmak

  • Zayi olmak, yok olmak.

tenzih

  • Suç ve noksanlıktan uzak saymak. Cenab-ı Hakk'ı (C.C.) her çeşit kusur, noksan, şerik gibi hallerden uzak bilip söylemek.
  • Kabahati yok olduğu anlaşılmak ve onu ifade etmek.

tesbih

  • Allahü teâlâyı, O'na yakışmayan her şeyden ve mahlûkların (yaratılmışların) alâmetlerinden ve yok olmaktan tenzîh ve takdîs etmek, yâni uzak tutmak mânâsına "Sübhânallah" sözü ve benzerleri.
  • Namaz kılmak.
  • Namazdan sonra, Sübhânallah, Elhamdülillah ve Allahü ekber cümleleri sö

teva / tevâ

  • Havâlenin bozulma sebebi. Havâleyi kabûl edendeki alacağın telef yâni yok olması.

tevehhüm

  • Evhamlanmak. Az tehlike ihtimâli olsa çok korkmak. Yok olanı var zannetmekle ye'se ve korkuya düşmek.

vücub-u vücud / vücûb-u vücûd

  • Varlığı zorunlu olan, yok olması düşünülemeyen, var olmak için hiç bir sebebe muhtaç olmayan varlık; Allah.

vücut vermek

  • Yok olan birşeyi var etmek, yaratmak.

zail / zâil / زائل

  • Geçip gidici, yok olucu.
  • Yok olan, yok olucu. (Arapça)
  • Zâil olmak: Yok olmak, ortadan kalkmak. (Arapça)

zail olma / zâil olma

  • Yok olma.

zailat / zâilât

  • Yok olanlar, kaybolup gidenler.

zailat-ı faniye / zâilât-ı fâniye

  • Geçici, yok olucu şeyler.

zaya'

  • Elden çıkma, yok olma.

zehuk

  • (Zehak) Boş, beyhude. Bâtıl. Zâil, yok olan.

zeval / zevâl / زوال

  • Yok olma, sona erme. Ölmez imiş âşık cânı, Hiç çürümez imiş teni, Aşk her kimi kıldı fânî, Ona zevâl ermez imiş.
  • Yok olma, yok oluş. (Arapça)
  • Batma. (Arapça)
  • Öğle. (Arapça)

zeval bulan

  • Gelip geçen, yok olan.

zeval-i mevcudat / zevâl-i mevcudat

  • Varlıkların yok olması.

zeval-i nimet

  • Nimetin yok olması, sona ermesi.

zevalnapezir / zevâlnâpezîr / زوال ناپذیر

  • Yok olmayan, kalıcı. (Arapça - Farsça)

zevalpezir / zevâlpezîr / زوالپذیر

  • Yok olucu, fani. (Arapça - Farsça)

zevalsiz

  • Geçicilikten, yokluktan uzak olma. Yok olup gitmeyen, sürekli.