LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yi kelimesini içeren 283 kelime bulundu...

a'vam

  • Yıllar. Seneler.

agma

  • Yıldız. Yıldız akması.

ahter / اختر

  • Yıldız. (Farsça)

ahter-gu / ahter-gû

  • Yıldız ilmi ile uğraşan kişi, müneccim. (Farsça)

ahter-şinas

  • Yıldız ilmi ile uğraşan. Müneccim. (Farsça)

ahteran / ahterân

  • Yıldızlar. Necimler. (Farsça)

ahterşinas / ahterşinâs / اخترشناس

  • Yıldızbilimci. (Farsça)

ahyal / ahyâl / اخيال

  • Yılkılar. (Arapça)

akil / âkil / آكل

  • Yiyen, yiyici.
  • Yiyen. (Arapça)

alb

  • Yiğit, kahraman, bahadır, cesur gibi manalara gelen bir sıfattır.

amm / âmm / عام

  • Yıl. (Arapça)

aşiyan-ı harab / aşiyan-ı harâb

  • Yıkılmış yuva, tahrib edilmiş mesken.

asmani ahen / asmanî âhen

  • Yıldırım. (Farsça)

atyeb-i me'külat / atyeb-i me'külât

  • Yiyeceklerin en güzeli. En güzel yiyecekler.

ayş u işret

  • Yiyip içme. (Bak: Îş)

ayş ü nuş / ayş ü nûş

  • Yiyip içme. (Bak: Îş)

azerahş

  • Yıldırım. (Farsça)

azuf / azûf

  • Yiyecek, erzak. Azık.

bahadır / bahâdır / بهادر / بَهَادِرْ

  • Yiğit. (Farsça)
  • Yiğit, kahraman.

bahadırane

  • Yiğitçesine, kahramana yakışır surette. (Farsça)

bahadıri / bahadırî

  • Yiğitlik, bahadırlık, kahramanlık. (Farsça)

bahr-i muhit-i havai / bahr-i muhit-i havaî

  • Yıldızların, seyyarelerin içinde dolaştığı feza. Büyük feza denizi.

barık / bârık

  • Yıldırım, parıltı.

benuh / benûh

  • Yığın, küme, demet. (Farsça)

besalet

  • Yiğitlik. Bahadırlık. Yürek sağlamlığı.
  • Yiğitlik, bahadırlık, sağlam yüreklilik.

bist / bîst / بيست

  • Yirmi. (20) (Farsça)
  • Yirmi. (Farsça)

bistüm

  • Yirminci.

bürnah

  • Yiğit, delikanlı, genç. (Farsça)

ca'r

  • Yırtıcı kuşların pisliği.

carif

  • Yıkıp harap etmek.

celadet / celâdet / جلادت

  • Yiğitlik. Bahadırlık. Kuvvet ve şiddetlilik. Muhkemlik. Salâbet, metânet.
  • Yiğitlik. (Arapça)

cengaver / cengâver

  • Yiğit, kahraman.

cesed-i necmi / cesed-i necmî / جَسَدِ نَجْمِي

  • Yıldız gibi nuranî olan ceset.
  • Yıldız gibi nurlu beden.

cesurane / cesurâne

  • Yiğitçesine, cesaretli olarak, yüreklice, cesaretle. (Farsça)

ciri / cirî

  • Yılan balığı. (Fâriside mermahi derler.)

civanmert

  • Yiğit, mert.

civanmertlik

  • Yiğitlik, mertlik.

cür'et

  • Yiğitlik, cesaret. Korkmayarak ileri atılmak.

da'sere

  • Yıkmak.

da'şere

  • Yıkmak.

ded / دد

  • Yırtıcı hayvan. (Farsça)

derende / درنده

  • Yırtan, yırtıcı. (Farsça)
  • Yırtıcı. (Farsça)

deride

  • Yırtık, yırtılmış. (Farsça)

dilaver / dilâver

  • Yiğit, cesaretli; gönül alıcı.

efe

  • Yiğit.

ehred

  • Yırtık şey. (Üstbaş hakkında kullanılır.)

enban

  • Yiyecek çantası, heybe. Dağarcık adı verilen deri çanta. (Farsça)

encüm / انجم

  • Yıldızlar. (Arapça)

enkaz / enkâz / انقاض

  • Yıkıntı, yıkılmış şeyin artıkları. Harabenin parçaları.
  • Yıkıntı, harabenin parçaları.
  • Yıkıntı.
  • Yıkıntı. (Arapça)

enva-ı mat'umat / envâ-ı mat'umât

  • Yiyecek çeşitleri.

erzak / erzâk / ارزاق

  • Yiyecek, erzak. (Arapça)

eşter

  • Yırtlak gözlü.

et'ime / اطعمه

  • Yiyecekler.
  • Yiyecekler. (Arapça)

et'ıme / اَطْعِمَه

  • Yiyecekler.

et'ime / اَطْعِمَه

  • Yiyecekler.

eyzan

  • Yine, öyle de, aynı şekilde.

fasıla-i saltanat / fâsıla-i saltanat

  • Yıldırım Bayezid'in Ankara savaşında Timur'a esir düşmesinden, Çelebi Mehmed'in pâdişah olmasına kadar geçen zaman.

fehic / fehîc

  • Yılan sesi.

fenn-i rızık

  • Yiyecek ve içecek bilimi, aşçılık.

fevt

  • Yitme, ölme.

figen

  • Yıkıcı, düşürücü, atıcı. (Farsça)

figende

  • Yıkık, yıkılmış, düşkün. (Farsça)

fügen

  • Yıkıcı, atıcı, düşürücü. (Farsça)

gasil / gasîl

  • Yıkanmış.

gasl

  • Yıkamak, yıkanmak. Ölünün cenâze namazı kılınmadan ve kefenlenmeden önce teneşir tahtası üzerinde, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırıp, göbeğinden dizlerine kadar bir örtü ile kapatılarak yıkanması.
  • Yıkama.
  • Yıkama, gusül.

gökdelen

  • Yirmi veya daha çok katlı bina. (Türkçe)

güm

  • Yitik, kayıp, zâyi. (Farsça)

gusale

  • Yıkama suyu.

güsar

  • Yiyen, yiyici. İçen, içici manalarına birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Gam-güsar : Dert ortağı, arkadaş. (Farsça)

gusl / غسل

  • Yıkanma. (Arapça)

hadim / hâdim

  • Yıkıcı olan, yıkan, tahrib eden.
  • Yıkan, mahveden.

hadisat-ı necmiye / hâdisât-ı necmiye / حَادِثَاتِ نَجْمِيَه

  • Yıldız (kayması) hâdiseleri.

hamaset / hamâset / حَمَاسَتْ

  • Yiğitlik, kahramanlık, cesaret.
  • Yiğitlik, kahramanlık.

har / hâr / خوار

  • Yıkılmış, hedmolmuş.
  • Yiyen. (Farsça)

harabe / harâbe / خرابه

  • Yıkık.
  • Yıkıntı.
  • Yıkıntı, harabe. (Arapça)

harabegah / harabegâh / harâbegâh

  • Yıkılmış yer.
  • Yıkıntı yeri.

harabezar / harâbezâr

  • Yıkılmış yer.

harap etmek

  • Yıkıp yok etmek.

harap olmak

  • Yıkılmak.

hare

  • Yiyecek. (Farsça)

harika-i şecaat

  • Yiğitlik ve yüreklilikte benzersiz olma.

hark / خَرْقْ

  • Yırtma.

hasm-ı tabiat-yılan

  • Yılan tabiatlı düşman.

hatime kısmı / hâtime kısmı

  • Yirmi Dokuzuncu Mektubun Zeyli.

havare

  • Yiyecek, azık. (Farsça)

havi / hâvî

  • Yıkık dökük, ıssız, harabe.

hayye / حيه

  • Yılan. (Arapça)

hedim / hedîm

  • Yıkan, ortadan kaldıran.

hedm

  • Yıkma, tahrip etme.
  • Yıkmak.

helaket

  • Yıkılma. mahvolma. Felâket.

herz

  • Yırtmak.

hetk / هتك

  • Yırtma Yarma. Perdeyi yırtmak. Rezil olmak. Rezil etmek.
  • Yırtma. (Arapça)

hettak / hettâk / هتاک

  • Yırtıp parçalayan, paramparça eden.
  • Yırtan. (Arapça)

hılab

  • Yırtıcı hayvan veya yırtıcı kuş pençesi.

hilya'

  • Yırtıcı hayvanların küçüğü.

hizbü'l-ekber

  • Yirmi Dokuzuncu Lem'a olan Tefekkürnâme adlı eserde yer alan bir bölüm.

hızka

  • Yığın, kalabalık.

hurd u hab / hurd u hâb

  • Yiyecek ve uyku.

hurdeni / hurdenî

  • Yiyecek şey. (Farsça)

hüsn-ü taam / hüsn-ü taâm / حُسْنُ طَعَامْ

  • Yiyeceğin güzelliği.

icare-i müsanehe

  • Yıllık olarak yapılan icaredir. Bir hanenin bir yıl müddetle kiraya verilmesi gibi.

igtisal

  • Yıkanmak. Gusletmek.

ihtiyaç eşyası / ihtiyâç eşyâsı

  • Yiyecek, giyecek ve barınmada asgarî lâzım olan miktar.

iltima-i kevakib

  • Yıldızların parıldaması.

imkan-ı harabiyet / imkân-ı harabiyet

  • Yıkılıp yok olma ihtimalini taşıma.

inhidam / inhidâm / انهدام / اِنْهِدَامْ

  • Yıkılma, harab olma.
  • Yıkılma.
  • Yıkılma. (Arapça)
  • Yıkılma.

inhirak

  • Yırtılma.

inkilis

  • Yılan balığı.

ıntiyan

  • Yiğitlik evveli.

irtikam

  • Yığılma, üst üste birikme.

iş u nuş / îş u nûş

  • Yiyip içme. Sefahet. İşret ve eğlence.

işrin / işrîn / عشرین

  • Yirmi. (Arapça)

istare

  • Yıldız. (Farsça)

istif

  • Yığma, biriktirme.
  • Yığma.

ıtak-üt tayr

  • Yırtıcı kuşlar.

izdiham / izdihâm

  • Yığışma.

kadınlarla muhavere

  • Yirmi Dördüncü Lem'a'nın sonunda yer alan bir bölüm.

kagşar

  • Yıkılmak üzere. Yıkılıp harabolmaya yüz tutmuş.

kahraman / قهرمان

  • Yiğit (Farsça)

kahramani / kahramanî

  • Yiğitlik, kahramanlık, cesurluk. (Farsça)

kerad

  • Yırtık ve eski elbise. (Farsça)

kevakib / kevâkib / كواكب

  • Yıldızlar.
  • Yıldızlar. (Arapça)

kevkeb / كوكب

  • Yıldız.
  • Yıldız. (Arapça)

kevkebi / kevkebî

  • Yıldıza ait, yıldızla ilgili.

kütle

  • Yığın, öbek.

kuzakız

  • Yırtıcı ve paralayıcı yavuz arslan.

lazlaza

  • Yılanın deprenmesi.

ledig / ledîg

  • Yılan veya akrep gibi hayvanlar tarafından sokulmuş kimse.

les'

  • Yılan ve akrep gibi hayvanların sokması.

lezaiz-i mat'umat / lezâiz-i mat'umât

  • Yiyeceklerdeki lezzetler.

lisan-ı hamaset / lisân-ı hamaset

  • Yiğitlik ve kahramanlık dili.

magle

  • Yılda iki kez doğuran koyun ve keçi.

mahkum-u inkıraz / mahkûm-u inkıraz

  • Yıkılmaya, yok olmaya mahkûm.

mahv olma

  • Yıkılma, dağılma, yok olma.

mahv ü perişan

  • Yıkılma ve perişan olma.

mail-i inhidam / mâil-i inhidam / mâil-i inhidâm

  • Yıkılmaya meyilli, yıkılmaya uygun, müsait.
  • Yıkılmağa yüz tutmuş.

mar / mâr / مار

  • Yılan. (Farsça)
  • Yılan.
  • Yılan. (Farsça)

mar-gir

  • Yılan tutan, yılan tutucu. (Farsça)

margir / mârgîr / مارگير

  • Yılancı, yılan tutan. (Farsça)

marhic

  • Yılan balığı.

mat'umat / mat'ûmât

  • Yiyecekler.

me'kulat / me'kûlât

  • Yiyecekler.

medarlar

  • Yirmi Dokuzuncu Söz'de bulunan bölümler; haşir ile ilgili deliller.

mef'at

  • Yılanlı yer.

mekulat / mekûlât

  • Yiyecekler.

mêkulat / mêkûlât

  • Yiyecekler.

menfi hareket / menfî hareket

  • Yıkmak, yakmak, saptırmak, inkâr etmek vs. gibi olumsuz ve yıkıcı hareket, davranış.

menhuş

  • Yılan, akrep cinsinden bir hayvan tarafından sokulmuş.

merdane / merdâne / مردانه

  • Yiğitçe. (Farsça)

merdbeçe

  • Yiğit oğlu yiğit. Merd oğlu merd. (Farsça)

merhuz

  • Yıkanmış, gusül etmiş.

mesbaa

  • Yırtıcı ve vahşi hayvanların çok olduğu yer.

mevadd-ı taamiye

  • Yiyecek maddeleri, yiyecekler.

mevs

  • Yıkamak.

meyl-i tahrip

  • Yıkma ve dağıtma eğilimi.

meyl-i tecellüd

  • Yiğitlik meyli, cesaretli olma ve kahramanlık arzusu.

meyyal-i inhidam / meyyal-i inhidâm

  • Yıkılmak üzere bulunan. Neredeyse göçecek durumda olan.

miskal

  • Yirmidört kıratlık (4,5 gr. kadar) bir ağırlık ölçüsü. (Bir kırat, beş normal arpa ağırlığında olup, bir dirhemin 1/14 üdür.)
  • Yirmidört kıratlık bir ağırlık ölçüsü. (Ondört kırat bir şer'î dirhem karşılığıdır).

müfe'at

  • Yılan suretinde olan alâmet.

müfteris

  • Yırtıcı. Parçalayıcı. İftiras eden. Zorla yere yıkıp parçalayan.
  • Yırtıcı, parçalayıcı.
  • Yırtıcı.

müharese

  • Yırtışıp dalaşmak.

mükellib

  • Yırtıcı hayvanları ava alıştıran, avcılık tâlim edip öğreten.

mümazzak

  • Yırtılmış. Parça parça olmuş.

münderisat / münderisât

  • Yıkılıp mahvolmuş olan harâbeler.

müneccim / منجم / مُنَجِّمْ

  • Yıldızların hareket ve hâllerini tedkikle uğraşan, mevki ve harekâtından mâna ve hüküm çıkaran. Falcı.
  • Yıldız falına bakan, astroloji ile uğraşan.
  • Yıldızlarla uğraşan, falcı.
  • Yıldızbilimci, astrolog. (Arapça)
  • Yıldız ilmi ile uğraşan.

munkarız / منقرض

  • Yıkılan, çöken, sönen. (Arapça)

muntasıf-ı sene

  • Yılın ortası. Senenin yarısı.

müntecim

  • Yıldızın doğması.

müsabea

  • Yırtıcı hayvanların yeri.

mut'am

  • Yiyeceği, içeceği çok olan.

mütegassil

  • Yıkanan, gusleden. Yıkayan.

müteharrık

  • Yırtılan, taharruk eden.

mütemezzik

  • Yırtılan, parçalanan.

mütenavil / mütenâvil

  • Yiyen.

müteşecciane / müteşecciâne

  • Yiğit gibi, yürekli olana benzer surette. (Farsça)

müteşecciin / müteşecciîn

  • Yiğit gibi görünenler.

müvecceb

  • Yirmidört saatte bir kere yemek yiyen kimse.

na-şüste

  • Yıkanmamış. (Farsça)

nafaka

  • Yiyecek parası, geçim için gerekli olan şey.

namcu / nâmcû / نامجو

  • Yiğit. (Farsça)

naznaza

  • Yılanın dilini çıkarıp hareket ettirmesi.

necdet

  • Yiğitlik, kahramanlık.

necim

  • Yıldız.

necm / نجم

  • Yıldız, ahter, kevkeb, ülker yıldızı.
  • Yıldız.
  • Yıldız. (Arapça)

necm ü hilal / necm ü hilâl

  • Yıldız ve ay.

necm-i ayet / necm-i âyet / نَجْمِ آيَتْ

  • Yıldız gibi parlak Kur'ân âyeti.

necmi / necmî

  • Yıldıza dair, yıldızlarla alâkalı.

nevale

  • Yiyecek içecek.

nevale-çin

  • Yiyecek toplayan, kısmetini alan. (Farsça)

nüceym

  • Yıldızcık. Küçük parıltısı olan. Küçük yıldız.

nücum / nücûm

  • Yıldızlar.
  • Yıldızlar.
  • Yıldızlar.

nücum-misal / nücûm-misâl

  • Yıldızlar gibi, yıldızlara benzer.

nücum-perest

  • Yıldıza tapanlar. (Farsça)

nücumperest / nücûmperest

  • Yıldızlara tapan.
  • Yıldızlara tapan.

rahz

  • Yıkamak.

recm-i nücum

  • Yıldızlarla taşlama.

retk

  • Yırtığı onarmak, yarığı düzeltmek, bitiştirmek.

rızk

  • Yiyecek ve içecek şeyler, gıda.
  • Yiyip içecek şey. Maddi mânevi ihtiyaca lâzım nimet. Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet.

rükam

  • Yığın. Birbiri üzerine kat kat yığılmış olan.

sabi'i / sâbi'î / صابئى

  • Yıldıza tapan. (Arapça)

sabie / sâbie

  • Yıldıza tapanlar.

sabii / sâbiî

  • Yıldıza tapan.
  • Yıldıza tapan.

sabiin / sabiîn

  • Yıldıza tapanlar.

sabiiyyun / sâbiiyyun / sâbiîyyûn

  • Yıldızlara tapan kimseler.
  • Yıldıza tapanlar.

saff-derane / saff-derâne

  • Yiğitçesine. (Farsça)

saibi / sâibî / صائبى

  • Yıldıza tapan. (Arapça)

saika / sâika / سائقه / صَاعِقَه

  • Yıldırım.
  • Yıldırım. (Arapça)
  • Yıldırım.

saika-vari

  • Yıldırım gibi. Şiddetli korkutarak. (Farsça)

saika-zede

  • Yıldırım çarpmış. (Farsça)

saikanın isabeti

  • Yıldırımın çarpması.

saikavari / sâikavârî

  • Yıldırım gibi.

sal / sâl / سال

  • Yıl, sene.
  • Yıl, sene.
  • Yıl. (Farsça)

sale

  • Yıllık, senelik. (Farsça)

salname / sâlnâme / سالنامه

  • Yıllık, senelik. (Farsça)
  • Yıllık. (Farsça)

saramet

  • Yiğitlik, mertlik.

şeb-i yelda / şeb-i yeldâ / شب یلدا

  • Yılın en uzun gecesi.

sebat / sebât / ثَبَاتْ

  • Yılmama, sağlam durma.

sebatkar / sebâtkâr / ثَبَاتْكَارْ

  • Yılmayan, sağlam duran.

sebuiye

  • Yırtıcıya mensub, canavarlıkla ilgili.

sebuiyet / sebûiyet

  • Yırtıcılık, parçalayıcılık. Yırtıcı hayvanın fıtri hassası.
  • Yırtıcılık.

şeca'at / şecâ'at

  • Yiğitlik, bahadırlık, cesâret, kahramanlık.

şecaat / şecâat

  • Yiğitlik, cesurluk. Korkulu anda kalb kuvveti ile cesaretini muhafaza etme. Kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesidir.
  • Yiğitlik, cesurluk.
  • Yiğitlik, öfke duygusunun normal derecesi.

şeci / şecî

  • Yiğit, kahraman.

secis

  • Yılın ve zamanın sonu.

sedd-i sedid

  • Yıkılması zor olan, sağlam sed. Yıkılmayacak derecede sağlam sedd.

şehamet / şehâmet / شهامت

  • Yiğitlik. (Arapça)

selenka'

  • Yıldırım.

sene / سنه

  • Yıl.
  • Yıl.
  • Yıl. (Arapça)

sene-be-sene

  • Yıldan yıla, seneden seneye seneler geçtikçe.

sene-i devriye

  • Yıldönümü.

senebesene / سنه بسنه

  • Yıldan yıla. (Arapça - Farsça)

senevat / senevât / سنوات

  • Yıllar. (Arapça)

senevi / senevî / سنوی

  • Yıllık.
  • Yıllık. (Arapça)

seneviye

  • Yıllık.

serbazi / serbazî

  • Yiğitlilik, cesurluk, korkusuzluk. (Farsça)

sevabit / sevâbit / ثوابت

  • Yıldızlar. (Arapça)

sinin / sinîn / سنين

  • Yıllar. (Arapça)

siper-i saika / siper-i sâika

  • Yıldırımdan korunmak için gemilerle, minarelere ve büyük binalara konan âlet. Paratoner.Gemilerde direklerin şapkalarına konulur ve üzerlerine, bir ucu denize kadar sarkıtılmış bakır tel bağlanır. Direkleriyle teknesi ağaç olmayan gemilerde tel yoktur. Telin gördüğü nakil hizmetini geminin demir kıs

şirdil / şîrdil / شيردل

  • Yiğit, arslan yürekli. (Farsça)

sitare / sitâre / ستاره

  • Yıldız, kevkeb. (Farsça)
  • Yıldız. (Farsça)

sitare-gan / sitare-gân

  • Yıldızlar.

şu'le-i berkıyye

  • Yıldırım ışığı. Şimşek parıltısı.

şüst / شست

  • Yıkama. (Farsça)
  • Yıkama. (Farsça)

şüste

  • Yıkanmış. (Farsça)

şuyide

  • Yıkanmış. (Farsça)

taam / taâm / طَعَامْ

  • Yiyecek.
  • Yiyecek.

taamen / taâmen

  • Yiyecek olarak.

tabla-i erzak

  • Yiyecek tablası.

taharruk

  • Yırtılma. Koparılma. Sökülme. Yarılma.

tahrib / تخریب

  • Yıkıp yok etme.
  • Yıkma, yıkım.
  • Yıkma, harap etme. (Arapça)
  • Tahrîb edilmek: Yıkılmak, bozulmak, harap edilmek. (Arapça)
  • Tahrîb etmek: Yıkmak, bozmak, harap etmek. (Arapça)

tahribat / tahrîbât / تخریبات / تَخْر۪يبَاتْ

  • Yıkmalar, yıkımlar. (Arapça)
  • Yıkmalar.

tahribatçı

  • Yıkıcı, tahrip edici.

tahribi / tahribî

  • Yıkmayla ilgili tahribe ait.

tahribkar / tahribkâr

  • Yıkan, bozan.

tahribkarane / tahribkârâne

  • Yıkarak, bozarak.

tahrip

  • Yıkıp bozma, yok etme.

tahrip edici

  • Yıkıcı, bozucu.

tahrip edilmiş

  • Yıkılmış.

tahrip etmek

  • Yıkıp yok etme.

tahripkarane / tahripkârâne

  • Yıkıcı şekilde.

tahşid

  • Yığma, biriktirme, destekleme, kuvvetlendirme.

tara

  • Yıldız. (Farsça)

tayın

  • Yiyecek; pay, hisse.

teelluk

  • Yıldıramak, parlamak.

tehadüm

  • Yıkılmak.

tekrar / tekrâr / تكرار

  • Yine. (Arapça)

tencim

  • Yıldız ilmi ile uğraşmak. Yıldızların hareketlerinden mâna çıkarmağa çalışmak.

terör

  • Yıldırma, tedhiş, korkutma. Anarşi. (Fransızca)
  • Yıldırma, korkutma.

tesir-i muharribane

  • Yıkıp dağıtan etki.

tude / tûde / توده

  • Yığın, küme. (Farsça)
  • Yığın. (Farsça)

tude-be-tude

  • Yığın yığın. Küme küme.

vennecmi

  • Yıldıza yemin olsun.

veseni / vesenî

  • Yıldıza tapan.

viran

  • Yıkık, üzgün.

virane / virâne / vîrâne / ویرانه

  • Yıkıntı.
  • Yıkıntı alan, harap yer, harap bina. (Farsça)

yebab

  • Yıkık, bozuk, harap, virâne. (Farsça)

yel / یل

  • Yiğit. (Farsça)

yemiş

  • Yiyecek.

yıldırım-misal / yıldırım-misâl

  • Yıldırım gibi, yıldırıma benzer.

yıldız-misal

  • Yıldız gibi.

yıldızvari / yıldızvâri

  • Yıldıza benzer, yıldız gibi.

yirmi ikinci nur deryası

  • Yirmi İkinci Söz.

zerrat-ı taamiye / zerrât-ı taâmiye

  • Yiyecekleri oluşturan atomlar.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın