LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yeterli ifadesini içeren 31 kelime bulundu...

bes / بس

  • Yeterli. (Farsça)
  • Çok. (Farsça)

besend / بسند

  • Yeterli. (Farsça)

besende / بسنده

  • Yeterli. (Farsça)

deneycilik

  • (Ampirizm) Fels: İnsan zihninde mevcut her bilginin ve her düşüncenin kaynağı tecrübe (deney) olduğunu iddia eden felsefi görüş. Bu görüş, tecrübenin ehemmiyetini belirtirken aklın ve dinin rolünü inkâr ediyor. Tecrübe maddi dünyayı anlamak için gerekli ama, yeterli değildir. Tecrübe görüneni ve müş

ehliyyet / اهليت

  • Yeterlik. Bir işin ehli olduğuna dâir vesika. İktidar. Liyâkat. İstihkak. Meharet ve mensubiyet.
  • Yeterlik, ustalık, yetki.
  • Beceri sahipliği, yeterlilik, yetki. (Arapça)
  • Yeterlilik belgesi. (Arapça)

erzani / erzânî / ارزانى

  • Ucuzluk. (Farsça)
  • Liyakat, yeterlilik. (Farsça)

esas-ı kafi / esâs-ı kâfi

  • Yeterli esas, yeterli temel taşı.

gına

  • Zenginlik. Yeterlik.
  • Tok gözlülük.
  • Mülâki olmak. Bir kimseye dostluğunda devamlı olmak.
  • Bıkma, usanç.
  • Şarkı söylemek. Teganni etmek.

hadd-i kifaye

  • Kifâyet derecesi, yeterlik derecesi.

icazet alma / icâzet alma

  • Eski medrese usûlüne göre bir öğrencinin hocasından öğrendiği ilimler hakkında yeterlilik belgesi alması.

iktifaen / iktifâen

  • Yetinerek, yeterli görerek.

islam-ı mecazi / islâm-ı mecâzî

  • Nefsin, itminâna gelmeden yâni Allahü teâlânın rızâsına uygun hareket etmeye başlamadan önce, kişide bulunan ve Cennet'e girmek için yeterli olan İslâmiyet.

kafi / kâfi / كافى / كافي / kâfî / كَاف۪ي

  • Yeterli.
  • Yeterli. (Arapça)
  • Yeterli.
  • Yeterli.

kafi gelme / kâfi gelme

  • Yeterli gelme.

kafi ve vafi / kâfi ve vâfi

  • Yeterli.

karar / قرار

  • Durma. (Arapça)
  • Devamlılık. (Arapça)
  • Yeterli ölçü. (Arapça)

kefaet

  • Denklik. Denk olmak. Beraberlik. Bir şeye yeterlik. Küfüv oluş.
  • Fık: Evlenen erkeğin, alacağı kadına neseb, diyanet, hürriyet ve mal hususlarında müsâvi ve daha üstün olması hususu. (Bunun en mühimmi de diyânet noktasındadır.)

kefen-i kifaye / kefen-i kifâye

  • Fakir veya çok borçlu olarak vefât etmiş erkek ve kadın için yeterli sayılan ve bedeni örtecek kadar olan kefen.

kifayet / kifâyet / كفایت

  • Yeterlik.
  • Yeterli olma.
  • Yeterli olma. (Arapça)
  • Yararlılık. (Arapça)

kifayet derecesinde

  • Yeterli derecede.

kifayet etme / kifâyet etme

  • Yeterli olma.

kifayet-i ilmiye

  • İlmî yeterlilik.

kifayetle

  • Yeterli düzeyde.

Kulleteyn

  • Alıntı:
    "iki kulle" (yaklaşık 13 ton) su. Durağan suyun temiz ("tahir") sayılabilmesi için Şafii mezhebine göre bu kadar olması yeterliydi. Daha az olamazdı. Bu kadar oldu mu, içinde ne bulunursa bulunsun "temiz"di artık. "pislik"lerle dolu bile olsa...

    Turan Dursun, Kulleteyn,
    Akyüz Kitabevi, 1990


lezzet-i kafi / lezzet-i kâfi

  • Yeterli lezzet.

maalkifaye / maalkifâye

  • Yeterli olmakla birlikte.
  • Yeterli olmakla beraber.

miktar-ı kafi / miktar-ı kâfi

  • Yeterli miktarda.

şahid-i kafi / şâhid-i kâfi

  • Yeterli seviyede şahitlik.

sebeb-i kafi / sebeb-i kâfi

  • Yeterli sebep.

vafi / vâfi / vâfî / وَاف۪ي

  • Yeterli.
  • Yeterli.

vüs'at / وسعت

  • Genişlik. (Arapça)
  • Kapasite. (Arapça)
  • Parasal yeterlik. (Arapça)
  • Genlik. (Arapça)