LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yoğun ifadesini içeren 66 kelime bulundu...

acür

  • Yoğunluk, semizlik, besililik.
  • Yoğun.
  • Her nesnenin hacmi ve cüssesi olmak.

adham

  • Yoğun, kaba.
  • İri cüsseli adam.

ahşeb

  • (Çoğulu: Ehâşib) Sert taşlı büyük dağ.
  • Haşin ve yoğun olan.

alem-i kesif / âlem-i kesif

  • Yoğun madde âlemi, dünya.

alem-i kesif ve süfli / âlem-i kesîf ve süflî / عَالَمِ كَثِيفْ وَ سُفْلِي

  • Şeffaf olmayan, yoğun ve aşağı âlem.

arabistan

  • Arap milletinin yoğun olarak bulunduğu Ortadoğu bölgesi.

areometre

  • yun. Sıvıların yoğunluk derecesini ölçmeye yarayan âlet. Arşimet'in keşfettiği kanuna istinad edilerek yapılan bu alet, içi boş cam bir silindir ile bunun üst kısmındaki dereceli bir çubuktan ibarettir.

artel

  • Yoğun, büyük nesne.

atle

  • (C. Utül) Rende.
  • Yoğun büyük asâ.
  • Büyük iğne demiri. Farisî yayı.
  • Doğurmamış dişi deve.

balgam-ı cissi / balgam-ı cissî

  • Beyaz ve yoğun balgam.

bidanet

  • Semizlik, besililik, yoğunluk.

büdn

  • Yoğun gövdeli ve şişman olmak.

ca'z

  • Yoğun, kalın nesne.

cel'ad

  • Yoğun gövdeli şişman, kaba kimse.

cezel

  • Yoğun ve kuru odun ağacı.
  • Kesmek, kat'.

dahim

  • (Dahâmet. den) Yoğun ve fazla koyu olan. Kalın olan.

duhan

  • Toz halindeki yoğun duman.

dürüşti / dürüştî

  • Kabalık, sertlik, katılık, kalınlık, yoğunluk. (Farsça)

enbuh / enbûh / انبوه

  • Ziyade, çok, kalabalık. (Farsça)
  • Çokluk, ziyadelik, cemaat, izdiham. (Farsça)
  • Meclis, kurultay. (Farsça)
  • Kalın, yoğun. (Farsça)
  • Duvarın yıkılıp dökülmesi. (Farsça)
  • Kalabalık. (Farsça)
  • Gür. (Farsça)
  • Yoğun. (Farsça)

galiz / galîz / غليظ

  • Çirkin.
  • Terbiye dışı.
  • Yoğun. Kaba.
  • Kokmuş madde.
  • Koyu, yoğun, kaba. (Arapça)

gılaz

  • Yoğunluk, koyuluk.

gılzet / غلظت

  • Yoğunluk. (Arapça)
  • Kabalık. (Arapça)
  • Kalınlık. (Arapça)

hararetle

  • Çok yoğun bir şekilde.

haşib

  • Yoğun, kalın.
  • Tam düzelmemiş olan kılıç.
  • Süslü, zinetli.

hasr-ı kelami / hasr-ı kelâmî

  • Konuşmanın yalnız belli şeyler üzerinde yoğunlaştırılması.

hasr-ı muhabbet / حَصْرِ مُحَبَّتْ

  • Sevgiyi bir noktaya yoğunlaştırma.

herave

  • Ağır, yoğun asâ (baston).

huba'sen

  • (Çoğulu: Huba'senât) Yoğun ve katı nesne.

hummalı / hummâlı

  • Hararetli, yoğun.

husure

  • Yoğunluk, kalınlık. Sütün yoğurt olması.

izdiham

  • Yoğun kalabalık.

ka'sere

  • Yoğun, sağlam, kalın, katı.

kasara

  • (Çoğulu: Kasr-Kasarât) Boyun kökü.
  • Yoğun ağaç.
  • Gemilerin baş ve arka taraflarında güverteden daha yüksek yapılan güverte.

kashab

  • Kalın, yoğun, büyük.

kesafet / kesâfet / كثافت / كَثَافَتْ

  • Sıkılık, tokluk.
  • Kalınlık, yoğunluk.
  • Saydam olmama.
  • Koyuluk.
  • Kalabalık.
  • Bulanıklık. Kir. Açık veya berrak olmamak.
  • Kalınlık, yoğunluk, kesiflik, koyuluk. Şeffaf olmamak.
  • Yoğunluk, katılık.
  • Yoğunluk.
  • Yoğunluk. (Arapça)
  • Çokluk. (Arapça)
  • Şeffaf olmama, yoğunluk ve katılık.
  • Şeffaf olmama, yoğunluk ve katılık.

kesafet-i nüfus

  • Nüfus çokluğu, nüfus yoğunluğu, nüfus kalabalığı.

kesafetli

  • Yoğun, katı.

kesif / kesîf / كثيف / كَث۪يفْ

  • Sığ, yoğun, maddî yapısı olan.
  • Katı, yoğun, mat.
  • Yoğun. (Arapça)
  • Kalın. (Arapça)
  • Koyu. (Arapça)
  • Şeffaf olmayan, yoğun.

küduretli

  • Bulanık, yoğun.

lekleke

  • Yoğun gövdeli ve şişman olmak, etli olmak.

lük

  • Kalın ve yoğun şey. (Farsça)
  • Kırmızı boya. (Farsça)

ma'd

  • Taze hurma.
  • Taze ot.
  • Yumuşak.
  • Yoğunluk, gılzat.
  • Gitmek.
  • Çekmek.

madde-i kesife

  • Yoğun, katı madde.

magma

  • yun. Jeo: Yanardağlardan çıkan hamur kıvamındaki yoğun madde.

merid / merîd

  • Katı, yoğun. Güçlü, kuvvetli kimse.
  • Süt içinde ıslatılıp yumuşatılan hurma.
  • Baş kaldıran. Sadece fesadlık çıkaran. İnatçı. Şerli. Haddini aşmakta, azgınlıkta ve günahkârlıkta çok ileri gitmiş olan.

mikyas-ül mayiat / mikyas-ül mâyiat

  • Sıvıların yoğunluk derecesini ölçen âletin adı.

mütekasif / mütekâsif

  • (Kesafet. den) Sıklaşmış, koyulaşmış, yoğunlaşmış. Sıklaşan, yoğunlaşan, koyulaşan, tekâsüf eden.

rebil

  • (Çoğulu: Rubul) Yoğun, semiz, besili.
  • Yer kuruyunca biten bir ot.
  • Uyluğun iç yanı.

samahmah

  • Uzun ve çok yoğun olan madde.

samd

  • Kasdetmek.
  • Yüksek yer.
  • Galiz, yoğun.

şesel

  • Yoğunluk.

sıhle

  • (Çoğulu: Sehil) Yoğun, büyük nesne.

şirvaz

  • Yoğun, kalın ve büyük.

sitebr / ستبر

  • Kalın, kaba, yoğun. (Farsça)
  • Kalın. (Farsça)
  • Yoğun. (Farsça)
  • Kaba. (Farsça)

subr

  • Her cismin tek kenarı ve yoğunluğu.
  • Ufak taşlı yer.

tekasüf / tekâsüf / تكاثف

  • Kesifleşme. Yoğunlaşma. Sıklaşma.
  • Bir noktada toplanma.
  • Birbirinden ayrılan kimyevi maddelerin tekrar toplanarak birleşmeleri.
  • Yoğunlaşma.
  • Yoğunlaşma.
  • Yoğunlaşma. (Arapça)
  • Koyulaşma. (Arapça)
  • Tekâsüf etmek: Yoğunlaşmak. (Arapça)

tekasüf etmek / tekâsüf etmek

  • Yoğunlaşmak.

teksif / teksîf / تكثيف / تَكْث۪يفْ

  • Yoğunlaştırma. (Arapça)
  • Toplama. (Arapça)
  • Teksîf etmek: Yoğunlaştırmak. (Arapça)
  • Yoğunlaştırma.

teşezzün

  • Yoğun ve katı olmak.

uhah

  • Susuzluk.
  • Galiz, kaba, yoğun.

ukd

  • Düğüm.
  • Yoğun.
  • Gazap, hiddet.
  • Sâkin olmak.

ulebit

  • Yoğun ve büyük nesne.
  • Koyun sürüsü.

unsur-u kesif / unsur-u kesîf / عُنْصُرُ كَثِيفْ

  • Şeffaf olmayan, katı, yoğun madde.

vakf-ı nazar

  • Dikkatin bir konu üzerinde yoğunlaşması.

zakna'

  • Uzun.
  • Kaba, yoğun.
  • Eğri.

zebeb

  • Kaşın kıllı ve yoğun olması.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR